<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ortadoğu Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/ortadogu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/ortadogu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 Jun 2021 19:31:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İMTİHAN VE İMKÂN BOYUTLARIYLA MÜLTECİLİK:  SURİYELİ MUHACİRLER ÖRNEĞİ</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jun 2018 11:49:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[1951 CENEVRE SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[1967 MÜLTECİLERİN HUKUKİ STATÜSÜNE DAİR PROTOKOL]]></category>
		<category><![CDATA[1969 AFRİKA BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[6458 SAYILI YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU (YUKK)]]></category>
		<category><![CDATA[A. RIZA SEYDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHENK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLL FRELİCK]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MÜLTECİLER YÜKSEK KOMİSERLİĞİ (BMMYK)]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[FRANCİS DENG]]></category>
		<category><![CDATA[GEÇİCİ KORUMA]]></category>
		<category><![CDATA[GLOBAL IDP PROJECT]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (GİGM)]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇMEN DAYANIŞMA AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ SIĞINMA HAKKI]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[HALİM YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[HARMONİZASYON]]></category>
		<category><![CDATA[Helsinki Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Apak]]></category>
		<category><![CDATA[İLTİCA]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİ İNSANİ YARDIM VAKFI (İHH)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAÇAKÇILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAYNAĞINI GELİŞTİRME VAKFI (İKGV) VE SIĞINMACILAR VE GÖÇMENLERLE DAYANIŞMA DERNEĞİ (SGDD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ YARDIM]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİLERLE DAYANIŞMA DERNEĞİ (MÜLTECİ-DER)]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[REFAKATSİZ ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[SEMA M. BUZ]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMACI]]></category>
		<category><![CDATA[Somali]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[UYUM]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli]]></category>
		<category><![CDATA[YERİNDEN EDİLMİŞ KİŞİLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=702</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Olağanüstü şartlarda gelişen ve çoğu zaman hazırlıksız ve zorunlu olarak gerçekleşen göç öncesinde, göç esnasında ve göç sonrasındayaşadıkları olaylar, mültecilerde çoklu travmalarayol açabilmektedir. Gelinen ülkede fiziki ve biyolojik temel ihtiyaçları belli bir oranda karşılansa bile, mültecilerin psikososyal destek ihtiyaçları çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Ailelerin parçalanması, bazı yakınların sorunlu ülkede kalması, onlardan sağlıklı haber alınamaması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Olağanüstü şartlarda gelişen ve çoğu zaman hazırlıksız ve zorunlu olarak gerçekleşen göç öncesinde, göç esnasında ve göç sonrasındayaşadıkları olaylar, mültecilerde çoklu travmalarayol açabilmektedir. Gelinen ülkede fiziki ve biyolojik temel ihtiyaçları belli bir oranda karşılansa bile, mültecilerin <strong>psikososyal destek ihtiyaçları </strong>çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Ailelerin parçalanması, bazı yakınların sorunlu ülkede kalması, onlardan sağlıklı haber alınamaması mültecilerde derin kaygılara yol açmaktadır. Mültecilerin iltica sürecinde yaşadıkları çoklu travmalarla baş etmede, <strong>ailenin bir arada olması büyük bir avantaj sağlamaktadır</strong>. Bu sebeple, mültecilik sürecinde aile bütünlüğünün korunmasına yönelik çalışmalar büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>İltica sürecinde bütün mülteciler <strong>biyo-psiko-sosyal hasarlar </strong>almakla beraber kadın, çocuk, yaşlı ve engellilerbu süreçte en çok zarar gören dezavantajlı kesimi oluşturmaktadır. Mültecilerin tamamı çeşitli zorluklar yaşamakla beraber, narin yapıları sebebiyle kadınlar cinsiyet temelli, çocuklar ise gelişim temelli ilave sorunlar yaşamaktadır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin yarısına yakınını 18 yaş altı çocukların oluşturması, ailesinden ayrılmak zorunda kalan refakatsiz çocuk mülteci sayısının yılda 10 bini aşması, mülteci ailelerin bütünlüğünün korunmasına yönelik köklü acil tedbirler alınmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Tarih boyunca insanlar inanç, ırk, siyaset ve ekonomik çıkar gibi farklı sebeplerle maruz kaldıkları baskılar yüzünden, kendilerine <strong>daha güvenli bir yurt aramak için</strong>doğup büyüdükleri yerleri terk etmekzorunda kalmıştır. Doğal afetlere oranla daha çok savaşların doğurduğu bu mültecilik olgusunun son örneğini Suriyeli sığınmacılaroluşturmaktadır.</p>
