<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Stalin Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/stalin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/stalin/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Oct 2018 13:58:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ABHAZYA’YI FİİLEN VE RESMEN TANIMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 07:38:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[25. YILDÖNÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA ZAFERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Adıgey Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[BABUŞARA]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[BALTIK ÜLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BDT]]></category>
		<category><![CDATA[BERİA]]></category>
		<category><![CDATA[BOMBORA]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESK]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DR. CEMALETTİN ÜMİT]]></category>
		<category><![CDATA[DZHANSUKH LAZBA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GAGRA]]></category>
		<category><![CDATA[GROZNİ]]></category>
		<category><![CDATA[GUDAUTA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAÇAY-ÇERKES]]></category>
		<category><![CDATA[KEFKEN]]></category>
		<category><![CDATA[KILIÇ OPERASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[KIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[MAHAKÇALA]]></category>
		<category><![CDATA[MARŞAN]]></category>
		<category><![CDATA[MÂVERÂU’L-KAFKÂS]]></category>
		<category><![CDATA[MAYKOP]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZÎ KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NAURU]]></category>
		<category><![CDATA[NİKARAGUA]]></category>
		<category><![CDATA[OÇAMÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER DURAN]]></category>
		<category><![CDATA[ORTAASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMİ DENİZ ÖZBAY]]></category>
		<category><![CDATA[RİTSA]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL BASAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL YAŞBA]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAPSIĞ KIYISI]]></category>
		<category><![CDATA[SETENAY NİL DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[SOÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUM]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUMKALE]]></category>
		<category><![CDATA[SOSNALİYEV SULTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[TAŞKENT ANLAŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TAYVAN MODELİ]]></category>
		<category><![CDATA[TRANSKAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[VADİM HARAZİYA]]></category>
		<category><![CDATA[VENEZUELLA]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİMİR ARDZINBA]]></category>
		<category><![CDATA[YAĞAN İBRAHİM. SELÇUK SIMSIM]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ KAFKASYA GAZETESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZAKAVKAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=773</guid>

					<description><![CDATA[Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti. Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti.</p>
<p>Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini ortaya koyan iki ülkeden biri olarak Abhazya (diğeri Çeçenistan), Gürcistan’ın işgal girişimini onüç aylık bir zorlu direnişin ardından püskürtebilmişti.</p>
<p>Demir perdenin yıkılması üzerine atayurdu Kafkasya’ya ilk seyahatimi gerçekleştirmek üzere büyük bir heyecanla yola koyulmuştum. İstanbul’dan Trabzon’a gidip oradan gemiyle Soçi’ye geçerek Şapsığ kıyısından Adıgey Cumhuriyeti’ne, oradan da Dağistan’a kadar tüm cumhuriyetleri ziyaret ederek Mahaçkala’daki bir kongreye katılacaktım. Ne var ki 14 Ağustos 1992 sabahı Trabzon’a ulaştığımda Soçi seferinin iptal edildiğini, geminin Batum’a giderek gümrük işlemlerinin orada yapılacağını öğrendim… Meşakkatli bir yolculuktan sonra Soçi’ye, oradan Maykop’a, Çerkesk’e, Nalçik’e, Grozni’ye ve nihayet Mahakçala’ya ulaşmıştım. Özellikle Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinde Abhazya’ya destek mitinglerine şahit olmuştum…</p>
<p>20 Ekim 2018 Cumartesi günü saat 14:00-18:00 arasında İstanbul’da <strong>Kafkas Vakfı</strong> genel merkezinde “Abhazya Bağımsızlığının 25. Yılı” başlığıyla gerçekleştirilen panelde ilk oturumun başkanlığı şahsıma, ikinci oturumun başkanlığı Prof.Dr. Rahmi Deniz Özbay’a tevdi edildi. İlk oturumda üç akademisyenin, ikinci oturumda bir sivil toplum yöneticisi ile bir diplomatın toplam beş tebliğ sunduğu paneli katılamayanlar için özetledim. Tarihe not düşmek maksadıyla kamuoyuyla paylaşmayı da lüzumlu addediyorum.</p>
<p><strong>Abhazya’yı Anlamak</strong></p>
<p>İlk konuşmacı Ömer Duran, Abhazya bağımsızlık mücadelesine destek vermek maksadıyla Üsküdar-Bağlarbaşı meydanında düzenlenen bir mitingde tanıştığım ve daha sonra uzun yıllar dostluğumuzu sürdürdüğümüz bir akademisyen. 1970 Sakarya doğumlu, 1995 Mısır el-Ezher Üniversitesi mezunu, siyaset bilimi ve kamu yönetimi alanlarında yüksek lisans yapmış, halen İslam Hukuku alanında doktorasını tamamlamak üzere olan Duran, 1998-2003 yılları arasında Kafkas Vakfı Genel Müdürlüğü de yapmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve SETA’da çalışan Duran, on yıldır özel sektörde Ortadoğu danışmanlığı yapmaktadır.</p>
