<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ruhun Sevinci Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ruhun-sevinci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ruhun-sevinci/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:56:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  ‘İSLAMİ SİYASET’ GÖRÜŞÜNÜ HATIRLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:138]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[el-Fıkhu'l-Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[el-Munkiz mined-Dalâl]]></category>
		<category><![CDATA[el-Varakât]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüğüm Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[güç ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İMam Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas 28:55]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:89]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:174-175]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Rabia el-Adeviyye]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Sevinci]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 37:1-3]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[sözler ve hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=398</guid>

					<description><![CDATA[Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden günümüzde de istifade ettiğimiz bazı mütefekkir âlimlerin özlü eserlerini iki dilde bir arada yayımlayan yeni bir seriden siz kıymetli okurlarımı haberdar etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir Kitabı İki Dilde Okumanın Zevkini Tatmak</strong></p>
<blockquote><p>Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları, İslam kültürünün yeni kuşaklara ulaştırılmasına yardımcı olabilecek yeni ve farklı bir seri başlattı. “İki Dil Bir Kitap” adıyla yayımlanan bu seri, kurucu vasfı olan önemli eserlerin Türkçe çevirilerini Arapça asıllarıyla birlikte sunuyor. İslam inanç ve kültürünün en önemli temsilcilerince kaleme alınmış kimi uzun makale ve/ya risalelerin Arapça nüshalarının tercümeleriyle bir arada sunulduğu bu yeni seri, Arapça metin ile çevirisini sayfa sayfa, paragraf paragraf karşılaştırmalı olarak mütalaa imkânı da sunmakta.</p>
<p>Daha önce İmam Gazali’nin “Ey Oğul” ve “el-Munkiz mined-Dalâl” ile İmam Cüveynî’nin “el-Varakât” isimli eserlerinin yayınlandığı bu seriye 10 yeni eser daha eklendi. Editörlüğü Beyan Yayınları’nca uhdeme tevdi edilen, Türkçe çevirilerini baştan sona redakte ettiğim, Arapça nüshalarında ise imla hatalarını düzeltmekle iktifa ettiğim on yeni eseri dikkatlerinize sunuyoruz:</p>
<ol>
<li>İmam Azam, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>İmam Şafiî, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>Muhammed İkbal, Müslüman Gençlik (<em>eş-Şebâbu’l-Müslim</em>)</li>
<li>Muhammed Ebu Zehra, İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</li>
<li>Cevdet Said, İslam’dan Neden Korkuyorlar? (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?!</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, İslam ve Siyaset (<em>el-İslâm ve’s Siyâse</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, On İlkemiz (<em>Erkânu Bey’atina el-Aşera</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Ruhun Sevinci (<em>Efrâhu’r-Rûh</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Gördüğüm Amerika (<em>Amrîka elletî Raeytu</em>)</li>
<li>Yusuf el-Karadâvî, Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri (<em>Vâcibu Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>)</li>
