<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof.Dr. Mehmet Görmez Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/prof-dr-mehmet-gormez/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/prof-dr-mehmet-gormez/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Jul 2019 20:39:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>15 TEMMUZ: DESTANI ANMAK, İHANETİ ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 20:39:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ HADİSESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ASKERÎ DARBE GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[BURKİNO FASO DİYANET İŞLERİ BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[DESTANI ANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYEVİLEŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[İHANETİ ANLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ILIMLI İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİKTE YARDIMLAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[KÖTÜLÜKTE YARDIMLAŞMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SUAT CEBECİ]]></category>
		<category><![CDATA[RÜYA İLE AMEL ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[SAMUEL HUNTINGTON]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA HALK EĞİTİM MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA MÜFTÜLÜĞÜ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=920</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’yi işgal ve taksim girişiminin millî iradenin topyekûn direnişiyle püskürtüldüğü 15 Temmuz günü “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak ilan edilmiş olup bu hadisenin 3. yıldönümünde tüm il ve ilçelerde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Yalova’da bizzat iştirak ettiğim bu etkinliklerden ikisini birer yazıyla sizlere daha önce aktarmıştım. Bu haftaki yazımda Yalova Müftülüğünce 16 Temmuz Salı günü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi işgal ve taksim girişiminin millî iradenin topyekûn direnişiyle püskürtüldüğü 15 Temmuz günü “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak ilan edilmiş olup bu hadisenin 3. yıldönümünde tüm il ve ilçelerde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Yalova’da bizzat iştirak ettiğim bu etkinliklerden ikisini birer yazıyla sizlere daha önce aktarmıştım. Bu haftaki yazımda Yalova Müftülüğünce 16 Temmuz Salı günü saat 18:00’de Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenen konferansı özetleyeceğim.</p>
<p>“<strong>15 Temmuz: Destanı Anmak, İhaneti Anlamak</strong>” başlıklı konferansında Yalova Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Suat Cebeci, 15 Temmuz hadisesini ve FETÖ’yü farklı boyutlarıyla anlattı:</p>
<p><strong>Büyük Oyunu Görebilmek</strong></p>
<p>“20. yüzyıla kadar imparatorluklar çatıştı, güçlü olan kazandı. 20. Yüzyılda ideolojiler çatıştı. Önce sıcak savaş başladı, ardından yarım yüzyıl soğuk savaş halinde devam etti.</p>
<p>1993 yılında yayımladığı bir makalesinde Samuel Huntington (1927-2008) medeniyetler çatışmasından bahsetti. Daha sonra kitap halinde yayımlayınca ne demek istediği daha net anlaşıldı: İmparatorluklar ve ideolojiler savaşı bitti. Artık medeniyetler savaşı başladı. Kastettiği ise Batı ile İslam medeniyetinin çatışmasıydı. Huntington Türkiye’ye özel yer ayırdığı kitabında, Amerikan dış diplomasisine rehberlik edecek şu vurguyu yapıyordu: Türkiye’nin Batı’da yeri yoktur. İslam medeniyetini inşa eden, padişahlarının adına hutbe okunan Türkiye’nin yeri İslam âlemidir. Tavrınızı, politikanızı ona göre belirleyin. Türkiye’nin NATO’da yeri yoktur…</p>
<p>Bu tespitler bir teorisyenin sözlerinden çok bir ülkenin diplomatik önsezilerini ve gelecek perspektifini yansıtıyordu. Nitekim “ılımlı İslam” oluşturma amacını taşıyan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) geliştirildi. Hayat ve güç veren İslamiyet’in yerine kültür unsuruna dönüşmüş bir din haline getirilen bir İslam ikame edilecekti! Tabii ki Amerika böyle dedi diye Müslümanlar bunu kabul etmezdi. Bunu söyleyecek bir otoriteye, bir lidere ihtiyaç vardı. Amerika o lideri Erzurum’da buldu, yetiştirdi ve Amerika’ya taşıdı!”</p>
<p><strong>Hadiselerden Gereken Dersleri Çıkarabilmek </strong></p>
<p>“Akif diyor ya; “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”</p>
<p>Sene 1903, Magosa’da vaizlik yapan, itibarlı insanlarla düşüp kalkmaya düşkün, egosu güçlü bir adam var; Derviş Vahdeti… Din gösterişi asla kabul etmez. “Namazlarından dolayı gösteriş yapanlara veyl olsun, yuh olsun.” der Kur’an.</p>
<p>İnsan psikolojisi üzerinde çalışanlar şu tespiti yapar: Kutsala ihanet edenin ihanet etmeyeceği hiçbir şey yoktur. Derviş Vahdeti’yi İstanbul’a taşıyıp aylık dergi çıkarttırıyorlar; Volkan.</p>
<p>Gösterişe düşkün olanlar vaazda salya sümük ağlarlar. 70’li yılların başında İzmir’de vaaz ederken o da ağlardı, niye ağladığını bir türlü anlayamazdık.</p>
