<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pınar Yayınları Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/pinar-yayinlari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/pinar-yayinlari/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ERDEMİ ŞİDDETE BOĞDURMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[38. KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDETLERE KÖRÜ KÖRÜNE YAPIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[AF YÖNTEMİNİ BENİMSEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ATALAR MİRASINI KUTSAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BATILA BULANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Bİ’RU’L-ACEM]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK ÇAMLICA CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN SONUNCUSU]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GELENEKLER]]></category>
		<category><![CDATA[GELİŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İLERLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNLARI KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[NEBİLERİN YOLU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HASTALIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YASAYA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=893</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (1). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (2) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (<strong>1</strong>). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (<strong>2</strong>) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli eserini tanıtmak istiyorum (<strong>3</strong>). Bu vesileyle kitap imza günlerimde destek olan, tebriklerini ileten ve telif ve tercüme kitaplarımı alıp okuyarak geri bildirim mesajlarını paylaşan dostlarıma yürekten teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Şiddetin Erdemi Boğmasına Seyirci Kalmamak</strong></p>
<p>Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Cûlân tepesinin eteğinde kurulu Bi’ru’l-Acem köyünde doğan Çerkes asıllı mütefekkir Cevdet Said’i, Suriye’de Nisan 2011’den itibaren devam eden kirli savaş sebebiyle muhacir olarak geldiği İstanbul’da doksana yakın sohbet ve konferansını eş zamanlı tercüme ederken yakından tanıdım. Mayıs 2017’den itibaren de Diriliş Postası gazetesinde haftada bir yayımlanan 95 köşe yazısını Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Elinizdeki bu eser üstadın işte bu köşe yazılarından seçilen kırk kadar makalenin gözden geçirilerek birleştirilmesinden oluşmuştur. Tercümelerin hem Arapça aslına sadık hem de okuyucuyu yormayacak şekilde akıcı ve anlaşılır olmasına gayret ettim. Konuların daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacağını düşündüğüm kısa açıklamaları dipnotlar halinde ekledim.</p>
<p>Eserde özgün bir bakış açısıyla <strong>incelenen konuları</strong> şu şekilde özetleyebiliriz: Şiddete karşı ilim yolunu tutmak, batılın değil hakkın güçlü ve kalıcı olduğuna inanmak, insanlığı adaletle ayakta tutma farzını el birliğiyle ifa etmek, olağanüstü hâl uygulamalarını olağanlaştırmamak, toplumsal işlerde “şûra” emrine riayet etmek, İslâmî hareketi şiddet sarmalından çıkarmak, silahların ve savaşın sorun çözme kabiliyeti kalmadığını anlamak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, barış, güven ve huzur için Allah’ın tavsiyelerine güvenip uygulamak, düşünme ve öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak, iyilik, fedakârlık, af ve barışçıl eylem yöntemini benimsemek, tarihin tecrübesinden ve ibadetlerin kural oluşturma rolünden istifade etmek, tevhidin ve şirkin sosyal boyutunu görmek, uyanışı gerçekleştirip Müslüman halkların birliğini tesis etmek…</p>
<p><strong>Atalar Mirasını Kutsama Hastalığından Kurtulmak</strong></p>
<p>Doksanına merdiven dayamış Cevdet Said’in Arapçadan çevirdiğim makalelerini kitaplaştırırken esere yazdığım takdimi dikkatinize sunuyorum:</p>
<p>Allah’ın kitabına inanan ve Son Nebi’nin izinden giden çoğu Müslümanların bile şiddete başvurmanın etkili bir sorun çözme yöntemi olduğunu peşinen varsaydığı bir dünyada Kur’an’ın en iyi yöntem olarak insanlığa takdim ettiği <strong>af yönteminin işe yarayacağını</strong> içtenlikle kabul edenlerin azlığı yadırganmamalıdır.</p>
<p>Atalarından miras kalan davranış kalıplarını kutsal bir emanet gibi muhafaza etme tutumları, insanlara dosdoğru yolu gösterme vazifesiyle aralarından seçilerek vahiyle desteklenen enbiyanın önüne çıkan en katı psikososyal duvarı oluşturmuştur. Bu olgu maalesef tarihte kalmış da değildir. Günümüzde de Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğ etmiş olduğu Kur’an vahyinin insanlığın çok boyutlu problemlerine kalıcı çözümler sunan diriltici mesajlarına bireyleri ve toplumları kör ve sağır eden etkenlerin başında aynı <strong>sosyal hastalık</strong> gelmektedir.</p>
<p>Bırakınız diğer toplumları Müslüman toplumlar bile Allah’ın âfak ve enfüse (dış ve iç âleme) vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfedip</strong> onlara uygun davranmak suretiyle birey ve toplum olarak <strong>gelişmek ve ilerlemek</strong> yerine, babalarından görüp alışkanlık halinde sürdüregeldikleri âdetlere körü körüne yapışıp geri kalmayı yeğlemektedir! Oysa kurtuluşumuz ecdadımızın değil <strong>nebilerin yolunda</strong> “Enbiyanın Sonuncusu”nun güzel örnekliğinde yürümektedir:</p>
<p>“Ve onlara “Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin!” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!” diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?” (Mâide 5:104). Dahası insanlar ecdadından tevarüs eden <strong>gelenekleri</strong> Allah’ın emri zannetmektedirler:</p>
<p>“Ve ne zaman çirkin bir iş işleseler, (hemen) “Biz atalarımızı da bu iş üzerinde bulduk; demek ki bunu bize Allah emretmiş” derler. De ki: “Şu kesin: Allah çirkin bir şeyi emretmez! Yoksa Allah’a hiç bilmediğiniz bir şeyi mi yakıştırıyorsunuz?” (A’râf 7:28).</p>
<p>“(Yönetici seçkinler Musa’ya) dediler ki: “Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulup izlerini takip ettiğimiz yoldan çevirmeye ve bu şekilde kendinize ülkede iktidar yolunu açmaya mı geldin? Fakat biz, her ikinize de asla inanacak değiliz.” (Yunus 10:78).</p>
<p>“Onlar şöyle dediler: “Ey Sâlih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde (hep) gelecek vaat eden biriydin. Şimdi kalkıp sen bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Ama şunu iyi bil ki, biz senin davet ettiğin şeye dair şüphe içindeyiz” demişlerdi; mütereddit bir hâlde…” (Hud 11:62).</p>
<p>“Ey Şuayb, dediler, “Atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde isteğimize göre tasarrufta bulunmayı terk etmemizi, senin salâtın mı emrediyor? Oysa (bizce) sen oldukça uyumlu/hoşgörülü ve olgun/akıllı bir adamsın!” (Hud 11:87).</p>
<p>“… Onlar şöyle cevap verdiler: “Atalarımızı onlara (heykellere, putlara) kulluk eden birileri olarak bulduk!” Dedi ki: Doğrusu siz de atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz!” (Enbiyâ 21:53-54).</p>
<p>“(Onlar): “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.” dediler!” (Şu’arâ 26:74).</p>
<p>“İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla! Biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler. Ne yani, şeytan onları dehşetli bir ateşin azabına çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)?” (Lokman 31:21).</p>