<p>“Abhazya’yı Anlamak” başlıklı tebliğinde Abhazya’yı demografik, coğrafi ve tarihî açıdan tanıtan <strong>Ömer Duran</strong>’ın tebliğini şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“8660-km<sup>2</sup> toprağa sahip Abhazya’da, bir Karadeniz ülkesi olmakla birlikte Akdeniz iklimi hâkimdir. 220 bin nüfuslu ülkede 100 bin Abaza yanında Ermeniler, Rumlar, Ruslar, Megreller ve 20 bin civarında etnik Türk yaşamaktadır. Çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan, az bir kısmı da sosyolojik anlamda Müslüman olan Abhazya’da, başkent Sohum ve Gudauta’da birer mescit bulunmaktadır. Ülkede kiliseler mevcut olup maalesef bugüne kadar minareli bir cami inşa edilebilmiş değildir. Abhazya’nın bağımsızlığından beri gündemde olan bu konu günümüze dek başarılamamıştır.</p>
<p>Sohum’da (Babuşara’da) altyapısı hazır bir sivil havaalanı bulunmaktadır. Gudauta (Bombora) havaalanını ise daha çok Rusya tarafından askerî üs olarak kullanılmaktadır. En büyüğü Sohum’da olmak üzere değişik limanları vardır. Gürcistan’a en yakın olan Oçamçıra limanı çoğunlukla Rus askerî gemileri tarafından kullanılmaktadır.</p>
<p>SSCB döneminde halklara birtakım haklar verilirken ‘100 bin’ sınır olarak kabul ediliyormuş. Bu nedenle bu rakamın bazen 100 binin çok az altında veya biraz üstünde olduğunu görebilirsiniz. Ancak adı Abhazya olan bu ülkede Gürcülerin nüfusu çok daha fazlaydı. Bu yüzden Abhaz nüfusunun kısıtlanması ve bugün Tiflis tarafından dillendirilen ‘Göçmen meselesi’ önemli bir konu olarak devam edegelmiştir. Özellikle Stalin döneminde had safhada ‘Gürcüleştirme’ politikaları güdülmüştür. SSCB döneminde Ruslar ve Gürcüler eliyle demografik çoğunluk oluşturmak için Abhazya’da planlı Gürcü iskânları gerçekleştirilmiştir. Ancak Abhazya’nın Gürcüleştirilmesi politikaları 19. yüzyılın ortalarına kadar götürülebilir. Abhazya’nın bir taraftan Ruslar tarafından istilası ve Gürcistan tarafından rahatsız edilmesi, Osmanlı Devleti’nin bölgede, Kırım ve Karadeniz’de zayıflamaya başlamasına paralel gelişmiştir. Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcistan’dır. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Hem Rusya hem de Gürcistan Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının da bunda payı olduğunu görüyoruz. Abhazlar gerçekten her dönem Rus istilasına ve işgaline karşı direnmişlerdir.</p>
<p>Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcülerdir. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Her iki ülke de Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının bunda payı olduğunu görüyoruz.</p>
<p>18. yüzyıl Osmanlı-Abhaz ilişkilerinin en yoğun olduğu yüzyıl idi. Bu dönemde Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti… 1810’da Osmanlı Devleti’nin Abhazya’yı Rusya’ya bıraktığı kabul edilmektedir… II. Abdülhamid’in eşlerinden ikisi Abhaz idi. Sultan, kayınpederi Marşan’ı desteklemiş ve Sohum’u kurtarmak için diğer gönüllü muhacirlerle birlikte Abhazya’ya göndermişti… Çıkartma sonrası, şehirdeki Abhazların da yardımıyla kısa süreli bir başarı elde edildiyse de Ruslar şehri tekrar eli geçirdiler. Bu birlikteki askerlerin bir kısmı kendilerini Karadeniz limanlarına atarak canlarını kurtarmışlardır. Kefken’e gelen Abhazların da Sohumkale çıkartmasına katılan bu gönüllüler olduğu aktarılmaktadır. Artık, Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti…</p>
<p>1921 SSCB Anayasası’na göre Abhazya, özerk değil <strong>bağımsız bir ülke</strong> olarak birliğe <em>de facto</em> katılmıştır. 1931 Anayasası’nda Stalin bu statüyü değiştirmiştir! Yine Gürcü asıllı Beria yüzlerce, hattâ binlerce Abhaz entelektüeli yok etmiştir!</p>
<p>Ağustos 1992’de Abhazya, Gürcistan’dan müzakere heyetinin gelmesini beklerken hapislerden salınmış barbarların da eşlik ettiği bir işgal ordusuyla karşılaşmıştır… Savaş 30 Eylül 1993 günü Abhazların zaferiyle sonuçlanmıştır. O tarihten günümüze kadar iki ülke arasında çok sayıda karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler yapılmıştır.</p>
<p>Abhazların zaferiyle sonuçlanan 1992-1993 Gürcistan-Abhazya savaşında “Rusya’nın, Abhazya’yı desteklediği” spekülasyonlarına rağmen gerçek şu ki, Moskova kendi menfaati için ikili oynamıştır. Nitekim Abhazya’yı kapalı cezaevine çeviren Bağımsız Devletler Topluluğu <strong>(BDT) ambargosu, Rusya’nın eseri</strong>dir. Ambargo o kadar sıkı uygulanmıştı ki, akrabanızın yanına bile gidemiyordunuz! Arapların bir sözü var: “Bir toplum için musibet olan bir başka toplum için menfaat olmaktadır.” Abhaz-Gürcü ve Abhaz-Rus ilişkilerinde de bu kural aynen işlemiştir…</p>