<p>Vahdeti’yi birileri finanse ediyor ve büyütüyor. “Şeriat elden gidiyor” diye İstanbul’da büyük bir taraftar kitlesi topluyor. Eşref Edip, Mehmet Akif… gibi buna kananlar da oldu, ama kısa zamanda vaziyeti anlayıp geri çekildiler. Bizim ilahiyat hocaları inatla hâlâ bunun peşinden gitmeye devam ediyorlar. Halbuki başkaları bizi hesaba çekmeden önce kendi kendimizi hesaba çekmeliyiz.</p>
<p>Daha sonra Vahdeti devlete sızıyor, Selanik’teki 4. Kolordu’nun İstanbul’a gelerek Abdülhamid’i devirmesini sağlıyor. Filim aynı, final farklı. Bizim liderimiz çekilmedi.</p>
<p>Erzurum’da Kur’an Kursu’nda bir hocasını Atatürk’e hakaret iddiasıyla şikâyet etmişti o şahıs. O hoca niye böyle bir şey yapsın? Ama oradan vurunca düşürecek ya…</p>
<p>Kapitalizm ve sosyalizm çatışmasında maşa olan birçok genç oldu. Bu adamı da Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin başına getirdiler. Din adamı olma şansı yokken dönemin merhum DİB yardımcısı da kullanılarak İzmir’e vaiz olarak atanıyor. O dönemlerde BOP gündeme geldi. Bunun için hitabeti, rol yapma ve kandırma kabiliyeti güçlü bu adamı keşfettiler ve büyüttüler. Bu ülkede din konuşan çok insan hapse atıldı ama bu adam hiç takibata uğramadı.</p>
<p>1996’da Amerika’ya gitti, bir daha çıkamadı. Kullanışlı bir figür olarak orada esir tutuluyor.</p>
<p>BOP’ta çatlak çıktı. Türkiye AB’nin üyesi olamayacaktı belki ama İslam dünyasının lideri olma potansiyeli var. Kalabalık bir nüfus, güçlü bir geçmiş, büyük bir birikim, değer üreten ve değerleri uğruna gözünü kırpmadan tankın önüne yatan bir toplum, bunlara dikkat edelim, ne yapacakları belli olmaz diye izlediler.</p>
<p>Türkiye’de kontrol altında tutulan bir kesim, bakıyorsunuz Türkiye’nin sempatisini kazanmış, yarısının oyunu almış ve iktidara gelip ‘kendi özgür siyasetimi, ekonomimi, istihbaratımı oluşturacağım, kazan-kazan prensibini uygulayacağım’ dedi.</p>
<p>Güneydoğu’da Amerika ile bir istihbarat paylaşımı sözleşmesi yaptık. Bize yanlış istihbarat veriyor, dağı taşı bombalatıyordu, asıl istihbaratı da PKK’ya veriyordu. Türkiye bu anlaşmayı lağvetti. Ondan sonra ip koptu. Taksim’de birkaç ağaç taşınacak bahanesiyle ortalığı karıştırmak istiyorlardı. 12 Eylül darbesinin gerekçesi neydi? Taksim’e cami yapılacak, Konya’da miting. ‘Ekonomik olarak düze çıkma hayalini unutun, üçüncü hava alanı, körfez köprüsü yaptırmayız…’ Acı olan cemaat buna alet oldu. Basiretleri kör olduğu için olayları okuyamadılar. Müslümanları Müslümanlarla vurmaları ağırımıza gidiyor.”</p>
<p><strong>İyiyi Kötüden, Doğruyu Eğriden Ayırma Yeteneği Kazanmak </strong></p>
<p>“Kur’an’dan koptukça hayattan uzaklaşıyoruz. Müttaki olursak Allah bize basiret verir ve çıkış yolu gösterir.</p>
<p>“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl 8:29).</p>
<p>“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talâk 65:2-3).</p>
<p><strong><em>İttika</em></strong>; Allah’a ince ayar bağlılık, 24 saat bilinçli olmak demektir. İşte böyle olursan Allah “furkan” yani ‘iyiyi yanlıştan, doğruyu eğriden ayırma yeteneği’ bahşeder. Sürekli oruç tutarsın, kurban dağıtırsın ama müttaki olamayabilirsin.</p>
<p><em>İttika</em>; iman, amel ve ahlaktan oluşur. Amelin ibadet kısmı %2’dir, gerisi muamelattır. Hakkıyla kılsak bile namaz hayatımızın küçük bir kısmını kapsar. Helal, haram, doğruluk, dürüstlük… bunlardır muamelatta asıl olan. Asıl bu kısımda hassasiyet göstermeliyiz. O zaman ferasetimiz artar. Bir hadiste geçtiği üzere feraset sahibi olup Allah’ın nuruyla bakamazsanız elin oğlu sizi oynatır, hakkı bâtıl bâtılı da hak gösterir, şaşırır kalırsınız. Sonra da sizi birbirinize kırdırır!</p>
<p>Allah ile bağımızı kesersek akıl bizi bir yere götürmez. İlk inen ayette “<em>ikra’</em>; oku” diyor. Bu emrin mef’ulü yok. Ne okuyayım? Her şeyi; insanı, kâinatı, hadisatı… Bir şart koşuyor: Allah kaydıyla. Her ne yaparsan Allah bağlantılı yapacaksın; komşuluk, evlenme, boşanma, iş… “Bismillah de başla” değil, “Allah bağlantılı yap” demektir.</p>
<p>Zihinlerimiz karışık, doğru nedir yanlış nedir ayırt edemiyoruz! Allah akıl vermiş, mahrum bırakmamış, biz kendimizi mahrum etmişiz! Her dakikanın hesabını verecek bir duyarlılıkla yaşarsak kimse bizi kandıramayacaktır, emin olun.</p>
<p>“Hizmet hareketi” dendi ama içimiz hiç ısınmadı ona. Ama son yıllarda Türkiye’de askeriyesinden bürokrasisine herkes onlara yöneldi. Bizim İslami heyecanımız kadar furkanımız, duyarlılığımız olmazsa bizi yakalayıp yuları takar götürürler. Zengin bir dilenci “Allah rızası için” dedi diye çıkarıp para veriyoruz. Yani dinimize muhabbetimiz bizi <strong>kolay yönetilir</strong> hale getiriyor. Çünkü furkanımız noksan, bunun da sebebi takvamızın noksan olması.</p>
<p>Tarihten beri irfanı ve erdemi yaymak için çok emek vermiş insanlarımız var. Hiçbirinin ordusu, şirketi, cemaati, devleti olmamıştır. Arkalarında sahipler ordusu oluşturmamışlar ve ümmeti bölmemişlerdir. Onlar bir camia oluşturmamış. Ama ‘biz Kadiriyiz’, ‘biz Nakşiyiz’ … diye gruplara ayrılmışız! “<em>İnneme’l-mu’minîne ihvetun</em>; Emin olun ki, mutlak surette bütün müminler kardeştir.” (Hucurât 49:10). Kur’an cemaatleri ayırmıyor. Ama biz ‘ihvan’ deyip diğer müminleri ayırıyoruz!</p>