<p>“Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, (hakikati inkâra şartlanmış olanlar birbirlerine:) “Bu (Muhammed) sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!” derler. Ve “Bu (Kur’an, insan tarafından) uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!” d(iye de ekl)erler. Ve (son olarak) hakikati inkâra kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için; “Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değildir!” derler.” (Sebe’ 34:43).</p>
<p>“Ama hayır! Onlar, “Atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; kesinlikle biz de onların izinden giderek doğru yolu bulabiliriz” diyorlar. İşte böyle: Biz senden önce hangi beldeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın refah içinde <strong>şımarmış seçkinleri</strong> hep şunu söylediler: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; şu hâlde bize düşen onların izini takip etmektir.” (O nebiler de): “Ne yani, ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu göstersem de mi?” dedi(ler)…” (Zuhruf 43:22-24).</p>
<p><strong>Hak Gelince Batılın Yok Olup Gitmeye Mahkûm Olduğuna İnanmak</strong></p>
<p>Büyük mütefekkir Cevdet Said’in olayları yorumlayış tarzına örnek olarak kitaptaki ikinci makalesinden kısa bir iktibas yapmamız yeterli olacaktır:</p>
<p>“İnsanlar üzerinde baskı kurmadan onların hakkı benimsemeyeceğini zannetmeye başladığımız andan itibaren iltibas yani hakkı batılla karıştırma hastalığına yakalandık! Hakikat hakkında ne kadar kötü zanlara kapılmışız! O kadar ki, hak ile batıla fırsat eşitliği tanındığında batılın üstünlük kuracağına inanır olduk! Kâinat ve varoluş yasalarını yanlış anlayarak; batıl ortaya çıkarsa hakkın yok olup gitmeye mahkûm olduğunu zannetmeye başladık! Hem de Kur’an çok açık bir ifadeyle; “Yine de ki: Hak geldi, (sahte ve tutarsız olan) batıl ise yıkılıp gitti.” buyurduğu hâlde! Hepsi bu kadar da değil, Rabbimiz şunu da ilave edip dururken biz yanlış inanışlara saplandık:</p>
<p>“Çünkü her batıl zaten yıkılıp gitmeye mahkûmdur!” (İsra 17/81). Zira batılın hakkın karşısında durabilme kabiliyeti yoktur. Aynı şekilde karanlığın da ışık geldiğinde var kalabilme kabiliyeti yoktur. Allah’ın kâinata koyduğu <strong>yasa budur</strong>. İliklerimize kadar işlemiş olan bilinçsiz anlayış, nazarımızda hak ile batılın karışmasına yol açmıştır. Oysa Allah Teâlâ bize açıkça şu uyarıyı yapmaktadır:</p>
<p>“Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz hâlde hakkı gizlemeyin!” (Bakara 2/42). (Bu uyarıya kulak asmayan) insanları da Allah Teâlâ şu şekilde kınamaktadır: “Niçin hakka batıl elbisesi giydirip de bildiğiniz hâlde hakikati gizliyorsunuz?” (Âl-i İmran 3/71). (s.15).</p>
<p>Şayet hakkın baskı ve zulme maruz kaldığını görüyorsak, ortada saf bir hak değil hakkın <strong>batıla bulanmış</strong> bir şekli duruyor demektir. Bu karışıklığı ruhumuzdan söküp atmalıyız. Zira öz benliğimizde ortaya çıkmayan değişim dış gerçekliğimizde de ortaya çıkmayacaktır. Biz, insanlara seçme özgürlüğü verilirse Allah’ın seçimleri kaybedeceğini zannediyoruz! Oysa seçimleri kaybedecek olan biziz, Allah değil hâşâ! Ne var ki, batıl arzularımız yüzünden hak algımız bulandı ve Allah hakkında suizanda bulunduk, ona yalan isnat ettik, Rabbimize iftira attık! İşte böylece Allah’ın dosdoğru yolundan saptık ve saptırdık! (s.16).</p>
<p>Mademki batıl yıkılıp yok olmamış, bilakis onu iktidar koltuğuna ya da minbere kurulmuş görüyoruz, bu demektir ki onun karşı karşıya kaldığı şey kesinlikle hak değil, bilakis başka kılığa girmiş batıl ya da batıla bulanmış haktır! Çünkü hak; Allah’ın izniyle ve onun koymuş olduğu kanunlar gereğince karşısında batılın asla duramayacağı bir gerçekliktir.</p>
<p>Zanna kapılıp karıştırdığımız bir başka husus; hakkın daima kendisine yardımcı olan bir kuvvete muhtaç olduğu, kas gücü desteği bulmaksızın açığa çıkamayacağı ve ayakta kalamayacağı kuruntusudur!</p>
<p>Nebilerin getirdiği yöntem; silahın ve gücün kitaba ve ilme mahkûm olmasıdır, kitabın ve ilmin silaha değil! Hak, güç karşısında üstün ve öncelikli konumdadır. Güç ve silah kullanarak hak ve doğruluk toplumu inşa etmek isteyenlerin zannettiği gibi güç; hak karşısında üstün ve öncelikli değildir.</p>
<p>Biz bugün hakkı layık olduğu konumuna iade etmeye muktedir değiliz. Çünkü hakkı çiğneyip gücü üstün tuttuk! Hakkı çiğnediğimiz için gerek yerel gerekse küresel planda gücün rezil rüsva ettiği kimseler olduk! Bir an olsun hakkın saygınlığının bilincine eremiyoruz. Bilakis, gücün hakkı üreteceği hayal ve kuruntusu altında ezilmiş durumdayız. Düşüncelerinin gücün desteği olmadan başarılı olamayacağını sananlar, güç olmadan hakkın salt hurafeden ibaret olduğuna inanıyor demektir (s.17).</p>
<p>Kendimize rağmen yakında uyanacağız; afaki ve enfüsi ayetlerin Kitab’ın ayetlerini nasıl doğruladığına şahitlik edeceğiz:</p>
<p>“Vakti geldikçe insana, kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında mesajlarımızı göstereceğiz. Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için ortaya çıksın. Her şeye şahit olan senin Rabbin (insana) yetmedi mi?” (Fussilet 41/53). (s.18).</p>
<p><strong>Bilgi, Erdem ve Ahlakı Kuşanmak, Af Kültürünü Yerleştirmek</strong></p>
<p>Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan son eserini tanıtan bu yazımızı, yayınevi editörünün arka kapak yazısıyla noktalayalım:</p>
<p>“Cevdet Said, <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em> kitabında ele aldığı konuyu anlatmak açısından kendine özgü bir yorum tarzı sunuyor. Dünyadaki gelişmeleri eleştirel bir gözle değerlendirerek kısa ve özlü bir anlatı sunuyor. Savaş, silahlı mücadele, devrim, terör eylemleri vb. şiddetin siyasi gerekçelerini, örgütlü suçları da içerecek biçimde, şiddet sarmalının çeşitli boyutlarını irdeliyor.</p>
<p>Aktüelliğin içinden yola çıkarak şiddetin dünyadaki mevcut siyasi, ekonomik ya da kültürel düzenle bağlantısı ve nasıl ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde de duruyor. Şiddetin ortadan kaldırılmasına odaklanan kitabın temel vurgusu, bilginin, erdemin, ahlakın ve af kültürünün yerleştirilmesidir. Şiddeti normalleştirmek yerine afaki ve enfüsi ayetlerin okunmasına dayanan yeni bir kavrayışın icat edilebilirliğini tartışıyor. Böylece şiddeti anlamaya ve ondan kurtulmaya yönelik sağlam bir kılavuz ortaya koyuyor.</p>
<p>Tek hamlede cevaplanması sanıldığından daha zor sorularla ilerleyen <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em>, bakış açımızı tekrardan sorgulamamıza ve değiştirmemize neden olan kısa ama etkili fikrî uyarılarla dolu. Kitap, hem günümüz dünyası için bir ilham kaynağı hem tartışmanın odağı hem de yazarın farklı yönlerdeki açılımları için önemli duraklardan biri.”</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan bu on birinci (Türk dilinde on üçüncü) eserinin; hakikati ‘sâbık olan’da değil Allah’ın vahyine ‘sâdık olan’da bulabileceğimizi, atalar geleneğini körü körüne taklit etmekle hiçbir değer üretemeyeceğimizi, öncekilerin yanlışlarının sonrakilere mazeret teşkil etmeyeceğini ve şiddet yoluyla hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi derinden idrak etmemize katkı sağlamasını ümit ediyorum.</p>
