<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yahudiler Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/yahudiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/yahudiler/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 May 2020 08:02:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞMANLARINI CAN DOSTU EDİNMEMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 09:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:119]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[4:11-27]]></category>
		<category><![CDATA[4:139]]></category>
		<category><![CDATA[4:140]]></category>
		<category><![CDATA[57:27]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Seyyid Abdulvehhab]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Beşşar Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitâne]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Esed Meâli]]></category>
		<category><![CDATA[F. Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Barkey]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Kürt Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ISAF]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Özerk Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kâfirleri velî edinmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[M. Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıddık Han]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=344</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118). &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, TSK içine çöreklenmiş satılmış bir grubun yaklaşık 9 bin personelle, 74 tank, 246 zırhlı araç, 35 uçak, 37 helikopter ve 3 gemiyi gasp ederek giriştiği askerî darbenin saatler içinde engellenebilmesi, Müslümanları ve mazlumları sevindirirken zalimleri ve onlara uşaklık eden hainleri de üzüntüye boğmuştur.</p>
<blockquote><p>“Yahudiler ve Hıristiyanlar dinde teşrî’ hakkını Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vermek suretiyle onları rab edinmiş oldular!” (M.Abduh).</p></blockquote>
<p>TRT1 kanalından hain darbecilerin sözde sıkıyönetim ilanını silah zoruyla okutmalarının hemen ardından sokaklara çıkan ve meydanlara akmaya başlayan Anadolu’nun yiğit evlatları, reisicumhuru, meclisi, medyası ve güvenlik güçleriyle büyük bir dayanışma içinde darbeye karşı efsanevi bir duruş sergilemiştir.</p>
<p>Bir darbe veya kalkışmadan öte esasen bir işgal ve taksim girişimi olan bu hayasız denemede zalimleri kıskandıran, mazlumlara umut olan şanlı bir direniş gösteren, gözünü kırpmadan canını, azalarını, malını ve gündüzünü gecesini feda eden kahramanlara şükran borçluyuz, gazilere acil şifalar, ‘şahit’lere de Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olayın Adını Doğru Koymak: Türkiye’yi İşgal ve Taksim Girişimi </strong></p>
<blockquote><p>“Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz?” (Sıddık Han).</p></blockquote>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;nin (IKBY) Erbil kentinde yaklaşık 25 yıldır imamlık yapan Kürdistan İslami Birlik Partisi eski milletvekili Dr. Ahmed Seyyid Abdulvehhab, FETÖ’nün Başkomutan Erdoğan ve AK Parti’yi ortadan kaldırmak için karanlık güçlerle işbirliği yaptığını ifade etti:</p>
<p>“Darbe girişimi dışarıdan bazı karanlık güçlerin desteğiyle meydana geldi. Bu darbede Amerika, Avrupa, NATO, İran, İsrail, Beşşar Esed gibi tipler ve hattâ Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin de parmağı var. Kendileri tarafından meydana getirilen utanç verici olayların örtbas edilmesi için, Türkiye&#8217;deki aydınlığı karartmak istediler. Aksi takdirde kısa süre içerisinde karanlık yüzlerinin ortaya çıkacağının farkındalar. Bu yüzden Türkiye&#8217;de mevcut hükümetin işbaşında olmasını istemiyorlar.” (1).</p>
<p>İşgal ve taksim girişiminin dört aşamasını yazan Erem Şentürk’e göre hain kalkışma başarılı olsaydı sırasıyla şu adımlar atılacaktı: Bir hafta içinde binden fazla insan infaz edilecek, yaklaşık 9 bin kişi hapishanelere atılacak, savaş sahası yumuşatılacaktı. <u>İkinci</u> aşamada; Büyük Ada’da bekleyen Prof. Henri Barkey’in görevlendireceği devlet kademelerinde uyuyan ajanlar kurumların ilişkilerini çökertecek ve devlet kurumları birbirine düşman muamelesi yapmaya başlayacak, ülke kargaşaya sürüklenirken eski ISAF Komutanı John F. Campbell komutasındaki ABD Ordusu Türkiye’nin Suriye sınırına ordu konuşlandıracaktı. <u>Üçüncü</u> aşamada; iç kargaşa uluslararası müdahaleye gerekçe teşkil edecek şekilde tırmandırılacak ve ABD öncülüğündeki yabancı ordular Türkiye’ye girecek, en az beş yıl ülkede kalacak olan bu güçler çoğunluğu İç Anadolu nüfusundan olmak üzere milyonlarca insanı öldürecekti. <u>Dördüncü</u> aşamada; Yaklaşık 2021 yılında nihayete erecek plana göre Kürdistan, Ermenistan, İstanbul Özerk Bölgesi ve Türkiye olmak üzere (aynen Suriye gibi) en az beşe bölünmüş yeni bir yapı ortaya çıkacaktı.  F. Gülen İstanbul Özerk Bölgesi’nde papalığa benzer bir unvanla oturacak, yeni proje olarak sıradaki İslam ülkelerinin parçalanması devreye alınacaktı.” (2).</p>
