<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>suudi arabistan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/suudi-arabistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/suudi-arabistan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Sep 2018 10:03:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (II)</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Sep 2018 10:03:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAASÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ÖKÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[CONDOLEEZZA RICE]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ (IŞİD)]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET]]></category>
		<category><![CDATA[FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Halep]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. HALİD]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN İSLAM DEVRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRT MİLİSLER]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NÂSIRCILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SAFEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELAHADDİN EYYÜBİ]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE-SURİYE SINIRI]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇ ÖKÜZ HİKÂYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[WASHINGTON POST]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ ORTADOĞU PROJESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=754</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- ikinci bölümünü birlikte okuyalım: Düşman Devletçiklerle Kuşatılmamıza İzin Vermemek Haklı olarak bazılarınız kitapçığın ilk bölümündeki sözlerimi garipseyerek Türkiye’yi bölme planının nasıl gerçekleşeceğini sorgulayacak, bazılarınız da yazdıklarımı onaylanması zor abartılı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla <strong>2016</strong> yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- ikinci bölümünü birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Düşman Devletçiklerle Kuşatılmamıza İzin Vermemek</strong></p>
<p>Haklı olarak bazılarınız kitapçığın ilk bölümündeki sözlerimi garipseyerek Türkiye’yi bölme planının nasıl gerçekleşeceğini sorgulayacak, bazılarınız da yazdıklarımı onaylanması zor abartılı sözler olarak değerlendirecektir. Ama ne yazık ki, bu tespitlerim gerçeğin tâ kendisidir.  İsterseniz Türkiye’nin çevresinde -özellikle Suriye ve Irak’ta- neler olup bittiğine bir bakalım. Bu iki büyük Arap ülkesinin taksim planı çoktan başlamış bile. Bu aşamada istenen şey, Türkiye’yi -istikrarsızlaştırmak amacıyla- düşman ülkeciklerle çepeçevre kuşatmaktır. Bu ise Türkiye’yi bölme projesinin ilk adımıdır.</p>
<p>Buyurun beraberce tahayyül edelim: Türkiye-Suriye sınırı boyunca <strong>üç devletçik</strong> kurulacak olsa durum ne olur? Kürt devletçiği, Daiş (Işid) devletçiği ve İran tarafından yönlendirilen, başkenti Halep olan bir Safevi devletçiği… Böyle bir yapılanma, Irak’taki muadillerinin bir uzantısı şeklinde gelişebilir. Nitekim Irak’ın güneyinde Safevi devleti, kuzeyinde ise Kürt devleti kurularak merkezi de dilediği gibi at koşturması için Sünni Daiş örgütüne verilmek istenmektedir. Onlar çok iyi bilmektedir ki bölgede kurulmak istenen tüm bu devletçiklerin, Türkiye’de yaşayan, tüm vatandaşlık haklarından serbestçe yararlanan <strong>destekçileri</strong> mevcuttur. Evet, Türkiye benzersiz bir demografik yapıya sahiptir. Ancak ülkenin bu özelliği taksim planlarına hizmet edebilecek son derece yüksek bir riski de bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye-İran Savaşına Sürüklenmekten Korunabilmek</strong></p>
<p>Tarih kendini tekrar edecek ve Osmanlı-Safevi savaşı kaçınılmaz olarak tekrar gelecektir. Ancak bu sefer son derece şiddetli ve ziyadesiyle acı verici olacaktır.</p>
<p>Amerika ve Avrupa, en sadık takipçilerini -İran Şahı’nı kastediyorum- kurban vermiştir. Bu fedakârlık aslâ tesadüfi değildi. Aksine, Osmanlı-Safevi çatışmasının bölgeye geri gelmesi için büyük bir özenle hazırlanmış bir planın gereğiydi. Kimse bana, -Şahlar Şahı’nın tahtının enkazı üzerinde Safevi yönetimini devralması için- Humeyni’yi Fransa’dan İran’a taşıyan uçağın, Batı Siyonizminin rızası ve muvafakati olmadan Paris semalarında uçtuğunu söylemesin. Emperyalist yayılmacı hayalleriyle birlikte İran’daki Safevi devletinin geri dönüşü, İran Şahı’nın orada burada Amerika ve Batı’ya sunmuş olduğu hizmetlerden çok daha büyük öneme sahipti. Fiilen gerçekleşen işte budur.</p>
<p>İran’da “İslam devrimi” diye adlandırılan olay, -milliyetçilerin vehimlerinden, Baasçıların yalanlarından, Nâsırcıların hayal kırıklıklarından ve Komünistlerin acımasızlığından bunalmış olan- çok sayıda Arap aydınını aldatmıştı. Bu yüzden devrimi olanca güçleriyle desteklemişler, bunu kurtuluş olarak görmüşlerdi. Zira Tahran’ın göbeğindeki İsrail Büyükelçiliğinin söküp atıldığını<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, buna mukabil Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ait ofislerin açıldığını görünce yeni bir şafağın eşiğinde oldukları zehabına kapılmışlardı.</p>
<p>Ama ne yazık ki, gecikmeli de olsa bu devrimin Arap dünyasına nüfuz etmek için bir Truva atı olduğunu ve Safevi Fars İmparatorluğu rüyasını gerçekleştirmek arzusuyla böyle davrandıklarını keşfettiler. Şii mezhebinin bu amaca ulaşmak için bir geçiş köprüsü olarak kullandığını anladılar. Asıl büyük felaketin ise Arap’ın Arap kardeşini İran hançeriyle öldürdüğü iç savaşlarla Arap toplumunun <strong>sosyal dokusunun parçalanması</strong> olduğunu idrak ettiler.</p>
<p>Nihayetinde Humeyni’nin tekrar tekrar vurguladığı ve ‘Filistin davasına sahip çıkmayan bir İran dış politikasının hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacağı’ yönünde takipçilerine sürekli hatırlattığı sözün anlamını da iyice kavramış oldular.</p>
<p>Çizilen proje, tüm bölgeyi bütün zenginlikleriyle birlikte üçüncüsü olmayan iki özel gücün önünde boyun eğdirmek ya da üçüncüsü olmayan ve kotarılmak üzere olan bu iki imparatorluğa bütünüyle aktarmaktır. Bunlar, Siyonist İmparatorluğu ile Fars Safevi İmparatorluğu’dur. Bu projenin uygulanmasının önündeki tek engel ise Türkiye’dir.</p>
