<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ye&#039;s Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/yes/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/yes/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Jan 2017 18:03:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF GİBİ ÇAĞININ ŞAHİDİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2016 10:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[22:78]]></category>
		<category><![CDATA[ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[hainlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yürek]]></category>
		<category><![CDATA[hayasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[vefasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=251</guid>

					<description><![CDATA[“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143). &#160; Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü derin acılar içerisinde gözlemlemiş, kısıtlı ve zahmetli ulaşım ve iletişim imkânlarına rağmen İslam dünyasının bir çok bölgesini gezip Müslümanların durumunu yerinde görmüştür. Gözlemlerini vahyin aydınlığında tahlile tabi tutarak vaziyetin önce teşhisini yapmış, ardından tedavi yöntemini de önermiştir. En ağır şartlarda bile ye’se asla pirim vermeyen hak aşığı bu büyük mütefekkir, içinde yaşadığı toplumla ve çağla sınırlı kalmayan derin fikirleriyle günümüze de ışık tutmaktadır.</p>
<p>Yaklaşık bir asır önce ortaya koyduğu içtenlik ve yetkinlik numunesi tespit ve tekliflerinin günümüz için de geçerli olmasından dolayı Âkif gibi âkil bir insanımız olduğuna mı sevinelim, yoksa bir asır boyunca aynı yapısal sorunlarla boğuşup durmamıza ve bir türlü çıkış yolunu bulamayışımıza mı üzülelim? En iyisi biz, merhum Âkif’in de çok sevdiği büyük insan Hz. Ali’nin dediğini yapalım; kalbimiz hüzünle dolu iken yüzümüzden tebessümü eksik etmeyelim. Ve Rabbimizin emrine imtisal edip çağımızın tanıkları olalım:</p>
<p>“Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim&#8217;in inanç sistemine (tâbi olmanız). <strong>O sizleri</strong> bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da <strong>müslüman</strong> <strong>olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız</strong>. Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah&#8217;a sımsıkı bağlanın: O&#8217;dur sizin tek efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!” (Hac, 22:78).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Geri Kalmışlığın Sebeplerini Görüp Çözüm Üretebilmek</strong></p>
<p>12-14 Ekim 2011 tarihlerinde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu”nda, Mersin Üniversitesi’nden Yrd.Doç.Dr. Hasan YÜREK’in sunduğu tebliğ çerçevesinde, İslam âleminin geri kalmışlığı ve Âkif’in bu durumdan kurtulmak için Safahat’ta ortaya koyduğu çözüm önerilerini -uygun ara başlıklar ekleyerek- özetle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Mehmet Âkif Ersoy’a göre tembellik, inanç eksikliği, İslâm’dan uzaklaşma, kimi insanî değerlerin yokluğu, birlik olamama gibi sebepler geri kalmışlığı doğurmaktadır. Çalışmak ve bunun sonrasında tevekkül etmek, inancın sağlam olması, İslam’dan uzaklaşmama, insanî değerlere sahip olma, birlik içerisinde hareket etme ise önerilen çözümlerdir.</p>
<p>&#8230; Asırlardır süren bir mücadele en trajik devresini yaşamaktadır. İngiltere ve Rusya başta olmak üzere bütün bir Batı ve Hıristiyan dünyası emperyalist emellerle İslâm dünyasına karşı saldırıya geçmiştir. Müslümanlar cehalet, tembellik ve en tehlikelisi parça parça bölünmüş veya bölünmek durumundadır. Balkan Harbi’nin ardından, I. Dünya Harbi vatan parçalarını teker teker elimizden koparır. İşte böyle bir devirde Âkif, cemiyeti sarsmak, uyandırmak, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak için mücadeleye davet eder. İmanına yapılan saldırıları göğüsler. Millet aç, çıplak ve perişan iken bunlara karşı kayıtsız kalamaz. (Yetiş, 1992:2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tembellik Sorununu Çalışma Azmiyle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif, toplumun genelinde bir tembellik olduğunu düşünmektedir. Ona göre bütün Müslümanlar bir tembellik, bir miskinlik içerisindedir. Hatta yanlış anlaşılmış bir tevekkül yaygındır (Yetiş, 1992:118). O, tembelliği ve hiçbir gayret sarf etmeden tevekkül edenleri eleştirmektedir. Nitekim, ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlıklı şiirinde şöyle der:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allâh’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!</p>
<p>Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;</p>
<p>Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?</p>
<p>Âlemde “tevekkül” demek olsaydı “atâlet”,</p>
<p>Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?</p>
<p>Çoktan kürenin meş’al-i tevhîdi sönerdi;</p>