</ol>
<p>Cep kitabı ebadında hazırlandığı için taşıma ve okuma kolaylığı en yüksek seviyede olan “İki Dil Bir Kitap” serisinde yer alan kitaplar, rengârenk ve sapasağlam ciltleri sayesinde elden ele dolaşarak çok uzun süre okunabilecek niteliğiyle ayrı bir cazibe de oluşturmakta. İslam’ın inanç, kültür ve siyasetine ilişkin özlü temel metinlerinden oluşan bu seri, içeriği kadar sunumuyla da İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin öğrenci ve hocaları başta olmak üzere Arapçaya alaka duyan tüm okurların dikkatini hak eden iddialı bir çalışma&#8230; (beyanyayinlari.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından araştırmacı, yazar ve okurların istifadesine sunulan ve yeni yılda yeni eserlerin ilave edilmesiyle daha da zenginleştirilecek olan “İki Dil Bir Eser” serisinden bir kitapçığı örnek olarak dikkatinize sunmak istiyorum. “İslam ve Siyaset” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan bu kitapçık, Şehit İmam Hasan el-Benna’nın ‘Müslüman Kardeşler Öğrenci Kolları’nın, Muharrem 1357 (Mart 1938) tarihinde düzenlemiş olduğu kongrede irat etmiş olduğu hitabenin yazıya dökülmüş hali olup giriş kısmını paylaşmakla yetineceğim:</p>
<p>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur. Salât ve selam Efendimiz’in, ehli beytinin ve ashâbının üzerine olsun.</p>
<p>“Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanları ise Allah, Kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları Kendisine ulaştıran doğru bir yola iletecektir.” (Nisa 4:174-175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Söz ve Söylemle Yetinmeyip Bizzat Eyleme Geçmek</strong></p>
<blockquote><p>Siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Değerli kardeşlerim! Beni dinleyen bir kitlenin karşısında durduğum her defasında, insanları söz meydanından amel meydanına, planlama ve programlama meydanından hayata geçirme ve uygulama meydanına davet ettiğimiz her gün için Allah’tan bizi affetmesini diliyorum. Hatip unvanıyla konuşarak geçirdiğimiz süre çoktan uzadı. Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz.</p>
<p>“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff 37:1-3).</p>
<p>Değerli kardeşler! Kardeşlerimiz size, devletin kalkınması, istikrarı, kuruluşu ve gelişimi gibi milletlerin hayatını ilgilendiren tüm olgularda, İslam’ın manasının kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı hakkında bilgi veren konuşmalar yaptılar. Bazı kardeşlerimiz sizlere İslam’ın milliyetçilik karşısındaki tutumu hakkında bilgi verdi ve sizlere aslında İslam milliyetçiliğin sınır olarak en geniş, varlık olarak en genel ve ölümsüzlük olarak en meşhur mahiyette olduğunu gösterdi. Kardeşlerimiz yine sizlere, vatanına en bağlı ve milletine en tutkun kimsenin, müminlerin sahip olduğu coşku ve millî duygulardan yoksun ırkçı söylemlerde aradığını bulamayacağını gösterdi. Kardeşlerim size bu konuyu uzun uzadıya anlattığından dolayı, bu hususa daha fazla değinmeyeceğim; ancak ben, insanların hakkında çokça yaygara kopardığı ve dolayısıyla hakkında çokça hataya düştükleri bir konuya, yani “Siyaset ve İslam” konusuna değineceğim.” (s.15-19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Siyasetle Sıkı İlişkisini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, inanç ve ibadet ve ahlâktır, vatan ve millettir, hoşgörü ve kuvvettir, hayatın her alanını içine alır. Zira İslam, kültür ve kanundur. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Şâyet birinin seninle Siyaset ve İslam hakkında konuştuğunu görürsen, hemen o kimsenin, ikisinin arasına bir set çektiğini ve her ikisine de ayrı ayrı anlamlar yüklediğini fark edersin. Dolayısıyla bu iki mefhum, insanlar nezdinde bir araya gelememektedir. İşte bundan dolayı bu cemiyet siyasi olarak değil de, İslami olarak isimlendirildi. Yine bu toplantı, siyasi değil, dinî olarak nitelendirildi. İşin ilginç tarafı, İslami kuruluşların ilke ve metotlarında şu ifadeye şahit oldum!: “Kuruluş, siyasi meselelerle ilgilenmemektedir.”</p>
