-- Diriliş Postası, Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek

“EY İLERİ GÖRÜŞLÜLER, BUNDAN DERS ALIN!”

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Not: Bu yazı, Cevdet Said’in “Ey İleri Görüşlüler, Bundan Ders Alın” * başlığıyla 2 ve 9 Eylül 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır.

Hikâye edildiğine göre adamın biri zamanın birinde tek başına Allah’a ibadet etmek için çöle gitmiş ve onu çevreleyen dağlara çıkmış. Yamacı tırmanırken çıplak kayalarda kör bir karga görmüş. Kanadında da eski bir kırık varmış. Adam kuşun halini düşünerek oracıkta durakalmış. Şöyle düşünmeye başlamış: Bu karga kör… Uçamaz da… Bu zamana kadar nasıl hayatta kalabilmiş? Bu kayalık yerde rızkını nasıl buluyor acaba?

Adam kargayı uzaktan izlerken başka bir karga konuvermiş. Yanında bir miktar tahıl, tohum ve solucan da getirmiş. Başlamış kör kuşu beslemeye. Kuşların yavrularına yedirmesi gibi o kör karganın ağzına bu getirdiklerini koyarak beslemiş onu.

Adam gördüğü bu sahneden hayrete kapılmış… Kendi halini düşünmeye başlamış. Ardından kendi kendine şöyle demiş: “Sübhânallah! Allah dilediğini dilediğince rızıklandırır… O halde ben bu hayatta rızkımın peşinden koşuşturarak neden kendimi yorayım da mutsuz olayım?” Adam bir mağaraya sığınmaya ve ömrünün geri kalan kısmını itikâfta geçirmeye karar vermiş… Bu olayı duyan insanlar olmuş… Ona sadaka getirmeye başlamışlar. O da kendisine sunulanla yetiniyormuş.

Günler böylece geçip gidiyormuş. Derken bir gün âbitlerden biri mağarada uzlete çekilen bu adamı işitmiş. Durumunu öğrenmek ve işin aslını anlamak için adamı ziyarete gelmiş. “Seni kuş uçmaz kervan geçmez bu uzak mağarada yaşamaya iten sebep nedir?” diye sormuş. Adam ziyaretçisine hikâyesini anlatmış. İbadet kastıyla nasıl çöle geldiğini, kanadı kırık kör kargayı nasıl gördüğünü, daha sonra yorgunluk ve mutsuzluğu terk edip nasıl mağarada inzivaya çekilme ve bütün vaktini ibadete ve duaya hasretme kararı aldığını tek tek açıklamış.

Ziyaretçi, adamın hikâyesini dikkatle dinledikten sonra ona şöyle demiş: “Yazıklar olsun sana! Neden kanadı kırık kör bir kuş gibi olmayı seçtin? Her gün ona yiyecek getiren sağlam kuş gibi olmayı seçseydin ya! Neden çalışmayı ve hem kendin hem de başkaları için rızık kazanmayı seçmedin? Oysa sapasağlamsın, sağlığın yerinde!”

Hikâyenin devamında anlatıldığına göre gözlerden uzak bir mağarada inzivaya çekilen adam, bu nasihatin doğruluğuna kanaat getirerek şahit olduğu olaydan yanlış bir ders çıkardığının farkına varmış, mağarayı terk edip hem kendisi hem de başkaları için rızık aramaya koyulmuş.

Önceki bir makalemde, insanın davranışlarının fikirleriyle sıkı bir ilişki içinde olduğundan bahsetmiştim. İnsanın, fikirlerini ve tasavvurlarını gerek kendi çabasıyla gerekse başkalarının etkisiyle değiştirmesinin, onun tutum ve davranışlarında değişikliğe yol açtığını açıklamıştım. Bu değişim bazen çelişki sınırına da ulaşabilir; cesaret korkaklığa, sevinç hüzne, sevgi nefrete dönüşebilir. Tersi de olabilir; aynen anlattığımız hikâyede olduğu gibi tembellik ve bağımlılık dinamik bir gayret ve faaliyete dönüşebilir. Bu hikâyede çelişki düzeyinde bir değişim gözler önüne serilmiştir. Ama aynı zamanda insanlar arasındaki bakış açısı ve algı farkı da ortaya konulmuştur.