<p>Artık ileriye bakmalıyız. Abhazya için, bünyesinde milyonlarca Kuzey Kafkasyalıyı barındıran Türkiye ile ilişkiler hayati önem arz etmektedir. Başta eğitim alanı olmak üzere STK’lara büyük iş düşmektedir. Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu dikkate alarak Abhazya’nın bağımsızlığını tanımasını da beklemeden adımlar atılmalıdır. Ancak 2008 yılında olduğu gibi bir sürpriz de olabilir. Bunun için Türkiye ile Abhazya arasında “<strong>Tayvan modeli</strong>” bir ilişki modeli olarak önerilebilir. Basit bir tanımla bu modele göre, tanıma olmasa da iki ülke birbirlerinin topraklarında ticari ofis kurarak, çıkarları gereği <strong>karşılıklı ticari ilişkiler</strong> kurabilirler ve yatırımlar yapabilirler. Bu ticari ilişkiler insani ilişkilerin de yolunu açacaktır.”</p>
<p><strong>Abhazya Direnişine Destek Veren Gönüllüleri Unutmamak</strong></p>
<p>Kafkas Vakfı tarafından (<strong>1</strong>) Abhazya’nın Gürcistan’a karşı kazandığı zaferin 25., bağımsız bir devlet olarak tanınmasının (<strong>2</strong>) ise 10. yıldönümü münasebetiyle İstanbul’da düzenlenen panelin ikinci konuşmacısı Doç.Dr. <strong>Setenay Nil Doğan</strong>, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Bilkent Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans programını, 2009 yılında Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde doktora programını tamamladı. Milliyetçilik, diaspora ve toplumsal cinsiyet gibi konularda çalışmaları çeşitli dergilerde yayımlanan Doğan halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nde görev yapmaktadır.</p>
<p>Bir kitap bölümü olarak da yayımlamış olduğu “Savaş ve Toplumsal Cinsiyet: Türkiye’den Abhazya Savaşına Katılan Kadınlar Örneği” başlıklı tebliğinde Doğan, şu hususları vurgulamıştır:</p>
<p>“1992 yılında 14 Ağustos’ta Abhazya’nın işgaline diyasporanın ve Kafkasya’nın tepkileri oldu. Diyasporadan 120-200 kadar gönüllü gitti. 7 de kadın gitti. Bu gidiş bazılarınca Abhazların kahramanlığının sembolü idi. Ancak “vatanperver dört kızın eteklerini erkeklere bırakarak savaşa gittiği” söylemi diyasporada pek de hoş karşılanmadı.</p>
<p>2012’de yedi kadınla görüştüm, 2013’te bu çalışmamı bir yerde sundum. Sonra bir kitapta bölüm olarak yayımlandı (<strong>3</strong>). Bu yedi kadınla derinlemesine görüşmeler yaptım. Savaşı nasıl hatırladıklarını ve Abhazya’nın, diyasporanın onları nasıl hatırladığını sordum… Sadece savaş hatıralarının dışına çıkmak gerektiğini de düşündüm.</p>
<p>Yaşları 19-24 arasında değişen Elif, Figen, Ayşegül ve Zeliha, Abhazya’da önce hemşirelik yapmak istediler. Ama Abhazyalılar cephede görevi tehlikeli bularak bunların hemşirelik görevine devam etmesine mâni oldular. Nitekim yetkililerin diyasporadan gelen erkeklere de emanet gözüyle bakıp onlara görev verirken ihtiyatlı davrandıkları da bilinmektedir.</p>
<p>Birgül, 30’larında sosyalist bir gazeteciydi. Hemşire olarak katıldı savaşa. Şamil Basayev’in taburuna katılmak istemişti… Moskova’da öldüğü için kendisiyle görüşemedim ama kızlarıyla görüştüm, yazılı anılarından bir kısmını okudular bana.</p>
<p>Görüştüğüm kadınlar, “biz ne yaptık ki” diyerek çok alçak gönüllü davrandılar. Mesela Yeşim hemşire olarak gitmişti. Hastanede çalışıyordu. Ama Sohum bombalandıktan sonra sokağa çıkıp -ailelerinin daha rahat bulabilmeleri için- cesetlerin fotoğraflarını çekmişti. Bir ölünün nasıl koktuğunu orada öğrendiğini söylemişti bana.</p>
<p>Yirmi yaşında Abhazya’ya gitmiş olan Özlem benimle konuşmak istemedi. Abhazya’ya giden ve bugün hayatta olan tek kadın odur. Bana “Abhazya’ya gelin, durumu kendiniz görün” demişti.</p>
<p>Abhazya savaşında ‘annelik’ çok ilginç bir şekilde karşımıza çıkıyor. Birgül hem silahlı pozlar veren bir savaşçı hem de çocuklarına reçel yaparken görüntülenen bir kadın mesela…”</p>
<p><strong>Kafkas Halklarının Dayanışmasını Güçlendirebilmek</strong></p>
<p>Panelde katılımcılarla da paylaştığım üzere, doktora çalışmam (<strong>4</strong>) kapsamında Nalçik’te alan araştırması yaptığım esnada Abhazya kahramanı <strong>Yağan İbrahim</strong>, cephede şahit oldukları olağanüstü bir durumu anlatmıştı bana:</p>
<p>“Konumunu tespit ettiğimiz işgal grubuna taarruz etmek üzere komuta ettiğim mangamla Sohum otelinden tam çıkmak üzereyken bir anda hava karardı, bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Mecburen yağmurun dinmesini bekledik. Ardından güneç açıverdi ve harekete geçtik. Hedefe yaklaştığımızda bir de ne görelim?! Şiddetli yağmurun üzerini açtığı mayınlar önümüzde duruyor! Allah’ın bu aleni yardımı olmasaydı bütün bir manga halinde can verecektik…”</p>
<p>İlk oturumun üçüncü konuşmacısı <strong>Selçuk Sımsım</strong> 1974 Hollanda-Rotterdam doğumlu. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü mezunu. Kafkas derneklerinde üye ve yönetici olarak görev aldı. Türkiye’nin birçok ilinde sözlü tarih çalışmaları yürüttü. 2007 yılından bu yana ‘Apsuvara Çalışma Grubu’nda, 2014 yılından beri ‘Apsuara-Abazara Geliştirme Programı’nda ve ‘Abhaz-Abazin Dili, Folklor Araştırmaları ile Arşiv Materyallerini Koruma ve Geliştirme Programı’nda görev yapmaktadır. 2017 yılından itibaren “Bizim Sakarya” ve “Jıneps” gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Sımsım’ın yayınlanmış iki kitabı var (<strong>5-6</strong>). Âdeta film gibi izlediğimiz sürükleyici tebliğinde Sımsım şu hususlara dikkat çekti:</p>