<p>Allah’ın dosdoğru yolunda ve elçilerinin tertemiz izinde sürdürmemiz gereken yürüyüşümüzde istifadeye medar olması duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://tdv.org/tr-TR/2019/05/15<strong>/38-turkiye-kitap-ve-kultur-fuari-</strong>istanbulda-acildi/</li>
<li>Yasin AKTAY, “<strong>Okumakla Göze Alınan Risk</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/okumakla-goze-alinan-risk-2050449, 22.05.2019.</li>
<li>Cevdet SAİD, <strong>ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR</strong>, Çeviren: Fethi Güngör, Pınar Yay., İstanbul 2019, 160 s. https://www.kitapbulut.com/kitap/siddet-erdemi-oldurur/504414</li>
<li>Cevdet SAİD kitapları: http://<strong>pinaryayinlari</strong>.com/arama.php</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VETO HAKKI: MAHVOLUŞUN REÇETESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2018 17:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN HUKUKÇULAR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DİB]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[GÜCÜN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİK KONSEYİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. ÂİŞE VALİDEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[ICC]]></category>
		<category><![CDATA[INTERNATIONAL CRIMINAL COURT]]></category>
		<category><![CDATA[KABA GÜCE İNANMA]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN GÜCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MEŞRUİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=765</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. -I- Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) Amerikan Hukukçular Dergisi için uzun bir makale yazmıştım.[1] Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) <strong>Amerikan Hukukçular Dergisi</strong> için uzun bir makale yazmıştım.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 numaralı koltukta oturan ve kendisini “Allah’ın Biricik Oğlu” zanneden bu ülke için (ne yazmam gerektiğini düşünmüştüm)…</p>
<p>O uzun makalemde, doğup büyüdüğüm köyümde şahit olduğum bir uygulamayı da anlatmıştım. Köy halkı öteden beri âdet olduğu üzere sürüden bir hayvan eksilince hemen muska yazıp üflerlerdi. Bununla kurtların ağızlarını bağlamayı amaçlıyorlardı. Böylece kurtlar sürüden eksilen kayıp hayvanı parçalayıp yiyemeyeceklerdi…</p>
<p>Bu âdeti anlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Bu muskanın kurtların ağzını bağlama hususunda bir etkisi var mıydı onu bilmiyorum… Ama babalarımız açlıktan ölmemeleri için sabahleyin kurtların ağzındaki bağı çözüyorlardı. Ama şahsen, <strong>20. yüzyıl entelektüellerinin</strong> yazdığı muska, kitap ve makalelerle yaydıkları fikirlerin tüm dünyada <strong>insanların ağızlarını sıkıca bağladıklarını</strong> çok iyi biliyorum. Hem de o kadar sıkı bağladılar ki hiç kimse ‘veto hakkı’na(!) köklü bir eleştiri yöneltemedi. Beşeriyetin çok küçük bir azınlığının yararlandığı ayrıcalıklardan hiçbirine itiraz edemediler!</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl toplanır. Yine bu günlerde toplandılar ve bir dizi oturumlar düzenlediler. Bu vesileyle <strong>teşkilatın sorunları</strong> hakkında yüksek sesli konuşmalar yapıldı. Çatışmalarla başa çıkmada ve dünyadaki problemleri çözmede teşkilatın <strong>başarısız</strong> olduğu dile getirildi.</p>
<p>Şahsen ben Birleşmiş Milletler teşkilatının ıslah edilmesi ve (kanunun gücünü değil) <strong>gücün kanununu esas alan</strong> mevcut anlayışın ilga edilmesi için yapılan her türlü çağrıyı takdirle karşılıyorum. Bu meyanda Türkiye Başkanı’nın veto hakkını(!) bütünüyle ilga etme ve sadece beş daimî üyenin çıkarlarını gözeten bir kuruluşa dönüşen teşkilatın yapısını yeniden yapılandırma çağrısını takdir ediyorum.</p>
<p>BM Genel Kurulu’nda Fransa cumhurbaşkanı da uluslararası sistemdeki dengesizliklere değinerek bu dengesizliklerin gerektiği gibi ele alınmadığını ifade etti. Birleşmiş Milletler’in Milletler Cemiyeti’ne dönüştürülebileceğini, zira bozuk yapısıyla acziyetin sembolü haline geldiğini de sözlerine ekledi. Hakikaten <strong>Birleşmiş Milletler’in ve Güvenlik Konseyi’nin</strong> çaresizliğin sembolleri haline geldikleri ve <strong>hiçbir soruna çözüm üretemedikleri</strong>, günümüz dünyasında fiilen gördüğümüz aleni bir durumdur.</p>
<p>Bu tür eleştiriler duymak insanlık adına umut verici hayırlı bir gelişmedir. Mevcut duruma yönelik <strong>itirazların yükselerek devam etmesi</strong>nin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir avuç azınlığın tepe tepe yararlandığı <strong>haksız ve sahte imtiyazlarla yüzleşmek</strong> için açık ve pratik bir plan yapabilmek maksadıyla itirazların daha da yükselmesi gerekmektedir. Baskı kurmayı alışkanlık haline getirmiş ve dünyayı tahakkümü altına almış olan bu insanlık ayıbından kurtulmak için çalışacak <strong>uluslararası bir koalisyon kurulması</strong> bu aşamaya ulaşmayı hızlandırabilir.</p>
<p>Veto hakkını ilga etmeye yönelik talepler, insanlar arasında <strong>adalet, iyilik ve eşitlik temelinde ilişkiler geliştirme</strong>yi amaçlayan İslamiyet ve Hıristiyanlık değerleriyle de tutarlıdır: Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p>“Şurası kesindir ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve mîzanı indirdik ki <strong>insanlar (adaletli davranarak) her şeyin hakkını versinler</strong>. Pek sağlam olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de Biz indirdik. Bunlar, dinine ve elçilerine kimin içten destek olduğunu Allah’ın bilmesi içindir. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.” (Hadid 57:25).</p>
<p>Bu meyanda İncil’de Hz. İsa’nın şöyle dediği yazılıdır: “Nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Matta 7:2).<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Giriş cümlelerimi uzattım ve yazımın başlığını taşıyan asıl konuya henüz başlayamadım… ‘Veto hakkı’nın milletlerin mahvoluşuyla ve şirkle (Allah’a ortak koşmakla) alakası nedir? Kanaatimce bu ilişki çok da gizli değildir… Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>İlk bölümde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında konuşulanlardan ve bu meyanda teşkilatın sorunlarını yüksek sesle dile getirenlerden bahsettim. Bu tür eleştirileri duyabilmenin insanlık adına hayırlı bir gelişme olduğunu da belirttim. Ancak özellikle peşpeşe gelen siyasi sorunların üstünü kapatıverdiği bu <strong>açıklamalar yeterli değildir</strong>. Bu toplantılardan yaklaşık bir hafta sonra, medyanın bize her gün aktardığı binlerce haber karşısında BM teşkilatına yönelik eleştirileri unuttuğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dünya küçük bir köydür. Ancak bu köy pratikte <strong>orman kanunuyla</strong> yönetilmektedir! Zira bu köyde güçlü olan istediğini yapmakta ve yaptığından hesaba çekilememektedir. Zayıf ise hakkını alamamakta ve hukukun korunmasından da yararlanamamaktadır. Bu gibi pek çok örnek vermek mümkündür…</p>