<p>Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi savaşın yıktığı ülkeler başta olmak üzere Arakan, Doğu Türkistan gibi dünya kamuoyunun yeterince haberdar olmadığı birçok bölgede evini terk edip yabancı ülkelere sığınan mülteci sayısı günümüzde <strong>60 milyon</strong>a ulaşmıştır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin <strong>onda dokuzuna </strong>Pakistan, İran, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yaparken, gelişmiş Batı devletleri sadece <strong>onda bir </strong>gibi küçük, nitelikli ve seçme bir mülteci grubunasığınma hakkı vermektedir!</p>
<p>2015 yılı başında göç ve mültecilik hizmetlerini AFAD’dan devralan GİGM (Göç İdaresi Genel Müdürlüğü)’nün hızlı ve etkili bir şekilde yapılanmasını tamamlaması ve görevinde başarılı olması mülteci hakları açısından büyük önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Kavram ve Tanımlar</strong></p>
<p>Mülteci kavramının tanımlandığı, mültecilere ilişkin hakların ve sorumlulukların belirlendiği ve uluslararası korumanın çerçevesinin çizildiği, 144 ülkenin de taraf olduğu <strong>1951 Cenevre Sözleşmesi</strong>’nin 1. maddesinde “mülteciler” şuşekilde tanımlanır:</p>
<p><em>“&#8230; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunanve ülkenin korumasından yararlanamayan&#8230; kişiler.”</em></p>
<p>Uygulamada kullanılan şekliyle <u>mülteci</u>; ülkesinden ekonomik, siyasi, sosyal, dinî vb. sebeplerle göç ederek başka bir ülkeden sığınma talebinde bulunan ve talebi kabul edilenkişidir. <u>Sığınmacı</u>ise ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi kabul edilmemiş, soruşturma aşamasında olan kişidir.</p>
<p><strong>Uluslararası Sözleşmeler</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında kitlesel nüfus hareketlerinin neredeyse bütün sınırları kuşatan bir boyutta gerçekleşmesi, tüm devletlerin bu konuya eğilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda göç ve kitlesel sığınma durumlarına ilişkin çözümler üretmek amacıyla uluslararası kuruluşlaroluşturulmuş ve birtakım evrenselsözleşmelerimzalanmıştır. Böylelikle göç ve iltica konularına yaklaşım, insani yardım ve insan haklarıbağlamındadeğerlendirilmeye başlanmıştır. Halen mültecilere yönelik uluslararası çalışmalar, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol(1967)ve 1969 tarihli Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesiçerçevesinde yürütülmektedir.</p>
<p>Öncelikle, her mülteci <strong>güvenli sığınma hakkı</strong>na sahiptir. Uluslararası koruma, fiziksel güvenlikten fazlasını içerir. Mülteciler; din özgürlüğü, medeni haklardan yararlanma özgürlüğü, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mesken edinme hakkı, sosyal sigorta hakkı, sosyal yardım hakkıgibi haklara sahiptir…</p>
<p>Mültecilerin korunması öncelikle devletlerin sorumluluğundadır. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi&#8217;ne imza koyan devletler, Sözleşmede belirtilen hükümler uyarınca mültecileri korumakla hukuken yükümlüdür. Bu yükümlülük, hükümlerin, ırk, din ve menşe ülke <strong>ayrımı gözetmeksizin uygulanmasını </strong>ve geri göndermemegibi temel koruma ilkelerine riayet edilmesini de içermektedir.</p>
<p>Mültecilerin haklarıyla ilgili çok sayıda uluslararası ve bölgesel sözleşme ve belge mevcuttur. Tüm insanların sahip olması gereken haklar yanında özel olarak mültecilere vurgu yapan belgeler de mevcuttur. Mesela; 1989 Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaş altındaki tüm çocukların entelektüel, ahlaki ve ruhi kapasitesini geliştirmek için ihtiyaç duyduğu özgürlüğün, pek çok başka ihtiyaç arasında, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamayanında asgari standartlarda bakım, beslenme, giyim ve barınma ihtiyacının karşılanmasına bağlı olduğunu kabul etmektedir. Çocuğun her türlü ayırımcılığa karşı korunması gerektiğine vurgu yapan sözleşme, çocukların ve ailelerinin, <strong>ailenin birleşmesi </strong>amacıyla bir ülkeye girme ya da o ülkeyi terk etme hakları olduğunu, mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocukların mülteci çocuklarla aynı haklara sahip bulunduğunuhükme bağlamaktadır (Buz, 2012: 47-48).</p>