<p>“15 Mayıs 1992’de Özbekistan’da imzalanan Taşkent Anlaşması’nın yanı sıra bir anlaşma daha yapılmıştı: SSCB’nin askerî gücünü paylaştırma anlaşması. Bu çerçevede Gürcistan’a bırakılan 240 tank, sayısız zırhlı araç vb. ciddi silahlar, işgal hazırlıklarına 1989’da başlayan Gürcistan’ı cesaretlendirmiştir.</p>
<p>Abhazların hazırlıksız yakalandığı savaşı Gürcistan, “Kılıç Operasyonu” adıyla bir yıl önce planlamıştı. Azılı suçlularla anlaşmalar yapmışlar, onlara Abhazya’da mandalina bahçeleri vb. vaatlerde bulunmuşlardı… Akşam birlikte yemek yedikleri Gürcü komşuları ertesi sabah bahçelerine kaleşnikofla gelmişlerdi… Abhazya’nın “İç Kuvvetler Münferit Alayı”nın 600 askeri dışında hiçbir teçhizatlı askeri yoktu. Ardzınba halkı direnişe çağırdı.</p>
<p>Karayoluyla doğudan Sohum’a, deniz yoluyla da batıdan Gagra’ya gelen Gürcüler Abhazları iki koldan sıkıştırmış ve Sohum tamamen işgal etmişlerdi… Abhazya direnişinde önemli bir figür olan <strong>Sosnaliyev Sultan</strong>, 16 arkadaşıyla birlikte Kabardey’den çıkıp batıdaki Gürcü işgalini yararak Sohum’a yardıma gelmişti. Çeçenistan bu direnişe devlet olarak da açıktan destek vermiş ve silah göndermişti. Diğer kardeş Kafkas halkları gönüllü desteği vermişlerdi. Büyük çoğunluğu Grozni’de toplanan gönüllüler dağ geçitlerini aşıp Ritsa üzerinden yardıma gelmişti. Şamil Basayev komutasında 250 gönüllü savaşçı Abhaz direnişine çok önemli bir katkı yapmıştır… Sohum bir hafta boyunca talan edildi, insanlara işkence ettiler…</p>
<p>1-6 Ekim 1992’de 5 bin Gürcü askerine karşı 400 Abhaz askeri şiddetli bir mücadele verip Gagra’yı kurtarmıştı… 1993 yılında Temmuz ve Eylül aylarında savaşı bitiren iki önemli harekât gerçekleştirildi. Önce Gürcülerin konuşlandığı dağları temizleme kararı alan Abhazya Hükümeti, aşağı köprüden iki tabura yoğun saldırı emri verince Gürcüler dağlardaki güçlerini aşağı bölgeye çekmişlerdi. Dağa yakın konuşlanan Abhaz güçleri bu çekilmeyi iyi değerlendirerek dağları temizlemiştir. Bu ağır çatışmalar esnasında içlerinde Türkiye’den gelen gönüllülerin de yer aldığı çok sayıda şehit verilmiştir.</p>
<p>Dahi bir lider olan Ardzınba 27 Eylül’de Gürcülerle ve Rusları masaya oturdu. 21 Eylül’de Rusya’da Yeltsin ile Parlamento arasında patlak veren iç kriz de önemli bir etken olmuştur. Böylece 29 Eylül’de Doğu-Batı cephesi birleşti ve 30 Eylül 1993’te Abhazya işgali tamamen püskürterek zafere ulaştı.”</p>
<p>Selçuk Sımsım’ın detaylı yakın tarih çalışmaları çok önemlidir. Zira tarihi yapmak kadar, hatta çoğu zaman daha önemli olan tarihi yazmaktır. 1992 ve 93 yıllarında Abhazya hakkında Türkiye’nin yetkili kurumlarında neredeyse hiç bilgi yoktu. O dönemde Yeni Kafkasya gazetesinde kaleme aldığım birkaç köşe yazısı ve bir doktora dersim için hazırladığım “Abhazya Raporu” ile Türkiye kamuoyunu Abhazya meselesi hakkında bilgilendirmeye çalışmıştım (<strong>7-8</strong>).</p>
<p><strong>Abhazya’nın Bağımsız Müstakil Ülke Statüsünü Tanımak</strong></p>
<p>İkinci oturumda konuşan <strong>Şamil Yaşba</strong>, “Türkiye’de Abhaz Yapılanması”nı ve 13 derneğin üye olduğu ‘Abhaz Dernekleri Federasyonu’nun faaliyetlerini anlattı.</p>
<p>2017 yılından itibaren Abhazya’nın büyükelçisi statüsünde İstanbul’da bulunan <strong>Vadim Haraziya</strong>, mütercim Dzhansukh (Cansuh) Lazba’nın yardımıyla Abhazya’nın savaşa önceden hazırlandığı ve Rusya’dan destek gördüğü yolundaki haberlerin asılsız olduğunu vurguladı.</p>
<p>1988’de Gürcistan’da ‘Abhazya’nın bağımsız bir ülke statüsünü değiştirmek’ amacıyla devlet kurumlarının gizli bir toplantı gerçekleştirdiğini anlatan Haraziya, diplomatik girişimi hiç denemeden Gürcülerin tanklarla Abhazya’ya saldırdığına dikkat çekti.</p>
<p>2700 gönüllü askeri şehit olduğu, 4 bin kişinin sakat kaldığı, 200 kişi hâlâ kayıp olduğu Abhazya bağımsızlık savaşının doğurduğu ağır problemlerin bugüne kadar çözülemediğini hatırlatan büyükelçi, Devlet Başkanı Ardzınba’nın Gürcistan’daki görüşmeler esnasında zehirlendiğini, hastalığının ve ölümünün bundan kaynaklandığını düşündüklerini söyledi.</p>
<p>Abhazya Geri Dönüş Bakanlığı verilerine göre Abhazlar halen dünyanın 54 ülkesinde yaşadığını açıklayan Haraziya, Apsuwa, Abazin ve Ubıkh’ların önşart olmaksızın Abhazya Cumhuriyeti vatandaşı kabul edildiğini belirtti.</p>
<p>Panelin sonunda sahneye davet edilen onur konuğu <strong>Dr. Cemalettin Ümit</strong> süreci şu şekilde özetledi: “1917’de Çarlık rejimi dağıldı, 1921’de SSCB kuruldu. 15 Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bu birliği oluşturdu. Abhazya 16. üye olarak, müstakil bir devlet olarak başvurdu. Lenin hastaydı. Gürcü olan Stalin bu müracaatı sumen altı etti ve bu girişim akim kaldı.</p>
<p>Abhaz-Gürcü savaşının ilk kıvılcımı 1989’da 9 Gürcü, 6 da Abhaz öğrencinin öldüğü üniversite çatışmasıyla yakılmıştı. SSCB’den ilk ayrılan Gürcistan oldu. 1921 Anayasası’na döndüğünü ilan ederek BM’ye üye oldu. Bu anayasaya göre Abhazya Gürcistan’nın içinde ya da dışında bir ülke değildi, komşu bir ülke idi.</p>
