<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Saddam Hüseyin Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/saddam-huseyin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/saddam-huseyin/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Sep 2018 18:24:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (I)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 18:24:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[4. ARAPÇA KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MASONLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BEYRUT]]></category>
		<category><![CDATA[COLİN POWELL]]></category>
		<category><![CDATA[DAVOS ZİRVESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİP ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’NİN DOSTLARI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİKAPI’DA AVRASYA GÖSTERİ MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[YÜZEN ŞEHİRLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=752</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye çevirerek okuyucunun ve özellikle doğrudan ilgili zevatın dikkatine sunmayı vecibe addettim. Uygun ara başlıklar ekleyerek yaptığım çeviriyi birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Bir Felaket Bitmeden Diğerine Maruz Kalmak! </strong></p>
<p>Meksika Körfezi’nde suyun yoğun mavisi bana biraz güvence ve huzur vermiş ve dünyadaki tüm endişeler ve üzüntülerle birlikte Araplar olarak kötü ve külfetli gerçekliğimizi daha fazla düşünmeye itmişti. Yüzen şehirler diye isimlendirilen büyük gemilerden birinde Karayip adalarına bir seyahat gerçekleştiriyordum.</p>
<p>O vakitler, Bağdat’ın düşüşünün acısı henüz boğazımızdan aşağıya inebilmiş değildi. Zira bu büyük Arap kalesinin düşmesinin üzerinden sadece dört yıl geçmişti. Bu kadar kısa bir sürede Irak, felç kelimesinin bütün anlamlarıyla mefluç hale gelmişti.</p>
<p>Ben bu düşüncelere dalmışken Amerikalı bir genç ile karısı, oturduğum masaya oturabilmek için izin istediler. Dev gemide seyahat eden tüm yolcular, oturmakta olduğum dış güvertede kahvaltı etmeyi tercih ediyordu. Doğal olarak buyur ettim. Biz Araplar, ne kadar çabalasak da –bizi bazen hiç de övünemeyeceğimiz bir saflığa büründürse de- hayatımızda kök salmış olan başkaldırı ve gurur duygularını frenleyemeyiz. Genç çifte gülümsedim ve yüzümü -onların varlığını görmezden gelerek ve derin düşüncelerime yeniden dalarak- bayıldığım deniz mavisine doğru çevirdim.</p>
<p>Genç adamın beni yeniden bölmesi uzun sürmedi. Ülkemi ve aslımı sorarak söze başladı. Ortadoğulu eşkâlim beni zaten diğerlerinden bariz bir şekilde ayırıyordu. Esasında Amerikalıların bu tür sorular sorma âdeti yoktur. Ancak yolculuk tam üç gün sürecekti. Dolayısıyla oldukça uzun olan bu süre yolcuları diğerleriyle tanışıp konuşmaya itiyor olmalıydı.</p>
<p>Suriyeli olduğumu söylediğimde genç adam hiç şaşırmadı. Gülümseyerek Iraklı olduğumu düşündüğünü söyledi. Kendisine neden böyle düşündüğünü, Irak’ı ve Irak halkını nereden tanıdığını sorduğumda, güya Irak’ı Saddam Hüseyin’in zulmünden kurtarma operasyonuna katılan Amerikan Deniz Kuvvetleri subaylarından biri olduğunu söyledi. Ardından bu perişan ülkeye Amerika’nın demokratik değerlerini getirmede görev üstlendiği için onur duyduğunu da gururlanarak ekledi.</p>
<p>Önce uzunca gülümsedim, ardından gözlerim yaşarana kadar alaycı bir kahkaha atarak güldüm. Çift bu davranışıma ziyadesiyle şaşırmıştı. Bu aleni alayın sebebini büyük bir merakla sordular. Ayağa kalktım ve masadan ayrılmaya yeltenirken o lanetli demokrasiyi Irak topraklarına getirdikleri için alaylı bir edayla kendisine teşekkür ettim. Onun cevabıysa yerime geri oturmam için rica etmek oldu. Tekrar oturdum. Bunu da çiftin benzersiz bir açıklıkla gerçeği öğrenmek için derin bir iştiyak sahibi olduklarını hissettiğim için yaptım.</p>