<p>Bu uluslararası gerçeklik Allah Rasulü’nün şu hadisini hatırlatmaktadır: “Sizden öncekiler şu sebepten dolayı helak olmuşlardır: Aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını uygulamayıp zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygularlardı.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Allah Rasulü bu sözünü kişisel bir görüş olarak ifade etmemiştir. Bilakis <strong>tarihe dayanarak</strong> (bu çıkarımı yapmış ve) ifade etmiştir. Adeta şöyle demiştir: Tarihin bize söylediği şudur ki; bu şekilde (çifte standartla) davranan toplumlar, kendilerinden öncekilerin helak olması gibi helak olup gideceklerdir.</p>
<p>Ne acı bir vakıadır ki Amerika’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC: International Criminal Court) -bazı Amerikalıları muhakeme etme konusundaki ısrarı sebebiyle- yaptırım uygulamakla tehdit ettiğini görüyoruz! Keza mahkemenin hâkimlerini de kovuşturmakla tehdit etmiştir! İşte bu şekilde her ihtiyaç duydukça <strong>uluslararası meşruiyetin dışına</strong> pervasızca çıkabilmektedir. Rusya da ondan farklı değildir, aynı pervasızlık onda da vardır. (Bu iki ülkenin uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamalarına) Vietnam, Afganistan, Irak, Nikaragua ve Sudan’da… şimdilerde ise Suriye ve Filistin’de yaşananları örnek verebiliriz.</p>
<p>Bu ülkelerin tasarrufları Firavun düzeninin çağdaş bir kopyasını oluşturmaktadır. Nitekim “<strong>firavun</strong>” kelimesi bir şahsın adı değildir, bilakis <strong>tüm tiranların ortak adıdır</strong>. Onun hikâyesi ve sözleri Kur’an’da sıkça tekrarlanmaktadır. Bu durum ise tiranlık probleminin ne kadar önemli bir problem olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“Ama o (Firavun), yalana sarıldı ve karşı geldi. Sırt çevirdi ve işe girişti. Herkesi topladı ve haykırdı: “Sizin en yüce sahibiniz benim!” dedi!” (Nâziât 79:21-24). Keza; “Firavun dedi ki: &#8220;Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum!” (Ğâfir (Mümin) 40:29). Keza dedi ki: “Ey devletliler! Sizin benden başka ilahınız olduğunu bilmiyordum!” (Kasas 28:38). Keza dedi ki: “Hele benden başka birini ilah (tanrı) edin, (o vakit) seni zindanda çürütürüm!” (Şu’arâ 26:29). “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha ağır/ daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz!” (Tâhâ 20:71). Onlara göre firavunların/ <strong>tiranların izni olmadan iman etmek</strong> hiç kimse için caiz değildir!</p>
<p>Gerçek şu ki, tarih bize imtiyaz sahiplerinin kendi ayrıcalıklarını gönüllü olarak terk etmediklerini, dolayısıyla bu <strong>değişim için insan emeğinin gerekli olduğunu</strong> göstermektedir. İşte bundan dolayıdır ki Allah’ın, (nebisi) Musa’ya şöyle emrettiğini görüyoruz: “Firavun’a git! O, haddini aştı. Ona de ki: “Kendini arındırıp geliştirmek hakkındır, değil mi? (Bir Elçi olarak) Sahibine giden yolu sana göstereyim; kendine çeki düzen verirsin.” Arkasından ona en büyük ayeti de gösterdi.” (Nâziât 79:17-20).</p>
<p>İmtiyaz sahipleri problemine ilave olarak <strong>insanların yeni fikirleri kolayca kabul etmemeleri </strong>ya da alaya almaları ve atalarından tevarüs edegeldikleri alışkanlıklardan hoşnut olmaları da problem oluşturmaktadır: “O (nebi), bütün ilahları (reddedip) bir (tek) ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!” (Sâd 28:5). Allah’ın elçilerini alaya almışlardır: “Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeyegörsün, hemen (tahfif edip) alaya alırlar!” (Yâsîn 36:30). Keza kınamışlardır: “Biz, yeni itikatların hiçbirinde böyle (bir iddia) duymadık! Bu, (fani bir insanın) uydurmasından başka bir şey değildir!” (Sâd 28:7).  Ya da enbiyayı cinnet geçirmekle suçlamışlardır: “Hep öyle oldu; daha önce de hangi elçi gelse ya ‘büyücü’ ya da ‘cinlerin etkisine girmiş’ dediler.” (Zâriyât 51:52).</p>
<p>Alışkanlığa dönüşen bazı önermeleri eleştiren insanlar da aynı tepkiyle karşılaşır. Mesela <strong>veto hakkını(!) eleştirenlere</strong> şu minvalde tepkiler verildiğini duymaktayız: “İmkânsız… Bu olgu aslâ değiştirilemez! Alternatifiniz nedir? Bütün ülkelere veto hakkı mı vereceğiz?”</p>
<p>Peki akıllarda kök salmış olan bu imkânsızlık fikrinin sebebi nedir? İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini yüksek sesle dillendiren insanların ve ülkelerin çokluğuna rağmen uluslararası düzendeki (BM teşkilatındaki) <strong>çarpıklığı eleştirenlerin sayısı</strong> neden bu kadar azdır? Veto hakkını reddedenlerin seslerini neden yeterince çok sayıda ve gür şekilde duyamıyoruz?</p>
<p>Bunun cevabını son bölümde vermeye çalışacağım, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-III-</strong></p>
<p>Veto hakkı, <strong>kanunun herkes için geçerli <u>olmaması</u></strong> anlamına gelir. Dünyanın en büyük kanun ve güvenlik kurumundaki (BM) bu çarpıklık demokrasi ve insan hakları söylemine aykırıdır. Bu ırkçı anlayış dünyanın gelişip <strong>büyümesine engel olmakta</strong> ve dünyadaki büyük küçük tüm tiranlara zulümlerini pervasızca uygulamak için haklılık ve <strong>meşruluk</strong> <strong>gerekçesi</strong> sunmaktadır! Böylece birer firavuna dönüşen bu tiranlar -aynen “Ben de yaşatırım, ben de öldürürüm!” (Bakara 2: 258) diyen Nemrut gibi- otoritelerinin sınırsız olduğu zehabına kapılmaktadır!</p>
<p>Önceki iki bölümde bu soruna değinmiş, veto hakkında bazı eleştiriler duymaya başlamış olsak da bunun çok yetersiz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Peki demokrasi ve insan hakları çağrısı yapanların çokluğuna rağmen <strong>veto uygulamasını eleştirenlerin sayısı neden bu kadar az?</strong></p>
<p>İnsanlar yeni fikirleri kolaylıkla kabul etmezler ve herhangi bir değişim projesiyle karşılaştıklarında eleştirmeyi ve reddetmeyi yeğlerler: “Böylesini eski atalarımızdan hiç duymadık!” (Kasas 28:36) derler!</p>
<p>Veto hakkı demokrasi ve insan haklarıyla taban tabana zıt olmasına rağmen, hâlâ uzmanların büyük çoğunluğu bu konuda <strong>sessiz kalmaya</strong> devam etmektedir. Dahası bu bozuk düzenin altında <strong>ezilenler de</strong> aynen çoğu düşünür ve filozof gibi duruma sessiz kalarak bu zulmün devam edip gitmesine sebebiyet vermektedir.</p>
<p>İnsanların bu yanlış duruma neden boyun eğdiği, bu zulme niçin sessiz kaldığı ve hangi sebeple bu gidişatı reddetmediği konusunu daha da derinleştirerek ortaya koymaya çalışacağım. Bunun en önemli nedeni akla ve mantığa değil <strong>hâlâ (kaba) güce inanmamızdır</strong>. Apaçık ortada olduğu üzere hâlâ gücün ve güç sahibinin (doğal olarak) hak sahibi olduğuna inanıyoruz! Bu inanç iliklerimize kadar işlemiş olduğundan bunun gayet doğal olduğu fikrini kanıksamış durumdayız!</p>
<p>Veto hakkını <strong>reddeden insanları azlığı</strong>, onu elde etmek isteyenlerin çokluğuna işaret etmektedir. Nitekim mustazaf (ezilen gariban) koltuğundan müstekbir (ezen kodaman) koltuğuna geçmek istiyorlar ve bu iki kesime mensup olmaktan başka bir seçeneğin varlığını hesaba bile katmıyorlar. Dolayısıyla amaçları mustazaf-müstekbir düzenini değiştirmek değil bu düzendeki <strong>konumlarını değiştirmektir</strong>. İşte bu yüzden insanlar uluslararası düzlemde adaletin tesis edilebileceğine inanmıyorlar, dahası bunu zihnimizde tasavvur etmeyi bile imkânsız görüyorlar! Zira insanların aklına <strong>adaleti sağlamanın imkânsız olduğu saplantısını yerleştiren</strong> mebzul miktarda söylenti, atasözü ve hikâye mevcuttur.</p>
<p>Veto hakkının insan hakları devrimi için bir dezavantaj oluşturduğunu ve demokrasiler için bir gerileme sebebi olduğunu düşünüyorum. Eğer dünya veto sistemini sürdürmeye, adaleti ve eşitliği yaygınlaştırmakta yaya kalmaya devam edecek olursa dünyanın düzeni büsbütün bozulacaktır!</p>