<p>Size bu konu hakkında öneride ya da uyarıda bulunmadan önce, iki önemli konuya dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Birincisi</strong>: Particilik ile siyaset arasındaki fark oldukça büyüktür. Bazı meselelerde bir araya gelebilir ya da birbirlerinden ayrılabilirler; kişi kelimenin tam anlamıyla siyasetçi olduğu halde, bir partiye bağlı olmayabilir, uğrunda ölmeyebilir de. Aynı zamanda kişi, kelimenin tam anlamıyla partici olduğu halde, siyaset meselelerinden hiçbir şey anlamayabilir. Yine söz konusu unvanlar tek bir adla birleştirilebilir; kişi eşit mesafede “partici siyasetçi” ya da “siyasetçi partici” olabilir. Benim siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: Müslüman olmayan kimseler, İslam hakkında cehalete kapıldıklarında ya da İslam’ın Müslümanların içselleştirdiği, kalplerinin derinliklerine nakşettiği ya da uğrunda mallarını ve canlarını feda ettikleri emir ve ilkeleri karşısında çaresizliğe düştüklerinde, Müslümanların benliklerindeki İslam’ın ismini ya da şeklini zedeleyemeye çalışmadılar; bilakis İslam’ın pratik hayatta güçlü olan ne kadar yönü varsa hepsini silip süpürecek bir biçimde dar bir daireye sokmaya çalıştılar. Böylece Müslümanlar için geriye sadece hiçbir faydası dokunmayan unvanlar, şekiller ve görüntüler bıraktılar. Müslümanlara, İslam’ın ayrı, toplumun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, kanunun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, ekonomi meselelerinin ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, genel kültürün ayrı şeyler olduğunu ve en nihâyetinde İslam’ın ayrı, siyasetin ayrı şeyler olduğunu söyleyerek, İslam’ın siyasetten uzak tutulması gerektiğini anlattılar.</p>
<p>Allah için bana söyleyin kardeşlerim, İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? Huzurlu bir kalpten yoksun rekâtlar mıdır, yoksa Rabia el-Adeviyye’nin de söylediği gibi, ‘<u>istiğfarın bile istiğfara ihtiyaç duyduğu</u>’ birtakım lafızlar mıdır? İşte bu yüzden sevgili kardeşlerim, Allah (c) Kur’an-ı Kerim’de mükemmel, hüküm koyan ve detaylı bir nizam getirmiştir:</p>
<p>“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16:89).</p>
<p>İslam düşüncesi hakkındaki yanıltıcı anlam ve İslam manasının içerisine sokulduğu bu dar sınır; Müslümanları içine hapsetmeye çalışan ve “İşte size din özgürlüğü verdik. Nitekim anayasaya göre, devletin resmî dini İslam’dır.” ifadesiyle adeta onlarla dalga geçen İslam düşmanları tarafından ortaya atılmıştır.” (s.21-27).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Kuşatıcılığını Daraltmak İsteyenlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p><strong> </strong>“Değerli Kardeşlerim! İşte ben, bu kürsüden sizlere tüm açıklıkla İslam düşmanlarının istediği şekilde <u>İslam’ın dar ve kısıtlı bir anlamının olmadığını</u> ilan ediyorum. İslam, inanç ve ibadettir. İslam, vatan ve millettir. İslam, hoşgörü ve kuvvettir. İslam, ahlâktır ve hayatın somut olan her alanını içine alır. İslam, kültür ve kanundur. Dolayısıyla Müslüman, İslam’ın hükmünü istemekle, ümmetin tüm meselelerini kuşatan bir hükmü istemektedir. Nitekim, <u>Müslümanların derdiyle hemhal olmayan, onlardan değildir</u>.</p>