<p>Kur’an duramaz, nezd-i İlâhî’ye dönerdi. (Ersoy, 2003:424).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in tembellik karşısında önerdiği çözüm <strong>çalışmak</strong>tır. O, çalışmanın milletini geliştireceğini ve bulunduğu zor durumdan kurtaracağını düşünmektedir:</p>
<p>Binâ-yı milleti i’lâ eden temel sağlam.</p>
<p>Demek ki kurtuluruz biz bugün olursak adam.</p>
<p>Onun da çâresi elbirliğiyle gayrettir.</p>
<p>Çalışmanın o kadar feyzi var ki: Hayrettir! (Ersoy, 2003:242).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cehalet Sorununu Eğitimle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif’in geri kalmışlık hususunda ortaya attığı ikinci etken eğitimsizlik, bir diğer ifadeyle cehalettir. “Şu cehlimizle musîbet mi kaldı uğramadık” (Ersoy, 2003:243)</p>
<p>diyen şair, cehaleti başa gelen olumsuzlukların bir sebebi olarak görmektedir. Âkif’e göre asıl zaferler eğitimle kazanılır. Mevcut olan cehaletin giderilmesi içinse okullar açılması gerektiğini belirtir:</p>
<p>Bugün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: Bakın nerden eyliyor nebe’ân.</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz. (Ersoy, 2003:243).</p>
<p>Âkif, sadece okul açmanın cehaleti gidermediğini de eklemektedir. Ona göre açılan okullar için <strong>nitelikli öğretmenler</strong> de yetiştirilmelidir. Sadece okul açmak ya da açılan okulları öğretmenlerle doldurmak ona göre yeterli değildir:</p>
<p>Mahalle mektebidir işte en birinci adım;</p>
<p>Fakat; bu hatveyi ilkin tasarlamak lâzım.</p>
<p>Muallim ordusu derken, çekirge orduları</p>
<p>Çıkarsa ortaya, artık hesâb edin zararı!</p>
<p>“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;</p>
<p>Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı. (Ersoy, 2003:244).</p>
<p>Âkif’in eğitime verdiği önemi Âsım’da da görmek mümkündür. Bu uzun şiirin sonunda Âsım eğitim almak üzere evinden ayrılmakta ve şiir burada bitmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslâm’dan Uzaklaşma Sorununu Kur’an’a Dönerek Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif, bütün İslâm âleminde İslâm’ın ve Kur’an’ın algılanmasında bazı problemler olduğunu düşünmektedir. Bu konuda şairin ön plana çıkardığı hususlardan biri tevekküldür. Âkif, tevekkülü hiçbir şey yapmadan her şeyi Allah’tan bekleme şeklinde algılamayı eleştirir:</p>
<p>Tevekkülün, hele, ma’nası hiç de öyle değil.</p>
<p>Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın câhil,</p>
<p>Nihâyet oynayarak dîne en rezil oyunu</p>
<p>Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu! (Ersoy, 2003:233).</p>
<p>Dinden uzaklaşıldığını düşünen Âkif, bunun en belirgin göstergesi olarak ibadet yerlerinin halini sunar. Âkif, bu dinden uzaklaşma durumunu her alanda görülen geri kalmışlığın sebepleri arasında görür:</p>
<p>Demek: İslâm’ın ancak nâmı kalmış Müslümanlarda;</p>
<p>Bu yüzdenmiş, demek, hüsrân-ı millî son zamanlarda.</p>
<p>Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;</p>
<p>Rücû etsinler artık Müslümanlar Sadr-ı İslâm’a. (Ersoy, 2003:276).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Âkif’e göre bu durumda yapılması gereken ise İslâm’a uymaktır. Çünkü İslâm, yaşanan dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, geri kalmışlığın önüne geçebilecek niteliktedir:</p>
<p><strong>Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,</strong></p>
<p><strong>Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı</strong>. (Ersoy, 2003:378).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in böyle düşünmesinin temel sebebi ise genel görüşün aksine İslâm’ın terakkiye açık olduğunu bilmesidir. Mevcut geri kalmışlığa bakıp İslâm’ın terakkiye açık olmadığını düşünenlere Mehmet Âkif şu dizelerle karşılık verir:</p>
<p>Mütefekkirleriniz dîni de hiç anlamamış;</p>
<p>Rûh-ı İslam’ı telâkkîleri gâyet yanlış.</p>
<p>Sanıyorlar ki: Terakkîye tahammül edemez;</p>
<p>Asrın âsâr-ı kemâliyle tekâmül edemez.</p>
<p>Bilmiyorlar ki: Ulûmun ezelî dâyesidir,</p>
<p>Beşerin bir gün olup yükselecek pâyesidir.</p>
<p>Mündemic sîne-i sâfında bütün insanlık&#8230;</p>
<p>Bunu teslîm eder insâfı olanlar azıcık. (Ersoy, 2003:169).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrika Sorununu Ortak İdealler Etrafında Toplanarak Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in yaşadığı dönemle ilgili yaptığı bir diğer tespit millette birlikteliğin bulunmayışıdır:</p>
<p>Vahdetten eser yok bir avuç halkın içinde!</p>
<p>Post üstüne hem kavgaların hepsi nihâyet;</p>
<p>Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezâlet! (Ersoy, 2003:419).</p>
<p>Başka milletlerin bir bütün halinde hareket ettiğini; ancak, “Sizin felâketiniz: Târumâr olan vahdet” (Ersoy, 2003: 247) diyerek kendi milletinde birlikteliğin olmadığını ifade eden Âkif’e göre çözüm; çekişmelerden uzaklaşıp <strong>ortak idealler etrafında bir araya gelmek</strong>tir:</p>
<p>Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;</p>