<p>23 Temmuz 1992 Perşembe günü Vladimir Ardzınba 6 bakanıyla Türkiye’ye geldi. Ben de Ardzınba’yım. Bir haftalık ziyaretinde bir gününü bize ayırdı. Bir sandalla Marmara denizinde dolaştık. “12 Ağustos’ta Gürcü hükümetiyle görüşmemiz var” demişti ama bu görüşme olmadı, 14’ünde saldırdılar…”</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Anayasa’sını ilk açıklayan, parlamento seçimlerini günümüze kadar en düzenli şekilde yapabilen birkaç ülkeden biri olan Abhazya Cumhuriyeti’ni, 2008 yılından bu yana Rusya, Venezuella, Nikaragua ve Nauru devletleri resmen tanımış olup mazlumların umudu Türkiye’mizin de daha fazla gecikmeden Abhazya’yı tanıması Kafkas kökenli vatandaşlarımızın yerinde ve haklı bir talebidir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dönem Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Abhazya Cumhuriyeti’ni bağımsız bir ülke olarak resmen tanıması diğer onlarca ülkenin tanımasını da beraberinde getirecektir…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>org.tr</strong>/, 20.10.2018.</li>
<li>https://<strong>turkiyeabhazyayitanisin</strong>.wordpress.com/2012/01/11/devletler-arasi-hukuk-acisindan-abhazya-cumhuriyetinin-yasal-konumu-ve-statusu/, 20.10.2018.</li>
<li>Setenay Nil Doğan; http://www.academia.edu/27509566/_We_Left_Our_Skirts_to_Men_as_We_Went_to_the_Front_<strong>The_Participation_of_Abkhazian_Women_from_Turkey_in_the_Abkhazian_War</strong>, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; <strong>SSCB Sonrası Dönemde Batı Kafkasya’da Sosyal Yapı ve Değişme</strong> -Adıge Toplumu Örneği-, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kabul Tarihi: 21 Nisan 2004 (xiii+260 s.).</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong> ve 20. Yüzyıl Abazaların Politik Tarihi</strong> (1770-1993), Apra Yayıncılık, Mayıs 2017, 694 s., http://www.aprayayincilik.com/, 20.10.2018.</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong>Başka Bir Vatanımız Yok! Abhazya’nın Özgürlük Savaşı 1992-1993</strong>, Apra Yayıncılık, Eylül 2018, 728 s., https://abaza.org/tr/143, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yeni Dünya Düzeni ve Gürcü-Abhaz Çatışması</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 11-12, Temmuz-Ağustos 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Sınavımız</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 13, Eylül 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>İkinci Hedef: Diplomatik Zafer</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 15, Kasım 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimler</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 17, Ocak 1994.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Raporu</strong>”, Doktora dersi dönem ödevi, Aralık 1992, 30 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLIĞIN SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞEBİLMESİ</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2015 11:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni tehciri]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Genocide Watch]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Stanton]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Katlu'l-âmm]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Anma Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Gözlem Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımlar Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yad Vaşem]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi soykırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=86</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32). &#160; “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen soykırım kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘jenosit’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘holokost’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “genocide” terimini oluşturan Lemkin 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı, bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi olarak tanımlar (Duran, 2007: 3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla dolu bir insanlık tarihi</strong></p>
<p>Amerika&#8217;daki Soykırım Anma Müzesi’nin &#8220;Vicdan Komitesi&#8221; tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yüzyılın soykırımları listesinde; Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da, Japonlar tarafından Nanjing’de Çinlilere, Pol Pot tarafından Kamboçya, Sırplar tarafından Bosna&#8217;da, 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da gerçekleştirilen katliamlara yer verilmektedir. Nazi Almanya&#8217;sında 1938-1945 yılları arasında 6 milyon Yahudi’nin katledildiğini vurgulayan Vicdan Komitesi, Osmanlı Devleti’nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni&#8217;yi katlettiğini de iddia etmektedir. Yahudi soykırımını abartarak, Ermeni tehcirini de hem miktarı hem de mahiyeti itibarıyla manipüle ederek sunan Komite, insanlığın yaşadığı bu büyük acıları politik zeminde ele almayı tercih etmekte, Kafkasya, Türkistan, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında Müslüman halklara uygulanan soykırımlardan –Bosna gibi bir iki istisna dışında- hiç söz etmemektedir.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayımladığı “Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu”, elliyi aşkın soykırım öreğine yer vermekle beraber, ne yazık ki bu raporda da tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına uyguladığı soykırımlardan tek kelimeyle olsun bahsedilmemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekler</strong></p>