<p>Selef âlimlerimizin de İslam’ı bu şekilde anladığına inanıyorum. Onlar, soyut ahiret hayatından evvel, somut dünya hayatının her alanında İslam ile hükmediyor, İslam için mücadele ediyor, İslam’ın kurallarına göre hareket ediyor ve İslam’ın çizdiği sınır üzerinde ilerliyordu. Öyle ki, ilk Halife Hz. Ebu Bekir (r): “Eğer benim devemin ipi kaybolsa, onu Allah’ın Kitabı’nda bulurum.” buyurmuştur.</p>
<p>İslam’ın kuşatıcı anlamı ve onun particilikten soyutlanmış siyaset anlayışına yaptığım genel vurgudan sonra, artık açıkça Müslümanın, ümmetin meselelerini göz ardı edip onlar için gayret sarf etmeyerek sadece siyasetçi kimliğiyle tam anlamıyla İslam’ı yaşayamayacağını, İslam’ın kayırma ve soyutlama anlayışını kabul edemeyeceğini ve <u>her İslami cemiyetin, programlarının başına, ümmetin siyasi meseleleriyle ilgilenme maddesini eklemesi gerektiği</u>ni, aksi halde bu cemiyetlerin İslam’ın anlamını kavramaya ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Değerli Kardeşlerim! İzin verin, sürekli İslam ile siyasetin birbirinden ayrılması ile ilgili nameleri dinlemeye alışkın bir toplumun gözünde oldukça yabancı görünen bu anlamı biraz daha açayım. Bazı insanlar, bizler bu törenden ayrıldıktan sonra hakkımızda: “Müslüman Kardeşler cemaati, ilkelerini bir kenara attı. Dinî bir cemaatken, siyasî bir cemaat oldu.” şeklinde konuşabilir, bazıları ise kendi görüşüne göre bu değişimin sebeplerine dayanarak farklı yorumlar ortaya koyabilir. Efendiler! Allah biliyor ki, Müslüman Kardeşler hiçbir zaman siyasetten kopmadı. Hiçbir zaman da İslam’ın yolundan sapmayacak. Davet çalışmalarında hiçbir zaman <u>din ile siyaseti birbirinden ayırmadı</u>. İnsanlar onları hiçbir zaman “partici” olarak görmedi.</p>
<p>“Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz.’ derler.” (Kasas 28:55). Onların kendi amaçları dışındaki bir amaçla hareket etmesi, kendi fikirleri dışındaki bir fikri hayata geçirmesi ya da İslam’ın hanif boyası dışında başka bir boyaya bürünmesi imkânsızdır:</p>
<p>“Biz, Allah’ın boyası ile boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz O’na kulluk edenleriz!” (Bakara 2:138).” (s.29-33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>http://www.beyanyayinlari.com/yayincikategori-iki-dil-bir-kitap-arapca-turkce, 05.12.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ŞEHİD SEYYİD KUTUB’U DOĞRU ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sehid-seyyid-kutubu-dogru-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sehid-seyyid-kutubu-dogru-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2016 09:18:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ağustos 1966]]></category>
		<category><![CDATA[33:23]]></category>
		<category><![CDATA[33:24]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[Efrâhu’r-Rûh]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Meʻâlim fi’t-Tarîk]]></category>
		<category><![CDATA[ölü manalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Sevinci]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Yoldaki İşaretler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=358</guid>

					<description><![CDATA[“Mü&#8217;minler içerisinde Allah adına verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi kendini adak olarak sunmuş kimi de sırasını beklemekte, fakat asla sözünden dönmemektedir. Neticede Allah sözüne sadık kalanların sadakatlerini ödüllendirmek, iki yüzlü davrananları da isterse cezalandırmak ya da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul etmek için (böyle yapmıştır): çünkü Allah zaten tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<hr />