<p>Türkiye; hacmi, konumu ve uzun bir süredir Müslümanların birliğini sağlayan tarihiyle, bu projenin hayata geçirilmesinde büyük bir engel oluşturmaktadır. İşte bu nedenle Türkiye bölünerek -aynen Arap ülkeleri gibi- hiçbir gücü ve etkinliği olmayan devletçiklere dönüştürülmelidir!</p>
<p><strong>Yıkım Projesinin İlk ve Son Hedefinin Türkiye Olduğunu Görebilmek </strong></p>
<p>Condoleezza Rice’ın duyurduğu “Yeni Ortadoğu Projesi”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> (Allah ebediyen akim kılsın), esasen bir yıkım projesidir. Bu projenin ilk ve son hedefi Türkiye’dir. Ancak Türkiye’yi bölmek hiç de kolay sonuçlandırılacak bir iş değildir. İşte bu yüzden zayıf olanlardan başladılar. Bunu Sudan, Irak, Libya ve Yemen’de açıkça gördük. Şimdi sıranın Suriye’de olduğunu görüyoruz. Projenin ilk aşaması budur. İkinci aşaması ise Suudi Arabistan ve Mısır’ı da kapsayacaktır. Böylelikle projenin, Türkiye’yi bölmeye yeltenecekleri üçüncü ve son aşaması için şartlar hazırlanmış olacaktır.</p>
<p>Birinci ve ikinci aşamalar esnasında, Türkiye’de türlü türlü fitne ateşleri tutuşturmak ve Türk siyaset sahnesinde safları darmadağın etmek için siyasetçilerden uşaklar satın almak; -uzun zaman Türkiye’nin bağrını ateşle dağlayan askerî darbe düzeneğini yeniden kuramadıklarından- büyük önem kazanmaktadır. Kendi ürünleri olan Daiş (Işid) bu aşamada önemli bir rol oynayacak ve Türkiye’nin ülke içi istikrarını şiddetle sarsmak için mızrak ucu olarak kullanılacaktır. Böylece halk, hükümetlerinin zayıf olduğuna ve kendilerini Daiş’in terör eylemlerinden korumaya muktedir olmadığına <strong>ikna edilmek</strong> istenecektir.</p>
<p>Bütün bunlardan çok daha tehlikeli olanıysa Türkiye aleyhine iki ayrı cephede kurgulanan <strong>silahlı çatışmalar</strong>dır. Birinci cephe Kürtlerden gelecek silahlı saldırılardır ki bu zaten yıllardır mevcuttur. Ancak Suriye’nin kuzeyinde bir devletçiğe kavuşacak olurlarsa çok daha şiddetli saldırılar düzenleyeceklerdir. Nitekim bugün, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt milislerin genel olarak Amerika ile Batı’dan özellikle de İsrail’den ne kadar büyük destek aldıkları kimse için meçhul değildir.</p>
<p><strong>Alevi-Sünni Çatışmasına Zinhar Mahal Vermemek</strong></p>
<p>İkinci cepheye gelince; bu cephe Türkiye Alevileri adına açılacaktır. Onlar da Suriye’nin güneyinde ve güneybatısında kurulacağı vehmedilen ve başkenti Halep olacağı varsayılan bir Safevi devletçik tarafından desteklenme sözüyle aldatılmaktadır. Bu açıklama bize, günümüzde Safevi İran’ın Halep’i ele geçirmek için çok çeşitli araçlara başvurmasını ve on binlerce devrim muhafızı ile ordu mensubu üst düzey subaylarını bu ulu kente neden yönlendirdiğini izah etmektedir.  Bütün bunlar, Rus savaş uçakları ve güya Daiş ile savaştığını iddia eden Batı İttifakı uçakları tarafından kollanmakta ve olayların üstü kapatılmaktadır.</p>
<p>Bu satırların yazıldığı tarihte (2016 yılı başında) Rus savaş uçakları Halep şehrine sekiz binden fazla sorti yaparak yüzlerce sivilin ölmesine ve on binlerce insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Nüfusun topraklarından ve evlerinden uzaklaşmaya zorlanarak etnik temizlik yapılması, planlanan stratejinin önemli bir parçasıdır. Nitekim (kurulması hayal edilen) küçük bir Safevi devleti ne Suriye’de ne de Irak’ta demografik değişime yol açamayacaktır. İşte bu yüzdendir ki gerek Suriye’den gerekse Irak’tan uzaklaştırılan sığınmacıların yüzde 97’sinin Sünnilerden oluştuğunu son derece bariz bir şekilde görmekteyiz.</p>
<p>Peki onların gözünde <strong>kimdir bu Sünniler</strong>?</p>
<p>Sünniler İslam’ın müntesipleridir. Doğusundan batısına kadar tüm yeryüzüne hükmeden Hz. Ömer, Hz. Halid, Selahaddin Eyyübi ve Fatih Sultan Mehmet’in torunlarıdır onlar. İşte bu yüzden darmadağın edilmeleri vaciptir(!).</p>
<p>Onlar, Ehl-i Sünnet’i köklerinden büsbütün koparmak istiyorlar. Onların bir dine veya anavatana, hatta bir kabileye aidiyetini istemiyorlar. Dünyanın dört bir tarafına dağılmalarını ve yöre halklarının kültürleri içinde erimelerini, böylece önderlerinin önlerine düşerek yönetemeyecekleri bir yapıya dönüşmelerini istiyorlar. İşte bu yüzden Yüce Allah’tan sonra Ehl-i Sünnet’in son umudunun Türkiye olduğunu söylüyorum.</p>
<p>Araplar olarak bizim bu gerçeği iş işten geçmeden önce fark etmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde bunun sonuçları ziyadesiyle vahim olacaktır. Ondan sonra hepimiz ağlayarak ve lisan-ı hâl ile hep bir ağızdan şunu söylemek zorunda kalacağız: “Esasen ben beyaz öküzün yendiği gün yenmiştim!”</p>
<p><strong>Düşmana Kanarak Dostunu Satmamak</strong></p>
<p>(Burada bir parantez açıp Kemal Selman’ın kitapçığından yaptığımız çeviriye ara vererek Araplar arasında çok yaygın olan bu son sözün ne anlama geldiğine değinmekte yarar görüyorum:</p>
<p>Hz. Ali’ye (r) nispet edilen ve üç öküzün hikâyesi üzerinden -tefrikaya düşmenin ve düşmana kanarak dostunu satmanın hazin neticeleri konusunda- bize verilen uyarı mesajını şu şekilde Türkçeleştirmemiz mümkündür:</p>
<p>Emîrülmüminîn İmam Ali (r) arkadaşlarıyla oturmuş, Hz. Osman’la ilgili bazı anılarını aktarıyor, onun toplumdaki konumundan bahsediyormuş. Sonra sözü onun şehâdetine getirerek;</p>
<p>“– Benim, sizin ve Osman’ın durumu neye benziyor, biliyor musunuz?” diye sormuş ve şu temsili anlatmaya başlamış:</p>
<p>Sık ağaçlı bir ormanda üç öküz birlikte yaşarmış. Birisi siyah, diğeri beyaz, öbürü de kırmızı renkliymiş. Ormanda bir de aslan varmış. Ancak, birlikte hareket ettikleri ve dayanıştıkları için öküzleri yemeye gücü yetmiyormuş. Bir gün beyaz öküzün uzaklaştığı anı fırsat bilerek siyah öküzle kırmızı öküze gelip demiş ki:</p>
<p>“– Bu ormanda bizi diğer hayvanlara farkettiren işte şu beyaz öküzdür! Onun rengi açık olduğu için hemen dikkat çekiyor ve bizi tehlikeye atıyor! Müsaadenizle onu ben yiyeyim. Böylece orman hem benim hem de sizin için daha emin bir yer haline gelir.” İki öküz birden;</p>