<p><strong>Mülteciliğin En Önemli Sebebi Savaşlar </strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’nın raporuna göre ülkeyi terk etme gerekçelerinin başında <u>savaşlar</u>gelmektedir. Mültecilerin yüzde 55’ini Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi savaş ve çatışma yaşanan beş ülkeden kaçan insanların oluşturması bu acı gerçeğin açık bir kanıtıdır.</p>
<p>Savaştan harap olmuş ülkelerde kamu hizmetlerinin bozulmasıve altyapının zarar görmesi, çoğunlukla savunmasız nüfusa herhangi bir yardım yapılmasınıciddi şekilde zorlaştırmaktadır. Bazı ülkelerde devlet yapısı tamamen çökmüş olup sivil nüfus kendi imkânlarıyla ayakta durmak zorundadır. Özellikle savaş hâlindeki hükümetler, genel olarak yerinden edilmiş nüfusu düşük bir öncelik olarak görmekte ve kaynaklarını askerî alana yönlendirmeyitercih etmektedir.</p>
<p><strong>Yerinden Edilmiş Kişiler</strong></p>
<p>Savaş görmüş ülkelerdeki yerinden edilmiş nüfusun çoğu uygun barınak bulamadan, çok az gıda ile, çoğunlukla sıcak savaşa yakın bir durumda hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Sürekli olarak savaşçıların veya ülke güvenlik kuvvetlerinin saldırılarına maruz kalan bu kişiler tekrar tekrar yer değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu durumda kalan kişilere hükümetlerin yardımda bulunamaması ve uluslararası yardım kuruluşlarının da güvenlik sorunları yüzünden bölgeye erişememelerinedeniyle insani yardımlar bu insanlara ulaşmamaktadır. Ayrıca bazı durumlarda hükümetler veya savaşçı gruplar isteyerek yardıma ihtiyacı olan bu kişilere insani yardımın ulaşmasını engellemektedir.</p>
<p>Uzun süreli yer değiştirme, geleneksel geçim yeteneklerinin yok olmasına ve <u>aile ve toplum yapısının dağılmasına </u>neden olmaktadır. Çoğu durumda çocukların eğitime ulaşımı, okul binalarının zarar görmesi veya öğretmenlerin kaçmış olması nedenleriyle zorlaşmaktadır. Sağlık sistemi ve diğer temel sosyal kurumlar da bundan farksız bir perişanlık içinde kalmaktadır.</p>
<p>Ülkelerin yarısında, başlangıçta bu kişilerin kaçmalarına yol açan tehdit ve şiddet artıkgeri dönmelerinin önünde kalıcı bir engelde oluşturmaktadır. Kafkaslar, Ortadoğu ve Latin Amerika’da onbinlerce kişi on yıl veya daha uzun süredir yerinden edilmiş durumdadır ve birçoğu için gelecekte geriye dönebileceklerine dair yeterince ümit bulunmamaktadır (Global IDP Project, 2005).</p>
<p><strong>Geri Gönderme Yasağı</strong></p>
<p>1951 Mülteci Sözleşmesi’ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olan devletler ile uluslararası toplumun, mültecileri geldikleri ülkelere geri göndermeme ve onlara koruma sağlama yükümlülüklerivardır. Ancak, yerinden edilme (yerinden olma) bir ülkenin iç meselesi sayıldığı içinbu konunun ulusal egemenlik alanına girdiği kabul edilmektedir. Bu konuda uluslararası toplumun görevi, hükümetlere bu sorunun çözümü konusunda yardım etmektir (Deng, 2003).</p>
<p>Hâlihazırda ‘ülke içinde kaçış alternatifi’nin bulunduğuvarsayılarak, hem bireylerin iltica taleplerinin reddedilmesi, hem de eğer sınırları aşmışlarsa ülkelerine geri gönderilmeleri mümkün olabilmektedir. Bu durum, Mülteci Sözleşmesi’ndeki geri gönderme yasağı ilkesini ihlal etmekte, dolayısıyla mültecilerin korunması ve çatışma ortamlarına geri gönderilmemesihususundaki yerleşik uluslararası <strong>hukuk ilkeleri çiğnenmektedir </strong>(Frelick, 1999).</p>
<p><strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong></p>
<p>Önümüzdeki on yıllar boyunca Ortadoğu ülkelerinin iç ve dış politikalarında önemli bir mesele olarak gündemde kalacak gibi görünen Suriyeli mülteciler meselesi, özellikle Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye’de sayıları milyonlara baliğ olan ‘misafir’ kardeşlerimizle ilgili kapsamlı sosyal politikalar geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Suriyeli mülteciler </strong>Lübnan, Ürdün ve Türkiye başta olmak üzere onlarca ülkeye dağılmış bulunmaktadır. Türkiye’de sayıları 4 yılda 2 milyonu aşan ‘misafirler’in barınma, beslenme, ısınma, sağlık, dil ve iletişim, sosyal kabul görme, çalışma gibi temel ihtiyaçları bulunmaktadır. Suriyeli bu devasa ‘misafir’ kitlesine; danışmanlık, savunuculuk, yönlendirme, kaynaklarla buluşturma, güçlendirme, toplumla bütünleştirme, talep etmeleri halinde gönüllü olarak vatanlarına döndürme, üçüncü bir ülkeye yerleştirmegibi kalıcı sosyal destekleri kamu, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar aracılığıyla etkin şekilde koordine etmek icap etmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin göç ve iltica politikaları ve mevzuatı çerçevesinde Suriyeli mültecilerin durumuna değinmek yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Göç Politikaları ve Mevzuatı</strong></p>