<p>“Ey insanlar! Bu azgınlığın zararını asıl siz görürsünüz!” (Yunus 10:23). Yani, insanlara uygulayageldiğiniz zulümler öncelikle kendinize reva gördüğünüz zulümler demektir. Zira bu zulümlerin sonuçları kesinlikle sizin aleyhinize olacaktır, <strong>asla lehinize olmayacaktır</strong>…</p>
<p>Akıllı insan başkalarının derslerinden ibret alandır. Tarih bizi adaletsizlik ve tahakküm tehlikesi konusunda uyaran ibretlerle doludur… Çok açık bir sınavla karşı karşıyayız: <strong>Ya tarihten ders alırız</strong> ya da tarih bizim yok oluşumuzu kaydeder:</p>
<p>“Zulüm (yanlış) yaptıkları için helak ettiğimiz (etkisiz bıraktığımız) o kentler… Onlar için helak ile tehdit edildikleri bir gün belirlemiştik!” (Kehf 18:59).</p>
<p>Hâlâ söylenecek söz var (her şey bitmiş, iş işten geçmiş değildir). Gençler problemleri çözmenin yollarını aramalı ve öğrenmelidir. Tüm insanlığa yardımcı olmak, kendini yeniden üreterek sürüp giden zulüm darboğazından çıkmak ve ezen-ezilen ikileminden kurtulmak için <strong>adaleti savunan bütün insanlar işbirliği yapmalıdır</strong>.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği Low and Religion dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “Low and Religion” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “Din ve Hukuk” adıyla Pınar Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İncil’in Türkçe Yeni Çevirisi’nde yedinci bapta “Başkasını Yargılamayın” başlıklı pasajda Hz. İsa’nın şu mesajı yer almaktadır:</p>
<p>“1 Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.</p>
<p>2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.</p>
<p>3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?</p>
<p>4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?</p>
<p>5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.</p>
<p>6 “Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.” (<a href="https://incil.info/kitap/mat/7">https://incil.info/kitap/mat/7</a>, 01.10.2018). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Hz. Âişe validemizden nakledilen hadisin tamamı şöyledir: “(Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fatıma adlı bir kadını affetmesi için aracı olduklarında… Resûlullah (sav) ayağa kalkarak hutbe okudu ve Allah’a gerektiği gibi sena ettikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Sizden önceki insanların helak olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!&#8221; (Müslim 4411, Hudûd 9)”. <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, 3/536-537. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İN FİKİRLERİNDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 10:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-9]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Başakşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya beşten büyüktür]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fâtiha Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Golan tepeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Esad]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Niye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Malik Binnebi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[şii-sünni]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Kışlakçı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[Zahid Kevseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=286</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl, 16:90).   Ellili yılların sonundan bu yana ortaya koyduğu fikirleriyle İslam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl, 16:90).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ellili yılların sonundan bu yana ortaya koyduğu fikirleriyle İslam düşüncesine özgün katkılar yapmış olan, insanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdüren Cevdet Said ile bir hafta içinde üç kez buluştuk. Müslümanların sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu fikrî çabalar ortaya koyan büyük mütefekkir üç yıldır İstanbul’da mülteci/misafir olarak yaşıyor. Üstada saygı mahiyetinde 11 Mart Cuma akşamı Başakşehir Belediyesi’nce düzenlenen “Ümmet Bilinci” panelinde, 13 Mart Pazar günü CNR Kitap Fuarı’nda Pınar Yayınları standındaki imza gününde, son olarak 17 Mart Perşembe günü İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’ndeki konferansında ve üç ayrı röportajında tercümanlığını yaptığım muhterem Cevdet Said’in bu altı etkinlikte ortaya koyduğu fikirleri özetle ve mümkün olduğu kadarıyla kendi ifadeleri çerçevesinde sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asırlık Çınarın Gölgesinde Tefekkür Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Bırakınız Kur’an’ın tamamını, günde en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha Sûresi’ni bile hakkıyla anlamış değiliz.</p></blockquote>
<p>1931 yılında, Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepelerinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Cevdet Said, orta öğrenim düzeyinde intisap ettiği Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu. Hafız Esad döneminde 5 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı, sonunda öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine köyüne dönen üstad, bir merkep satın alarak dağdan odun toplamaya başladı. Ardından arıcılık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Suriye’de devam eden iç savaş sebebiyle köyünü ve ülkesini terk etmek zorunda kalana kadar, kardeşiyle birlikte süt inekçiliği yaptı. Suriye’deki savaşın köyüne kadar ulaşması üzerine Aralık 2012’de  yakın akrabalarıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti.</p>
<p>İlk hapse düştüğü 1963 yılından bu güne kadar onlarca kitap yazdı, dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce konferans verdi. Kitaplarından telif ücreti almayan, şöhretinin aksine mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said şiddet karşıtı görüşleriyle tüm dünyada tanınmaktadır.</p>
<p>Altmış yıl boyunca oniki kitap ve çok sayıda makale yazan, dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce konferans veren, mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said’in sekiz eseri Türkçe’ye çevrilmiş durumda. Değişimin kanununu anlattığı ve ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ adıyla otuziki yıl önce Türkçe’ye çevrilen ilk kitabından sonra Pınar Yayınları’ndan sekiz kitabı çıkan Cevdet Said’in 1961’de ilk baskısını yapan, ancak bu güne dek Türkçe’ye çevrilmeyen “İslam’dan Bu Kadar Korku Niye!” isimli hacmi küçük ama özgül ağırlığı büyük eserini tercüme etmeye başladım, inşaAllah ramazan ayında düzenlenecek kitap fuarında okuyucuyla buluşturmaya, yıl sonuna kadar tüm eserlerini Türkçe’ye kazandırmaya gayret edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üç Büyük Mütefekkirin Ortak Vurgularını Önemsemek</strong></p>
<blockquote><p>Muhammed İkbal, Malik Binnebi ve Cevdet Said’in ortak vurguları şunlardır: İslam dünyasında değişim ihtiyacı, okuma ve cihat emirlerinin doğru anlaşılmasının gerekliliği.</p></blockquote>