<p>Şirket kurmak dünyevi bir iddiadır. İttika yolunda gidenler dini meseleleri dünyevi meselelere dönüştürürse yanlış yapıyorlar demektir. Ticaret, zenaat, üretim helaldir. Ahireti unutmadan dünyaya çalışmak bir emirdir:</p>
<p>“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28:77). Ahirete yönelip dünyayı terk etmek de dünyaya meyledip ahireti terk etmek de İslami değildir. Dengeyi kurmak gerekir. Uçmak iki kanatla mümkün olur.</p>
<p>Fedakârlık yapmak ve nefsaniyetten uzak durmak gerekir. İmam Gazali dersler veriyordu. 40 yaşlarında meşhur olmuş. Cuma günü hatip “büyük allame üstat Gazali şöyle dedi” deyince Şam’ı terk ediyor, “ben bu şöhretle burada yaşayamam” diye. Bağdat’a gidip medreseden kopmuş, inzivaya çekilmiş. O tarihte cedel ilmi türemiş, Cebrail mi büyük Peygamber mi büyük? Uzanmak için ekmeğe mi basmalı Kur’an’a mı? Sarf mı önemli nahiv mi? gibi konular tartışılmaya başlanmış. Nihayetinde on yıl sonra ısrarlı talep üzerine inzivadan çıkıp medreseye dönüyor. Bir şey nefsimize hoş geliyorsa ondan vaz geçmeliyiz. Bu adamın <strong>en büyük zaafı</strong> enesidir. Dünyanın öbür ucunda adı anılınca çok mutlu oluyor. NLP yoluyla insanlara istediklerini söyletebiliyorlar. Yapay zekâyla yönetecekler bundan sonra insanları. Ya mümin ferasetini gösterip buna karşı koyarız ya da bizi köle ederler…</p>
<p>1996’da Amerika’ya gitti bu adam. Dünyanın birçok yerinde okullar açıldı. İstiklal marşını, Türkçe şarkı türkü söylemeyi öğretiyorlar, Türkiye’nin tanıtımını yapıyorlardı. Türkçe Olimpiyatlarını hatırlarsınız. Bir dinî cemaatin bunlarla ne işi var? “Neye hizmet ediyorsunuz?” diye sormadık! Yabancı ajanların kışlası haline gelmiş bu okullar. <strong>Ilımlı İslam</strong> için bir lider lazımdı, parlattılar. Adına üniversite kuruldu, sempozyumlar düzenlendi, tezler yaptırıldı. Bu adamın yüzüne baktığınızda bir İslam âlimi çehresi görüyor musunuz? Bunca olup bitene rağmen hâlâ ondan umudu olan insanlar var!</p>
<p>“<em>Ve mekerû ve mekerallah</em>…; Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmran 3:54).</p>
<p>Bu toplumda Allah’a sadakati güçlü olanların gözü yaşlı duaları hürmetine Allah bizi kurtardı. Darbe yapacağız derken baltayı ayaklarına vurdular. Bir hadiste buyurulduğu üzere; “Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz.” İyi niyet şart. Gerçeği söyleyeceğiz. Mümin mümine ayna olur. Ona düşmanlık yapmaz. Birbirimizle uğraşma lüksümüz yok!</p>
<p>Bir cemaatte <strong>rüya</strong> ve <strong>dünyevileşme</strong> belirleyici olmuşsa rotası şaşmış demektir. Şayet dinî bir cemaat ise dünyevilikle ne işi var? Vakti olmadığı için sadece farzları kılabilen birisi beş vakte beş vakit daha katandan daha üstün olabilir.”</p>
<p><strong>İyilikte Yardımlaşmak, Kötülükte Yardımlaşmamak</strong></p>
<p>“Mescid-i Haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevk etmesin! İyilik ve takva (Allah’ın yasaklarından sakınma) üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Mâide 5:2). “Hayırda ve iyilikte yardımlaşın” emrinin bir sebebi var; tek başına yapamazsın. Günahta ve düşmanlıkta kimseye destek olmayın…</p>
<p>Bu hadisede mağdur olanlar bu iş niye başımıza geldi diye hiç muhasebe yaptılar mı? 250 kişi öldü, 2700 kişi yaralandı, bütün bir millet olarak allak bullak olduk, cemaatlere güven sarsıldı…</p>
<p>Devletin başı “kandırıldık” diyor da sen niye kandırıldık diye itiraf etmiyorsun? Cemaati oluşturan insanları aldattılar ve bizi birbirimize düşürdüler! Biz “15 Temmuz’da başaramadınız” diyoruz, onlar da diyor ki; “başardık, sizi birbirinize düşürdük, okumuş insanları hapse attırdık…”</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı iken Prof. Dr. Mehmet Görmez, Kazakistan Diyanet İşleri Başkanının şöyle dediğini anlatmıştı: “Bunlar üç şeyi yıkıp yerine bir başka şeyi koydular; aile bağlılığını yıkıp yerine cemaat bağımlılığını, milliyet bağlılığını yıkıp cemaate bağlılığı koydular, ümmet bağlılığını yıktılar, cemaat için ümmete düşmanlık besler hale geldiler. Bunların arkasındaki eli görün.”</p>
<p>Mehmet Görmez Burkino Faso Diyanet İşleri Başkanının da şöyle dediğini de aktarmıştı: “Biz onlardan üç şeyden dolayı nefret ettik: Fakiri hiç sevmediler. Her zaman Hıristiyanları bize tercih ettiler. Faaliyetlerinde İslami nişaneler yoktu. Ama bu nefretimizi bastırıp bir tek sebepten dolayı muhabbet beslemeye çalıştık: Türkiye’den geldikleri için.”</p>
<p>Bu adamın onca vaazını duydunuz, bir defa olsun ondan bir ayet metni duydunuz mu? Ama gitti Papa’ya, “misyonunuza amadeyiz” dedi! Papa’nın tarihsel misyonu İslam’ı yok etmektir!</p>
<p>Afrika’da, başka yerde, Türkiye’yi İslamiyet’in geleceği olarak görüyorlar. Bu umudu boşa çıkarmamak icap eder.</p>
<p>Hakkı hak görüp ittiba eden, bâtılı bâtıl görüp içtinap edenlerden olabilmek duasıyla…”</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cebeci, Suat. (2019). “<strong>15 Temmuz: Destanı Anmak, İhaneti Anlamak</strong>”. Konferans. Düzenleyen: Yalova Müftülüğü. Yer: Yalova Halk Eğitim Merkezi, Saat: 18:00-19:30.</p>