<p>“Mü&#8217;minler içerisinde Allah adına verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi kendini adak olarak sunmuş kimi de sırasını beklemekte, fakat asla sözünden dönmemektedir. Neticede Allah sözüne sadık kalanların sadakatlerini ödüllendirmek, iki yüzlü davrananları da isterse cezalandırmak ya da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul etmek için (böyle yapmıştır): çünkü Allah zaten tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Ahzâb 33:23-24).</p>
<p>“<em>Efdalu’l-cihâdi kelimetu ‘adlin ‘inde sultânin câir</em>:<br />
Cihadın en üstünü zâlim sultana karşı âdil/doğru sözü söylemektir.”</p>
<p>(Tirmizî, Fiten 13 vd.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büyük bedeller ödeyerek çağa ve hayata şahitlik eden ‘şehîd’leri unutmamak, şehadet yıldönümlerinde onları hayırla yâd etmek, asgari vefa borcumuzdur. Bu hafta çağının şahidi/şehidi merhum Seyyid Kutub’u, Türkiye’yi işgal ve taksim girişimine taşeronluk yapan örgütün ele başının bir konuşmasında kendisine atıf yapması sebebiyle, Seyyid Kutub’u ve fikirlerini doğru anlamaya ve istismarcıların onu kötü emellerine alet etmemesine katkı sadedinde şehadetinin ellinci yıldönümünde birlikte hatırlamayı elzem gördüm.</p>
<blockquote><p>“Araç, amacın bir parçasıdır. İnsanın bilinci, temiz bir amaç hissettiği zaman buna ulaşmak için kötü bir yönteme tahammül etmez.”</p></blockquote>
<p>On yılı aşkın bir süre hapiste kalıp tahliye edildiğinde ilk kaleme aldığı<em> “Me</em><em>ʻ</em><em>âlim fi’t-Tarîk</em>’: Yoldaki İşaretler” isimli eserinde savunduğu görüşleri ve bir grup İhvân-ı Müslimîn mensubuyla birlikte bütünüyle kapatılmış olan teşkilatı yeniden canlandırma faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 9 Ağustos 1965’te tekrar tutuklanan Seyyid Kutub, idam cezasına çarptırılarak <strong>29 Ağustos 1966</strong>’da şehid edildi. İdamından önce Cemal Abdunnâsır’dan <strong>özür dilemesi halinde affedileceği teklifini reddeden</strong> merhumun naaşı bilinmeyen bir yere gömüldü.</p>
<blockquote><p>“Kötü bir yöntemle yüce bir gayeye ulaşabilmemizi düşünebilmem zordur! Zira, yüce gayeler ancak temiz bir kalpte canlanır.”</p></blockquote>
<p>Seyyid Kutub üzerine bir hayli yazı yazılmış, Türkçeye çevrilen eserlerinde şahsiyeti ve fikriyatı hakkında güzel mütalaalar yapılmış olmakla birlikte, bu yazımızda Beyan Yayınları’nın Arapça metniyle karşılaştırmalı olarak yayına hazırladığı “<em>Efrâhu’r-Rûh: </em>Ruhun Sevinci” isimli risaleden, onun fikriyatına ışık tutan çarpıcı bazı cümleleri özetle iktibas etmeyi daha yararlı buldum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uyanış İçin Vahyin Işığında Sorunlarla Yüzleşmek</strong></p>
<blockquote><p>“Kötü yöntemleri kullandığımızda kir ruhlarımıza yapışacak; kirlerin izleri ruhlarımızda ve ulaştığımız hedefte izlerini gösterecektir.”</p></blockquote>
<p>Mehmet Yaşar’ın Türkçeye çevirdiği esere yazdığı takdiminde Adnan Demircan, merhum şehidin fikriyatını ve onun fikirlerine karşı takınılan tavırları şu şekilde özetlemektedir:</p>
<p>“Seyyid Kutub’un çabası, etkileri hâlâ devam eden <u>İslâm dünyasının sömürüye maruz kalması, Müslümanların kendi medeniyetlerinin bilincinde olmamaları ve taklitçilikle mücadele</u>ye yönelikti. Onun yazdıkları ve yaşadıkları modern dönemdeki İslâmî hareketleri beslemişse de <u>bazı hareketlerin merhum Kutub’un yazdıklarının çok uzağına savruldukları</u> bir gerçektir.</p>