<p><strong>Batı Toplumlarına Gerçekleri Bütün Yalınlığıyla Anlatabilmek</strong></p>
<p>Ve böylece onlarla aramda üç gün boyunca devam eden ve her oturumu uzun saatler süren diyaloglar başlamış oldu. Bu vesileyle Amerikalıların ne kadar saf ve iyi niyetli olduğunu keşfetmiş oldum. Ama hepsinden önemlisi, ne kadar sığ bir kültüre sahip olduklarını, hükümetlerine nasıl körü körüne boyun eğdiklerini ve medya organlarında söylenen her şeye düşünmeksizin ikna olarak mutlak bir gerçek muamelesi yaptıklarını görünce hayrete düştüm.</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da kendi ülkesinin Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Irak’taki işgali meşrulaştırmak için Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı konusunda tüm dünyaya yalan söylediğini ve daha sonra yalanını ve (BM’yi) bilerek yanılttığını itiraf ettiğini bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin işgalinde zayıflatılmış uranyumdan mamul mühimmat kullandığını, bunun da etkisi binlerce yıl boyunca sürecek radyasyon sızıntısına yol açtığını, Irak’ın toprağını ve suyunu kirleten bu sızıntının binlerce Iraklı cenini olumsuz etkilediğini bilmezdi? Bundan önce, işin farkına varmadan, uluslararası belgelerle yasaklanmış bu mermileri ateşleyen yüzlerce Amerikan askerinin öldüğünü, bazılarının da hayat boyu sürecek deformasyonlara ve kronik hastalıklara maruz kaldığını nasıl bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da Irak işgalini yöneten efendilerinin asıl amacının, halihazırda el koyduğu petrol olduğunu, bu büyük Arap ülkesini parçalayarak İsrail’i hoşnut etmek olduğunu ve daha sonra dilediği gibi at oynatması için İran’a hazır lokma halinde teslim edildiğini, Amerikalı yetkilinin İran’ın molla rejimine “Irak topraklarının altı bizim üstü sizin” dediğini bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay, nasıl olur da bu işgal savaşı sonucunda Irak’ta ölen meslektaşlarının sayısını bilmezdi? Ülkesindeki politikacıların, ölü sayısının gerçekte dört bin kişiyi aştığını Amerikan halkından gizlediğini, bir aktivistin ortaya çıkardığı bu gerçeği hükümetin güçlü ve hızlı bir şekilde örtbas ettiğini nasıl bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin istikrarı için tek garanti olan Irak ordu teşkilatını dağıtarak Irak halkı arasında etnik ve mezhebî çatışmaların tohumlarını ektiğini, böylece Irak’ı bölerek Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında süresiz bir iç savaş başlattığını, yüz binlerce hayatı söndüren bu savaşın halen sürdüğünü bilmezdi?! Dahası bütün bunları bilmediği gibi nasıl olur da bu kadar çok sayıda insanın lanetli Amerikan demokrasisinin tadını çıkararak mutlu şekilde öldüğü yolundaki Amerikan söylemine inanabilirdi?!</p>
<p>Yolculuk bitti ve genç çift şaşkınlık dolu bakışlarla bana veda etti. Afalladıkları yüzlerinden açıkça okunuyordu. Bu seyahatten üç yıl sonra, her ikisinin de imzasını taşıyan ve birkaç kelimeden ibaret bir mektup aldım:</p>
<p>“Size çok teşekkür ediyoruz, şimdi gerçeği biliyoruz, Iraklıların bizi affedeceğini umuyoruz.”</p>
<p>Bu sözlerin vicdanıma kazındığını ve belki de bu kitapçığı kaleme almama sebep olduğunu sizlerden gizlemeyeceğim.</p>