<p>Cumhuriyetin erken dönemine egemen olan ulus devlet oluşturma çabaları çerçevesinde, göç ve sığınma politikaları öncelikle “Türk soyu ve kültürü” taşıyan göçmenlerin Türkiye’ye yerleştirilmesi üzerine kurulmuş ve bu anlayış, AK Parti iktidarına kadar devam etmiştir. Bu nakıs anlayış, Türkiye&#8217;nin iltica konusundaki ilk müstakil yasası olma özelliği taşıyan <strong>6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4 Nisan 2013 tarihinde TBMM </strong>Genel Kurulu’nda kabul edilmesi ve Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle resmen de terkedilmiş oldu.</p>
<p>Kanunun dördüncü bölümünde sınır dışı etme işlemi ve şartları açıklanırken “<strong>hiç kimsenin insan onuruna yakışmayan şartlarda yaşamasına göz yumulamayacağı ve can güvenliğinin tehlikede olacağı bilinen bir yere gitmeye zorlanamayacağı</strong>” belirtilmiştir. Beşinci bölümde uluslararası koruma ve tutulma biçimleri ile kabul ve barınma merkezlerine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Keza, Beşinci bölümde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu, görev ve yetkilerinden söz edilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında şimdiye kadar hizmet veren Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi ve AFAD yerine, bu görev ve hizmetler resmen 5 Ocak 2015 tarihi itibarıyla GİGM tarafından deruhte edilmiş bulunmaktadır.</p>
<p><strong>GİGM: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü</strong></p>
<p>Son zamanlarda ülkemize yapılan yoğun göçler sebebiyle, güncel politikalar geliştirip uygulayan, insan hakları odaklı, nitelikli personel ve sağlam bir alt yapıyla donanmış, yetkin bir kurumsal yapılanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda 04.04.2013 Tarih ve 6458 Sayılı Kanun’un 103. maddesi GİGM’in kuruluşunu düzenlemiştir.</p>
<p>Kanunda ve Genel Müdürlüğün çalışmalarında, asimilasyon ya da entegrasyonu değil, harmonizasyonu hedefleyen bir uyum öngörülmektedir. Kanunun hedeflediği <strong>uyum</strong>, göçmen veya mülteci ile toplumun gönüllülük temelinde birbirlerini anlamalarıyla ortaya çıkacak olan ‘âhenk’tir.</p>
<p><strong>BMMYK </strong><strong>Türkiye Bürosu</strong></p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyet yürüten bir başka resmi kurum olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Bürosu, 14 Aralık 1950&#8217;de BM Genel Meclisi tarafından kurulmuştur. BMMYK, mültecileri korumak amacıyla yapılan uluslararası hareketleri düzenlemek, onlara liderlik etmek ve dünya çapındaki mülteci sorunlarını çözmekle yetkilendirilmiştir. Asıl amacı, mültecilerin haklarını ve refahını savunmaktır. Ancak, bu amacı ne kadar gerçekleştirebildiği tartışmalıdır.</p>
<p>Yaklaşık elli yıllık bir sürede, bütün dünyada 50 milyon kadar insanın hayatlarına yeniden başlamasına yardım ettiğini açıklayan BMMYK, günümüzde sayıları 60 milyonu aşan mültecilere hizmet vermekte yetersiz kalmaktadır. Mülteci doğuran olayların tekrarlanmasını önlemekte başarısız olan BM gibi MYK de, ırk, din ve politik düşünce ayrımı yapmadan tarafsız bir şekilde mültecilere ihtiyaçları doğrultusunda koruma ve yardım sağlama görevinde zafiyet içindedir.</p>
<p><strong>Gönüllü Kuruluşlar </strong></p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyetler yürüten gönüllü kuruluşlar da bulunmaktadır. Göçmen ve mültecilere yönelik psikolojik sosyal danışmanlık hizmetleri veren İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ve Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD), Mültecilerin ulusal ve uluslararası hukukta haklarının gözetilmesini sağlamak amacını güden Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der), İşkenceye maruz kalmış olan mülteciler için tıbbi ve psikiyatrik yardım sunmayı amaç edinen Türkiye İnsan Hakları Derneği ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı gibi gönüllü kuruluşlar doğrudan göç ve iltica alanında hizmet sunan gönüllü kuruluşlardır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de mülteci haklarının ihlallerini takip etmede ve duyurmada aktif rol oynayan Mazlumder ve Göçmen Dayanışma Ağı, Uluslararası düzeyde mültecilere insani yardım ulaştıran İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve Yardımeli gibi onun üzerinde uluslararası insani yardım derneği de mültecilere yönelik barınma, beslenme, eğitim, sağlık vb. hizmetler sunmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Varlığı</strong></p>