<p>http://yalova.edu.tr/tr/Page/Icerik/yalova-universitemiz-rektoru-prof-dr-suat-cebeci-destani-anmak-ihaneti-anlamak-konferansina-konusmaci-olarak-katildi, 16.07.2019.</p>
<p>https://www.diyanethaber.com.tr/yalova-muftulugu/yalovada-15-temmuz-paneli-h6625.html, 16.07.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM ARAYIŞINI BİRLİKTE SÜRDÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 10:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[49:10]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika Dinî Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Asya-Pasifik]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[ihya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobia]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Dinî Liderler]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SDE]]></category>
		<category><![CDATA[Selefileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Şiileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Aile Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet]]></category>
		<category><![CDATA[YTB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=192</guid>

					<description><![CDATA[“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10). &#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). Son bir ayın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10).</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p></blockquote>
<div>Son bir ayın içinde Türkiye’de Âlem-i İslam için umut vadeden üç mühim toplantı gerçekleşti. Sorunlarımızla yüzleşerek elbirliğiyle çözüm arayışına girmenin güzel numunelerini teşkil eden ve ilk ikisine gözlemci, sonuncusuna ise üye sıfatıyla katıldığım bu umut vadeden toplantılara, çözüm çabalarına örnek olmaları açısından dikkat çekmek istiyorum.</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması </strong></p>
<p>Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) işbirliğiyle gerçekleştirdiği Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması’na 17 ülkeden seçkin düşünce kuruluşlarının temsilcileri, 85 uzman ve düşünür katıldı. 15-16 Eylül 2015 tarihinde Ankara Meyra Palace Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, “<strong>Huzurlu ve İstikrarlı Bir Ortadoğu İçin Ortak Vizyon</strong>” başlığı altında; halen yaşadığımız ağır sorunlar, Türk-Arap ilişkilerinin geldiği nokta, terör, mültecilerin karşılaştığı zorluklar, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı bölme planı ve Gazze ambargosu müzakere edilerek; bölgemizdeki krizlerinin çözümünde barışçıl yöntemlerin öncelenmesi, <strong>sorunların</strong> etnik ve mezhep temelinde değil, <strong>hak, adalet ve iyi komşuluk prensipleri çerçevesinde çözülmesi</strong> ve özellikle İran’ın komşu ülkelere müdahale anlayışından vazgeçmesi gerektiği vurgulandı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi</strong></p>
<blockquote><p>Ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehalet, Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikelerdir.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde 13-16 Ekim 2015 tarihlerinde İstanbul’da akdedilen I. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’ne 37 Asya-Pasifik ülkesinden, içlerinde bakan seviyesinde katılımcıların da yer aldığı 125 Müslüman dinî lider ve temsilci iştirak etti.</p>
<p>13 Ekim 2015 salı günü İstanbul Conrad Otel’de yaptığı açılış konuşmasında Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez hocamız, kardeşlik ahlakının ve kardeşlik hukukunun icaplarını yerine getirme gayretiyle düzenledikleri toplantının en önemli gayesinin marifet alış verişinde bulunmak olduğunun altını çizdikten sonra; ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehaletin Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikeler olduğuna; bir vücudun organları ve bir binanın tuğlaları gibi dayanışma, yardımlaşma ve her şeyden önce de iletişim içinde olmak; kaybettiğimiz hikmeti yeniden kazanarak barışı yeniden tesis etmek; ümmetin birer parçası olarak birliğimizi ve bütünlüğümüzü sağlamanın çabası içinde olmak; sadece din kardeşlerimizle değil, Müslüman olmayı fıtraten bekleyen milyarlarca kardeşimize karşı da paylaşım temelinde bir tutum sergilemek ödev ve sorumluluğumuzun farkında olmak gerektiğine vurgu yaptı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>16 Ekim 2015 tarihinde ise muhterem <strong>Diyanet İşleri Başkanımız</strong>, misafirlerin cuma namazını kıldığı Sultanahmet Camii’nde irad ettiği ve hicri 1437. yılın İslam âlemine şefkat, merhamet, adalet ve hayırlar getirmesi duasıyla başladığı hutbesinde; hicretin alelade bir göç hareketi olmadığını, bilakis bir düşünce ve bir hayat tarzı olduğunu, her türlü kötülükten hakka, adalete, merhamete, iyiliğe, güzelliğe ve fazilete doğru yürümek anlamına gelen hicretin Efendimizin şahsında bütün müminlere emredildiğini izah etti.