<p><strong>Nihai Hedefin Türkiye Olduğunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Bugün, sevgili ülkem Suriye’de insanlığın görmüş olduğu en büyük devrimin üzerinden geçen beş kanlı yıl dolmuş oldu. Bütün dünya bir olup bu devrimi esir almak için komplo kurdu. Sözde “Suriye’nin Dostları”nın halkımıza yaşattığı acı, düşmanlarımızın attığı varil bombalarının yol açtığı acılardan çok daha büyük oldu. Beyaz Saray’ın kara odalarında ve Tel Aviv’de büyük bir özenle tertiplenen bu komplo, Suriye halkına ağır bir bedel ödetti, hâlâ da ödetmeye devam ediyor.</p>
<p>Her ne kadar bu komplonun görünürdeki hedefi Suriye’yi yerle bir edip aynen Irak gibi bu ülkeyi de Arap-İsrail çatışması denkleminden çıkarmak olsa da ben asıl hedefin Suriye sınırlarını da aşan daha büyük bir ülke olduğuna inanıyorum. Bazıları bu sözlerimden dehşete kapılacaktır ama gerçek şu ki komplonun asıl hedefi Türkiye’dir, yine Türkiye’dir yine Türkiye!</p>
<p>Elbette birçok insan bu çıkışımı garipseyerek, “Peki, neden Türkiye?” diye soracaktır. Bu insanlara cevabım, aşağıdaki sayfalarda gizlidir.</p>
<p><strong>İki Asır Önce Belirlenen İşgal Stratejisini Geçersiz Kılabilmek</strong></p>
<p>1973 yılında sayılı Arap Masonları ya da -ben asla tasvip etmesem de &#8211; kendilerini Arapların üzerinde sayanlar, bu toplantıdan üç yıl sonra patlak verecek olan Lübnan iç savaşının ganimetlerini paylaşmak üzere Beyrut’ta bir araya gelmişlerdi. O toplantıda kan ve acı dolu iç savaştan elde edilecek kazanımları paylaşmışlardı. Hafif ve ağır silahlarla mühimmat ve teçhizat ticaretini aralarında bölüşmüşlerdi. Antik eser ve servet kaçakçılığını yürütecek mafya ve paralı asker gruplarının teşkili ve savaşın alevlenerek devam etmesi için yurt dışından gerekli malzemelerin ithal edilmesi gibi tehlikeli ve kirli görevleri aralarında taksim etmişlerdi.</p>
<p>İzninizle iki yüz yıl geri gitmek istiyorum. Mason Locası’nın resmî davetiyle 1816’da Londra’da masonluğun sembol isimlerinin katıldığı çok önemli bir toplantı düzenlenmişti. Toplantının sonunda, moderatör mason sağ eliyle tuttuğu bir kitabı başının üstüne kaldırarak tüm katılımcıların rahatça duyabileceği şekilde bağırarak şöyle demişti:</p>
<p>Tehlike bu kitaptadır! Gerçek düşmanınız işte budur! Sol eliyle de kitabı gösteriyordu. Ateşli bir genç konuşmacıya doğru hızla koşarak gözü dönmüşçesine kitabı kaptığı gibi parçalamaya başladı, paramparça edene kadar da bırakmadı. Hatip onu gülümseyerek izledikten sonra dedi ki; bu kitabı parçalayarak sorunu çözemezsin, ama <strong>ona uyanları parçalarsan</strong> sorunu çözersin! Bu kitap Kur’an-ı Kerim idi! O ahmağın bu sözleri politikalarının temeli ve terki mümkün olmayan stratejik bir yöntem olarak benimsendi. O gün bu gündür istisnasız bütün siyonist masonlar bu stratejiye sıkı sıkıya bağlı kalagelmiştir.</p>
<p>Dünyayı kontrol altında tutmak hiç de kolay bir iş değildir. Ama bu insanlar çok çalışıyor, gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Tarihi büyük bir dikkatle derinlemesine incelediler. Bu dakik çalışmalar esnasında Arapların eski imparatorluklar arasında taksim edilmiş darmadağın bir toplum olduğunu, kölenin efendisine itaatine benzer bir bağlılıkla kendilerini yönetenlere boyun eğdiklerini fark ettiler. Ancak bu insanlar İslam’ın bahşettiği büyük kuvvet sayesinde bu imparatorlukların tahtlarını sarstılar. Kısa bir süre sonra doğuda Çin’den başlayarak batıda Fransa’ya kadar neredeyse bütün bir dünya onlara boyun eğmişti…</p>
<p>İşte bu olay onların bakış açısına göre asla tekrarlanmamalıdır. Bu yüzden modern çağda sömürgeci güçler Arap dünyasını kasten parçalamıştır. Arap coğrafyasını -kendileri aksini iddia etseler de- hiçbir karar alamayan, sömürgecileri tarafından yönetilen küçük devletlere dönüştürdüler.</p>