<p>“Ümmet Bilinci” panelinde kısa hayat hikâyesini takdim görevi bana tevdi edilen Cevdet Said’in İslam dünyasına ne gibi fikrî katkılar yaptığını Gazeteci-Yazar Turan Kışlakçı anlattı. Malik Binnebi ile yakından tanışan üstadın Muhammed İkbal’den de çok etkilendiğini belirten Kışlakçı, bu üç büyük mütefekkirin ortak vurgularını şu şekilde özetledi:<strong> </strong></p>
<ul>
<li>“İslam dünyasının değişime ihtiyacı vardır. Biz değişmediğimiz müddetçe dünya değişmeyecektir. Bu yüzden öncelikle Müslümanlar değişmelidir. “<em>Hattâ yuğayyiru mâ bienfusihim</em>; bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez.” âyeti bu hakikati ifade etmektedir. “<em>Senurîhim âyâtina filâfâki we fî enfusihim</em>; Âfâkta ve enfüste onlara ayetlerimizi göstereceğiz.” âyetinin manası tecelli etmektedir.</li>
<li>“Oku” emriyle başlayan İlahi Kitab’ın müminleri maalesef okumanın kıymetini bilmemektedir. Bu yüzden üstad Cevdet Said bir kitabının adını “OKU” koymuştur. Türkiye’de halkımızın kitap okuma oranı %3-4 civarında kalıyor maalesef. Allah “okuyun”, “yazın” diyor, biz ne okuyoruz, ne de yazıyoruz! Cevdet Said bu kitabında Müslümanların neyi nasıl okuması gerektiğini anlatıyor. Doktorun verdiği reçeteyi duvara asıp okumanızın size bir faydası olur mu? Orada yazan ilacı dozajına uygun kullanırsanız onun yararını görebilirsiniz.</li>
<li>Cihat emrinin doğru anlaşılması. Cevdet Said’e göre cihat Kur’an’ı anlamak ve onun hakikatlerini yaymaktır.”</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ın Dört Ana Konusu:</strong></p>
<blockquote><p>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla muamelemizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>86 yaşına rağmen iki saat boyunca büyük bir coşkuyla katılımcılara hitap eden Cevdet Said, paragraflar halinde Türkçe’ye çevirdiğim Arapça konuşmasında şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“&#8230; Bırakınız Kur’an’ın tamamını, günde en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha Sûresi’ni bile hakkıyla anlamış değiliz. Sadece “<em>Rabbi’l-âlemîn</em>” âyetinde Kur’an’ın özü gizlidir. Rabb; Allah, <em>âlemîn</em> ise tüm mahlukattır. Kur’an’da iki âlemden söz edilir: Gayb âlemi; Allah ve ahiret, şehadet âlemi ise insan ve kâinattan oluşur. Kur’an’ın tamamına baktığınızda âyetlerin bu dört konu etrafında odaklandığını görürsünüz.</p>
<p>Kur’an son derece kıymetli ve dinamik bir kitap. Sanki şu an size iniyor gibi. Düşünen insanlar için Kur’an’da büyük işaretler vardır. Sık sık bakmamızı, görmemizi ve düşünmemizi emreden Kur’an’ın bu emirlerini yerine getirdiğimiz  zaman sadece tabiatın değil, tarihin, toplumun ve insanın yasasını keşfeder ve Rabbimizin bizden istediği görevi gerçekleştirebiliriz.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İnsanlığı Türkiye’nin Önderliğinde Müslümanlar Kurtaracak</strong></p>
<blockquote><p>Dünyamız hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirecektir.</p></blockquote>
<p>“<em>İttihâd-ı Muslimîn</em>; İslam Birliği” adlı eserinde Arafat dağının sembolik öneminden bahseden Celal Nuri, “Bu dağ elmas olsa Müslümanlar için bu kadar kıymetli olmazdı. Zira, her mümin, ömrü boyunca bir kez olsun hacca gitmek ve orada bütün diğer mümin kardeşleriyle belli bir zamanda buluşmak ister.” demektedir. Haccın anlamı insan kurban etme geleneğinin kaldırılmasının kutlanmasında gizlidir. Hayvanların kurban edilmesi ile, insanın insanı öldürmesi son bulmuştur, yani insan kurban etme geleneğinin ilga edilmesi hac ibadetiyle kutlanmaktadır.</p>
<p>Celal Nuri, “<em>Ebcediyyetu’l-Marifeti’l-İnsâniyye</em>; İnsanî Bilginin Elifbası” isimli eserinde Türkiye’den çıkacak bir liderin dünyada adaleti tesis edeceğinden söz etmektedir.</p>
<p>Gençliğimden beri İslam dünyasında neler olup bitiyor diye çok merak ederim. Türkiye’yi de yıllardır yakından izliyorum. Ezher’de eğitim almak için 1946’da Mısır’a gittiğimde Şeyhülislam Mustafa Sabri ve vekili Zahid Kevseri Efendileri tanıştım. Fırsat buldukça sohbetlerine gider, ellerini öperdik. Yıllar sonra –aynen onların Mısır’a sürülmesi gibi- benim de Türkiye’ye mülteci olarak geleceğim hiç aklıma gelmezdi. İslam ülkeleri arasında demokrasinin, şûranın, ülkeyi meşveretle yönetmenin önemini en iyi kavrayan ve ilerleyebilen sadece Türkiye olmuştur, bu yüzden Türkiye toplumunu takdir ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büyük mütefekkir Muhammed İkbal’i ölüm döşeğinde ziyaret eden Ebu’l-Hasen en-Nedevî’nin anlattığına göre, bu ziyaretten çok memnun kalan İkbal ona şu vasiyetini emanet etmişti: “Türkiye’yi izleyin, hakkın yolunu onlar sürdürecek.” demiş. Dünyamız hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı, Şiddet ve Savaş Yöntemi Ölmüştür</strong></p>
<p>Kur’an’ın temel ilkelerinden biri “<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Asla dinde zorlama yoktur” âyetinde öğretilir. İnsanı baskı ile değil, kanununu keşfederek yola getirebilirsiniz. Onu ikna ederseniz size malını da canını da feda eder. Siyaset alanında baskı firavunlar doğurur. Ekonomi alanında baskı karunlar doğurur. İnanç alanında baskı nemrutlar doğurur. Evlilik konusunda baskı aile saadetini yok eder. Allah Rasulü, anne-babanın kızlarını istemediği biriyle zorla evlendirme hakkı bulunmadığını beyan buyurmuştur. Ne var ki, hâlâ bütün dünya ikrah ile, baskı ve zorbalıkla yönetiliyor.</p>
<p>Savaş ölmüştür. Artık savaşı yöntem olarak, cahillerle onları sömüren kötü insanlar dışında kimse kullanmıyor. Savaş konusunda Kur’an’dan anladıklarımı bu şekilde formüle edebiliyorum. AB savaşsız bir birlik kurdu. Bundan ders almayacak mıyız? Atom bombası puttur. İnsanlar da bunun kölesi olmuş durumda!</p>
<p>Erdoğan “dünya beşten büyüktür” demişti. Çok büyük manası var bu sözün. “Size de, taptıklarınıza da yazıklar olsun” diyor âyet. Türkiye dünyada olup biten olayları anlamaya başladı. Onun için “dünya beşten büyüktür” diyebiliyor. Ama maalesef dünyanın ünlü entelektüelleri bile veto hakkına itiraz etmiyor. Çünkü dünya sermayesini yöneten büyük zenginler bu aydınlarının ağzını bağlamış durumda, bunun için hakikatleri gördükleri ve bildikleri halde haykıramıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Modern Çağda ‘İslam Birliği’ni Oluşturabilmek </strong></p>
<p>Allah Teâlâ Yusuf aleyhisselama rüyaların yorumunu öğretmişti. Biz de olayların yorumunu öğrenmeliyiz. Aklımızı kullanmalıyız. Yerküre küçük bir köye dönüştü artık. Her şey ilme dönüşebiliyor, biz de olayları doğru okuyup doğru yorumlamayı bir bilim dalına dönüştürüp bunu öğrenebilmeli ve çocuklarımıza öğretebilmeliyiz.</p>
<p>Tevîl-i ahdâsı bir bilimsel disiplin olarak geliştirmeliyiz. Cahiliye geleneklerinden vaz geçip Kur’an’a yapışmalıyız. Kur’an üstünlük ölçüsü olarak takvayı, sorumluluk bilincini ortaya koyuyor. Hakem akıldır. Yöntem ise ilimdir. Zira Kur’an, bakın, görün ve düşünün diyor. Tabiatın ve toplumun kanunlarına riayet etmezseniz bu kanunlar sizi çarpar. Gözümüzün önünde cereyan eden olayları kavramamız gerekir. Ben umutluyum, insanlar bu hakikatleri mutlaka anlayacak. Zira, Allah’ın nurunu ağzıyla söndürmek isteyenlere rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır, buna vadi var.</p>