<p>“– Öyleyse, buyur ye, o senindir.” demişler. Aslan da beyaz öküzü bir güzel yemiş. Çok geçmeden yine gelmiş ve kırmızı öküze demiş ki;</p>
<p>“– Şu siyah öküz de ormanda bizi diğer hayvanlara karşı ele veriyor! Çünkü onun rengi hemen dikkat çekiyor! Oysa benimle senin rengin öyle değil. Onu yememe müsaade edersen orman bizim için çok daha emniyetli hale gelir, birlikte yaşar gideriz.” O da:</p>
<p>“– Buyur o halde, ye!” demiş. Böylece aslan siyah öküzü de yemiş. Bir müddet sonra aslan kırmızı öküzün yanına gelip şöyle haykırmış:</p>
<p>“– Sıra sana geldi! Şimdi de seni yiyeceğim!” Kırmızı öküz şöyle yakarmış:</p>
<p>“– Tamam. Ama bana müsaade et, üç defa böğüreyim.” Aslan;</p>
<p>“– Tamam. Dilediğince böğür.” demiş. Kırmızı öküz avazı çıktığı kadar böğürerek üç kez şöyle demiş:</p>
<p>“– Aman dikkat! Aslında ben beyaz öküzün yendiği gün yenmiştim!”).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> 4 Kasım 1979 tarihinde, ülkeden kaçan devrik İran Şahı Pehlevi’nin ABD’ye kabulünü protesto eden bir grup öğrenci, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni basarak çalışanları rehin almıştı. 444 gün süren rehine krizi, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin sona ermesine yol açmıştı. Tahran’da her sene 4 Kasım günü ‘casusluk yuvası’ diye tanımladıkları eski Amerikan Büyükelçiliği binası önünde gösteriler düzenlenmeye devam etmektedir. (F. Güngör).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Amerika’da güvenlikten sorumlu başkan danışmanlığı, dışişleri bakanlığı vb. üst düzey görevler üstlenmiş olan Dr. Condoleezza Rice, 07.08.2003 tarihli Washington Post gazetesinde yayımlanan ve Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu iddia ettiği “Transforming The Middle East (Ortadoğu’yu Dönüştürmek)” başlıklı yazısında Yeni Ortadoğu Projesi’nin amaçlarını şu şekilde özetlemişti: Kendisine rakip olabilecek muhtemel bir gücün oluşmasını engellemek, Ortadoğu bölgesini kontrol altında tutmak, petrol ve doğalgaz kaynaklarının denetimini sağlamak, İsrail’in güvenliğini garanti etmek, Avrupa Birliği ülkeleriyle Çin ve Japonya’yı bölgenin kaynaklarından uzak tutmak, bölgenin tüm petrol ve doğalgaz yataklarına serbestçe ve korkusuzca ulaşmak, İslâmî terör (!) faaliyetlerini önlemek… (F. Güngör).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA İHVAN LİDERLERİNE YÖNELİK  SİYASİ İDAMLARI DURDURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ağır hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır'da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[cuntacılar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[KeşmirDoğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Sömürü Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3; Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Minye]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’daki İdamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Güçtürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askerî Konsey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”</p>
<p>(Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu’nun 10 Aralık 2015 yılında yayımladığı ve iki hafta sonra bu sayfadan özetle sizlere çevirisini sunduğum “Askerî Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır’da İnsan Hakları” başlıklı rapordan (1) sonra ikinci bir rapor yayınlamalarına bile fırsat verilmeyen Mısır’daki mazlumlara yeniden dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p>İslam âleminin en kıdemli yaşayan hareketi sayabileceğimiz ve bir asra yaklaşan tarihi boyunca asla şiddete bulaşmadan sosyal faaliyetlerini toplumun tüm katmanlarında sükunetle yürüten Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimîn) ve Mısır tarihinde ilk kez halkın seçimiyle iktidarı devralan Prof. Dr. Muhammed Mürsi ve arkadaşlarına reva görülen <strong>ağır hak ihlalleri</strong> Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın gündeminden büsbütün düşmüş durumdadır! İnsan hakları kuruluşlarının bile unuttuğu Mısır’daki cinnet derecesindeki idam kararlarını, dünya mazlumlarının umudu haline geldiği Aralık 2017’deki BM oturumlarında da tescillenen ülkemizin hamiyetperver halkına ve yöneticilerine hatırlatmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Darbeden Sonra Mısır’da İnsan Haklarının Sert Düşüşünü Görmek </strong></p>
<p>Türkiye’de Mısır’da 2011 yılından itibaren yaşanan ihlalleri insan hakları perspektifinden değerlendiren bazı çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Yavuz Güçtürk’ün SETA için hazırladığı rapor (2) şu hususlara dikkat çekmiştir:</p>
<p>“Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’daki siyasi, sosyal, dini ve benzeri alanlardaki her türlü gelişme hem diğer Arap halklarını hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı temelden etkilemektedir. Bu nedenle Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın en önemli ayağı doğal olarak Mısır oldu. Otokratik liderlerin yönetiminde, demokrasinin askıya alındığı, hukuk devletinin en temel gereklerinin ihlal edildiği bu coğrafyada Mısır, yeni başlangıçlar yapmaları için halklara ilham verecek bir model olma umudu taşımıştı. Ancak devrimle başlayan <strong>üç yıl</strong>lık süreç içerisinde <u>iki anayasa, bir darbe ve iki cumhurbaşkanı</u> gören Mısır’da başa dönüldü.</p>
<p>Askerî vesayet gücünü korurken, yeni bir halk ayaklanmasından endişelenen darbeciler muhalif hareketlerin direncini kırmak için baskı ve şiddet kullanmaktan çekinmediler. Devrim sürecinde, başta hayat hakkı olmak üzere gerçekleşen insan hakları ihlallerinin üzerine gidilmediği gibi darbe sonrası bunlara yenileri eklendi ve insanlığa karşı büyük suçlar işlendi.” (2).</p>
<p>Yirminci yüzyıl boyunca Mısır’da insan hakları, sivil toplum, basın ve yargı alanında yaşanan gelişmeler hakkında özet bilgiler verdikten sonra Rapor, 25 Ocak devrimine giden süreçten başlayarak Yüksek Askerî Konsey (YAK) dönemi, Mursi dönemi ve 3 Temmuz darbesi dönemini kronolojik olarak ele almaktadır.</p>