<p>Birbirini takip eden beş yıl boyunca Suriye halkının nasıl katledildiğini, Rusya’nın ve rejimin uçaklarının Suriye’nin neredeyse tamamını nasıl yerle bir ettiğini hep birlikte gördük! Bu süre zarfında Amerika-Batı vetosunu kırmaya yeltenen, Suriye halkına uçaksavar vermeye cesaret edebilen tek bir Arap devleti çıkmadı! Oysa böylece öldürülen onca çocuğun ve heba edilen onca servetin bir kısmı kurtarılabilirdi.</p>
<p>Suriye’ye yaptıklarının aynısını Türkiye’ye de yapmak istediler ama başaramadılar. Esasen Türkiye yüzyıllar boyunca siyonist masonların sıkı kontrolü altında kalmıştır. Ülkeyi yıkmak için sayamayacağımız kadar büyük miktarda para ve insan kaynağı da tahsis etmişlerdir. Ama buna rağmen Türkiye, merkezî bir İslam devletinin geri gelmesi hususunda Yüce Allah’tan sonra son umut ve yegâne alternatif olmaya devam etmektedir. Daha dakik bir tabirle merkezî bir Sünni devletin tek garantörü ve son umududur.</p>
<p>Küresel zulüm odaklarının karanlık odalarında neler olup bittiğine bakacak olursak, dünyayı sıkı sıkıya tahakkümleri altına almak için yakın ve uzun vadeli stratejiler hazırladıklarını ve planlar çizdiklerini görürüz. Ancak bazen, dünyada meydana gelen ani değişimlerin sonucu olarak kesin ve hızlı kararlar almak durumunda kalmaktadırlar. Binaenaleyh eski stratejik kararlarının bir kısmı, bu ani değişikliklerin gerektirdiği şekilde güncellenmekte ya da öne alınmaktadır.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de iktidara geldiğinde yaptıkları şey de işte budur. Türkiye’ye yönelik stratejilerini defalarca tadil ettiler. Ancak Türkiye’nin parçalanması ve devletçiklere dönüştürülmesi yönündeki kararlarını hızlandırma kararı almaları diğerlerinden çok farklı sonuçlar doğurmuştur. Davos Zirvesi arifesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın onurlu çıkışı olayların akışını değiştirdi. <strong>Davos sonrası Türkiye</strong>, kesinlikle Davos öncesi Türkiye değildi artık. Bu yüzden bu meseleye ziyadesiyle dikkatli bir şekilde odaklanmamız gerekmektedir. Zira bu hususu görmezden gelmemiz çok büyük tehlikelere sebebiyet verecektir.</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇAĞININ ŞAHİDİ MUHAMMED ALİ’Yİ HAYIRLA YÂD ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/caginin-sahidi-muhammed-aliyi-hayirla-yad-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/caginin-sahidi-muhammed-aliyi-hayirla-yad-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jul 2016 07:53:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Atlanta Olimpiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[Bağış Erten]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgin Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Boksun Kralı]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Chicago İslam Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Cassius Marcellus Clay]]></category>
		<category><![CDATA[Davud Velîd]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hamza Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslam milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Louisville]]></category>
		<category><![CDATA[Malcolm X]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Selamet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ali Kley]]></category>