<p>Ben umut doluyum. Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar, dünyanın bozuk sistemini değiştirilebilecek potansiyel güce sahiptir. Bu yüzden Türkiye toplumuna takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>Biz İslam’ın özünü çoktan kaybetmişiz. Kimimiz Emevilerin, kimimiz ise Abbasilerin yolundan gidiyoruz. Kur’an’ı, İslam’ı yeniden keşfetmeliyiz. Vahyin ilk emrini iyi anlamalıyız. İnsanın değeri okuduğu ve anladığı kadardır. Okuyup anlarsak başımız dik olur. Şii-Sünni ayrımına ne gerek var, hepimiz Müslümanız, Allah bizim adımızı ‘Müslüman’ koymuştur. Ama biz Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza teslim olmayı yeğliyoruz. Peygamberimizin biz ümmetinden şikâyet edeceği tek konu Kur’an’ı mehcur bırakmamızdır, bunu Kur’an haber veriyor. Kur’an’ı mehcur bırakmak; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmak demektir. Bu yüzden Müslümanların başı beladan kurtulmuyor. Oysa, aklımızı kullanırsak, vahye tabi olursak, Kur’an’ın öğrettiği hakikatleri kavrayıp onlara uygun davranırsak yeryüzünü Allah bize vadetmektedir. Bir âyet-i kerimede Allah, Kendisinin, meleklerin ve âlimlerin şahit/tanık olduğunu beyan buyurmaktadır. Ulema bu insanlığa tanıklık görevini yaparak Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne koyarsa dünyanın nizamı düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her hafta cuma hutbesinde hatiplerin sürekli okuduğu, ancak verdiği mesajın anlaşılmadığını üzülerek gördüğüm “<em>İnnallahe ye’muru bil’adli we’l-ihsani</em>&#8230;” âyetinde (Nahl, 16:90) ve Mümtehane Sûresi’nin baş kısmındaki üç âyet-i kerimede beyan buyurulduğu üzere; insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir sevgi var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar: artık kim onlarla dostluk kurarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehane, 60:7-9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2015 10:14:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1931]]></category>
		<category><![CDATA[25:51]]></category>
		<category><![CDATA[25:52]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bi'ru Acem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilginin ABC'si]]></category>
		<category><![CDATA[çarpık cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[eşekleşmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Esad]]></category>
		<category><![CDATA[Herbert Wells]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[inkârcılar]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Neden!]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa İsanlık Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kunaytıra]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Ramazan el-Bûtî]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=195</guid>

					<description><![CDATA[“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52). Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52).</p></blockquote>
<p>Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet eden üstadın, mütercimi olarak iştirak ettiğim sohbetlerindeki vurguları çerçevesinde temel görüşlerini kendi ağzından özetle paylaşmayı -sorunun dirayetle tespitine ve isabetli çözüm önerisi geliştirebilmeye örnek teşkil etmesi açısından- gerekli görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevdet Said’in Şahsiyeti ve Eserleri</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır.</p></blockquote>
<p>1931 yılında Suriye&#8217;nin Kunaytıra bölgesinde Golan tepesinin eteğinde yer alan Bi&#8217;ru Acem köyünde doğan, çocuk yaşta Mısır’a gidip tahsil gören ve şiddet karşıtı görüşleriyle dikkat çeken büyük mütefekkir Cevdet Said, Cezayirli ünlü düşünür Malik Binnebi’nin seçkin takipçisi olarak tüm dünyada tanınmaktadır.</p>
<p>Hafız Esad döneminde beş kez tutuklanan ve nihayetinde öğretmenlik görevinden uzaklaştırılan Cevdet Said köyüne dönerek odunculuk, arıcılık ve süt inekçiliği yaparak geçimini temin etti. Aralık 2012’de köyünün bombalanması ve kendisi gibi Ezher mezunu kardeşinin yaralı bir muhalif askere ilk yardım hizmeti verirken Esed’in keskin nişancıları tarafından şehid edilmesi üzerine evini barkını terk ederek Türkiye’ye geldi.</p>
<p>İlk kez hapse düştüğü 1963 yılından bu güne kadar on kitap ve çok sayıda makale yazdı, dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce konferans verdi. Mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said’in sekiz eseri Türkçe’ye çevrilmiş durumda. “İslam’dan Bu Kadar Korku Neden!” isimli eski bir eserini Türkçe’ye tercüme etmeye karar verdiğimiz üstadın Pınar Yayınları arasında çıkan yedi eserini de redakte ederek takım halinde yeniden yayınlamak üzere yayıneviyle mutabakat sağladık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cevdet Said’in Etkilendiği Şahsiyetler </strong></p>
<blockquote><p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir.</p></blockquote>
<p>Üstadın etkilendiği şahsiyetleri, sohbetlerine yansıdığı şekliyle kendi ağzından aktarmak daha uygun olacaktır:</p>
<p>“Allah ondan razı olsun, Cezayirli <strong>Malik b. Nebi</strong>’nin kitaplarını okuduğumda uyandım. Olayları görüp anlayabilirsek durumumuz değişecek. Zira, düşüncelerimizi değiştirmediğimiz müddetçe durumumuzu değiştirmeyeceğini haber veriyor Allah Teala. Yirmi yıl emek vererek okuduğum Malik b. Nebi’nin kitaplarını daha iyi kavrayabilmek için onun atıfta bulunduğu kaynakları da okudum.</p>
<p>Malik b. Nebi temel sorunumuzun “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mar</em>; sömürülmeye elverişlilik” olduğunu tespit etmişti. Fransa’da karşılaştırmalı dinler tarihi ve sosyoloji tahsili gören, aklı kullanmanın ve adaleti savunmanın önemine vurgu yapan <strong>Ali Şeriati</strong> ise temel problemimizi, Malik b. Nebi’nin kavramsallaştırmasındaki bir harfi değiştirerek “<em>el-qâbiliyye li’l-istihmar</em>; eşekleşmeye elverişlilik” olarak tespit etmişti&#8230;</p>
<p><strong>Ebu’l-Hasan en-Nedevi</strong> ölüm döşeğinde <strong>Muhammed İkbal</strong>’i ziyaret ettiğinde, “şiirlerim dünyanın bir çok ülkesine çevrilecek, ama fikirlerimin Müslümanlar tarafından anlaşılmasını daha çok önemsiyorum” demişti. Bir de, “Türkiye’yi takip edin, onlar ilerleyecek” demişti. Nitekim Türkiye diğer İslam ülkelerine demokratik yöntemi kullanma açısından fark atmıştır. Yönetim seçimle el değiştiriyor, şairler, yazarlar, sanatçılar yetiştiriyor&#8230;</p>
<p><strong>Toynbee</strong> medeniyetlerin nasıl kurulduğunu ve nasıl çöktüğünü, tarihin keşfedebildiği yasalarını anlatıyor eserlerinde. <strong>Herbert Wells,</strong> <em>Kısa İnsanlık Tarihi</em> adlı eserinde, kavmiyetçilik ve ulusdevletçilik değerlendirmelerini yaparken, “kültürel değerleri ve entelektüelleri olmayan kavimler, diğer kavimler arasında çıplak gibi kalıyor” der.</p>