<p>İşgal ve taksim planının ilk aşaması olan darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bambaşka bir yapıya dönüşeceğine ilişkin kanaatlerini paylaşan başka gazeteci yazar, analist ve stratejistler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bitâne’ Yasağı: İslam Düşmanlarını Dost Edinmemek</strong></p>
<blockquote><p>“… Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?&#8230; İşte, bu onlara kulluk etmektir!” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>‘Gizlilik, örtü, iç, sırdaş ve karın’ anlamlarındaki farklı türevleriyle Kur’an-ı Kerim’de 25 yerde geçen “b-t-n” kökünden türemiş olan “<strong><em>bitâne</em></strong>” kelimesi; ‘<u>candan dost, sırdaş, yakın arkadaş, içli dışlı olmak, sırlarına vakıf olmak, işlerini yakından bilmek, bağrına basmak, elbisenin astarı</u>’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır. Türkçe çevirisini Esed Meâli’nden iktibasla serlevha olarak verdiğimiz âyet-i kerimenin bir de Kur’an Şairi Mehmed Âkif tarafından yapılan özlü tefsirini verelim ki, anlaşılmasını umursamadan Osmanlı Türkçesi’ni kullanmakta ısrar eden birileri belki murâd-ı ilâhîyi daha kolay idrak eder de akıllarını başlarına devşirip tevbekâr olurlar:</p>
<p>“Ey mü’minler! Size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı milletleri kendinize mahrem-i esrâr, dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sûret-i haktan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız! Onların gece gündüz isteyip durdukları; sizin felaketinizden, izmihlâlinizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zapt edemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kâbil-i kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakâyıkı, âyât-ı celîlemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. <strong>Eğer aklı başında insanlarsanız</strong>, eğer <u>dâreynde zelil olmak, hüsranda kalmak</u> istemezseniz, bizim âyât-ı celîlemizin muktezâsınca hareket ederek felâhı bulursunuz.” (Âl-i İmran, 3:118). (Sebîlurreşad’dan aktaran: Cündioğlu, 203).</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süre önce Mısır Başmüftüsü Muhammed Abduh ile Reşid Rıza’nın telif etmiş olduğu Menâr Tefsiri’nde ‘<strong><em>bitâne’</em></strong> âyetini tefsir eden bölümde İslam düşmanlarıyla sırdaşlığın yasaklanma gerekçesi şu şekilde ortaya konmaktadır:</p>
<p>“Ehl-i Kitab ve müşriklerden mü’minlerle mücadele edenlerin en büyük düşüncesi İslam davetinin ışığını <strong>söndürmek</strong>, onun getirmiş olduğu ilke ve esasları ortadan kaldırmaktır. Mü’minlerin en büyük düşüncesi ise, İslam davetini <strong>yaymak</strong>, hakkı üstün tutmak ve onu desteklemektir. Her iki zümrenin temel endişesi farklı, amaçları birbirine taban tabana zıttır…</p>
<p>İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı adamlar, bir takım Yahudilerle aralarındaki cahiliye döneminden kalma komşuluk ve müttefiklik münasebetleri sebebiyle iyi ilişkilerini sürdürmekte idiler. Allah Teâlâ bu âyeti indirerek, fitneye maruz kalabilecekleri endişesiyle onların İslam düşmanlarıyla <u>sırdaşlık düzeyinde</u> bir dostluk sürdürmelerini yasaklamıştır…</p>
<blockquote><p>“Bitâne” kelimesi; ‘candan dost, sırdaş, elbisenin astarı’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır.</p></blockquote>
<p>Vicdanların sesine kulak verme, musibetlerden ders alma, evlerimizi yabancıların elleriyle yıkmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi?! Yabancılarla olan kâr-zarar ilişkilerinize dikkat edin! “<strong><em>İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seviyorsunuz!&#8230;</em></strong>” (3:119). Artık onların iç yüzünü öğrendiniz, stratejilerinde en ufak bir şüphe kalmamıştır. “<strong><em>Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler…</em></strong>” (3:120). Öyle ise kendi ülkenizin, kendi din ve inancınızın insanlarına koşun, başkalarına yöneldiğiniz gibi birazcık da onlara yönelin ki, onlardan en güzel yardımı, en değerli desteği göresiniz. Fıtrata, yani ilahî, tabiî kanuna dönün. Sapmamanız ve saçmalığın sizi esfel-i safilîne sürüklememesi için Allah’ın emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmeti gözetin. Hâlâ görmüyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Muhasebe etmiyor musunuz? Bu kadar tecrübe ettiğiniz yetmedi mi? Daha ne zamana dek?!&#8230;” (Abduh, 4/11-27).</p>