<p>Mısır’daki idam kararlarını analiz eden ve sorumlularını ortaya koyan bir diğer çalışma uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Kemal İnat’a aittir:</p>
<p>“Mısır tarihinde gerçekleştirilen en demokatik seçimlerle 2012 yılında iktidara gelen Mursi’nin, kendisine hiç iktidar olma fırsatı verilmeden ordu tarafından gerçekleştirilen darbeyle devrilmesi, bu darbeye karşı çıkanları hedef alan katliamlar ve uzun tutukluluk süresi sonunda Mursi ve İhvan üyeleri hakkında verilen idam kararları insan hakları konusunda son 60 yılda ulaşılan evrensel değerler açısından bakıldığında <strong>kabul edilebilir uygulamalar değildir</strong>. İnsan hakları konusunda hassas olduğunu iddia eden bütün kesimler tarafından kınanmalıdır. Bu ağır insan hakları ihlallerine karşı kınama ile yetinilmeyip, <u>bunları gerçekleştirenlerin yargılanması ve yeni ihlaller yapmalarının engellenmesi</u> için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Kararlarında Sisi’nin Yalnız Olmadığını Bilmek </strong></p>
<p>“Mısır’da gücü elinde tutan General <strong>Sisi</strong>, küresel güçler <strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> ile bölgesel güçler <strong>İsrail</strong> ve <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın desteğini alarak Mursi yönetimine karşı darbeyi gerçekleştirmiş, sonrasında onların desteği ya da onayını alarak Müslüman Kardeşler’e karşı yoğun bir baskı politikası başlatmış ve nihayet bu hareketin liderlerine karşı <strong>idam kararları</strong>nı vermiştir. Bu kararlar darbeci Sisi yönetiminin Mısır’ı onyıllar sürecek bir karanlığa sürüklemekte olduğunun göstergesidir. Şeklî bağımsızlığından beri küresel aktörlerin etkisinden kurtulamayan ve onların etkisindeki yerel diktatörlerin başarısız yönetimleri sonucu önemli bir bölgesel güç olma potansiyelini kullanamayan Mısır 2011 devrimi sonucunda elde etmeye yaklaştığı <strong>iç barışını kurma</strong> şansını darbeci Sisi yönetiminin politikalarıyla yeniden kaybetmiş durumdadır. Bu baskı politikalarının Müslüman Kardeşler’i aşırı şekilde radikalleştirmesi ve bunun sonucunda ülkeyi bütün Mısır halkının kaybedeceği bir iç savaşa sürüklemesi önemli bir risk olarak durmaktadır.</p>
<p>Bölge politikası açısından bakıldığında yapılması gereken ilk tespit ise, Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e yönelik bu ağır baskı politikasını destekleyen bölge ülkelerinin orta ve uzun vadede bundan büyük zarar görecekleridir. Müslüman Kardeşler’in siyasal ideolojisi ve İslam anlayışını kendileri için tehdit olarak gören bu ülkeler ona karşı izledikleri bu imha politikası sonucunda onun çok radikal yüzüyle tanışma riskiyle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu bölgesinde zaten “İslamcı” olduğunu iddia eden aşırı radikal silahlı hareketlerin yaygın olduğu bir dönemde olduğumuz ve bu örgütlerin bütün bölgeyi nasıl kaosa sürükledikleri hatırlanırsa bu riskin ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e iktidar olma ya da siyasete katılma şansı verilmiş olsaydı devlet yönetimine dair tecrübe sahibi olma imkânı elde etmiş olacaklardı ve Mısır’ın bölge ve dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlayacak adımlara öncülük edebileceklerdi…</p>
<p>Biriken öfkenin muhtemel bir patlamasının ardından Mısır’ın kaosa sürüklenmesi, İsrail’in sınırında Lübnan ve Suriye’nin ardından yeni bir istikrarsız ülke anlamına gelecektir. İsrail’in komşusu olan bu ülkelerin içine düştükleri şiddet sarmalı, onların güçlü ülkeler olmasına fırsat vermeyerek İsrail açısından tehdit olmalarını engelliyor belki, ancak buralarda yaşanan şiddetin artmasının baskı, yoksulluk ve açlıktan başka bir şey tanımayan nesiller yetiştirdiğini ve bunun da çok radikal silahlı örgütleri beslediğini unutmamak gerekir. Bu şekilde etrafı ateş çemberine dönen İsrail’in de kendi varlığını güven içerisinde sürdürmesi mümkün olamayacaktır.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> gibi küresel aktörlerin Sisi’nin politikalarındaki rolüne gelince, bu ülkelerin insan hakları ve demokrasi kavramlarını sadece söylem düzeyinde öne çıkardıkları, buna karşılık dış politikalarını şekillendirirken bu <strong>ilkeleri görmezden geldikleri</strong> bilinen bir gerçektir. Mısır’da da bu politikayı devam ettirdiler ve darbeye destek verdikleri gibi, darbenin ardından gerçekleştirilen katliamları, Mısır halkının yeni otoritenin kim olduğunu anlaması için yapılması <u>zorunlu eylemler olarak görüp seyrettiler</u>. Sisi yönetimi ve onu finanse eden <strong>Körfez ülkeleri</strong> üzerinde önemli etkileri olmasına rağmen, bugüne kadar bu etkilerini Mısır’da darbe sonrasında demokratik bir yönetime dönülmesi yönünde kullanmadılar. Bu politikalarından anlaşılan Mısır’da, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi, <u>kolay yönlendirebilecekleri ve İsrail’in güvenliğine katkıda bulunacak bir elit diktatörlüğü</u>nü tercih ediyorlar. Bu Ortadoğu’da “kontrollü demokratikleştirme” politikasını artık tamamen çöpe attıklarını ve eski “otokratik elitler” sistemine geri döndüklerini göstermektedir. Mısır gibi bir ülkede demokratikleşme yolundaki adımlara müsaade etmeleri durumunda bunun kolayca kontrolden çıkabileceğini ve ülke üzerindeki manipülasyon imkânlarının ortadan kalkabileceğini gördükleri için daha kolay nüfuz edebilecekleri Sisi gibi bir diktatörle çalışmayı tercih ettiler.</p>
<p>Diktatörlerle işbirliği yapmaları bölgede Amerikan ve Batı karşıtlığının artmasına yol açmak suretiyle Washington, Londra, Paris ve Berlin için riskler oluşturuyor, ancak bu riskler Mursi gibi halkın oylarıyla seçilmiş bir liderin Mısır’ı ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarından uzaklaştıracak bir yöne sürüklemesinden daha kabul edilebilir görülüyor. Bu yüzden diktatörün içeride kendisi için tehlike olarak gördüğü bütün rakiplerini ortadan kaldırmasına müsaade ediyorlar ve tıpkı İsrail’in Gazze veya Lübnan’da haftalar süren katliamlarına sessiz kalıp ona “<u>işini bitirmesi için gerekli süreyi tanıdıkları</u>” gibi, Sisi’ye de ihtiyaç duyduğu toleransı gösteriyorlar. Başka ülkelerin içişlerine karışmak için yoğun olarak kullandıkları insan hakları ve demokrasi eleştirilerini Sisi’nin <strong>Müslüman Kardeşler’i yok etme politikası</strong> karşısında, ancak görüntüyü kurtarmak için ve çok cılız bir şekilde seslendiriyorlar ki, Mısır’daki yeni diktatör bundan rahatsız olup içeride gerekli gördüğü temizliği yapmaktan vaz geçmesin.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küresel Sömürü Düzeninin Mısır İdamları Üzerinden İslami Hareketleri Sindirmesine Müsaade Etmemek  </strong></p>