<p>&#8211; Amerika’nın 16. Yy.’ın başından itibaren kuruluşu esnasında 8 milyon Kızılderili’yi katletmesi, ardından Meksika, Nikaragua, Guatemala, Küba, Endonezya, Vietnam, Kamboçya, Şili, Lübnan, Libya, Afganistan ve Irak’ta milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermesi,</p>
<p>&#8211; İngilizlerin 18. Yy. başında sömürgeleştirdiği Avustralya’da sağ kalabilen 31 bini dışında 750 bin Aborjin’i katletmesi,</p>
<p>&#8211; Almanların Güneybatı Afrika’da Nambiya’yı sömürgeleştirirken 1904-1907 yıllarında 132 bin kişiden oluşan Herero ve Nama halklarını, 15 bin kişi hariç bütünüyle katletmesi,</p>
<p>&#8211; Amerikan ve İngilizlerin 3 gün boyunca havadan yağdırdığı bombalarla mağlup olarak Dresden kentine sığınan 200 bin Alman’ın katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Fransızlar’ın Cezayir’de 1830-1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri,</p>
<p>&#8211; Amerika’nın Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sebebiyle 200 bin kişinin hayatını kaybetmesi,</p>
<p>&#8211; Sovyet Ordusu’nun II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Alman topraklarına yürümesi sebebiyle Danimarka’ya sığınan 80 bini çocuk 250 bin Alman mültecinin tel örgülü kamplar içinde hastalıktan kırılması,</p>
<p>&#8211; Eski Rus lider Joseph Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da 1932-33 yıllarında 7 milyon kişinin katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Japonlar tarafından 1937&#8217;de gerçekleştirilen Nanjing katliamında 300 bin Çinlinin öldürülmesi,</p>
<p>&#8211; Komünist Pol Pot yönetiminin 1975-79 yıllarında Kamboçya&#8217;da 2 milyon kişinin katledilmesi (bu mazlumların 100 bin kadarını Çam Müslümanları oluşturuyordu),</p>
<p>&#8211; 1992-95 yılları arasında Bosna&#8217;da 300 bin kişinin hür dünyanın gözü önünde katledilmesi,</p>
<p>&#8211; 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da 800 bin kişinin katledilmesi gibi katliamlar dünya kamuoyunda az çok bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu katliamların en azından ana hatlarıyla biliniyor olması takdire şayan bir durum olmakla birlikte, tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına&#8230; uyguladığı katliamlardan dünya kamuoyu maalesef habersiz bulunmaktadır. Bilginin bunca yaygınlaşmasına ve çağa adını vermiş olmasına rağmen üzücüdür ki, dünya, Müslüman halkların tarihte ve günümüzde maruz kaldığı soykırımlardan bîhaber kalmaya devam etmektedir. Mesela, Rusya’nın 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürdüğü soykırıma kurban giden 40 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil insan için hala bir yaptırım uygulanabilmiş değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu güne kadar soykırıma uğrayıp ta hakkını arayabilen yegâne toplum Yahudiler olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından katledilen Yahudi sayısı tüm dünyaya 6 milyon olarak kabul ettirilmiş, on binlerce kitap ve yüzlerce filmle bu katliam sürekli gündemde tutulmuş, dünyanın çeşitli yerlerinde açılmış olan yüzlerce müzeye, en son Kudüs&#8217;te açılan büyük bir soykırım müzesi eklenmiştir. 65 milyon dolar harcanarak 10 yılda tamamlandığı söylenen &#8216;Yad Vaşem&#8217; müzesinin 15 Mart 2005 tarihinde düzenlenen açılış merasimine 40 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılmış, daha sonra bu müze İsrail’e giden tüm devlet yetkililerinin zorunlu uğrak yeri olmuştur.</p>
<p>Güzel bir örnek olarak, Avustralya Parlamentosu 13 Şubat 2008’de aldığı bir kararla, Avustralya hükümetlerinin “derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan” geçmişteki uygulamalarından dolayı Aborjinlerden özür dilemiştir. Keza, 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan Parlamentosu, Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere uyguladığı soykırımı tanımıştır. Bunun gibi bir kaç cılız gelişme, insanlığın soykırımlarla dolu tarihiyle yüzleşmesi adına son derece yetersiz adımlar olarak kalmaktadır.</p>
<p>1996’da Genocide Watch (Soykırım Gözlem Örgütü) başkanı Gregory Stanton tarafından sunulan “Soykırımın 8 Aşaması” isimli bir raporda anlatılan soykırımların “öngörülebilen fakat engellenemez olmayan” 8 aşamasını şu şekilde özetleyebiliriz:  İnsanları &#8220;bizler ve onlar&#8221; diye bölme, simgeleme, diğerinin insanlığını inkâr etme, örgütlenme, kutuplaşma, saldırıya hazırlanma, imha ve inkâr. &#8220;Failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler. İnkâra cevap, uluslararası ya da ulusal mahkemelerce verilecek cezalardır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturma çağrısı</strong></p>