<p>FETÖ’nün genç kurbanlarına yukarıdaki izahlar ağır gelir ise Âl-i İmran Sûresi’nin 119 ve 120. âyetlerini Osman Gaygusuz’un anladığı şekliyle anlamalarını tavsiye ederim:</p>
<p>“Başınıza bir bela/kötülük/ zararlı bir iş geldiğinde sevinen, sizin başınıza bir güzel iş geldiğinde/ faydalı bir olay vuku bulduğunda ise üzülenleri sevenlersiniz. Dikkat edin! Duygularınız sizi yanıltıyor, yanlış insanları seviyorsunuz…”</p>
<p>‘Bitâne’ ayetinin hükmünü çiğneyerek rezîl u rüsvâ olan, Allah ile aldattığı insanların hem dünyasını hem de âhiretini mahv u perişan eden F.Gülen, düşmanından merhamet dilenme zilletini de içselleştirebilmiştir! New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde; ‘Batı&#8217;nın ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bu dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batı&#8217;nın hizmetinde olduğunu vurgulayarak “beni Erdoğan&#8217;a verme arzusuna direnmelisiniz” şeklinde yalvarabilmiştir! (3). Oysa tevbe etse de, yukarıdaki âyetin ve bu mealdeki diğer âyetlerin itâbından hem kendisini hem de körü körüne bağlı tâbilerini her iki cihanda hüsrana dûçar olmaktan kurtarsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>“Mü&#8217;minler mü&#8217;minleri bırakıp da <strong>kâfirleri velî</strong> (askerî müttefik) <strong>edinmesinler</strong>. Kim böyle yaparsa Allah&#8217;tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka: Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü bütün yollar Allah&#8217;a çıkar.” (Âl-i İmran, 3:28).</p>
<p>“Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğuyla (onur) duyanlar, şeref ve itibarı onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah&#8217;a aittir.” (Nisa, 4:139).</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirleri velî (dost, müttefik) edinmeyin! Siz kendi aleyhinize, Allah&#8217;ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?” (Nisa, 4:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Başkasını Rab Edinme Yasağını Çiğnememek</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden berî ve yücedir.” (Tevbe, 9:31).</p>
<p>“… Ama ruhbanlık başka&#8230; Onu kendilerine emretmediğimiz halde <strong>onlar uydurdu</strong>, gerekçeleri de Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya&#8230; Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan bir çoğu yoldan saptılar.” (Hadîd, 57:27).</p>
<p>Menâr Tefsiri bu âyetleri tefsir ederken şu hususları vurgular:</p>
<p>“Ruhbanlık Hz. İsa’nın züht, yani dünya lezzetlerinden uzaklaşma konusundaki vaazlarının tesiriyle ortaya çıkmıştı. Sonra bu işi benimseyenlerin çoğunluğu cahil ve tembel kimseler oldu. İbadetleri özünü kaybedip şekle dönüştü. Peşinden gösteriş, kendini beğenme, gurur ve halkın teveccühünü umma geldi. Dördüncü asırda ruhbanların kilisedeki geçimleriyle ilgili bir sistem ve kanunlar ortaya kondu. Pek çok fırkalar ortaya çıktı… İslam’da ruhbanlık yasaklanmıştır.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanlar, kanun koyma yetkisini kendilerinde gördükleri din önderlerini rab edindiler! Yahudiler haham ve âbidlerden oluşan din adamlarını, Hıristiyanlar da papaz ve rahiplerini Allah dışında rabler edindiler. Bunu, dinde teşrî’ hakkını ve Allah’a ait olan diğer bazı hakları Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vererek yaptılar!&#8230;</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Adiy bin Hâtem dedi ki: Rasûlullah (s) Berâ’e Sûresi’ndeki “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler.” âyetini okurken huzuruna vardım. ‘Biz onlara ibadet etmiyoruz.’ dediğimde Allah Rasûlü; ‘Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?’ diye sordu. Ben ‘evet’ deyince, Rasûlullah; ‘<strong>İşte, bu onlara kulluk etmektir!</strong>’ buyurdu.</p>
<p>Fahreddin Râzî yukarıdaki ayeti ve Adiy rivayetini tefsir ederken şöyle demiştir: ‘Hocamız (Begavî) demiştir ki; fakihleri taklit eden bir gruba rastladım. Bazı konularla ilgili kendilerine pek çok âyet okudum. Mezhep görüşleri bu âyetlere ters idi. Bu yüzden okuduğum âyetleri kabul etmediler! Şaşkın vaziyette bana bakakaldılar. Demek istiyorlardı ki; ‘ecdadımızdan aksi rivayet edildiği halde bu âyetlerin zâhiriyle nasıl amel edilir?’ Derinlemesine düşünürsen, bu hastalığın dünya ehli pek çok insanın damarlarına sirayet ettiğini görürsün…’</p>