<p>Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu 529 kişi hakkında idam kararı alarak devlet eliyle gerçekleştirilen toplu cinayet girişimini analiz eden bir diğer uluslararası ilişkiler hocası da Berdal Aral’dır. Perspektif dergisinde sorunu ele alan yazısında Berdal Hoca şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“3 Temmuz 2013’te, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi öncülüğünde Mısır tarihinde gerçekleşen ilk demokratik seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’yi alaşağı eden askerî darbeye karşı ülke çapındaki protesto gösterileri kapsamında Minye’de sivil sokak eylemleri sırasında tutuklanan darbe karşıtı Müslüman Kardeşler mensubu 529 sanık, <strong>24 Mart 2014</strong>’te <u>Minye Ceza Mahkemesi</u> tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş bulunuyor. Eğer ülkenin en yüksek dinî mercii olan Mısır Müftüsü bu kararı onaylarsa idam kararları infaz edilecek.</p>
<p>Mısır yargısının ülkenin son 60 yıllık tarihinde ülkenin başına tebelleş olmuş askerî rejimlerle yakın bir işbirliği içinde olduğu iyi biliniyor. Bugün de Mısır yargısının, cuntanın muhalefeti susturmak için giriştiği devlet terörüne, keyfî tutuklamalara ve katliamlar silsilesine, dünya hukuk tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir ‘karar’la katkı sunmuş olduğu açıkça görülüyor. Temmuz 2013 darbesi sonrasında, Mısır’da, zulüm, baskı ve keyfiliğin sınır tanımadığı ayan beyan ortada.</p>
<p>Mısır darbesi, Avrupa Birliği ülkelerinin görüşüne göre, Mısır gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin katli olarak değil, <u>demokrasiye ge</u><u>ç</u><u>i</u><u>ş</u><u> s</u><u>ü</u><u>recinin olmazsa olmaz </u><u>ş</u><u>artlarından birisi</u> olarak görülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ise, bu idam kararlarından ‘endişe duyduğunu’ Mısır yönetimine bildirmiş bulunuyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’daki tüm tara ara çağrı yaparak, demokrasiye geçiş sürecine herkesin müdahil olması gerektiğini hatırlatıyor. Aslında ABD ile Avrupa arasındaki <strong>cuntacıları kollayan</strong> bu <strong>benzerlik</strong> gözden kaçacak gibi değil. Demokratik yönetimin yasadışı darbeyle alaşağı edildiği Mısır’ın üyeliğini askıya almış bulunan Afrika Birliği, insan hakları ve demokrasi konusunda Batı dünyasından daha ilkeli ve tutarlı olduğunu kanıtlıyor. Bu açıdan hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin, 529 kişinin idama mahkûm edilmesine ilişkin mahkeme kararına yönelik ‘yumuşak’ uyarıları dikkat çekici.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar, başta Batılı devletler olmak üzere, önde gelen uluslararası aktörlerin ortak bir İslamofobik tutum içinde olduklarını da ortaya koymaktadır. İslam’ın herhangi bir İslam ülkesinde toplumsal, iktisadî ve siyasî dönüşüm sürecinde önemli bir referans çerçevesi olarak öne çıktığı ya da İslam dünyasının <strong>İ</strong><strong>slam ve anti-emperyalizm</strong> ortak paydasında bütünleşme arayışlarına girdiği dönemlerde, bu arayışları boşa çıkarmak, temel bir strateji olarak temayüz etmiştir. Suriye’deki Baas rejiminin akıl almaz zalimliğine ve rutinleşmiş etnik kıyımına karşı üç maymunları oynamak, İsrail’in Filistin halkına yönelik devlet terörüne kayıtsız kalmak ve Mısır’ın taze demokrasisine ve halkın yeşeren umuduna son veren askerî darbeye karşı darbecilerin yanında yer almak, bu <u>Makyavelist strateji</u>nin birer izdüşümüdür. Bu da doğal olarak hem Türkiye’de hem de başka İslam coğrafyalarında puslu havayı kollayan cuntacı taifesinin umutlarını yeşertmektedir.<strong> </strong></p>
<p>Batı’nın bütün dünya halklarınca iyi bilinen menfaat eksenli sessizliği, 529 kişiyi idama mahkûm eden bu dava ekseninde İslam dünyasının genel kayıtsızlığı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu kayıtsızlık başta kendi halkının özgürlük, adalet ve onur arayışından bir heyula gibi korkan (Arap) Körfez ülkeleri olmak üzere İslam dünyasının çoğunlukla halklarının gözünde saygınlığı ve meşruiyeti olmayan ‘işbirlikçi’ rejimlerce yönetilmeye Arap devrimlerinden sonra dahi devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu utanç verici yargı kararı karşısında duruma açıkça tepki veren ender ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Rusya, Çin ve Hindistan gibi önemli diğer uluslararası aktörler ise menfaatlerini önceleyerek konuya uzak durmayı tercih etmiş durumdalar.” (4).</p>
<p>Çeyrek asırdır Çeçenistan’da her türlü savaş ve insanlık suçunu işlemiş Rusya’dan, özellikle Doğu Türkistan’da ‘insanlığa aykırı suç’ niteliğinde vahim ihlâlleri pervasızca gerçekleştiren Çin’den, yarım asırdır Keşmir’de küçük bir Müslüman topluluğa türlü zulümleri reva gören Hindistan’dan daha fazlasını beklemek de saflık olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır’daki İdamları Engelleyecek Somut Adımlar Atabilmek </strong></p>
<p>Mısır’da cinnet derecesindeki toplu idamları durdurmak için insanlık haysiyetini muhafaza eden tüm kurum ve kuruluş yöneticileri ile aydınların inisiyatif alması icap etmektedir. Örnek olarak şu somut adımların rahatlıkla atılabileceğini düşünmekteyim:</p>
<ol>
<li>Dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı Mısır özel gündemiyle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</li>
<li>Uluslararası ilişkiler uzmanları başta olmak üzere gazeteci, yazar ve hatiplerin Ortadoğu’yu daha fazla çatışma ve kaosa sürükleyecek olan Mısır idamlarının yol açacağı büyük felaketten İsrail, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin de mutlaka zarar göreceğini izah etmesi yararlı olacaktır.</li>