		<category><![CDATA[Nation of Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Numan Kurtulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Roma Olimpiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Vietnam Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Will Smith]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=339</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de daha çok ‘ramazan bayramı’ adıyla bilinen ‘fıtır bayramı’nı idrak ettiğimiz bu mübarek günlerde, yakın zamanda ahirete irtihal eden çağın şahitlerini hayırla yâd etmek istedim. Çerkes örfünde, aradan aylar geçmiş olsa bile, yakınlarının vefatını takip eden ilk bayramda aynen cenaze merasiminde olduğu gibi ölü evine gidip taziye vermek devam edegelen bir gelenektir. Bu bayram yeniden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de daha çok ‘ramazan bayramı’ adıyla bilinen ‘<strong>fıtır bayramı</strong>’nı idrak ettiğimiz bu mübarek günlerde, yakın zamanda ahirete irtihal eden çağın şahitlerini hayırla yâd etmek istedim. Çerkes örfünde, aradan aylar geçmiş olsa bile, yakınlarının vefatını takip eden ilk bayramda aynen cenaze merasiminde olduğu gibi ölü evine gidip taziye vermek devam edegelen bir gelenektir. Bu bayram yeniden bizzat şahit olduğum bu âdet, yakın dönemde can emanetini Rabbine teslim eden bazı şahitleri/şehitleri bu vesileyle hayırla yâd etmeme vesile oldu. Bu hafta çağının şahidi merhum Muhammed Ali’yi birlikte hatırlayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhammed Ali Kley: Tüm Zamanların En İyi Boksörü</strong></p>
<p>Tüm zamanların en iyi boksörü olarak bütün dünyanın seneler boyu maçlarını hayranlıkla izlediği Muhammed Ali, 4 Haziran 2016 Cumartesi günü, solunum yolu rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede 74 yaşında teslîm-i ruh eyledi. 17 Ocak 1942’de ABD’nin Kentucky Eyaleti’nin en büyük şehri olan Louisville’de Hıristiyanlaştırılmış bir zenci ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Cassius Marcellus Clay Jr, 22 yaşında Müslümanlığı seçerek Muhammed Ali adını aldı. Dört kez evlenen ve 7 kızı, 2 oğlu olan Muhammed Ali’nin üçüncü eşinden doğan kızı Laila da babası gibi boksör.</p>
<p>Vietnam Savaşı’na katılmayı reddettiği için hapis ve para cezası alması yanında şampiyonluk unvanı da lağvedilen Muhammed Ali, kariyerindeki 61 maçta sadece beş kez yenildi. Profesyonel boksta dünya şampiyonluğunu üç kez kazanan ilk boksör olan Muhammed Ali, 56 galibiyetinin 37’sini nakavtla elde etti.</p>
<p>Açtığı davayı kazanarak 12 Ağustos 1970 tarihinde lisansına yeniden kavuşan Muhammed Ali, yeni dönemde Jerry Quarry, Joe Frazier, Kenneth Howard Norton, Leon Spinks, Larry Holmes gibi ünlü boksörlerle defalarca karşılaştıktan ve 61 dövüşünün 37’sini nakavt, 19’unu da hakem kararıyla kazandıktan sonra kariyer hayatını, ilerleyen yaşı ve kamuoyundan sakladığı parkinson hastalığı yüzünden 1984’te Trevor Berbick’e yenilerek  noktaladı. 1964, 1974 ve 1978 yıllarında dünya ağır sıklet boks şampiyonluğunu 3 kez kazanan Muhammed Ali’nin hayatı beyazperdeye de uyarlandı, 2001 yılında çekilen “Ali” filminde Muhammed Ali’yi Will Smith canlandırdı.</p>
<p>Nelson Mandela’dan Saddam Hüseyin’e kadar birçok liderle bir araya gelen Muhammed Ali, Kuveyt’in işgalinin ardından Irak’ta rehin tutulan Amerikalıların serbest bırakılması için Bağdat’a bizzat giderek aracılık yaptı ve rehinelerden 15’inin serbest kalmasını sağladı.</p>
<p>İlerleyen hastalığına rağmen 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda olimpiyat meşalesini yakma görevini üstlenerek milyonların hayranlığını bir daha kazanan Muhammed Ali, önceki onlarca ödüle ek olarak en son Aralık 2012’de Dünya Boks Konseyi tarafından “<strong>Boksun Kralı</strong>” ilan edildi. Binlerce şampiyon görmüş olan spor dünyasında Muhammed Ali kadar karizma sahibi bir sporcuya rastlamak zordur. Kendisi de bu durumun farkında olan merhumun şu sözü spor yorumcularının da katıldığı bir hakikatin ifadesidir: “Ben boksu özlemeyeceğim, boks beni özleyecek.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçılığa Karşı Mücadeleyi İnsanlık Onurunun Gereği Bilmek</strong></p>