<p>Nisan 2011’den bu yana, Suriye’de çıkan rejim karşıtı gösterilerin kanlı bir şekilde bastırılmasının doğurduğu karmaşa ve ardından yaşanan iç savaş nedeniyle ülkeden kaçan Suriyelileri, uluslararası hukukun ve vicdanın gereğini yerine getirerek “açık kapı politikası” çerçevesinde kabul eden Türkiye, 25.01.2018 itibarıyla <strong>3.466.263 </strong>Suriyeli mülteciye “geçici koruma” sağlamaktadır. 10 ildeki 22 barınma merkezinde yoğun şekilde yaşayan mülteciler yanında Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan Suriyeli mülteciler en kalabalık olarak şu illerde yaşamaktadır:</p>
<p>İstanbul 540 bin, ŞanlıUrfa 466 bin, Hatay 457 bin, Gaziantep 355 bin, Mersin 194 bin, Adana 177 bin, Bursa 136 bin, İzmir 131 bin, Konya 102 bin&#8230; Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin, yarım milyonu 0-4, yarım milyonu da 5-9 yaş aralığında olmak üzere yaklaşık %54’ü 18 yaş altındaki çocuklardan oluşmaktadır.</p>
<p>Suriye’de sağlık hizmetleri tamamen çöktüğü için aşı gibi zorunlu sağlık hizmetlerinden yoksun kalan çocukların savunma sistemleri zayıf düşmüştür. Türkiye’de gerek kamplarda kalan mültecilere gerekse evlere yerleştirilen mültecilere her türlü sağlık hakkı tanınmış olup herhangi bir bedel ödemeden bu haklardan yararlandırılmaktadır.</p>
<p>Şubat 2018 itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 1 milyon civarında 7-18 yaş arası okul çağında Suriyeli mülteci çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Çocukların büyük çoğunluğu okula gidiyor olsa da, Suriyelilerin en büyük sorunlarından birisi hâlâ çocukların eğitimi sorunudur. Kamplarda okullar mevcut olmakla beraber, kamp dışında yaşayan çocuklar için eğitime ulaşım halen bir sorun olarak devam etmektedir. Bazı sınır illerinde ve İstanbul’da, yurtdışında yaşayan Suriyeli iş adamlarının destekleriyle okullar açılmıştı. Suriye müfredatının uygulandığı bu okullarda, Suriyeli çocukların bir kısmı ara verdikleri eğitime devam edebilmekteydi. Ancak bu okulların çeşitli gerekçelerle kapatılmış olması kanaatimce isabetsiz bir karar olup kapatmak yerine sıkı bir denetim ve standardizasyon çabasıyla daha verimli bir sonuç alınabilirdi. Buna rağmen, Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocuklara dünya standartlarının üzerinde bir eğitim hizmeti sunulduğu rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>Suriye’den Türkiye’ye yönelen yüksek sayıdaki mülteci akışı birçok yeni durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’ye sığınan Suriyeliler sık sık medyada haber konusu olmaktadır. Bazı sivil toplum kuruluşları ile düşünce enstitüleri Suriyeli mültecilere ilişkin raporlar yayınlamışsa da konuyu farklı boyutlarıyla ve derinlikli olarak ele alan bilimsel araştırmaların yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu alanda yapılacak nitelikli çalışmalar daha isabetli sosyal politikalar geliştirilmesine de zemin oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Mültecinin Hâlet-i Rûhiyesini Anlamak </strong></p>
<p>İltica sürecinde; sahip olunan hakların ihlali, can güvenliği endişesi, mal ve gelir kaybı, sosyal konumun sarsılması, benlik saygısının zedelenmesi, gelecek kaygısı vb. hukuki, sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunların farklı yoğunluklarda yaşanabilmesi yanında;<br />
• Bedensel, zihnî ve duygusal yıpranma,<br />
• Sınırlarda yaşanan bürokratik zorluklar,<br />
• Yasadışı örgütler tarafından sömürülme,<br />
• Ailelerin parçalanması,<br />
• Yakınlarını kaybetme,<br />
• Çaresizlik ve tükenmişlik hissi ve<br />
• Belirsizliğin yol açtığı güven bunalımı gibi çok boyutlu sorunlar yaşanabilmektedir.</p>