<li>Demokrasi ve insan hakları söylemlerini kimseye bırakmayan ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin Müslüman Kardeşler’in siyasetin dışına itilmesi ve sindirilmesi için uygulanan idam cezalarının hukuksuz olduğunu itirafa davet edilmesi onların gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.</li>
<li>Mursi ve diğer İhvan yöneticileri hakkında verilen idam kararlarına sözlü tepki göstermekle yetinmeyip Ankara’nın Mısır’a karşı -diğer ülkelere de örneklik teşkil edecek- bir yaptırım listesi hazırlayıp idamları engellemek için kararlı bir politika izlemesi sonuç doğuracaktır.</li>
<li>Muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin ve farklı kesimlere mensup aydınların, Mısır’daki idamları bir insanlık ayıbı olarak görüp kıyım niteliğindeki bu idamları durdurmak için inisiyatif almaları sorunun çözümüne önemli bir katkı yapacaktır.</li>
<li>İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olduğu aşikâr olan Mısır’daki idam kararlarının durdurulması, ünlü gazeteci Robert Fisk’in ifadesiyle, <u>ü</u><u>lkesini kendi m</u><u>ü</u><u>lk</u><u>ü</u><u> gibi g</u><u>ö</u><u>ren</u> Arap diktatörlere -bugüne dek sokağa çıkarak özgürlük ve adalet savaşında canını vermekten çekinmeyen onurlu insanlar adına- verilecek etkili bir cevap olacaktır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Mısır’daki Sistematik Hak İhlallerini Görebilmek</strong>”,</li>
</ol>
<p>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-sistematik-hak-ihlallerini-gorebilmek/, 24.12.2015.</p>
<ol start="2">
<li>Yavuz Güçtürk; “<strong>Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları</strong>”, Rapor, Seta, 25 Ocak 2016, 106 s. <a href="http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/">http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/</a>, 25.01.2016.</li>
<li>Kemal İnat; “<strong>Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular</strong>”, Star, Açık Görüş, 23.05.2015. http://www.star.com.tr/acik-gorus/misirda-idam-kararlari-ve-sorumlular-haber-1031123/, 23.05.2015.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı</strong>”, Perspektif, Sayı: 46, Nisan 2014. https://www.setav.org/devlet-eliyle-toplu-cinayet-girisimi-misirda-529-kisiye-yonelik-idam-karari/, 20.04.2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SORUMLULUĞUMUZU ÜSTLENEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2015 09:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[17:15]]></category>
		<category><![CDATA[17:34]]></category>
		<category><![CDATA[17:36]]></category>
		<category><![CDATA[25:16]]></category>
		<category><![CDATA[33:15]]></category>
		<category><![CDATA[35:18]]></category>
		<category><![CDATA[37:24]]></category>
		<category><![CDATA[39:7]]></category>
		<category><![CDATA[53:38]]></category>
		<category><![CDATA[6:164]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[Ahkâm 1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Aylan bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Cum'a 11]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrî]]></category>
		<category><![CDATA[hacda izdiham]]></category>
		<category><![CDATA[İmamet 20]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[mesuliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan taşlama]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vakfe]]></category>
		<category><![CDATA[vinç kazası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=181</guid>

					<description><![CDATA[“İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size bildirecektir.” (En’âm 6:164). &#160; İnsan olmak sorumlu olmaktır Sorumluluk kavramı, bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda bulunduğu ya da yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumunu ifade eder. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size bildirecektir.” (En’âm 6:164).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsan olmak sorumlu olmaktır</strong></p>
<p><strong>Sorumluluk</strong> kavramı, bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda bulunduğu ya da yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumunu ifade eder. Bir insanın sorumluluğunu üstlenmesi ise, kendi tercih ve davranışlarının veya yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, bu konuda hesap vermesi ve neticesine katlanması demektir. Herhangi bir konuda sorumluluk taşımayan kimse için kullanılan ‘sorumsuz’ kelimesi aynı zamanda sorumluluk duygusu bulunmayan ya da bu duygusu yeterince gelişmemiş olan, düşünmeden hareket eden, eylemlerinin sonucunu üstlenmeyen problemli insanlar için kullanılmaktadır.</p>
<p>Sorumluluk kelimesi yerine asırlardır kullandığımız Arapça kökenli <strong>mesuliyet</strong> kelimesi sormak ve sorgulamak anlamına gelen ‘<em>se-e-le</em>’ fiil kökünden türetilmiştir. Farklı kalıplarıyla Kur’an-ı Kerim’de çok yerde geçen sorma, sorgulama ve sorumluluk kelimeleri ‘<em>mes’ûl</em>’ ve ‘<em>mes’ûlîn</em>’ kalıbında ism-i mefûl olarak beş yerde geçmektedir (İsra 17:34 ve 36, Furkan 25:16, Ahzab 33:15, Sâffat 37:24). Özetle bu âyetlerde insanların taahhütlerinden, bakışlarından, dinlediklerinden, düşündüklerinden, inançlarından ya da inançsızlıklarından ve ortaya koydukları eylemlerden mesul olduğu ifade edilmektedir.</p>
<p>Belli sıfatları haiz oldukları varsayılarak belli bir süreyle yetkilendirilen ve kendilerine imkânlar verilen kişilerin, kendi irade ve kararlarıyla yaptıkları ya da ihmal ettikleri işlerden sorumlu tutulması, bunlardan dolayı sorgulanması, bu sorgu neticesinde takdir edilmesi ya da cezalandırılması gerekir.</p>