<p>Soykırımlar insanlık suçu olup bütün bir insanlığın soykırım ayıbını birlikte temizlemesi gerekiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere ilgili tarafların katılımıyla ortak bir kurum oluşturularak, öncelikle tarih boyunca işlenmiş soykırım ve sürgün olayları hakkaniyet zemininde dakik araştırmalarla tespit edilmelidir. Ancak, bu araştırmaların düşmanlıkları ve acıları körükleyecek siyasi bir yaklaşımla değil, insanlığın ortak geleceğini insan hakları temelinde birlikte daha sağlam inşa edebilme yaklaşımıyla yürütülmesi büyük önem arz etmektedir. Araştırmaların ve tüm taraflarca mutabık kalınacak kavramsallaştırma çalışmasının ardından, bu merkezin raporlarını esas alarak Uluslararası Ceza Mahkemesi mazlumlara itibarlarının iade edilmesi, zalimlerin mirasçılarının mağdurlardan özür dilemesi, mağdurların mirasçılarına tazminat ödemesi, mağdurların torunlarına anayurtlarına dönüş hakkı vermesi gibi insani adımların atılması için yaptırımlar uygulaması mümkündür. İnsanlık bunca birikiminden sonra bu olgunluğu gösterebilmelidir.</p>
<p>‘Ermeni soykırımı’ iddiasını kabul ederek güçlenen Türkiye’yi zayıflatmak maksadıyla bir yıpratma aracı olarak ‘kullanmak’ isteyen Batı parlamentoları samimi iseler, uluslararası bir “Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturulmasına destek vermelidir. İnsanlık adına bir iftihar vesilesi olabilecek bu kurumunu oluşturmak için, UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi) bir “Uluslararası Soykırımlar Konferansı” tertip ederek ilk adımı atma şerefine nâil olabilir.</p>
<p>Yazımızı, konumuzla doğrudan alakalı bazı âyet-i kerimelerin meâliyle bitirelim:<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><em>“Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymayın! Zira haksız yere canına kıyılan kim olursa olsun,  işte onun velisine (eşdeğer bir ceza konusunda) yaptırım yetkisi tanımışızdır; fakat o katl cezasında (belli) sınırı aşmasın;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>çünkü o, zaten yardıma mazhar olmuştur.” (İsrâ Sûresi, 17/33).</em></p>
<p><em>“Siz ey iman edenler! Cinayete kurban gidenler hakkında size âdil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>  Bunun üzerine her kim kardeşi tarafından bir şekilde bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona güzellikle ödenmeli:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>  İşte bu, Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmettir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a> Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun hakkı elem verici bir azaptır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a> Bakın ey aktif akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır: sizden (artık) sorumlu davranmanız beklenir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a>” (Bakara Sûresi, 2/178-179). </em></p>
<p>Kur’an’da MÖ. 7. yüzyılda Kudüs’ü yerle bir eden Asur ve yüz yıl sonraki Babil soykırımları (17:2), Firavun’un İsrailoğullarını köleleştirmesi ve soylarını kırması (2:49, 26:22), kendilerine soykırım uygulayan düşmanlarını gözlerinde büyüten Benî İsrail’in kendilerini onların taptığı putun anasına değil ancak danasına tapmaya lâyık görmeleri (20:88), kendilerini soykırımdan kurtarıp türlü nimetler bahşeden Allah’a şükredecekleri yerde nankörlük etmeleri (2:61) beyan buyurulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Amerika’nın Soykırım Tarihi. David E. Stannard; çev. Şaban Bıyıklı. İstanbul: Gelenek Yayıncılık, 2004. 438 s.</li>
<li>Bir Fransız Yalanı Bir Soykırım Soruşturması Cezayir Savaşı ve Gerçekler. Georges-Marc Benamou; Türkçesi Sonat Ece Kaya. İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2006. 392 s.</li>
<li>Bosna&#8217;da Soykırım Günlüğü. Roy Gutman; trc. Şakir Altıntaş. İstanbul: Pınar Yayınları, 252+17 s.</li>
<li>Balkanlar’da Türk Soykırımı. Ali Özsoy. İstanbul: İleri Yayınları, 2012. 192 s.</li>
<li>Bulgaristan&#8217;da Soykırım. Mehmet Çavuş. İstanbul: Yaylacık Matbaası, 1984. 1. c. 80 s.</li>
<li>Çerkes Soykırımı: Çerkeslerin XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi. Aliy Kasumov, Hasan Kasumov; trc. Orhan Uravelli. Ankara: Kaf-Der Yayınları, 1995. 310 s.</li>
<li>“Emevilerin Abbasiler Tarafından Soykırıma Uğratılması”. Ali Aksu. CÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas: 2000. Sayı: 4, s.259-269.</li>
<li>Geçmişten Günümüze Ermeni Meselesi ve Sözde Soykırımın Uluslararası Kriterler Açısından Değerlendirilmesi. Meltem Uluada. Yüksek Lisans Tezi. Atılım Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı. Ankara: 2006.</li>
<li>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı. Hakan Albayrak. Ankara: Vadi Yayınları, 2007. 72 s.</li>
<li>Kızılderili Soykırımı: Kızılderili Soykırımının Amerikan Kapitalizminin Yükselişindeki Rolü. George Novack; çev. Mehmet Beyazıt. Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2003. 160 s.</li>
<li>Modern Devlet ve Irk Söylemi İçerisinde Ruanda Soykırımı. Ebru Çoban. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2007.</li>