<p>Yetişkinlere göre daha incinebilir bir durumda olan çocuklar, sığınma sürecinde yetişkinlerden daha çok zarar görmektedir. Gelişim süreçleri devam eden çocuklar yetişkinlerin korunmasına, gözetimine ve ilgisine muhtaçtır. Ergenlik döneminde bulunan mülteciler bazen çocuklardan daha hassas olabilmektedirler. Çünkü, toplumsal statüleri ve arkadaşlık ilişkileri sarsılmaktadır. Mülteci çocuklar ise daha çok hastalık, yetersiz beslenme gibi konularda korunmasız kalmaktadır. Mülteci kız çocukları erkek çocuklara göre daha fazla risk altında olabilmektedir.</p>
<p>Mültecilerin karşılaştığı büyük tehlikelere örnek olarak <strong>insan kaçakçılarının </strong>eline düşüp sadece Akdeniz’de son bir yıl içerisinde batan teknelerde hayatını yitiren insanları vermekle yetinelim.</p>
<p><strong>Mültecilere Yönelik Sosyal Politikaları İyileştirmek İçin Öneriler</strong></p>
<p>Zorlu mültecilik sürecinde aile üyeleri arasındaki ilişkiler yıpranabilmekte, aile içi dayanışma azalabilmekte, her yaş ve cinsiyetten potansiyel mülteciler insan tacirleri açısından ulaşılması kolay hedefler olabilmekte, böylece toplumda sosyal bir çöküntü yaşanabilmekte, bu sosyal çöküntü ortamında çocukların ahlaki açıdan gelişmeleri olumsuz yönde etkilenmektedir.</p>
<p>Ülkemizde yaşayan Suriyeli mültecilerin uyum çabalarını destekleyerek daha yüksek standartlarda bir hayat sürebilmeleri ve Avrupa ülkelerine geçip hukuki statü elde edebilmek adına canları pahasına kaçak yollara tevessül etmelerine mani olabilmek için hükümetimizin şu iyileştirmeleri yapmasını öneriyoruz:</p>
<ol>
<li>Suriye’deki savaşın uzaması nedeniyle, Türkiye’nin hemen her yerine dağılmış olan Suriyeli mülteciler için özel çalışmalaryapılması gerekmektedir.</li>
<li>Mülteciler aleyhinde kışkırtıcı faşizan ifadelerin kullanılmasının ve mültecilere yönelik düşmanlık üretilmesinin önüne geçecek tedbirleralınmalıdır.</li>
<li>BMMYK, Suriyeli mülteciler için sadeceizleme pozisyonunudeğiştirmeli, daha aktif bir politika izlemelidir. Türkiye’deki tüm Suriyeli mültecilerin kaydını yapmalı, aile birleştirmesi, sağlık veya başka sebeplerle talep edenleri güvenli üçüncü bir ülkeye yerleştirme işlemlerini yapmalıdır.</li>
<li>Yerel ve ulusal gönüllü kuruluşlar arasında koordinasyonsağlanmalı, ayrımcılıkla mücadele konusunda çalışmalar teşvik edilmelidir.</li>
<li>Mülteci hizmetleri, sosyal hizmet anlayışıyla ve insan hakları mihverindesunulmalıdır.</li>
<li>Mülteci çocukların okula kaydıkonusunda ailelere yardımcı olunmalı, kız çocukları başta olmak üzere bütün sığınmacı çocukların eğitim haklarından yararlandırılması için takip sistemi oluşturulmalı, okullarda var olan önyargıları kırabilmek amacıyla, velilerin de katılacağı özel etkinlikler düzenlenmelidir.</li>
<li>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) bünyesinde Suriyeli mültecilerin bozulan aile yapısını tamir etmeye yönelik rehabilitasyon programı geliştirilmeli ve gönüllü kuruluşların da desteğiyle uygulanmalıdır.</li>
<li>GİGM, özellikle barınma ve geri gönderme merkezleri başta olmak üzere tüm hizmetlerinde yeni yasanın ruhuna uygun davranarak muhacirlerin Türkiye toplumuna “uyum” sağlamasını stratejik bir hedef olarak hizmetlerini özenle sunmalı, muhacirlerden terör örgütlerine eleman devşirmek isteyenleri memnun edecek katı, yanlış ve basiretsiz uygulamalardan şiddetle kaçınmalıdır.</li>
</ol>
<p>Yeni Türkiye&#8217;de yapılacak yeni bir anayasa, ülkemizde tüm mültecileri kapsayan ve hakkaniyet temelinde yükselen çok daha ileri hizmetlere ortam hazırlayacaktır.</p>
<p>Yazımızı konumuzla doğrudan ilgili bir âyet-i kerime meali ile sonlandıralım:</p>
<p>“&#8230; Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine <strong>yurdu hazırlayan </strong>ve imanı (yerleştiren) kimselere (verilir); onlar kendilerine sığınan <strong>muhacirleri severler</strong>, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir <strong>hasislik duymazlar</strong>; dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler. Evet, kendi bencilliğinin tutkusundan korunanlar var ya: kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.” (Haşr Sûresi, 59:9).</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Altuntaş, Halil. (2015). “Ensar Gibi Kucak Açmak”, Diyanet aylık dergi, Sayı: 290, s.32-34.</li>
<li>Apak, Hıdır. (2014). “Suriyeli Göçmenlerin Kente Uyumları: Mardin Örneği”, Mukaddime Dergisi, 5(2), s.55-73.</li>
<li>Buz, Sema. (2012). “Aile Politikalarına Mülteciler Boyutunda Bir Bakış”, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Aile ve Toplum; Eğitim-Kültür ve Araştırma Dergisi, cilt: 2, sayı: 6, Ekim-Aralık, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (1994). Mülteci Çocuklar Koruma ve Bakım Kılavuzu, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (2003). Mültecilerin Korunması: Sivil Toplum Kuruluşları için Alan El Kitabı, Ankara.</li>