<p>Seyyid Hasan Sıddık Han, Fethu’l-Beyân isimli tefsirinde şöyle yazar: Bu âyette, aklı olan ve kulak veren kimseleri taklitten, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye rağmen geçmişlerin görüşlerini tercihten sakındırma vardır. Bu ümmetin mukallitlerinin yaptığı da, aynen Yahudi ve Hıristiyanların din adamlarının haram ve helal saydıklarını benimsemeleri gibidir.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Ey ümmet-i Muhammed! Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz? Allah onlardan da Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği şekilde amel etmelerini istiyor. Sizler ise onların hakka dayanmayan, dinin desteğini almayan, Kitap ve Sünnet nasslarıyla bağdaşmayan görüşleriyle amel ediyorsunuz! Bu görüşler hakikate aykırı olduklarını bas bas bağırarak ilan etmektedir. Ama sizler adeta sağır kulaklarınızı, kapalı akıllarınızı, tembel zihinlerinizi, hasta idraklerinizi, özürlü duygularınızı onlara ödünç verdiniz!&#8230;</p>
<p>Sapıtana hidayet eden, şaşırana yol gösteren, yolları aydınlatan Allah’ım! Bizi doğru yola ilet, bize hidayet et. Âmiin.” (Abduh, 12/149-160).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html</a></li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html</a></li>
<li><a href="http://www.hilalhaber.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html">http://www.<strong>hilalhaber</strong>.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html</a></li>
<li>Mehmed Âkif; <strong>Sebîlurreşad</strong> dergisi, xviii/464, 25 Teşrîn-i Sânî 1336, s.249-250’den aktaran: Dücane Cündioğlu; <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>, İstanbul 2004, s.203.</li>
</ol>
<p>Muhammed Abduh, Reşid Rıza; <strong>el-Menâr Tefsiri</strong>, çev. M.Erdoğan, H.Ünal vd., 14 c., Ekin Yayınları, İstanbul 2011, 4/11-27; 12/149-</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM YOLLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[14:12]]></category>
		<category><![CDATA[39:73-74]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l Fadl Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[öldürücü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[va'd]]></category>
		<category><![CDATA[vaîd]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=155</guid>

					<description><![CDATA[“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12). İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12).</p></blockquote>
<p>İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak şartıyla hür irade sahibi insanın kendi tercihine kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim, insanın akıl ve irade sahibi özgür bir varlık olması hasebiyle, kendi eylemlerinden mesul olduğunu, dolayısıyla doğru yolu seçerek yanlış ve günahtan uzak durması gerektiğini, Allah&#8217;ın iyilik yapanları ödüllendireceğini (<em>va&#8217;d</em>), kötülük yapanları ise cezalandıracağını (<em>vaîd</em>) haber vermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölü Fikirleri Ayıklayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır.</p></blockquote>
<p>Allah’ın sınırlarına duyarlı, yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “ölü fikirleri ayıklamak” gibi çetin bir görevi üstlenen bu salih ve muslih iyiler, hurafelere ve şirke bulandırılmış ilahi mesajın dosdoğru şekilde anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi için insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makâsıdı gözeten yeni bir din dili üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ölü fikirleri ayıklama ameliyesi hayati önem arz etmektedir. Çünkü “ölü fikirler”, dışarıdan empoze edilen “öldürücü fikirlerden” çok daha tehlikelidir. Zira “ölü fikirler” bağışıklık sistemini çökerterek doğal savunma sistemini devre dışı bırakmaktadır. Oysa “öldürücü fikirlere” karşı bünyenin doğal bir direnci ve kendisini savunacak donanımları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Birliğini Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışmamız, körü körüne itaat yerine sorgulamamız, taklit yerine tahkiki esas almamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanlar olarak bugünümüzün rehin, geleceğimizin ise kayıp olacağını belirten Mustafa İslâmoğlu, çözüm yolu olarak da Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle <u>kaynak birliğini sağlamamız gerektiği</u>nin altını çizmektedir.</p>
<p>Her cemaatin kendi büyükleri tarafından kaleme alınan muteber saydıkları kitapları olduğunu, bu kitapları hayatın mihverine koyarak ve bunları savaştırarak varacak bir yerimiz olmadığını, bu eserlerin öğrettiği İslam anlayışı ile vahdeti sağlamamızın imkânı bulunmadığını altını kalın çizgilerle çizerek anlatan İslâmoğlu hoca, tek çıkış yolu olarak, içinde hiç bir kuşku barındırmayan yegâne kitap olan <u>Allah’ın Kitabı’na dönme</u>yi, başka yerde çare arayarak zaman kaybetmemeyi, yoksa tefrika illetinin bu ümmeti tüketeceğini ihtar etmektedir.</p>