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanımız</strong> Sayın Recep Tayyip Erdoğan da zirveye nokta koyan hitabesinde; kime ve neye hizmet ettiği meçhul nevzuhur terör örgütleri üzerinden İslam âleminin töhmet altında bırakılmak istendiğine, Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynandığına, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin ve hangi kirli hesapların olduğunun artık görülmesi gerektiğine, bizim medeniyetimizde insanın inanın kurdu değil, müminin müminin güven yurdu olduğuna vurgu yaparak ümmetin zedelenmiş hafızasını onarma, yaralanmış bilinçlere şifa olma ve Müslüman nesillere rehberlik etme sorumluluğunun en başta âlimlerde olduğunu ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslüman Dinî Liderler Zirve Toplantıları</strong></p>
<ol>
<li>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’nin kapanış oturumunda ilan edilen sonuç bildirgesinde de vurgulandığı üzere, son yıllarda küresel ölçekte hizmet sunmaya başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ihtiyaç, beklenti ve talepler doğrultusunda dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir. Son on yılda yoğunlaşan Avrasya İslâm Şûrası (I-VIII), Afrika Dinî Liderler Zirvesi (I-II), Balkan Müftüleri Toplantısı (I-VII), Avrupa Müslümanları Buluşması, Dünya İslâm Bilginleri Barış, Sağduyu ve İnisiyatif Girişimi, I. Latin Amerika ve Karayip Adaları Müslüman Dini Liderler Zirvesi gibi uluslararası toplantılara eklenen son zirve toplantısı son derece anlamlıdır. Zira, bugün <strong>Müslüman nüfusun</strong> <strong>üçte ikisi</strong>ni teşkil eden Asya-Pasifik coğrafyasındaki Müslümanların özellikle son iki asırda maruz kaldıkları işgal ve sömürgecilik sebebiyle yaşadıkları sorunlara birlikte çare aramak, öncelikle tanışıklığı tazelemekle başlar. Müslüman halkların bölgesel ölçekle yetinmeyip kıtalar arası düzeyde dinî, kültürel ve tarihî ilişkilerini yeniden kurmaya başlaması ümmetin bekası için kaçınılmaz bir görevdir. Zira, son birkaç yüzyılın muhataralı sayılabilecek geçmişi içinde <u>aidiyet, itibar ve ortak ufuk belirleme noktasında ciddi sarsıntılar yaşayan</u> bölgesel Müslüman varlığı, bugün bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek bir zihin açıklığı ve tasavvur imkânına ihtiyaç duymaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Kesret İçinde Vahdet: Hikmet ve Barışı Yeniden Düşünmek”</strong> teması altında 4 gün boyunca 8 oturum halinde gerçekleştirilen zirvede, Asya-Pasifik Müslümanlarının bölgesel ölçekteki sorunları, çözüm önerileri ve işbirliği imkânları ortaya konmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı’nın Asya-Pasifik Müslümanlarına yapabileceği katkıların ve yeni ortak çalışma alanlarının müzakere edildiği dinî liderler zirve toplantısında, Asya-Pasifik Müslümanlarının bugün yaşamakta oldukları sorunlar, gelecek tasavvurlarına yön veren mevcut durum analizleri ve dünya Müslümanlarını ilgilendiren temel konularla ilgili hususlar 20 maddelik bir sonuç bildirgesiyle kamuoyuna duyurulmuştur.</p>
<blockquote><p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir.</p></blockquote>
<p><strong>Sonuç bildirgesi</strong>nde öne çıkan vurguları şu şekilde özetlemek mümkündür:<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<ol>
<li>Tüm mahlûkata karşı şefkat ve rahmetle muameleyi emreden Din-i Mübin-i <u>İslâm</u>, kimden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun <u>terörün her türlüsünü reddeder</u>. “Bir insanı katleden tüm insanlığı katletmiş gibidir.”</li>
<li>Bütün Müslümanlar, <u>makâsıdu’ş-şeria eksenli bir dindarlığı geliştirmek</u> için, kitle eğitim programları üzerinde çalışmalıdır. Hac organizasyonu bütün boyutlarıyla yeniden gözden geçirilmelidir.</li>
<li>Müslüman dünyanın içinden geçmekte olduğu bu zorlu süreci en az zararla atlatarak yeniden selam, eman ve güven ortamına kavuşturulması, Müslümanların <u>çokluk içinde birliği sağlama</u>larına, İslâm’ın insanlığa takdim ettiği ilim, hikmet ve marifet yolunu takip etmelerine, <u>barış, adalet ve merhamet</u>i yeniden tesis etmelerine ve kurumsallaştırmalarına bağlıdır.</li>
<li>Mescid-i Aksa, Müslümanların mabedi olma hüviyetinden, Harem Bölgesi de tarih boyunca var olan dinî ve manevî statüsünden çıkarılamaz.</li>
<li>Çokluk dünyasının gereklilikleri, ölçüt ve değerleri ne kadar çok çeşitlilik arz ederse etsin, Müslümanlar için gerekli ve geçerli olanı temel/ortak sabiteler etrafında birlik ve dayanışma içerisinde insanlara örnek bir ümmet olmayı başarmaktır. Müslümanlar, mezhepçiliğin ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı din anlayışlarının beslediği çatışmalar dahil her türlü şiddet ve kaos ortamından ancak bu şekilde kurtulabileceklerdir.</li>
<li>İslâm dini, insanlığa barış, huzur, güven ve iki cihan saadeti sağlamak için gelmiştir.</li>
<li>Bir endüstri hâline getirilen <u>İslamofobia</u>, kültürel bir yanılsamadır ve haddizatında bir insanlık suçudur. İslâm başta olmak üzere dinlerin mukeddesatına yapılan hakaret, tezyif ve tahkir girişimleri uluslararası hukuk metinlerinde birer <u>nefret suçu olarak nitelenmeli</u>, bu hususta çatışmayı değil, barış ve çözümü esas alan çaba ve gayretler teşvik edilmelidir.</li>