<p>Farklı kavimden yüzbinlerce insan, hac zamanında, aynı yerde, kefen gibi beyaz sade bir kıyafetle ittihad yapıyor. Keza, Kâbe’nin etrafında eşit bir şekilde saf tutuyorlar. <strong>Celal Nuri</strong>’nin <em>İttihadu’l-Müslimîn</em> adlı eserini Abdurrahman Azzam Arapça’ya tercüme etmişti. O yıllarda kitap sahibi olmak zordu. Ben de elimle istinsah ederek kendime bir nüsha edinmiştim. İslam âleminin neresinde bir uyanış var diye merak ediyordum, onun için farklı bölgelerden eserler okumaya gayret ediyordum. Daha o karanlık günlerde bu zat, “torunlarım gasp edilmiş hakkımızı geri alacak” demişti. Yine, <em>Ebcediyyetu’l-Ma’rife</em> <em>(Bilginin ABC’si)</em> adlı eserinde Celal Nuri, “Arafat dağı elmas olsa Müslümanlar için bu kadar kıymetli olamazdı. Zira o, ittihadın, birliğin timsali oldu” diye yazmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır’a öğrenim için gittiğimde Şeyhülislam<strong> Mustafa Sabri</strong> ile vekili <strong>Zahidu’l-Kevseri</strong>’yi tanımıştım. Bayramlarda gidip ellerini öperdik. Sürgündeki Şeyhülislam Mustafa Sabri <strong>Said Nursi</strong>’ye mektup yazmış. Mektup ulaştığında hasta yatağında hürmetle doğrulup okuduğunda “bu kadar takipçin olduğu halde neden toplumu ve devleti değiştirmiyorsun” diye sorduğunu görmüş. Said Nursi de Mustafa Sabri’ye cevaben bir mektup yazmış, dönem iman kurtarma dönemi demiş. Şeyhülislam da aynı şekilde ölüm döşeğinde mektubu aldığında kendisine hak vermiş. Mezarından bile korktukları için Said Nursi’nin naaşını gizlice bilinmeyen bir yere gömdüler. Ben onun kitaplarından çok yararlandım.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cihad Kur’an’ın Hakikatlerini Yaymaktır</strong></p>
<blockquote><p>Düşmanlarımız Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p></blockquote>
<p>Üstad Cevdet Said’in Türkiye’deki ders, sohbet ve söyleşilerinde sıkça vurguladığı hakikatleri, yorum katmadan, kendi ifadeleriyle seçki tarzında özetle takdim ediyorum:</p>
<p>“Furkân Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>we câhidhum bihi cihaden kebira</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” (25/52) buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak ile olduğu anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir. Bu her iki yöntemle İslam’a girenleri karşılaştırırsanız, sonucu siz kendiniz değerlendirebilirsiniz.</p>
<p>Cihad, sadece insanların dini tercih etme haklarının engellenmesi durumunda caiz olabilir. Yani, herkes hür iradesiyle dinini tercih edebilmelidir. Nur Sûresi’nde aydınlık olarak takdim edilen bu din, zorlamayla değil hür iradeyle tercih edilmelidir. Allah hiç kimseyi kendi dinini seçmeye zorlamıyor, bilakis herkese hür iradesiyle tercih yapabilme hakkını tanıyor.</p>
<p>İnsanı ikna edebildiğinizde sizin için her şeyi yapar. Ancak, zor kullanarak belki istediklerinizi yaptırabilirsiniz, ama, ilk fırsatta mutlaka intikamını alacaktır. Peygamberler zor değil ikna yöntemini kullanmıştır. Nitekim, hiç birinin ne ordusu ne de serveti vardı. Mekke’den gizlice ayrılıp Medine’ye gittiğinde Peygamberimizi marşlarla karşılamışlardı. Oraya giderken hiç bir güç ve baskı kullanımı söz konusu değildi. Allah, “Hak geldi, bâtıl zail oldu” buyuruyor, yoksa “bâtılı öldürün” buyurmuyor. Işık doğarsa, karanlık kendiliğinden yok olacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Meşru Savaşın Gerekçesi ve Çarpık Cihad Anlayışı</strong></p>
<blockquote><p>Cihad ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p></blockquote>
<p>“Harp, ancak, baskı altındaki insanların üzerindeki baskıyı kaldırmak için caiz olur. Savaşmak için ortada bir zulüm, bir baskı olması, insanlara bir inancın dayatılması gerekir. İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Kur’an’ın bu hakikatini yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannediyorlar, ama yanlış yapıyorlar. Kur’an’da izin verilen savaş, inanç baskısı ya da yurdundan sürme suçunu işleyenleri engellemeye yönelik savaştır.</p>
<p>Allah Rasulü Veda Haccı’nda, “cahiliyede olduğu gibi benden sonra yeniden birbirinizin boynunu vurmaya başlamayın” diye uyarmıştı. Ama, maalesef 3. ve 4. Halife Müslümanlar tarafından suikastle öldürüldü. Ne hazindir ki, Allah’ın ve Rasulü’nün mesajı erken kayboldu. İktidar ilkeye ve seçime göre değil, babadan oğula ve kılıç zoruyla el değiştirmeye başladı yeniden. Yani, saltanat sistemine geri dönüldü. Emeviler türlü zulümler yaptılar. Abbasiler de onlardan geri kalmadı. Günümüzde de Müslümanlar birbirini boğazlamaya devam ediyor! Şii-Sünni diye savaşıyor, ‘hilafetime biat edin’ diye savaşıyor&#8230; Müslümanlar savaşmak için gerekçe bulmada hiç zorlanmıyor maalesef!</p>
<p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Zira, düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ/IŞİD gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p>
<p>İman da ahlak da yanlış olabilir, ortada iman ve ahlak var diye bunların doğru olma garantisi yoktur. Müslüman asla yalan söylememeli mesela. İman ve ahlak bir arada ve doğru anlaşılmalı. Yoksa imanlı ve ahlaklı bir insan kendisine bomba bağlayıp insanları patlatarak iyi bir şey yaptığını düşünebiliyor. Allah ona rahmet etsin, Hz.Ali’nin Hariciler hakkındaki görüşü ne kadar manidardır:</p>
<p>“Hakkı talep edip yanılan, batılı talep edip isabet eden gibi değildir.” Kur’an’ın maksat ve hedeflerini kavramış o büyük insan, Haricilere karşı nasıl muamele edilmesi gerektiği sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Haram yere kan dökmedikleri sürece savaşı başlatan siz olmayın!”</p>
<p>Kur’an’da beyan buyurulduğu üzere, inançları sebebiyle baskı gören, inancı yüzünden öldürülen, bu yüzden yurtlarından sürülen insanlara savaşma izni verilmiştir. Allah rahmet eylesin, ameliyat olduğumda ziyaretime geldiğinde Said Ramazan el-Bûtî’ye cihadın doğru anlaşılmasına hizmet edecek bir eser yazmasını rica etmiştim, o da bu konuda bir eser yazmıştı. O eserinde Bûtî, “<em>bidûn hirâb</em> cihad caiz olmaz” diye yazmıştı. Harpler genel olarak ve çoğunlukla zalimdir. Adil savaş sadece baskıyı ortadan kaldırandır. Ne var ki, günümüz dünyasında böyle adil bir savaş yok&#8230;</p>
<p>Çok üzücü bir durumdur ki, genel olarak Müslümanların, silahı ve atalarını taparcasına yücelttiğini görüyoruz. Oysa, İbrahim aleyhisselam babasına ve toplumuna “Kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?” diye itiraz etmişti. Atom bombasını biz yapıyoruz, ondan biz medet umuyoruz, ondan yine biz korkuyoruz. Bizim hayat anlayışımız maalesef çok kirlenmiş. Silah bu kadar önemli ve güçlüyse Sovyet rejiminin yıkılışını neden engelleyemedi?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Şiddetin Sorun Çözme Kabiliyeti Yoktur</strong></p>
<p>“Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranırsak bize dost olur, onun üzerinde baskı kurarsak bize düşman kesilir. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden hep söylediğim odur ki; savaş ölmüştür. Savaşın sorun çözme yeteneği kesinlikle kalmamıştır.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrahe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğin yola ikna ederek getirebilirsin.</p>
<p>Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste, şiddetin bereketsiz olduğu ifade edilmiştir. Şiddet asla bir sorun çözme yöntemi olamaz. Savaş ölmüştür. Artık suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmıyor dünyada&#8230;”</p>
<p>Altmış yıldır İslam dünyasını büyük bir dikkat ve yüksek bir umutla izleyen ve ümmetin sorunlarına çare bulma çabası içinde olan, Kur’an’ın hakikatleri anlama ve yayma yoluyla ‘en büyük cihad’ emrine imtisal eden, Türkiye’nin elde ettiği kazanımları muhafaza etmenin ve daha ileriye götürmenin Âlem-i İslam için ne kadar önemli olduğunu yeri geldikçe vurgulayan muhterem üstadım Cevdet Said’e Rabbimizden sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyorum. Bu yazının devamını inşaAllah gelecek hafta yayımlayacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