<blockquote><p>“Barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa edemezsek bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür.”</p></blockquote>
<p>12 Ağustos 2015 tarihinde Erciyes dağındaki bir otelde Akabe Vakfı tarafından gerçekleştirilen ribat eğitim programında verdiği sohbetinde Müslümanların içine düştüğü zilletten kurtularak yeniden hayatın kurucu öznesi olabilmesi için izlenmesi gereken yol haritasını on iki madde halinde anlatan İslâmoğlu hocanın çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle şöylece özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Akıl ile Kur’an, hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.</li>
<li>Hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.</li>
<li>Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.</li>
<li>İlahi olan ile beşerî olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalıdır.</li>
<li>Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.</li>
<li>Mushaf’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.</li>
<li>Onun yerine Kur’an’ı Mushaf’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın, sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.</li>
<li>Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yerini Kur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.</li>
<li>Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.</li>
<li>Kur’an tarafından gayb ve şahadet ayakları üzerine oturtulan İslam bilgi sistemi, zanna dayalı sahte bir ayak eklenerek bozulmamalıdır.</li>
<li>‘İnsan devleti’ni hedefleyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.</li>
<li>Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olup Bitenleri Kaygıyla İzleyip Oturmak Yetmez</strong></p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, Ortadoğu’da sürüp giden çatışmaların İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaşması üzerine 18 Haziran 2014 tarihinde yayımladığı bir beyanname ile sağduyu çağrısı yapmıştır. Müslüman&#8217;ın canını ve kanını Müslüman&#8217;a helal gören bir cihat anlayışını kesin bir dille reddeden ve sekiz dilde dünya kamuoyunun dikkatine sunulan beyannamede vurgulanan hususlar, İslam dünyasının sorunlarına çözüm yolları da sunmaktadır:</p>
<p>“<u>Müslüman kimliği</u>, her türlü mezhebî, meşrebî, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımdan en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkânı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. Bunun aksine olan her tutum ve davranış, selam ve eman yurdu olan bu topraklarda fitne çıkarmak isteyen unsurlar olarak görülmelidir.</p>
<p>Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt olarak görüp bunun üzerinden güç mücadelesine girmek büyük bir fitne olarak görülmelidir. Herhangi bir Müslüman grup, fırka veya cemaatin, kendi dini anlayışını mutlak hakikat kabul ederek diğer anlayışları ötekileştirmesi, tekfir etmesi, tekfir ettiklerini de ölüme mahkûm etmesi asla kabul edilemez. Bu tür anlayışları meşrulaştıracak hiçbir yaklaşım, anlayış ve görüşün, İslam’dan destek bulması mümkün değildir. Hiç kimsenin bir başkasını İslam’dan çıkartma salahiyeti yoktur.</p>
<p>Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü’l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil, bütün İslam ümmetinin ortak, büyük değerleridir.</p>
<p>Bazı çevrelerin diğerlerine karşı cihat ilan etmesi de kabul edilemez. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın Müslümana canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmemiştir. <strong>Bugün Müslümanların topyekûn başvuracağı en büyük cihat, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır.</strong> Hiç kimse, zulme karşı cihat iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez.</p>
<blockquote><p>“Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.”</p></blockquote>
<p>Bugün, âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dinî liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dinî, ahlaki ve vicdani görevidir&#8230;”</p>
<p>Rabbimiz, beyanatının arkasında duran ve olup bitenleri kaygıyla izlemekle yetinmeyerek “Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi”nin kurulmasına önayak olan muhterem başkanın çabalarını bereketlendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Çağrısı</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle kaynak birliğini sağlamamız gerekir.”</p></blockquote>
<p>11 Temmuz 2008 tarihinde Yüce Diriliş Partisi adına Genel Başkan A. Sezai Karakoç tarafından yayınlanan deklarasyonda çözüm yolu için mazi bilincine ve aydın kadro ihtiyacına vurgu yapılmaktadır:</p>