<li><u>İslam düşmanlığı</u>, üzerinde çalışılmış mühendisliklerin bir ürünü olup hem Müslümanların hem de genel kamuoyunun algıları manipüle edilmekte, inceltilmiş yöntem ve tekniklerle adeta <u>kurumsallaştırılmaktadır</u>.</li>
<li>Bilhassa Şiileştirme ve Selefileştirme üzerinden tırmandırılmak istenen ve ümmetin birlik ve beraberliğini tehdit eden gerginlikler, <u>doğru bilgi ve sahih arayış içinde sürekli kendini yenileme gayreti</u>nde olan bir muhteviyat geleceğimizi aydınlatacaktır.</li>
<li>Bazı mezhepçi ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı kimi dini akımların, Asya-Pasifik Coğrafyasındaki adalarda bin bir zorlukla varlıklarını devam ettirmeye çalışan Müslüman azınlıklardan yeni taraftarlar toplamak amacıyla oralara maddi imkânları seferber etmesi en hafif ifadeyle gayr-i ahlakiliktir.</li>
<li>Dini bilginin bilinen çerçevede işleyen yapısı, varlığımızı, güç ve irademizi besleyici karakterinden uzaklaşmış durumdadır. Bugün geleneğin müstakim takipçilerini izleyerek <u>ihya ve ıslaha ağırlık verip, müfredatımızı yeniden gözden geçirmek</u> suretiyle günün icapları içinde sağlıklı arayışlara fırsat tanınmalıdır.</li>
<li>Orta Doğu’da ortaya çıkan ve İslâm’ı tekeline alan, kendisi gibi inanmayanları tekfir eden, <u>ahlak ve hukuk tanımayan kirli savaşları cihat olarak telakki eden</u> bazı türedi anlayışların, Asya-Pasifik ülkelerindeki Müslümanlara sirayet etmemesi için bu coğrafyalardaki kadim dinî, kültürel ve tarihî dokunun korunması büyük önem arz etmektedir.</li>
<li>Asya-Pasifik ülkelerinde yaşayan yeni kuşaklara sağlıklı din eğitimi sunmak maksadıyla hazırlanacak müfredat ve programlar, <u>bilgiyi dinî ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen</u>, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, geleneksel bilgi mirasıyla günümüz olgusunu birlikte değerlendiren, bilgi ve bilim üreten bir anlayışa sahip olmalıdır.</li>
<li>Dünyanın değişik bölgelerinde <u>azınlık statüsünde yaşayan Müslüman kardeşlerimizin dinî, sosyal ve kültürel varlıklarını koruma ve geliştirme</u> amacıyla başlatılan girişimleri sürdürmek ve çözüm önerileri için adımlar atmak öncelik arz etmektedir. Bu nedenle yakın zamanda gerçekleştirilmesi düşünülen “Dünya Müslüman Azınlıklar Kurultayı”na ilgili Asya-Pasifik ülkelerinin katılımları sağlanmalıdır.</li>
</ol>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığınca daha önce kurulan altı platformun öncülerinin bir araya getirildiği “Dünya Müslüman Dini Liderler Zirvesi”nin 2016 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmesi teklifi de dikkate alınması gereken önemli bir vurgu olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uluslararası Aile Enstitüsü Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı</strong></p>
<p>Çatısı altında 6 kıtaya yayılmış 61 ülkeden üçyüzü aşkın gönüllü kuruluşu barındıran İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (<strong>İDSB</strong>) 17 Ekim 2015 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantıda Uluslararası Aile Enstitüsü kuruluş çalışmalarının tamamlanması amaçlandı.</p>
<p>24-25 Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ve 30 ülkeden yaklaşık 500 STK temsilcisi, ilim adamı, akademisyen ve bürokratın katıldığı “Değişen Dünyada Bireyler Arası Etkileşim Ağı Olarak AİLE: Şefkat, Hürmet, Nezaket, Paylaşım” başlıklı İDSB II. Uluslararası Aile Konferansı’nda, İslam ümmeti adına aile sorunlarını araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek maksadıyla Uluslararası Aile Enstitüsü’nü (UAE) kurma kararı alınmıştı.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>17 Ekim 2015 Cumartesi günü İstanbul Berr Otel’de ilk toplantısını gerçekleştiren Yüksek İstişare Kurulu, Uluslararası Aile Enstitüsü’nün organizasyon yapısı, kapsamı, faaliyet tarzı, bütçesi gibi temel konular üzerinde müzakereler yürüttü. 17 ülkeden altmışa yakın temsilcinin katıldığı toplantıda, müzakere notlarını tasnif ederek tüzük, yönetim şeması, faaliyet takvimi ve bütçe gibi çalışmaları yapacak bir komisyon oluşturuldu&#8230;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının; sorunlarını farkettiğini, bu sorunları çözme iradesini ortaya koyduğunu, çözümü birlikte aramak ve bedel ödemek gerektiğini gayet iyi kavradığını gösteren bu her üç toplantıda emeği geçen sorumluluk bilinci yüksek zevata minnet ve şükranlarımı sunuyor, Rabbimizden bu fiili ve samimi duaları bereketlendirmesini niyaz ediyorum.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://sde.org.tr/tr/newsdetail/orta-dogu-dusunce-kuruluslari-bulusmasi-ankarada-gerceklestirildi/4395</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/‘i-asya-ve-pasifik-ulkeleri-musluman-dini-liderler-zirvesi’-istanbul’da-basladi…/29203</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Sonuç bildirisinin tam metni için bakınız: <a href="http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210">http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> http://www.idsb.org/tr/?p=2028</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM YOLLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[14:12]]></category>