<p>29 Ekim 1960’da profesyonelliğe adım atan ve 18 yaşında Roma Olimpiyatları’nda altın madalyayı kazanarak tüm dikkatleri üzerine çeken Muhammed Ali, gençlik dönemini ABD’de ırk ayrımcılığının en yoğun olduğu dönemlerde geçirdi. ABD’ye döndüğünde bir restorana girmek istediğinde “Burada sadece beyazlara servis yapılıyor!” diyerek içeri alınmaması üzerine genç şampiyon, ırkçılığa karşı tepkisini ortaya koymak maksadıyla <strong>madalyasını</strong><u> Ohio Nehri’ne attı</u>.</p>
<p>Dünya boks şampiyonluğuna 22 yaşında ulaşan, aynı yıl Müslümanlığı seçtiğini açıklayan ve bu kararı dünyada büyük yankı uyandıran Muhammed Ali, Amerika’da zencilerin hayat şartlarını iyileştirme amacı güden, ancak diğer taraftan da ‘siyahilerin üstünlüğü’ne ilişkin vurguları nedeniyle eleştirilen Nation of Islam (İslam Milleti) hareketine katıldı. Bu dönemde “kölelik adım” diye andığı çocukluk isminden vazgeçerek <strong>Muhammed Ali </strong><u>adını aldı</u>.</p>
<p>Mücadeleci ve muhalif kişiliğiyle Amerika’da geniş bir kitleyi karşısına alan Muhammed Ali, Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasında büyük bir sevgiye mazhar oldu. Vietnam Savaşı’na gitmesini isteyen Amerikan yönetiminin bu talebini, “<strong>Benim Vietnamlılarla hiçbir anlaşmazlığım yok</strong>. <u>Fakir bir halkı yakmaya ve öldürmeye yardım etmek için evimden 10 bin mil uzağa gitmeyeceğim</u>!” diyerek reddetmesi üzerine Muhammed Ali, beş yıl süreyle müsabakalara katılmaktan men edildi. 1967-70 yılları arasında ringe çıkamadığı için büyük ekonomik kayba da uğrayan Muhammed Ali, dünya şampiyonluğu unvanın geri alınması sebebiyle prestij kaybı da yaşadı.</p>
<p>Cezalı olduğu dönemde dünyanın birçok yerini dolaşarak İslamiyet’i anlattı. “Siyah Müslümanlar Hareketi” ve siyahi hakları savunucusu Malcolm X ile ortak çalışmalar yürüttü. Daha sonra 2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları üzerine Muhammed Ali, başında New York İtfaiye Müdürlüğü şapkası ile Sıfır Noktası’na giderek destek ve dayanışmasını gösterme gereği duymuş ve şöyle demişti:</p>
<p>“Beni asıl inciten, ‘İslam’ ve ‘Müslüman’ adının bulaştırılması ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılması. İslam, katil dini değildir. İslam, barış demektir. Evde öylece oturup insanların sorunun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”</p>
<p>Güney Afrika’da 1948-1993 yıllarında hüküm süren apartheid rejimine karşı mücadeleye güçlü destek veren Muhammed Ali, BM’deki Apartheid’e Karşı Özel Komite’de yaptığı konuşmada “Yüreği iyi değilse bir kişi iyi olamaz” demişti. Apartheid rejime karşı mücadelesiyle tarihe geçen Nelson Mandela, 2013’te hayatını kaybettiğinde Muhammed Ali; “O bize büyük ölçüde affetmeyi öğretti, tüm kardeşlerimizin tüm renklerden geldiğini fark ettirdi.” demişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çağının Şahidi Muhammed Ali’yi Şahitlerin Dilinden Tanımak</strong></p>
<p>“Dava adamı”, “dünyayı değiştiren adam”, “dünyanın ufkunu açan adam” gibi sıfatlarla anılan Muhammed Ali hakkında vefatını müteakiben yapılan yorumlardan bazılarını hatırlamakta yarar var:</p>
<p>Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi üyesi <strong>Davud Velîd</strong>: “Çocukken annemle babamın bana aldıkları ilk aksiyon figür oyuncağı Muhammed Ali’ydi. O, benim dönemimde Afrika kökenli Amerikalılar ve Müslümanlar için belki de <u>dünyanın en büyük ve etkili popüler kültür sembolü</u>ydü. Medeni haklar döneminde ABD’deki <strong>ayrımcılığa karşı durdu</strong>. Direniş zihniyetinin aydınlanmasında ve <u>Müslümanların basmakalıp fikirlere boyun eğmemesi gerektiği</u>, bir Müslümanın en az bir Hristiyan ya da Yahudi kadar Amerikalı olduğu duygusunun yayılmasında payı var.”</p>