<p>“Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. <u>İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar.</u> Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.</p>
<p>Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve dirilt! İnsanlık seni bekliyor.</p>
<p>Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.</p>
<p>Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.”</p>
<p>Üstadın “Çıkış Yolu” adıyla peşpeşe yayımladığı üç eser, ülkemizin, ümmetin ve insanlığın sorunlarına çözüm yolu arayan esaslı çalışmalardan biridir. Özellikle <u>aydınların aldanmaması</u> gerektiğinin altını çizen üstat, “Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.” demektedir.</p>
<p>Sorunlarımızı “geçmişi çok iyi bilip geleceğe çok köklü çok boyutlu bir genel idealle, her kişide her aydında bulunan bir idealle yarına adım atmakla” halledebileceğimizi söyleyen üstat, çeşitli problemler yaşayan “halkları kardeş bilip neden bu duruma düşüyorlar diye endişelenmemiz, bunu bir tek silah bile ateşlenmeden nasıl çözeriz diye düşünmemiz” gerektiğini ifade etmektedir. Müslüman halkların yaşadığı problemlerde etken “dış tesiri etkisiz hale getirmeden” sorunları çözemeyeceğimizi belirten üstat, kalıcı çözümün mümkün olduğunu, ancak yabancı projeleri çözüm diye sunarak halkları hayal kırıklığına uğratmamak gerektiği hususunda uyarmaktadır.</p>
<p>Rabbim bizleri çeşitli sebeplerle entelektüel zehirlenmeye maruz kalan, kendisi sapmakla kalmayıp sahte cennet vaatleriyle başkalarını da saptıran, dünyayı kaosa boğan aktif kötülerden olmaktan muhafaza buyursun. Rabbimiz, ülkelerin adaletle yönetildiği, nimetlerin gönül huzuruyla paylaşılarak insanların mutlu yaşadığı, Allah’ın sınırlarının gözetilerek insanların kalıcı barış yurduna titizlikle hazırlandığı vahye mutabık bir hayatın inşasında bizleri hizmetçi olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p>İlk sözümüz gibi son sözümüz de Kur’an olsun:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında, oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..” Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.” (Zümer, 39/73-74).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAYRAMI İNSANLIK AİLEMİZLE İDRAK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2015 19:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[20:59]]></category>
		<category><![CDATA[5:114]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayram namazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezrâm]]></category>
		<category><![CDATA[easter]]></category>
		<category><![CDATA[fısıh]]></category>
		<category><![CDATA[hamursuz]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Paçacı]]></category>
		<category><![CDATA[îd mubarek]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Er]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[passover]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şevval]]></category>
		<category><![CDATA[Şinasi Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[zilhicce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=118</guid>

					<description><![CDATA[Bayrama ilişkin kavramlar Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayrama ilişkin kavramlar</strong></p>
<p>Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret ederek, ibadet ederek, istirahat ederek, eğlenerek, özel merasimler düzenleyerek, birbirlerine çeşitli yollarla tebrik mesajları göndererek kutlarlar.</p>
<p>Müslüman toplumların dillerinde yerleşmiş olan ve Arapça’da ‘tekrar dönen sevinç günü, toplanma günü’ anlamlarına gelen <em>‘îd</em> (ç. <em>a’yâd</em>) kelimesi bayram, bu kökten türetilmiş olan <em>mu’âyede</em> kelimesi bayramlaşma, <em>‘îdiyye</em> kelimesi de bayramlık ve bayram hediyesi anlamında yaygın olarak kullanılmaktadır. Arapça’da ramazan ya da fıtır bayramına <em>‘îdu’l-fıtr</em>, kurban ya da hacılar bayramına <em>‘îdu’l-adhâ </em>denir. Sayıları iki milyara baliğ olan Müslümanların bu ortak dinî bayramlarını Türkiye’de şeker ya da et bayramına indirgeme girişimleri toplumda kabul görmemiştir.</p>
<p><strong>Dinî bayramlar</strong></p>
<blockquote><p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p></blockquote>
<p>Dinî açıdan ayrı bir öneme sahip olan ve bu sebeple o dinin müntesipleri tarafından şerefli ve uğurlu olduğuna inanılarak hususi bir takım ayinlerle kutlanan özel günler bulunmaktadır. Hemen tüm dinî geleneklerde görülen bu bayramlar; ya önemli bir olay ve dönemin anısına ya da ürün, hasat, sağlık gibi çeşitli nimetlere karşı bir şükran ifadesi olarak kutlanmaktadır. Bu bayramların tarihçesini, menşe, zaman ve önemini araştıran ve ‘heartoloji’ diye isimlendirilen bir bilim dalı da mevcuttur (Gündüz, 1998:61).</p>