		<category><![CDATA[39:73-74]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l Fadl Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[öldürücü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[va'd]]></category>
		<category><![CDATA[vaîd]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=155</guid>

					<description><![CDATA[“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12). İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12).</p></blockquote>
<p>İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak şartıyla hür irade sahibi insanın kendi tercihine kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim, insanın akıl ve irade sahibi özgür bir varlık olması hasebiyle, kendi eylemlerinden mesul olduğunu, dolayısıyla doğru yolu seçerek yanlış ve günahtan uzak durması gerektiğini, Allah&#8217;ın iyilik yapanları ödüllendireceğini (<em>va&#8217;d</em>), kötülük yapanları ise cezalandıracağını (<em>vaîd</em>) haber vermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölü Fikirleri Ayıklayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır.</p></blockquote>
<p>Allah’ın sınırlarına duyarlı, yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “ölü fikirleri ayıklamak” gibi çetin bir görevi üstlenen bu salih ve muslih iyiler, hurafelere ve şirke bulandırılmış ilahi mesajın dosdoğru şekilde anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi için insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makâsıdı gözeten yeni bir din dili üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ölü fikirleri ayıklama ameliyesi hayati önem arz etmektedir. Çünkü “ölü fikirler”, dışarıdan empoze edilen “öldürücü fikirlerden” çok daha tehlikelidir. Zira “ölü fikirler” bağışıklık sistemini çökerterek doğal savunma sistemini devre dışı bırakmaktadır. Oysa “öldürücü fikirlere” karşı bünyenin doğal bir direnci ve kendisini savunacak donanımları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Birliğini Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışmamız, körü körüne itaat yerine sorgulamamız, taklit yerine tahkiki esas almamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanlar olarak bugünümüzün rehin, geleceğimizin ise kayıp olacağını belirten Mustafa İslâmoğlu, çözüm yolu olarak da Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle <u>kaynak birliğini sağlamamız gerektiği</u>nin altını çizmektedir.</p>
<p>Her cemaatin kendi büyükleri tarafından kaleme alınan muteber saydıkları kitapları olduğunu, bu kitapları hayatın mihverine koyarak ve bunları savaştırarak varacak bir yerimiz olmadığını, bu eserlerin öğrettiği İslam anlayışı ile vahdeti sağlamamızın imkânı bulunmadığını altını kalın çizgilerle çizerek anlatan İslâmoğlu hoca, tek çıkış yolu olarak, içinde hiç bir kuşku barındırmayan yegâne kitap olan <u>Allah’ın Kitabı’na dönme</u>yi, başka yerde çare arayarak zaman kaybetmemeyi, yoksa tefrika illetinin bu ümmeti tüketeceğini ihtar etmektedir.</p>
<blockquote><p>“Barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa edemezsek bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür.”</p></blockquote>
<p>12 Ağustos 2015 tarihinde Erciyes dağındaki bir otelde Akabe Vakfı tarafından gerçekleştirilen ribat eğitim programında verdiği sohbetinde Müslümanların içine düştüğü zilletten kurtularak yeniden hayatın kurucu öznesi olabilmesi için izlenmesi gereken yol haritasını on iki madde halinde anlatan İslâmoğlu hocanın çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle şöylece özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Akıl ile Kur’an, hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.</li>
<li>Hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.</li>
<li>Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.</li>
<li>İlahi olan ile beşerî olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalıdır.</li>
<li>Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.</li>
<li>Mushaf’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.</li>
<li>Onun yerine Kur’an’ı Mushaf’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın, sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.</li>
<li>Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yerini Kur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.</li>
<li>Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.</li>
<li>Kur’an tarafından gayb ve şahadet ayakları üzerine oturtulan İslam bilgi sistemi, zanna dayalı sahte bir ayak eklenerek bozulmamalıdır.</li>
<li>‘İnsan devleti’ni hedefleyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.</li>