<li>Deng, Francis M. (2003). “Internally Displaced Persons in the Caucasus Region and Southeastern Anatolia”, http://www.brookings.edu/~/media/research/files/testimony/2003/6/10humanrights%20deng/deng20030610.pdf</li>
<li>Frelick, Bill. (1999). The Wall of Danial: Internal Displacement in Turkey, Immigration and Refugee Services of America.</li>
<li>Global IDP (Internally Displaced People) Project, 2005.</li>
<li>Seydi, A. Rıza. (2014). “Türkiye&#8217;nin Suriyeli Sığınmacıların Eğitim Sorununu Çözümüne Yönelik İzlediği Politikalar”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 31, s.267-305.</li>
<li>Yılmaz, Halim. (2005). “Mülteci Kadınlar ve Uluslararası Koruma”, Türkiye’deki Geçici Sığınmacı Kadın ve Çocukların Psiko-sosyal Durumlarının Tespiti ve Yaşam Koşullarının İyileştirilmesi İçin Çözüm Önerileri, Mazlumder, Ankara.</li>
<li><a href="http://www.afad.gov.tr/">afad.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.goc.gov.tr/">goc.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik">http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik</a>, 25.01.2018.</li>
<li><a href="http://www.unhcr.org.tr/">unhcr.org.tr</a></li>
<li><a href="http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf">http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE OLUP BİTENİ KAVRAYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 17:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BENGİSU]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞŞAR ESAD]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[DERA]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HUBZU’L-AHMER]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KUDSU’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMPİRE OF SLAVES]]></category>
		<category><![CDATA[ESET]]></category>
		<category><![CDATA[FÎ ARÎNİ’Ş-ŞEYTÂN]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ LEVHA]]></category>
		<category><![CDATA[İMBARATORİYYETU’L-ABÎD]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[KİMYASAL SİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIL EKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KÖLELER İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUSAY EBU KUVAYDIR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ DİLİ.]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTAN’IN İNİNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[TRUMP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=666</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim. Kusay Ebu Kuvaydır, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır, Suriye’de kıvılcımın ateşlendiği Dera’da devrimin ilk on gününde bizzat tanıklık ettiği olayları oldukça detaylı şekilde hikâye eden “<em>el-Hubzu’l-Ahmer</em>; Kızıl Ekmek” romanın yazarıdır. Ayrıca “<em>İmbaratoriyyetu’l-Abîd</em>; Köleler İmparatorluğu” adıyla İslamofobi çıkmazını anlattığı bir romanı daha basılmıştır. İlk romanın Arapça ve Türkçe, ikincisinin Arapça, Türkçe ve İngilizce baskıları mevcuttur. Arap gazetelerinde onlarca makalesi neşredilen yazar esasen inşaat mühendisi bir iş adamı olup Dubai’de yaşamakta ve gençliğinden beri edebiyatla yakından ilgilenmektedir.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, sizi Suriye’de halk devriminin başlangıcında Dera’da kana bulanan hamur yumağına atfen “Kızıl Ekmek” adını verdiğiniz romanınızı yazmaya iten sebep nedir, sakıncası yoksa bizimle paylaşabilir misiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; İnsanların büyük çoğunluğu Suriye halkının neden silaha sarılmak zorunda kaldığını maalesef bilmiyor. Bu yüzden de onları kınayanlar çıkabiliyor. İşte bu yüzden olayların canlı tanığı olarak işin iç yüzünü roman diliyle anlatma ihtiyacı duydum. İnsanlarımız sekiz ay boyunca sivil direniş gösterdi, cadde ve meydanlarda rejimin askerleri tarafından hunharca öldürüldü, ama uzun süre silaha sarılmadı. Sözüm ona hür dünya bu mezalimi film izler gibi ekranlardan seyretmekle yetindi! Çünkü bütün bir dünya, adına Birleşmiş Milletler denen kocaman bir yalancı kuruluşa mahkûm durumda. Oysa bu yalancı, bozuk ve münafık kuruluş (BM), sadece onu ilk kuran güçlere hizmet etmektedir.</p>