<p>İslâmî hareketler hakkında yapılan çalışmalarda <u>Seyyid Kutub’un görüşleri ve etkisi</u> mutlaka dikkate alınmaktadır. Elbette onun görüşlerinden etkilenen kişiler ve gruplar olduğu gibi onu eleştirenler de vardır. Hem geleneksel anlayışın dışında bir yaklaşımla Kur’ân’ı tefsir ettiği için hem de zaman zaman gelenek eleştirisi yaptığı için farklı çevrelerin eleştirilerine muhatap olmuştur. Ancak onun Kur’ân’a ilişkin yaklaşımı ve vurguları, vahyi günümüz insanıyla buluşturan, sorunlarıyla yüzleşirken vahiyden destek alması gerektiği uyarısını yapan önemli bir fonksiyona sahiptir. Kitaplarının ve görüşlerinin etkisi dikkate alındığında, İslâm dünyasındaki İslâmî uyanışı besleyen <u>en önemli düşünürlerden biri</u> olduğunda kuşku yoktur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ruhun Sevincini Yaşamak ve Allah’tan Razı Olmak</strong></p>
<blockquote><p>“Bekayı hak eden fikirlerin ölmeyeceğine inanıyorum. Yaratılışı gözeten ilahi takdirin, sağlam fikirlerin ölümüne izin vermeyeceğinden eminim.”</p></blockquote>
<p>Seyyid Kutub’un, kardeşi Emine Kutub’a hapishaneden gönderdiği mektuplardan oluşan Ruhun Sevinci isimli risalesinde; Allah’a teslimiyet, değerlerinden ve kimliğinden emin olma, ölümden korkmama, sevgiyi esas alma, kibre kapılmama, özgürlüğü sorumluluktan kaçmayla karıştırmama, amaç gibi aracın da mubah olması gerektiğini idrak etme gibi bir çok konu hakkındaki damıtılmış fikirlerini paylaşmaktadır:</p>
<p>“Sevgili kardeşim… İçimden geçen bu düşünceleri sana ithaf ediyorum. Ölüm düşüncesi sürekli zihninde yer etmekte, her yerde, her şeyin ardında onu görmekte ve onu hayat ve canlılar üzerinde devam eden zorba bir güç olarak hayal etmektesin. Buna karşılık hayatı ise cılız, ürkmüş, korkuyla dolu olarak görmektesin. Ben ise, ölüme bir an baktığımda onu, hayatın taşkınlığı, coşkunluğu, bolluğu karşısında zayıf ve yorgun görüyorum. Neredeyse hayat sofrasından düşen kırıntıları toplama dışında bir şey yapamamaktadır!</p>
<p>Hayat, sürekli bir canlılık ve akıntı içerisinde devam ediyor. Sayıca ve çeşitçe, nitelik ve nicelik olarak her şey bir ilerleme içerisindedir. Şayet ölüm bir şey yapabilseydi, hayatın ilerlemesini durdururdu! Ölüm, taşkın, coşkun, hayatın kuvveti yanında yorgun ve cılız bir güçtür. <u>Hayat, “<em>Hayy</em>: Diri” olan Allah’ın gücüyle sürekli akmakta ve ilerlemektedir</u>!</p>
<p><strong>Hayat, yılların sayısına göre değil; şuurun değeriyle yaşanır</strong>. Her ne kadar realistler bu durumu bir kuruntu olarak görse de bu onların tüm gerçeklerinden daha doğru bir hakikattir. Çünkü hayat, insanın ona karşı duyduğu şuurdan başka bir şey değildir.</p>
<p>Artık ölümden korkmuyorum, şimdi gelse bile! Çünkü gücüm nispetinde yapabileceğimi yaptım. Eğer yaşarsam yapmak istediğim çok şey var. Ama yapamazsam üzüntüden kahrolmayacağım. Çünkü başkaları bunu gerçekleştirecektir. Zira bekayı hak eden fikirlerin ölmeyeceğine inanıyorum. Ben, bu yaratılışı gözeten ilahi takdirin, sağlam fikirlerin ölümüne izin vermeyeceğinden eminim.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevgi Tohumunu Ekip İyilik Ağacını Büyütmek</strong></p>
<p>“Biz başkaları için yaşamaya başladığımızda bu hayatı kendimiz için dolu dolu yaşamış olacağız. Başkalarına karşı hislerimizi arttırdığımız ölçüde, hayatımıza yönelik iyilikleri arttıracak ve nihayetinde bu hayatı arttırarak yaşamış olacağız.</p>