<li>Modern Devlet Biyoiktidar ve Soykırım (Ruanda Örneği). Ebru Çoban Öztürk. Ankara: Adres Yayınları, 2010. 240 s.</li>
<li>Sabra ve Şatilla Katliamları. Amnon Kapeliouk; çev. Cem Sofuoğlu. İstanbul: Yalçın Yayınları, 1985.</li>
<li>Sevk ve İskanın 100. Yılında Türk-Ermeni İlişkileri, Haluk Selvi vd. İstanbul: Kültür A.Ş. Yayını, 2015.</li>
<li>Soykırım Endüstrisi. Norman G. Finkelstein; çev. Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 2001. 207 s.</li>
<li>Soykırım Suçu. Arzu Beşiri. İstanbul Bilgi Üniversitesi SBE Hukuk Yüksek Lisans Tezi. 2010. 56 s.</li>
<li>Soykırım Suçu, Halil Murat Berberer. Yüksek Lisans Tezi. Adana: Çağ Üniversitesi SBE. 2007.</li>
<li>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanununda Düzenlenişi. Batuhan Duran. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE. Hukuk Anabilim Dalı. İstanbul, 2007.</li>
<li>“Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”. Arzu Beşiri. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: 2013. Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>Soykırımın Perde Arkası: Siyonist-Nazi İşbirliğinin Gizli Tarihi ve Yahudi Soykırımı Yalanının İçyüzü. Harun Yahya. 2. bs. İstanbul: Vural Yayıncılık, 2000. 339 s.</li>
<li>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları. Sefa M. Yürükel. Near East Publishing, 2005. c.1, 208 s.</li>
<li>Sömürgeden Soykırıma Arakan. UHİM; İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, 2012. 32 s.</li>
<li>“Uluslararası Hukukta Soykırım Suçu ve Suça Zemin Hazırlayan Toplumsal Yapılar: Ruanda Örneği”. Ebru Çoban. Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi. Ankara: Bahar 2008. c.5, Sayı: 17, s.47-72.</li>
<li>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar. Editör: Hüseyin Türkan; yayına hazırlayanlar: Fadime Türkölmez, Hüseyin Türkan. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 2014. 260 s.</li>
<li>Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik. Derleyenler: Cenap Çakmak, Fadime Gözde Çolak, Gökhan Güneysu. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2014. VIII, 342 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Meâlen çeviri ve notlar Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir’ isimli çalışmasından iktibas edilmiştir).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “Eşdeğer bir ceza” (kısas), Bakara 178’de kasten adam öldürme suçunun cezası olarak öngörülür. Aynı ceza türünün önceki vahiylerde de bulunduğuyla ilgili bkz: 5:45. Tanındığı ifade edilen yetkinin üst sınırı budur, fakat maktulün velisi isterse, aynı âyette diyet alarak kâtilin suçunun dengi olan cezayı bağışlama yetkisi de verilmiştir. Burada “bir cana karşılık bir can” sınırının aşılıp güçlünün güçsüze, varsılın yoksula karşı intikam amaçlı bir katliâm yapması yasaklanmaktadır (Krş: 2:178, ilgili notlar).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> İslâm adam öldürmeyi ferde veya aileye karşı işlenmiş bir suç olmaktan daha çok insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görür. Kasten ve haksız yere adam öldürme, tüm insan türüne karşı işlenmiş bir cinayettir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Kâtil kimi öldürürse öldürsün, sonuçta öldürdüğü ya insan kardeşi ya da İslâm kardeşidir. Ceza ve affın birlikte geçmesinin anlamı şudur: Emredilen ceza değil adâlettir.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Kısas bir “intikama” dönüşmemelidir. Öldürülenin yakınlarına tanınan ve hem mağdurun acısını hem de kâtilin vicdanını teskin edecek olan “affı” tavsiye ediyor.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bu âyet cezayı emreden değil, cezalandırmada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyettir. Zira zayıfın güçlüden öldürdüğü bir kişiye karşılık, güçlünün zayıfa karşı soykırıma yeltenmesi, yalnızca eski dünyada değil modern dünyada da sık görülen bir vahşettir. İslâm’ın üzerinde yükseldiği üç ayaktan biri olan “adâlet”in (diğer ikisi tevhid ve özgürlük) sağlanması için cezalandırmada denkliğin sağlanması esastı. Çünkü ölümle neticelenen cinayetler bazen de hata ile işleniyordu. Bu âyette detaylandırılmayan bu problem Nisâ 92’de aydınlığa kavuşturulmuştu. Yine yaralama, bir organa zarar verme vb. gibi cinayet cezaları da “âdil bir karşılık” bulmalıydı. Bu âyet, öldürülen köleye karşılık hür kâtilin öldürülemeyeceği gibi alâkasız bir konuda delil olarak kullanılamaz.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Kısası “âdil karşılık” ve “cezada denklik” olarak açarsak, kısasın hayat olduğu aklını kullanan herkesin kabul edeceği bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Çünkü adâlet toplumlar için hayat, zulüm ise ölüm demektir. Kısas adâletin tecellisidir. Kısasla ilgili bu iki âyetin hemen ardından vasiyetle ilgili âyetler gelmektedir. Kısas hükmü, kasti adam öldürmenin âdil karşılığını kâtilin ölüm cezasına çarptırılması olarak belirler. Vasiyet ise ölümü yaklaşıp da geride mal bırakan her insanı ilgilendiren hukukî bir düzenlemedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