<p>Sorumluluk üstlenmiş olan bir insanın aklını, iradesini ve tüm kapasitesini kullanarak görevini en iyi şekilde yerine getirmesi için var gücüyle çaba harcaması beklenir. Toplumda yerleşmiş teamüllerin ve üstlenilen göreve ilişkin sözleşmenin doğal bir gereği olarak, aynı zamanda vicdanın fıtrî telkinleri doğrultusunda herkesin; görevinin gereklerini en iyi düzeyde bilmesi, görevinin inceliklerinin farkında olması, mevcut birikimiyle yetinmeyerek sürekli kendini yenilemesi ve görev alanına ilişkin yeni gelişmeleri takip etmesi, önceki hatalarını tekrar etmemesi, sorunlara çok daha etkin ve hızlı çözümler üretebilmesi, insanlara nitelikli hizmet sunması, konumuna mülkiyet değil emanet gözüyle bakması, tevazu ve kulluk bilinci ile yapıcı yaklaşımlar ortaya koyması beklenir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluk hiyerarşisini doğru kurmak</strong></p>
<blockquote><p>Üstlendiği görevi en iyi şekilde yapması, eylemlerinin sonucunu üstlenmesi ve hata yaptığında özür dileyerek bedelini ödemesi insanın topluma karşı sorumluluğunun doğal bir gereğidir.</p></blockquote>
<p>Öncelikli ve en önemli sorumluluğumuz <strong>Allah’a karşı</strong> olan sorumluluğumuzdur. Allah’a iman edip O’nun bizim için çizdiği sınırları gözetmek, dini yalnızca O’na has kılmak, tevhit inancımıza şirk bulaştırmamak Rabbimize karşı sorumluluğumuzun zorunlu bir gereğidir. Sorumluluk bilincini kuşanmak anlamına gelen <strong>takva</strong>; bir taraftan sürekli Allah’ın huzurunda bulunduğumuz bilinciyle davranmak, öbür taraftan yetki kullanırken adil, insanlarla ilişki geliştirirken dürüst, samimi, saygılı ve merhametli olmak demektir.</p>
<p>Akıl sahibi yetişkin her bir fert, içinde yaşadığı <strong>topluma karşı</strong> sorumludur. Üstlendiği görevi en iyi şekilde yapması, tercih ve kararlarının sonucunu üstlenmesi, kimseyi aldatmaması, hata yaptığında özür dilemesi ve bedelini ödemesi, içinde yetiştiği toplumun bütün üyeleri arasında iyiliklerin yaygınlaşması ve kötülüklerin olabildiğince azalması için sürekli gayret etmesi, toplumda maddi ve manevi desteğe muhtaç olanlara elinden gelen yardımı yapması insanın topluma karşı sorumluluğunun gereğidir.</p>
<p><strong>Kendi nefsine </strong>ve <strong>ailesine karşı</strong> sorumlu olan insanın, kendisinin ve aile efradının yanlış yollara düşmemesi için dikkatli ve sorumlu davranması, dünya ve ahiret ateşlerinden kendisini ve yakınlarını koruması Rabbimizin bize açık emirlerindendir (Tahrim 66:6). Sosyal çevresine karşı sorumlu tutulan insan, soluduğu hava, içtiği su, üstünde yaşadığı coğrafya, beslendiği toprak ve hayvanlar başta olmak üzere bütün bir <strong>fizik çevreye karşı</strong> da sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla kendisine emanet edilen bütün bu nimetlerin emniyetinden sorumludur. Bu yüzden, sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmeyen, ihmal ya da yanlışlar yapan insanlar hem dünyada hem de ahirette sorguya çekilerek cezalandırılmayı hak eder.</p>
<p>Hiç kimse başkasının günahını yüklenmeyeceği gibi günah sahibi, büyük hesap gününde bu kötü yükünü paylaşacağı bir yardımcı bulamayacak, kendi yanlış tercih ve eylemlerinin, hatalı kararlarının cezasını bizzat kendisi çekecektir (Örnek olarak bakınız: Fâtır 35:18, Necm 53:38, En’âm 6:164, İsra 17:15, Zümer 39:7). Sevgili Efendimiz meşhur “<em>Kullukum râ’in we kullukum mes’ûlun ‘an ra’iyyetih&#8230;</em>” hadis-i şerifi başta olmak üzere bir çok hadisinde insanların sorumluluğunu üstlendiği diğer insanlara karşı davranışlarından hesaba çekileceğini, aile efradına, çalışanlarına, idaresini üstlendiği insanlara karşı sorumlu olduğunu, sorumluluğunun bilincinde olarak onlara karşı hakkaniyetle ve merhametle davranması gerektiğini hatırlatmıştır. (Buharî: Cum’a 11, Ahkâm 1; Müslim: İmamet 20).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hacdaki iki facianın sorumluluğunu üstlenmek</strong></p>
<p>Hicrî 1436 haccında yaşadığımız iki facia, Müslümanların oturup kader ve tevekkül anlayışlarını ciddiyet ve samimiyetle gözden geçirmesi, sorumluluk bilincinin ne olduğunu yeniden hatırlaması, sorumsuz sorumluların cezalandırılarak sorumlu davranma ve sorumluluğunu üstlenme erdeminin yeniden kazanılması gerektiğini, yadsınamaz ve ötelenemez acil bir zaruret olarak önümüze koymuştur.</p>
<p>Kâbe’de <strong>11 Eylül</strong> 2015 <strong>Cuma</strong> günü devrilen paletli <strong>vinç</strong> kazasında <strong>111</strong> hacı adayı hayatını kaybetmiş, 238 kişi de yaralanmıştır. Müteahhit firma <strong>Bin Ladin</strong> Grubu yöneticisi medyaya verdiği beyanatta; “<em>accident was an <u>act of God</u></em>” diyerek kazanın ‘takdir-i ilahi’ olduğuna vurgu yaptı. Yakını vincin altında ölen Müslümanların bir çoğu; en yakın akrabasının canını ‘kutsal topraklar’da alan Allah’a şükretti. Kâbe’nin güvenliğinden sorumlu olan, bu iş için yüklü bir ücret alan yönetici “<em>Lâ ilâhe illallah</em>” demekle yetindi. Bazı hacı adayları yaralıların yardımına koşmak yerine tavaf ibadetini bozmamayı ve yedi şavtı tamamlamayı tercih etti!&#8230; Birkaç gün sonra anlaşıldı ki, vincin üreticisi Alman firması adına açıklama yapan mühendisin ilk gün dediği gibi vinç, denge ağırlıkları noksan halde kullanılmış. Bununla da kalmayıp, şiddetli rüzgâr estiğinde vincin devrilmemesi için yere indirilmesi gereken ağırlık taşıyan kolu (BOM) hac yoğunluğu gerekçe gösterilerek yere indirilmemiş!</p>
<p>Suudi Arabistan Sağlık Bakanı, bayramın birinci günü hac ibadeti esnasında <strong>şeytan taşlarken</strong> hayatını kaybedenlerin sayısının 769&#8217;a yükseldiğini açıkladı. Yaralıların sayısını ise 934 olarak belirtti. İlk gün 220 olarak verilen ve üçüncü günde dört kat yükselen bu rakamlar muhtemelen biraz daha artacaktır. Sorumluluğunu üstlenip istifa ederek muhakeme edilmeyi istemesi gereken Suudi yöneticiler faturayı ‘talimatları dinlemeyen hacılar’a kesti! Neyse ki yeni kral her iki facia için soruşturma komisyonu kurulması talimatı vermiş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yüksek sorumluluk örneği vakfe duasına ümmetçe âmîn diyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hacda yaşanan iki facia, kader ve tevekkül anlayışımızı ciddiyet ve samimiyetle sorgulamayı acil bir zaruret olarak önümüze koymuştur.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez hocamız Arafat’ta 56 bine yakın Türkiyeli hacı adayına yaptırdığı vakfe duasında sorumlu bir duruş sergiledi ve sorumluluğu şer odaklarına ya da Allah’a yüklemeyip samimi ve derin bir özeleştiri yaptı:</p>