<p>İyilik ağacı, musibete karşı dirençli, fırtınaya karşı dayanıklı, kendi yavaş gelişimi içerisinde bir serpilme içerisindedir. Kendisine saldıran şer ağacının diken ve eziyetlerini umursamaz.</p>
<p>Kötülük, insanların hayatın bekası karşısında direndikleri sert bir kabuktan başka bir şey değildir. Kendilerini güvende hissettiklerinde o kabuk yarılır ve nefsin arzuladığı bir meyveye dönüşür. Bu tatlı meyve; <strong>insanlara güven veren</strong>, sevgisinde sadık olan, zorluklarına, acılarına, hatalarına ve saflıklarına karşı gerçek şefkatini gösteren kişilere açılır. İşin en başında biraz hoşgörülü olma, tüm bunların gerçekleşmesinin garantisidir.</p>
<p>Her insanda, iyi bir sözü hak edecek iyi bir yön ve güzel bir meziyet vardır. Ancak nefislerimize sevgi tohumu ekmeden bu gerçeği göremeyiz. <u>Eğer iyilik bizim nefislerimizde olgunlaşmamışsa başkalarına kin besler ve onlara karşı korkuya kapılırız</u>.</p>
<p>İyilik, sevgi tohumu ve hayır arzusu içimizde büyüdüğü gün, başkalarına güvenimizi, iyiliklerimizi ve sevgimizi verebileceğiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hedefi Büyük Tutmak, Ama Asla Büyüklenmemek!</strong></p>
<p>“Gerçek büyüklük; insanlara karışıp hatalarına, noksanlarına ve zayıflıklarına karşı hoşgörünün geniş iklimini ve iyiliğini göstermek, <u>kötülüklerden temizlenmeleri</u>, eğitilmeleri ve gücümüz nispetinde bizim seviyemize gelmeleri için büyük bir arzu içerisinde olmaktır. Bunun anlamı; büyük hedeflerimizden, yüce örnekliğimizden vazgeçme veya o insanların içinde bulunduğu kötü durumu övme ve onlardan daha üstün olduğumuzu hissettirme değildir. Gerçek büyüklük; <u>tüm bu karışık durumlar karşısında</u> başarılı olma ve hoşgörüyle bu <u>başarının gerektirdiği gayreti göstermektir</u>.</p>
<p>Saf mutluluk, biz henüz hayatta iken fikirlerimizin ve inançlarımızın başkalarına ait olduğunu kabul etmenin getirdiği doğal kazançtır. Ölümden sonra olsa bile bu fikir ve inançların başkalarının azığı olacağı düşüncesi kalplerimizi rıza, mutluluk ve güvenle doldurmamız için yeterlidir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kesretteki Vahdeti, Kâinattaki Tevhidi Görebilmek</strong></p>
<p>“Sadece <u>küçükler</u>, çeşitli görüntülere sahip güçler arasında bir zıtlığın olduğuna inanır. Bu yüzden, <u>din adı altında ilme veya ilim adı altında dine saldırırlar</u>. Amel adı altında sanatı, tasavvufi akide adı altında da dinamik hayatı hakir görürler. Çünkü bunlar, tüm güçlerin toplandığı evrenin hâkimiyeti altında olan bu güçleri bağımsız ve birbirlerinden koparılmış görürler. Ancak <u>büyük önderler, bu birlikteliğin ve uyumun bilincindedir</u>. Zira onlar bu öz kaynağa tutunmuşlardır ve ondan beslenirler. Bunların sayıları çok azdır. İnsanlık tarihinde de az olmuşlardır. Hattâ çok ender kişilerdir. Ancak buna rağmen yeterlidirler. Çünkü bu kâinatı gözetleyen güç, onları şekillendirmekte ve mukadder olan vakitte istenileni ortaya çıkarmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Varlığın Kavrayabildiklerimizden İbaret Olmadığını İtiraf Etmek</strong></p>
<p>“İnsan aklına duyulan saygı açısından dahi olsun, hayatımızda algılayamadığımız konuların olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bunu vehme ve hurafeye bağımlıların yaptıkları gibi <u>işlerimizi belirsizliğe bırakmak için değil</u>, bilakis bu kâinatın azametini kavramak ve <u>bu büyük kâinat karşısında kendi sınırlarımızı bilmek için</u>dir. Bu sayede insan ruhunda çok fazla marifetlerin açılması mümkün olacaktır. Böylece bu güne kadar aklımızla idrak ettiğimiz çoğu şeyden daha büyük ve daha kuşatıcı bilgilerin bilincinde olmamız mümkün olur. Her gün bilinmeyen yeni şeyleri idrak etmemiz bu gerçeği göstermektedir.</p>