<p>Yahudiler ‘pesah’ (fısıh, passover; hamursuz) adıyla her yıl nisan ayının 15. gününü, İsrailoğulları’nın Mısır topraklarından çıkışının anısına bir çeşit bahar festivali şeklinde kutlamaktadır. Keza Hıristiyanlar ‘easter’ dedikleri paskalya bayramını, ‘İsa Mesih’in dirilişi anısına her yıl nisan ayında kutlar.</p>
<p>Müslümanlar Kur’an’ın inmeye başladığı ve bu yüzden oruç ibadetiyle ihya ettikleri ramazan ayının bitişini üç günlük fıtır bayramı ile; hac ve kurban ibadetlerini ifa etmenin şükrünü de dört günlük kurban bayramı ile kutlamaktadır. Ramazan bayramı kamerî takvime göre 10. ay olan Şevval’in ilk üç gününde; kurban bayramı ise 12. ay olan Zilhicce’nin on, on bir, on iki ve on üçüncü günlerinde kutlanır.</p>
<p><strong>Millî bayramlar</strong></p>
<p>Hemen tüm ülkelerde her yıl bir veya bir kaç kez kutlanan; daha ziyade devletlerin kuruluş, kurtuluş, bağımsızlık ilanı ve ihtilal günlerini yâd etme gibi gerekçelerle düzenlenen millî bayramlar, resmî sevinç ve eğlence günleri olarak kutlanır. Yüzyıllar boyunca İran’da kutlanan nevruz ve mihrican, komşuları olan bir çok halk tarafından da millî bayram olarak kutlanagelmiştir. Modern dönemde çeşitlenerek yaygınlaşan millî bayramlar halkların yoğun teveccühüne mazhar olamamakta, devlet erkânı ve öğrenci, memur gibi görevlendirilmiş belli kesimler tarafından icra edilen ve resm-i geçitlerin yapıldığı ‘zoraki’ bayramlar görüntüsü vermektedir. Millî bayram günlerinde çoğunlukla toplu dans gösterilerine de rastlanmaktadır.</p>
<p><strong>Bayramlar: sevinç, coşku ve nimetin paylaşıldığı günler</strong></p>
<blockquote><p>Malayca konuşan 300 milyon müslüman “selamat îdu’l-fitri” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn” diyerek karşılık verirler.</p></blockquote>
<p>Toplumun topyekun iştirak ettiği dinî bayram günlerinde önce bayram namazı kılınır, bayram vaaz ve hutbesi dinlenir, tehlil ve tekbirler getirilir, topluca dualar edilir. Ramazan bayramında bir gün öncesinden fıtır sadakası verilir, kurban bayramında bayram namazının ardından kurban kesilerek etinden yakınlara, komşulara ve muhtaçlara da pay dağıtılır.</p>
<p>Bayram günleri boyunca yakın ve uzak akrabalar, komşular, dost ve arkadaşlar birbirini ziyaret eder, muhabbet tazeler, ikramlar sunulur, çocuklara, yetim ve yoksullara hediyeler verilir, vefat etmiş yakınlar hatırlanır, mezarlıklar ziyaret edilir, küsler barıştırılır. Bazı yörelerde uygun alan ve meydanlarda yarışma vb. etkinlikler de düzenlenir. Siyasiler ve kanaat önderleri tebrik mesajları yayınlar, yediden yetmişe tüm insanlar çeşitli iletişim araçları kullanarak ya da yüz yüze karşılıklı iyi dilek mesajlarını sunarlar.</p>
<p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p>
<p><strong>Kur’an’da bayram kelimesi</strong></p>
<blockquote><p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p></blockquote>
<p>Bayram kelimesi Kur’an-ı Kerim’de iki yerde sarahaten, ilkinde <em>‘îd</em>, ikincisinde <em>zîynet</em> kelimeleriyle söz konusu edilmektedir:</p>
<p>“Meryem oğlu İsa şöyle dua etmişti: “Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve Sen’den bir nişane/delil olsun. Bize bu rızkı lûtfet, zira rızık verici sadece Sen’sin.” (Mâide 5/114).</p>
<p>“&#8230; Musa bu durumu, insanlara hakkı ve tevhidi anlatmak için bir fırsat bildi ve Firavun’un meydan okumasına cevaben ‘peki’ dedi. ‘Herkesin toplandığı bayram gününde bu düelloyu yapalım.’ Bunun üzerine Firavun, ülkedeki en mahir sihirbazları toplayıp onlara çeşitli vaatlerde bulundu ve onları bayram gününde halkın huzurunda Musa’nın karşısına çıkardı&#8230;” (Tâhâ 20/59).</p>
<p><strong>Bayram yeri namazgâh</strong></p>
<p>Dinî ve sosyal olmak üzere iki boyutta icra edilen ramazan ve kurban bayramı kutlamaları; Asr-ı Saâdet’te musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda, kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı. Allah Rasulü’nün (s), bayramların kalabalıkla ve büyük bir coşku içinde kutlanmasını arzu ettiği, Mescid-i Nebevî’nin toprak zemininde bir grup Habeş’in mızrak ve kalkan kullanarak sergilediği folklorik gösteriye izin verdiği, gösteriyi Hz. Âişe validemiz ile birlikte seyrettiği, bazı sahabilerin gösteriyi durdurma girişimine de “Her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımız.” diyerek mâni olduğu hadis kitaplarında rivayet edilmektedir.</p>
<p>Rasulullah’ın (s) ramazan bayramlarında musallâya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Bağdat’ta hicri 380 (m.990) yılında yapılan bir bayram kutlamasında uzunluğu yaklaşık 150 metreye varan sofralarda tatlıların sunulduğu rivayet edilmiştir (Bozkurt, 1992:262).</p>