Bu hikâye, insanların olayları ve başa gelenleri nasıl anladığını ve bunun kültürel arka planını da gözler önüne sermektedir. Bazı insanlar kör karga hikâyesinde kör kuştan başka hiçbir şey göremeyebilir ve olayın diğer boyutlarını gözden kaçırabilir. Oysa ikinci adam, iki karga hikâyesini sadece dinlemiş olmasına rağmen, olayı bizzat gören ilk adamın aksine hızlı bir şekilde doğru dersi çıkarmıştır. Halbuki ilk adam olayın müspet yanlarını gözden kaçırmıştı.

“Böyle yerleri gezip dolaşmadılar mı ki düşünecek kalpleri ve dinleyecek kulakları olsun. Gözler kör olmaz ama onların göğüslerindeki kalpleri kör olur.” (Hac 22:46).

“Göklerde ve yerde nice göstergeler var ama yanlarından geçip giderler de bir kez olsun dönüp bakmazlar!” (Yusuf 12:105).

*******

Önceki yazımda, insanların olayları ve hikâyeleri kültürel arkaplanları ile potansiyel ve bilişsel yetenekleri çerçevesinde anladıklarını belirtmiştim. Olayları sadece seyretmek veya haberleri sadece dinlemek, onlardan doğru dersleri çıkarmak için yeterli değildir. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Göklerde ve yerde nice göstergeler var ama (o insanlar) yanlarından geçip giderler de bir kez olsun dönüp bakmazlar!” (Yusuf 12:105).

Keza Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Cinlerin ve insanların çoğunu sanki Cehennem odunu olsunlar diye yetiştirdik! Onların da kalpleri vardır ama (gerçeği) kavramazlar; gözleri de vardır ama ilerisini görmezler; kulakları da vardır ama (sözü) dinlemezler. Onlar en’âm (koyun, keçi, sığır ve deve) gibidirler. Aslında daha düşük seviyededirler. Onlar tam bir gaflet içindedirler.” (A’râf 7:179).

Yusuf aleyhisselam kendisine hadiseleri doğru yorumlamayı öğrettiği için Rabbine şükretmektedir. “Ehâdîs” yani olaylar, insanların dilden dile naklettikleri haberlerdir.

“Rabbim (Sahibim)! Bana yönetimden bir pay verdin, olayları doğru yorumlamayı (tevili) öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Bu dünyada da öbür dünyada da benim en yakınım (velim) sensin. Canımı teslim olmuş (Müslüman) olarak al. Beni iyilerin arasına kat.” (Yusuf 12:101).

Çünkü eğer doğru yorumlamayı öğrenemezsek, olayların iç yüzünü ve derin anlamlarını hiçbir zaman kavrayamayız. Bu durumda olaylardan ve tarihten gereken dersi alamayız. Böylece bizden öncekilerin düştüğü hataları tekrarlamak ve ardından onların maruz kaldıkları cezaya çarpılmak zorunda kalırız.

Sosyal, politik ve ekonomik felaketler ve acılar ile doğal afetler (çoğu zaman) insanların düşünce ve davranışlarının sonucudur. Bu durumda, herkes tarafından kesin ve doğru kabul edilen varsayımları sarsmamız, heva putlarımızı devirmemiz, zihinsel fantezilerimizi terk etmemiz gerekmektedir.

Esasında âfetler ve krizler, peşine takılıp gittiğimiz ya da kutsadığımız kavramları, düşünceleri ve ilişkileri yeniden gözden geçirmek için birer fırsattır. Asıl büyük tehlikeler, gereken ibretlerin alınmasında başarısız olunmasından ve gerçek derslerin anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Zira Allah’ın yasaları asla değişmez.[1] Her yasa ihlalinde ise ceza peşinden geliverir: “Çünkü Sahibin sürekli gözetlemededir.” (Fecr 89:14).

Mazide olup biten olaylara itibar etmenin önemi, bilimin, sonuçların geçerliliğini doğrulamak için tecrübeye dayanmasından kaynaklanır. Ancak, insanların bizzat kendileri üzerindeki tecrübe kolay bir iş değildir. Bu nedenle, ulusların bizden önce yaşamış olduğu tecrübeler, başlarından geçen olaylar ve yazdıkları ya da geride bıraktıkları tarihleri, toplumsal yasaları keşfetmek ve bu yasaları toplumsal ve insani problemleri çözmede kullanmak için gereken zengin bir tecrübeler hazinesine dönüşmektedir.

Bu nedenle, gerçek dersi arayan göz sürekli çalışmalı, değersizi kıymetliden ayırt edebilmeli, işin özünü araştırmaya özen göstermelidir. Belli bir tarihi (mesela atalar ve ecdat tarihini) kutsallaştırılmamalı, başkalarının tarihini ve diğer ulusların tecrübelerini küçümsememelidir.