<p>&#8220;Her işimize Rahmân ve Rahîm isimlerini başlangıç eyledik. Lâkin işlerimizi adalet, hakkaniyet, merhamet ve şefkatle icra edemedik. Birbirimizden merhameti esirgedik&#8230; İslâm’ı hakkıyla temsil edemedik. Kur’an-ı Kerim’i anlamadık, meramını doğru anlatamadık. Böldük, bölündük, kendimizi tek hakikat yolcusu ilan ettik, birbirimizi küfürle itham ettik. Kendimizi, düşüncemizi, mezhebimizi, meşrebimizi kutsadık. Şiddetin adını cihad, zulmün adını zafer koyduk. Senin rahmet dinini, korku dini zannedenler varsa, sorumlusu biziz&#8230;</p>
<p>Dünyaya aldandık, hırs ve tamahın girdabında boğulduk. Kendimize yabancılaştık, iffetin kıymetini, önemini anlayamadık, anlatamadık. Zulme seyirci olduk, mazluma hak ettiği desteği veremedik. Malımızı, makamımızı, her türlü imkânımızı Senin rızana uygun bir biçimde kullanamadık. Cimriliğin, bencilliğin, çıkarcılığın karanlığında kaybolduk&#8230;</p>
<p>Omuzlarımızda kimlerin hakkı var, dilimizle kimleri ezdik, elimizle kimleri incittik? Senin evin gönüllerdi, biz nice gönüller yıktık. Senin rızan bir yetimin başını okşamakta, bir öksüzü sevindirmekte gizliydi. Biz bilerek ya da bilmeyerek kim bilir kaç yetimi yalnızlığa terk ettik, kaç öksüzü gizli köşelerde ağlattık. Komşumuz aç yatarken ondan habersiz kendimizi ağırladık. Sen muhtaçlara yardım için bizleri vesile kılmışken, biz sadece sana “Muhtaçlara yardım et Ya Rabbi!” diye dua etmekle yetindik! Şimdi hepsini burada sana itiraf ediyoruz.</p>
<p>Zulme uğrayan kardeşlerimize el uzatamadık, onları çoğu zaman yalnız bıraktık, gözyaşlarına ortak olamadık. Peygamberimizin emrettiği üzere, bir vücudun uzuvları, bir binanın tuğlaları gibi olamadık. Kardeşlerimizin halleriyle hâllenemedik, dertleriyle dertlenemedik, acılarını acımız, sevinçlerini sevincimiz bilemedik. Ne yazık ki bizler, zihinleri bir, yürekleri bir, gayeleri bir, sevgileri bir, hüzünleri bir, kederleri bir, acıları bir kardeşler topluluğu olamadık!</p>
<p>Kendimiz için istediğimizi mümin kardeşimiz için isteyemedik. Haset ettik. Gıybet ve iftiraya bulaştık. Kul hakkına girdik. Kardeşimizden hoşgörüyü dahi esirgedik. Kusurumuz boyumuzu aşmış, günahımız asırlara taşmış. Söz veriyoruz&#8230;</p>
<p><u>Açgözlüler yüzünden çocukların aç kalmadığı, Aylan bebeklerin minik bedenlerinin deniz kıyılarına vurmadığı bir dünyada yaşamayı, o dünyayı kurmayı bizlere lütfeyle Ya Rabbi!</u>”</p>
<p>Muhterem hocamızı bu yüksek sorumluluk bilinci ve samimi tevbesinin dolayı tebrik ediyor, özetle iktibas ettiğimiz vakfe duasının sonundaki anlamlı tazarru’u için can u gönülden âmîn diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluğu Allah’a yükleme kurnazlığından vaz geçmek</strong></p>
<blockquote><p>“Kadermiş?” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:<br />
Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu! (Mehmet Âkif).</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmet Âkif, Müslümanların; müptela olduğu sorumsuzluk hastalığını ve adam gibi sorumluluğunu üstlenmek yerine şark kurnazlığıyla mesuliyeti nasıl Allah’a yüklediğini 90 yıl evvel ne kadar da beliğ ifade etmiş:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>“Kadermiş?” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:</p>
<p>Belânı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.</p>
<p>Taleb nasılsa, tabî’î netice öyle çıkar,</p>
<p>Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?</p>
<p>“Çalış!” dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,</p>
<p>Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!</p>
<p>Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,</p>
<p>Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!</p>
<p>Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,</p>
<p>Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!</p>
<p>Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,</p>
<p>Birer birer oku tekmîl edince defterini;</p>
<p>Bütün o işleri Rabbim görür: Vazifesidir…</p>
<p>Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!</p>
<p>Başın sıkıldı mı, kâfi senin o nazlı sesin:</p>
<p>“Yetiş!” de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!</p>
<p>Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;</p>
<p>Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.</p>
<p>Demek ki: Her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;</p>
<p>Çoluk çocuk O’na aid: Lalan, bacın, dadın O;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;</p>
<p>Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;</p>
<p>Tabîb-i aile, eczacı&#8230; Hepsi hâsılı O.</p>
<p>Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!</p>
<p>Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!</p>
<p>Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;</p>
<p>Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete… Ha?</p>
<p>Senin bu kopkoyu şirkin sığar mı imâna?</p>
<p>Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân’a?</p>
<p>Kimin hesâbına inmiş, düşünmüyor, Kur’ân…</p>
<p>Cenâb-ı Hak çıkacak, sorsalar, muhâtab olan!</p>
<p>Bütün evâmire i’lân-ı harb eden şu sefih,</p>
<p>Mükellefiyeti Allah’a eyliyor tevcih!</p>
<p>Sarılmadan en ufak bir işinde esbâba,</p>
<p>Muvaffakiyyete imkân bulur musun acaba</p>
<p>Hamâkatin aşıyor hadd-i i’tidâli, yeter!</p>
<p>Ekilmeden biçilen tarla nerde var? Göster!</p>
<p>&#8220;Kader&#8221; senin dediğin yolda şer’a bühtandır.</p>
<p>Tevekkülün, hele, hüsrân içinde hüsrandır!</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Erol Çetin; “Kur&#8217;an&#8217;da Sorumluluk Kavramı ve Kapsamı”, Kur’ani Hayat dergisi, Sayı: 40, Mart-Nisan 2015, s.105-108.</li>
<li>Murat Sülün, Saffet Köse vd.; Kur’an-ı Kerim’de Mesuliyet (Kaynağı, Sınırları, Sonuçları), Ensar Neşriyat, İstanbul.</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; Safahat, Fatih Kürsüsü’nden, Çağrı Yayınları, İstanbul 2013, s.666-672.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