<li>Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olup Bitenleri Kaygıyla İzleyip Oturmak Yetmez</strong></p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, Ortadoğu’da sürüp giden çatışmaların İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaşması üzerine 18 Haziran 2014 tarihinde yayımladığı bir beyanname ile sağduyu çağrısı yapmıştır. Müslüman&#8217;ın canını ve kanını Müslüman&#8217;a helal gören bir cihat anlayışını kesin bir dille reddeden ve sekiz dilde dünya kamuoyunun dikkatine sunulan beyannamede vurgulanan hususlar, İslam dünyasının sorunlarına çözüm yolları da sunmaktadır:</p>
<p>“<u>Müslüman kimliği</u>, her türlü mezhebî, meşrebî, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımdan en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkânı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. Bunun aksine olan her tutum ve davranış, selam ve eman yurdu olan bu topraklarda fitne çıkarmak isteyen unsurlar olarak görülmelidir.</p>
<p>Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt olarak görüp bunun üzerinden güç mücadelesine girmek büyük bir fitne olarak görülmelidir. Herhangi bir Müslüman grup, fırka veya cemaatin, kendi dini anlayışını mutlak hakikat kabul ederek diğer anlayışları ötekileştirmesi, tekfir etmesi, tekfir ettiklerini de ölüme mahkûm etmesi asla kabul edilemez. Bu tür anlayışları meşrulaştıracak hiçbir yaklaşım, anlayış ve görüşün, İslam’dan destek bulması mümkün değildir. Hiç kimsenin bir başkasını İslam’dan çıkartma salahiyeti yoktur.</p>
<p>Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü’l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil, bütün İslam ümmetinin ortak, büyük değerleridir.</p>
<p>Bazı çevrelerin diğerlerine karşı cihat ilan etmesi de kabul edilemez. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın Müslümana canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmemiştir. <strong>Bugün Müslümanların topyekûn başvuracağı en büyük cihat, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır.</strong> Hiç kimse, zulme karşı cihat iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez.</p>
<blockquote><p>“Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.”</p></blockquote>
<p>Bugün, âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dinî liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dinî, ahlaki ve vicdani görevidir&#8230;”</p>
<p>Rabbimiz, beyanatının arkasında duran ve olup bitenleri kaygıyla izlemekle yetinmeyerek “Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi”nin kurulmasına önayak olan muhterem başkanın çabalarını bereketlendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Çağrısı</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle kaynak birliğini sağlamamız gerekir.”</p></blockquote>
<p>11 Temmuz 2008 tarihinde Yüce Diriliş Partisi adına Genel Başkan A. Sezai Karakoç tarafından yayınlanan deklarasyonda çözüm yolu için mazi bilincine ve aydın kadro ihtiyacına vurgu yapılmaktadır:</p>
<p>“Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. <u>İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar.</u> Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.</p>
<p>Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve dirilt! İnsanlık seni bekliyor.</p>
<p>Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.</p>
<p>Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.”</p>
<p>Üstadın “Çıkış Yolu” adıyla peşpeşe yayımladığı üç eser, ülkemizin, ümmetin ve insanlığın sorunlarına çözüm yolu arayan esaslı çalışmalardan biridir. Özellikle <u>aydınların aldanmaması</u> gerektiğinin altını çizen üstat, “Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.” demektedir.</p>
<p>Sorunlarımızı “geçmişi çok iyi bilip geleceğe çok köklü çok boyutlu bir genel idealle, her kişide her aydında bulunan bir idealle yarına adım atmakla” halledebileceğimizi söyleyen üstat, çeşitli problemler yaşayan “halkları kardeş bilip neden bu duruma düşüyorlar diye endişelenmemiz, bunu bir tek silah bile ateşlenmeden nasıl çözeriz diye düşünmemiz” gerektiğini ifade etmektedir. Müslüman halkların yaşadığı problemlerde etken “dış tesiri etkisiz hale getirmeden” sorunları çözemeyeceğimizi belirten üstat, kalıcı çözümün mümkün olduğunu, ancak yabancı projeleri çözüm diye sunarak halkları hayal kırıklığına uğratmamak gerektiği hususunda uyarmaktadır.</p>
<p>Rabbim bizleri çeşitli sebeplerle entelektüel zehirlenmeye maruz kalan, kendisi sapmakla kalmayıp sahte cennet vaatleriyle başkalarını da saptıran, dünyayı kaosa boğan aktif kötülerden olmaktan muhafaza buyursun. Rabbimiz, ülkelerin adaletle yönetildiği, nimetlerin gönül huzuruyla paylaşılarak insanların mutlu yaşadığı, Allah’ın sınırlarının gözetilerek insanların kalıcı barış yurduna titizlikle hazırlandığı vahye mutabık bir hayatın inşasında bizleri hizmetçi olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p>İlk sözümüz gibi son sözümüz de Kur’an olsun:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında, oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..” Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.” (Zümer, 39/73-74).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