<p>Asr-ı Saâdet’ten bu yana bayram namazları bir çok müslüman toplumda geniş alanlarda büyük cemaatler halinde kılınmıştır. Türkiye’de camiler tercih edilmekle birlikte Kafkasya, Rusya ve Balkanlar gibi bir çok bölgede yüzbinlerce insanın büyük meydanlarda, geniş bulvarlarda, stadyumlarda bayram namazlarını olağanüstü bir coşkuyla kıldıklarına şahit olmaktayız.</p>
<p><strong>Bayram tebriği</strong></p>
<p>İlk dönem Müslümanların, “<em>Teqabbelallâhu minnâ we minkum</em>; Allah bizden de sizden de (oruçlarımızı ve diğer ibadetlerimizi) kabul buyursun” gibi dua cümleleriyle tebrikleştikleri aktarılmaktadır. Arap ve Batı ülkeleri başta olmak üzere iki milyara yakın müslüman “îd mubarek” ya da “ramadan mubarek, eid mobarak” diyerek birbirinin bayramını kutlar. Türkçe konuşan 150 milyon müslüman “Ramazan bayramınız mübarek olsun” diyerek tebrikleşir. Uzakdoğu’da Malayca konuşan 300 milyon müslüman “<em>selamat îdu’l-fitri</em>” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “<em>mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn</em>” (tekrarını görenlerden ve başaranlardan/kurtulanlardan olasın) diyerek karşılık verirler. Boşnakça’da “bayram-ı şerif mübarek olsun” tebriği “Allah razi ola” şeklinde karşılık bulur. Ümmet-i Muhammed’in Kürt evlatları “cejna ramazane pîroz u mubarek be”, Çerkes evlatları ise “Tham fi nec-nemazxer qabıl yeş&#8217;” diyerek birbirinin ramazan/fıtır bayramını tebrik eder&#8230;</p>
<p><strong>Bayram namazları</strong></p>
<p>Güneşin doğması ve bir miktar yükselip kerahet vaktinin çıkmasından sonra cemaatle kılınan bayram namazı zeval vaktinin girmesine kadar eda edilebilir. Mazeretleri sebebiyle ilk gün bayram namazını kılamayanlar ramazan bayramında ikinci gün, kurban bayramında ikinci ve üçüncü gün de kılabilirler.</p>
<p>Cuma namazı kılması farz olan kişilerin bayram namazı kılmaları Hanbelîlere göre farz-ı kifâye, Hanefîlere göre vâcip, Mâlikîlere göre de sünnet-i müekkededir. Şâfiîlere göre ise üzerine beş vakit namaz farz olan her kadın ve erkeğin bayram namazı kılması sünnettir. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bayram namazının cemaatle kılınması şart, Şâfiîlere göre ise sünnettir. Bu görüş ayrılığı Kevser Sûresi’nin ikinci âyetinin delâleti ve konuyla ilgili hadislerin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Ezan okunmadan ve kâmet getirilmeden kılınan bayram namazı cuma namazı gibi iki rek‘attır. Fakat diğer namazlardan daha fazla tekbirleri vardır. Bu tekbirlerin yeri ve sayısı mezheplere göre değişmektedir (Bayraktar, 1992:260).</p>
<p>Normal zamanlarda bayram namazları camide veya musallâda cemaat halinde kılınır, tek başına kılınmaz. Camiye ya da musallâya gitmenin mümkün olmadığı olağanüstü zamanlarda, zaruret sebebiyle evde cemaat halinde ya da tek başına kılınabileceğini belirten âlimler olmuştur. Diğer namazlardan farklı olarak, birinci rekâtta ‘sübhâneke’ duasından sonra ve Fâtiha’dan önce üç, keza ikinci rekâtta rükudan önce üç olmak üzere fazladan altı tekbir (zevâid tekbirleri) alınarak kılınır. Namazın ardından hatip bayram hutbesini okur. Dua ve tekbirlerle bayram namazı sona erer.</p>
<p><strong>Bayramı insanlık ailemizle idrak edebilmek</strong></p>
<p>Rabbimiz bizleri, hak yolunda yürüyen, kendisine, ailesine, yakın ve uzak sosyal çevresine karşı sorumluluklarını yerine getiren, Allah’ın arı duru mesajıyla buluşmayı bekleyen kardeşlerine tebliğ ve temsil görevini ifa eden salih ve muhsin kulları arasına girmeye muvaffak eylesin.</p>
<p>Savaşların, işgallerin, sürgün ve ilticaların geride bırakıldığı, kardeşçe, medeni bir sosyal hayatı vahyin yol göstericiliğinde birlikte inşa edeceğimiz, insanlık ailesi olarak gerçek bayram günlerini birlikte idrak edeceğimiz erdemli bir döneme en yakın zamanda erişmek duasıyla, ömrünüzün ramazan, ahiretinizin bayram almasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.</p>
<p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an,<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bayraktar, İbrahim ve Nebi Bozkurt; “Bayram” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1992, 5/259-263.</li>
<li>Er, İzzet; “Bayram” maddesi, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, c.1, s.161-162.</li>
<li>Gündüz, Şinasi; “Bayram” maddesi, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1998, s.61.</li>
<li>Paçacı, İbrahim; “Bayram” maddesi, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, Ankara 2010, s.59.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