<p>Bizler Allah’ın bu varlıktaki mutlak azametini kavradıkça, kendimizi de yüceltmiş oluruz. Zira biz azamet sahibi Yüce Allah’ın sanatıyız! Kendi vehimlerince <u>ilahlarını küçülterek veya inkâr ederek kendi kıymetlerini arttıracaklarını sanan kimseler</u>, yakın ufuktan başka bir şey görmeyen zavallı kimselerdir. O kimseler, insanın zayıflık ve acizliğinden dolayı Allah’a yöneldiğini sanır. İnsan şimdi güçlü olduğuna göre bir ilaha boyun eğmesini gerektiren bir şey yoktur! Sanki zayıflık basireti açıyormuş, güç ise kapatıyormuş gibi… Oysa insana yaraşan Allah’ın azameti karşısında hislerini arttırması ve gücü arttıkça bu gücün kaynağını idrak etme hususunda daha ileriye gitmesidir. <u>Müminler Allah’ın mutlak kudretini kabul etmeyi</u> zayıflık olarak görmezler. Tam tersine bunu <u>izzet ve güç olarak algılarlar</u>. Zira onlar bu evrenin dayandığı büyük güce dayanırlar.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgürlüğü Sorumluluktan Kaçmayla Karıştırmamak</strong></p>
<p>“İnsanın zillet, baskı ve zayıflık prangalarından özgürleşmesi ile insanî sorumluluklardan özgürleşmesi arasında temelde bir fark vardır. Birincisi, gerçek özgürlüktür. İkincisi ise, insanı ağır hayvanî prangalardan kurtaran ve onu insan yapan değerlerden uzaklaştırmaktır! Şüphesiz bu aldatıcı bir hürriyettir. Çünkü bu, gerçekte hayvanî isteklere boyun eğme ve köleliktir. O ilkeler ve düşünceler -dinamik bir akide olmadan- içi boş kelimelerdir veya en fazla <strong>ölü manalar</strong> olabilir. Bize hayatı bahşeden, insanın kalbinde parıldayan bu imanın sıcaklığıdır. Başkaları, parıldayan bir kalpten gelmediği sürece <u>donuk bir zihinden gelen ilkelere veya fikirlere asla iman etmeyecektir</u>.</p>
<p>İnsan ruhu üzerinde vücut bulmayan, yeryüzünde insan suretinde hareket eden bir canlıya dönüşmeyen bir fikir devam edemez. Aynı şekilde bu konuda kalbini, ihlas ve içtenlikle inandığı bir düşünceyle inşa etmeyen bir şahsın varlığı da olmayacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaca Giden Her Yolun Mubah Olamayacağını İdrak Etmek</strong></p>
<p>“Kötü bir yöntemle yüce bir gayeye ulaşabilmemizi düşünebilmem zordur! Yüce gayeler ancak temiz bir kalpte canlanır. Böyle bir kalp nasıl olur da kötü bir yöntemi kullanmaya tahammül eder? Böyle bir gayeye nasıl yönelebilir? <u>Kıyıya ulaşmak için çamurlu bir yoldan yürürsek</u> kıyıya vardığımızda kirlenmemiz kaçınılmazdır. Çamurlu yol, ayaklarımızda ve yürüdüğümüz yerlerde izlerini bırakacağı gibi kötü yöntemleri kullandığımızda da aynı durum söz konusu olacaktır. Kir, ruhlarımıza yapışacak; kirlerin izleri ruhlarımızda ve ulaştığımız hedefte izlerini gösterecektir.</p>
<p>Ruha göre araç, amacın bir parçasıdır. Ruh âleminde bu farklılıklar ve bölünmeler yoktur. İnsanın bilinci, temiz bir amaç hissettiği zaman buna ulaşmak için kötü bir yönteme tahammül etmez. Aslında <u>fıtratı gereği</u> böyle bir yöntemi kullanmaya yönelmez. “Amaca giden her yol mubahtır!” anlayışı Batı’nın ‘büyük hikmet’idir! Zira <u>Batı, zihniyle yaşar</u>. Zihin dünyasında ise araç ve amaç arasında bölünmüşlük ve farklılıklar bulunabilir…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>Seyyid Kutub; <em>Efrâhu’r-Rûh</em>: <strong>Ruhun Sevinci</strong>, Çeviri: Mehmet Yaşar, Beyan Yayınları, İstanbul 2016. (Basım aşamasında).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sehid-seyyid-kutubu-dogru-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