<p>Eğer o his gibi tek, bir de gâyeniz varsa;</p>
<p>Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz&#8230;</p>
<p>Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.</p>
<p>O halde vahdete hâil ne varsa çiğneyiniz&#8230;</p>
<p>Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz? (Ersoy, 2003:247).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kavmiyet Sorununu İslam Kardeşliği ile Çözmek</strong></p>
<p>Âkif Müslümanları bir bütün olarak görür ve kavmiyeti, Müslümanların gelişmesini olumsuz etkileyen bir unsur olarak değerlendirir:</p>
<p>Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,</p>
<p>Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,</p>
<p>Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?</p>
<p>Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,</p>
<p>Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,</p>
<p>Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.</p>
<p>Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.</p>
<p>Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez&#8230;</p>
<p>Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez.</p>
<p>Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;</p>
<p>Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.</p>
<p>Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,</p>
<p>Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh. (Ersoy, 2003:161-162).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanlara, “Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin!” (Ersoy, 2003:247) diyerek seslenen Âkif, onları kavmiyetçilikten uzak durmaya davet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yozlaşma Sorununu Ahlâk ile Çözmek </strong></p>
<p>Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde&#8230;</p>
<p>Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!</p>
<p>Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;</p>
<p>Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhul!</p>
<p>Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;</p>
<p>Nazarlardan taşan ma’nâ ibâdullâhı istihkâr! (Ersoy, 2003:416).</p>
<p>Dedikodu, küfür, fitne, hayasızlık, vefasızlık, yalan, hainlik, duygusuzluk toplumun içinde had safhadadır. Âkif, bu yozlaşma karşısında çözümü ahlâkta bulmaktadır:</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;</p>
<p>Rûh-ı izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünyâ gider, hem din, eğer yapmazsanız! (Ersoy, 2003:274).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Eksikliği Sorununu Bilim Üreterek Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlar arasında ilim eksikliği olduğunu ve bunun sonucunda geri kalındığını düşünen Âkif, bu noktada yüzünü batıya döner. Batınının ilme verdiği değeri takdir eder ve doğunun da aynı yolu izlemesi gerektiğini söyler. O, kimi yönlerini onaylamadığı batının, ilmî açıdan ileri olması sebebiyle onlardan yararlanılması gerektiği düşüncesindedir:</p>
<p>Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;</p>
<p>Veriniz hem de mesâînize son sür’atini.</p>
<p>Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız;</p>
<p>Çünkü milliyeti yok san’atin, ilmin; yalnız,</p>
<p>İyi hâtırda tutun ettiğim ihtârı demin:</p>
<p>Bütün edvâr-ı terakkîyi yarıp geçmek için,</p>
<p>Kendi “mâhiyyet-i ruhiyye”niz olsun kılavuz.</p>
<p>Çünkü beyhûdedir ümmîd-i selâmet onsuz. (Ersoy, 2003:170-171).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümitsizlik Sorununu İman Gücüyle Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlara, batıdan ilmi alın; ama onların hayatına özenmeyin, kendi dininizi ve değerlerinizi ön planda tutun çağrısı yapan Âkif, Yeis Yok şiirinde milletine ve Müslümanların geleceğine yönelik umutlarını dile getirir:</p>
<p>Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik,</p>
<p>Batmazdı bu devlet, “batacaktır!” demeyeydik.</p>
<p>Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır;</p>
<p>Tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandır.</p>
<p><strong>Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol&#8230;</strong></p>
<p><strong>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol</strong>! (Ersoy, 2003:422).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2003). Safahat, (Hazırlayan: M Ertuğrul Düzdağ). 30. basım. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (1992). Mehmet Âkif’in Sanat-Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler. Ankara.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (2006). Bir Mustarip Mehmet Âkif Ersoy. Ankara: Akçağ Yayınları.</li>
<li>YÜREK, Hasan. (2011). “<strong>Mehmet Âkif Ersoy’un Safahat Adlı Eserinde Geri Kalmışlığın Sebepleri ve Çözüm Önerileri</strong>”, “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011” Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, s111-128.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