<p><strong>Mert Aydın</strong>: “Muhammed Ali farklı bir adamdı. Fikirleri ve yaptıklarıyla birçok sporcuya ilham kaynağı oldu. ABD’de Afro Amerikalı sporcuların bugünkü başarılarında da etkili oldu. Bir anlamda onlara mentorluk yaptı. Müslüman, Hristiyan fark etmez ABD toplumunda idoldü. Ayrımcılık ve ırkçılığa karşı çıkması önemliydi. Aydınlatıcıydı. Muhammed Ali dünyanın ufkunu açan adamdı.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Orhan Ayhan</strong>: “Sadece boksör değil, bir dava adamı, bir savaşçıydı. Irkçılıkla savaştı. Boks açısından bakacak olursak da fevkalade, nefis bir ağır sıkletti. Allah’ın özene bezene yarattığı bir yapısı vardı. Muhammed Ali boks için yaratılmış bir çocuktu. Kıvrak hareketleri, nefis yumrukları vardı. Tarihe geçen bir sözünü anımsayalım: Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım. Gerçekten de öyleydi.”</p>
<p><strong>Bağış Erten:</strong> “Bazı sporcular, sadece yetenekleriyle konuşulmaz, tarihin akışını da etkiler. İşte Muhammed Ali, onlardan biriydi. Sadece sporcu değil, dünyayı da değiştiren adamdı. Tarihin en büyük sporcusuydu. Sporun niteliğini değiştirdi. ABD’deki siyah hakları konusunda ufuklar açtı. ABD’li Müslümanlar için yeni bir hayatın temelini attı. Duruşu ve karakteri vardı.”</p>
<p>Yaklaşık dört yüz bin Müslüman üyesi bulunan Büyük Chicago İslam Konseyi’nin 2005-2008 yılları arasında başkanlığını yapan radyo yapımcısı <strong>Abdülmalik Mücahit</strong>, efsane boksörün bir dava adamı olduğunu belirttikten sonra şöyle dedi:</p>
<p>“Güçlü bir kişiliğe sahip idi. Sürekli yanında İslam dinini tanıtan kitapçıklar taşırdı ve insanlara bu kitapçıklardan dağıtırdı. Hazreti İsa’nın neden ‘Tanrının oğlu’ olmadığını anlatırdı… Filistinlilerin mücadelesini destekliyordu. Bosna Hersek’te savaş devam ederken düzenlediğimiz etkinliklere katıldı. ABD hükümeti üzerinde büyük baskı kurdu ve en sonunda Sırplara müdahale edildi. Muhammed Ali dünyadaki bütün Müslümanların kardeşiydi, onların yanlarındaydı. Son derece alçak gönüllü ve nüktedan bir insandı. Kendisine en çok neden korktuğunu sordum. Önce şakayla eşini işaret etti. Sonra ‘Allah’ın beni cennetine koymamasından korkuyorum’ cevabını verdi. Bu sözlerin üzerine başta eşi olmak üzere ben dâhil odadakiler ağlamaya başladık. Arkasından, Muhammed Ali’nin elini tuttum ve şöyle dedim: ‘Kardeşim Muhammed Ali, sen bütün insanlar için çalıştın. İnşaallah, Allah seni cennetine koyacak.’ Sonra bana doğru baktı ve düşünceye daldı. Bütün bu anlar fotoğraflandı ve ölümsüzleşti.”</p>
<p>Yüzünden gülümseme hiç eksik olmayan Muhammed Ali ile her buluşmasının zevkli ve neşeli geçtiğini belirten Mücahit, onun aynı zamanda ciddi bir insan hakları savunucusu olduğunu vurguladıktan sonra şöyle devam etti:</p>
<p>“Kendisine bir gün ‘Sana, en büyük diyorlar, buna ne diyorsun?’, diye sordum. Bana dönerek; ‘Hayır! <strong>En büyük Allah’tır</strong>. Ben en büyük boksörüm.’ dedi.”</p>