Malik bin Nebi (Allah rahmet eylesin), yapılan işlere “tertemiz ve kutsal” ya da “kirli ve değersiz” olarak bakmayı eleştirirdi. Çünkü bu mantaliteyle kahraman bir mücadele adamı hain bir uşağa, sadık bir dost yaman bir düşmana, iyi bir mümin zındık bir kâfire kolayca dönüşebilir! Neyin iyi neyin kötü ve neyin yararlı neyin zararlı olduğunu araştırıp bunları birbirinden ayırt ederek tasnif edebilmek meseleyi ciddiyetle ele almayı gerektirir. Bunun için de serinkanlı ve bilinçli bir üsluba, konulara çeşitli yönlerden yaklaşabilme yetisine ve bilimsel bir yönteme ihtiyaç duyar.

İslam dünyasının meselelerini yetmiş yıldır takip etmekteyim. Tecrübelerim ve okumalarım, binlerce yıldan bu yana (dünyada) yaşayan ve insanı kurban olarak sunan insanoğlunun geleceği hakkında bende iyimser bir bakış açısı oluşturdu. Nitekim yolsuzluğu ve kan dökülmesini azaltmada, kölelik dönemini sona erdirmede önemli bir aşama kaydedilmiştir. Ancak yeryüzünde fesat çıkarma ve kan dökme eylemi ne hazindir ki devam etmektedir. Ama benim Kitap’ta, dış dünyada ve iç dünyada Allah’ın âyetlerini görmek için yaptığım okumalar, daha iyi bir dünyaya ulaşabilmemizin mümkün olduğu hususunda beni iyimser kılmıştır. Keza insanoğlunun yeryüzünün halifesi (yöneticisi) olmaya layık olduğu, fesat çıkarma ve kan dökme dönemini geride bırakacağı hususunda iyimserim.

Çeviri: Fethi Güngör

——-

* Cevdet Said bu başlığı şu âyet-i kerimeden iktibas etmiştir: “Ehl-i Kitap’tan âyetleri görmezlikte direnenleri (kâfirleri), ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Siz, çıkacaklarını sanmıyordunuz; onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanıyorlardı. Allah, kalplerine korku salarak onlara beklemedikleri yerden geldi. Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey ileri görüşlüler; bundan ders alın.” (Haşr 59:2). (Mütercim).

[1] Cevdet Said burada şu âyet-i kerimelere atıf yapmaktadır: “Öncekilere uygulanagelen yasaya bakmazlar mı? Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın yasasının başka yöne yönlendirildiğini da göremezsin.” (Fâtır 35:43. Keza bakınız: Ahzâb 33:62 ve Fetih 48:23). (Mütercim).

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page
ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK
TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (I)

Yorum yap

Yorum

  1. Cok değrli Cevdet Sait Hocamızın, uyarı ve öğretisini, mükemmel tercümesi ile gözler önüne koyan, çok değerli karedeşimiz Fethi Güngör e teşekkür ederiz. Gerçekten, gözü, gönlü ve şuuru açık insanlar için, her yerde, her zaman gördüğümüz ve işittiğimiz her şeyden ders çıkarmak ve insanlık hasletlerine uygun doğru davranışları seçme şansımız, her an mevcuttur.

  2. “Tecrübelerim ve okumalarım, binlerce yıldan bu yana (dünyada) yaşayan ve insanı kurban olarak sunan insanoğlunun geleceği hakkında bende iyimser bir bakış açısı oluşturdu… daha iyi bir dünyaya ulaşabilmemizin mümkün olduğu hususunda beni iyimser kılmıştır.”
    Ortadoğu özelinde manzara hiç iç açıcı değil; kan ve gözyaşı. Diğer yerler için de Yeryüzü Cenneti diyemeyiz… Ancak ben de Cevdet Said gibi iyimser ve umutluyum. Gelecek bir zaman sonra Avrupa ve Amerika coğrafyasında Hakikat ışığının yanacağına dair ümidim var. Çünkü onlar, olumsuzları tükettiler, olumluluk sancılarını yaşıyorlar… Erdemli çıkışı en çok da İngiltere’den bekliyorum. Asya ve Afrikayı sorarsanız, bireysel istisnaları saymazsak, henüz Orta Çağ girdabından çıkamadıkları görünüyor… “İslâm Dünyası” sözü nereyi anlatıyor, nerede o Dünya?
    Fethi Bey kardeşim, teşekkür ederim; Cevdet Said’in iyimserliğini hatırlatıp öğrettiğiniz için…