<p>Muhammed Ali için Louisville’de otuz kilometrelik yürüyüşten sonra Freedom Hall’da düzenlenen cenaze töreni öncesi AA’nın sorularını cevaplayan Yusuf İslam; “Muhammed Ali, benim gibi sonradan İslam’ı seçenler için rol modeldi.” dedikten sonra,  onun tüm İslam dünyasına yol gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Yusuf İslam gibi sonradan İslam’ı seçen ABD’li Müslüman kanaat önderi, Zaytuna Üniversitesi kurucularından <strong>Hamza Yusuf</strong> da Muhammed Ali’nin 20 ve 21. yüzyılların en büyük insanlarından birisi olduğunu söyledi. Onun İslam’ın barış ve sevgi dini olduğunu savunduğuna dikkati çeken Hamza Yusuf; “Eğer insanlığı seversiniz insanlık da sizi sever. Muhammed Ali insanlığı sevmişti, insanlık da onu sevdi.” dedi. Son Nebi’nin adını alan ve onu örnek edinen Muhammed Ali sayesinde bir çok beyazın da ırkçılığın yanlışlığını gördüğünü ve siyahilere bakışlarının değiştiğini vurgulayan Hamza Yusuf; “Muhammed Ali’nin cenazesine tüm dünyadan insanlar katıldı. O, kendisinin de söylediği gibi tüm dünyayı salladı.” dedi.</p>
<p>Amerika’da Yetişkin Islahevinde Dînî Rehber<strong> Bilgin Erdoğan</strong>: “Muhammed Ali, 1976 yılında geldiği Türkiye’de dönemin Milli Selamet Partisi Genel Başkanı merhum Necmettin Erbakan ve binlerce kişiyle Sultanahmet Camisi’nde cuma namazı kılmıştı… Sadece vuruşuyla değil Amerika kıtasındaki dik duruşuyla bir çok Müslümanın İslam ile şereflenmesine vesile olmuştu.”</p>
<p>Başbakan Yardımcısı<strong> Numan Kurtulmuş</strong>: “Kimliğiyle, başarılarıyla ve duruşuyla tüm dünya Müslümanlarının ‘güçlü’ sesi olan bir dünya yıldızıydı Muhammed Ali. ABD’de yaşayan Müslümanlar için de çok önemli bir isimdi. İslam dünyasının başı sağ olsun.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Muhammed Ali’nin mirasını yaşatmak”</strong></p>
<p>Büyük bir vefa örneği serdederek, maiyetiyle birlikte ABD’ye gidip merhumun cenazesine katılan T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için kaleme aldığı “Muhammed Ali’nin mirasını yaşatmak” başlıklı makalesinde, Muhammed Ali’nin, sadece sporculuğu ve derinliğinden değil aynı zamanda politik duruşundan da etkilendiğini vurgulayarak, ‘her yerde ezilen insanların kahramanı’ olarak tanımladığı Muhammed Ali’nin İslam’ın ve şiddetin sorumsuzca ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyan samimi bir Müslüman ve bir barış insanı olduğunu anlattı:</p>
<p>“İnsanlığın çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu ve görünüşe göre bu acil sorunları doğrudan ele alacak cesareti olmadığı bir dönemde, <strong>dünya liderleri, Muhammed Ali’den esinlenebilirler</strong>. Onun barış, özgürlük ve dayanışma mesajları, Türkiye’nin de bazı temel politikalarına işaret eder… <u>Muhammed Ali’nin yıllar önce ortaya koyduğu meseleler halen güncelliğini korumaktadır</u>. Bu itibarla, Halkın Şampiyonu’nu onurlandırmanın doğru yolu, özgürlük, eşitlik ve dayanışma tasavvurunu yaşatmaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>http://www.aljazeera.com.tr/haber/muhammed-ali-hayatini-kaybetti</li>
<li>http://www.aljazeera.com.tr/spor-portre/portre-muhammed-ali</li>
<li>http://www.aljazeera.com.tr/haber/muhammed-alinin-apartheide-karsi-konusmasi</li>
<li>http://dirilispostasi.com/n-11043-muhammed-ali-muslumanlarin-guclu-sesiydi.html</li>
<li>http://dirilispostasi.com/n-11296-yusuf-islam-muhammed-ali-sonradan-islami-</li>
<li>secenler-icin-rol-modeldi.html</li>
<li>http://dirilispostasi.com/n-11238-arkadasi-muhammed-alinin-en-cok-korktugu-seyi-acikladi.html</li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-11303-erdogan-muhammed-ali-icin-makale-yazdi-dunya-liderleri-esinlenebilirler.html">http://dirilispostasi.com/n-11303-erdogan-muhammed-ali-icin-makale-yazdi-dunya-liderleri-esinlenebilirler.html</a></li>
<li>http://www.hilalhaber.com/islam-dunyasi/yuregi-yumrugundan-guclu-olan-adam-muhammed-ali-h31982.html</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/caginin-sahidi-muhammed-aliyi-hayirla-yad-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