<p>&#8211; Suriye halkının başına gelenler, işte bu küresel fesat düzeni sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ülkenin başına her an gelebilir! Çünkü buna mâni olacak bir mekanizma yok.</p>
<p>&#8211; Suriyeliler olarak bizim siz Türkiye toplumundan ve medeni olduğunu iddia eden yalancı Batı toplumlarından talebimiz şudur: <strong>Bırakın da Eset, insanlarımızı kimyasal silahlarla öldürsün! </strong>Hiç olmazsa yüzbinlerce insanımız sakat kalmaz, büyük acılar içinde kıvranmadan daha kolay ve hızlı şekilde ölür! Hem evlerimiz ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş olur. Böylece yıllar boyunca büyük zahmetlerle inşa ettiğimiz binalarımız ve kentlerimiz yıkılmadan sonraki nesillerimize sapasağlam intikal etmiş olur.</p>
<p><strong><em>&#8211; 14 Nisan günü sabahın erken saatlerinde ABD, İngiltere ve Fransa’nın düzenlediği askerî operasyonda Suriye rejiminin kimyasal silah üretim tesislerinin vurulduğu açıklandı. Bu operasyonu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>&#8211; Bu operasyon yalan ve düzmeceden ibarettir. Zira Trump rejimin ayakta kalmasına itirazları olmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Peki, bu saldırı niye yapıldı o zaman? Çünkü, güya insan haklarının ve demokrasinin temsilcisi olan bu yalancı ülkeler kendi toplumları nezdinde itibar tazeleme ihtiyacı duydular. Zira “Eset kimyasal silah da kullandı, daha ne bekliyorsunuz?” mealindeki itirazları susturmak zorundaydılar. Esasen bu operasyonla ağababaları çok sevdikleri uşakları Eset’in kulağını çekip azarlamış oldular sadece. Ve şu mesajı pekiştirerek yinelemiş oldular: <strong>Kimyasal silah kullanma da dilediğin şekilde ve dilediğin kadar yık, yak ve öldür!</strong> Oysa, bize ölmekten başka seçenek bırakılmayacaksa ben şahsen kimyasal silahla öldürülmemizi tercih ederim. Böylece camilerimiz, çarşılarımız ve diğer tarihi mirasımız yanında binalarımız ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş, insanımız da daha acısız şekilde can vermiş olur!</p>
<p><strong><em>&#8211; Kimyasal silahla öldürülmeyi tercih etmek ne kadar da acı, insanlık adına ne büyük bir utanç kaynağıdır bu!&#8230; Şahsınızda Suriye halkına karşı Müslümanlar başta olmak üzere bütün bir insanlık ailesi olarak mahcubuz. Peki, İslamofobiyi işleyen “Köleler İmparatorluğu” isimli romanınızı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben Batı toplumunu yakından tanıma fırsatı buldum. İngiltere’de ve Amerika’da iş yaptım. Halkın büyük çoğunluğunun İslam’a karşı bir art niyet taşımadığını gördüm. Ancak, dev medya organları başta olmak üzere o kadar büyük ve güçlü bir yalan çarkının içinde yaşıyorlar ki, bundan kurtulup İslam’ı doğal haliyle tanıma imkânları hakikaten kısıtlı. Bu yalan çarkı büyük bir ustalıkla İslam’ı, Müslümanları ve Arap insanını korkunç, ürkütücü ve tiksindirici bir varlık gibi sunmaktadır toplumlarına! İslam karşıtlığını ve İslam korkusunu kahrolası bir maharetle yaymayı başarıyorlar!</p>
<p><strong><em>&#8211; O halde, size göre bu manzara karşısında Müslüman aydınlara düşen vazife nedir?</em></strong></p>
<p>&#8211; Müslüman aydınlar olarak bizler Batı ülkelerinin hükümetlerinden bağımsız olarak doğrudan halkları muhatap alan, Batı insanına doğrudan ulaşabilecek faaliyetler yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslolan hakkı üstün tutmaktır. Batı liderlerinin önünde eğilerek değil, Batı insanına doğrudan hitap ederek ve hakkın hakikatini olabildiğince yalın bir dille onlara anlatarak hakkı üstün tutabiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8211; Müslüman aydınlara biçtiğiniz bu görev kapsamında sizin yeni adımınız ne olacak? Gazete ve dergilerde çıkan yazılarınız dışında yeni roman çalışmalarınız olacak mı? </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. El-Kudsu’l-Arabî’de ve başka yayın organlarında yazmaya devam ediyorum. Ayrıca, yeni bir roman çalışmamı ramazan ayında tamamlayıp yayıncıya teslim edeceğim inşaAllah. “<em>Fî Arîni’ş-Şeytân</em>” (Şeytan’ın İninde) adını verdiğim bu yeni romanımda; karanlık odalarda oturan kodamanların dünyayı nasıl yönettiğini, dünya servetini aralarında paylaşan bu tiranların devlet makamlarını temsil eden ve hükümet koltuklarında oturan politikacıları çıkarları doğrultusunda kullanarak düzenlerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorum.</p>
<p>&#8211; Arap ve Müslüman aydınlar başta olmak üzere tüm dünya aydınlarına hitaben kaleme aldığım bu yeni romanımda halkları aydınlatma ödevinde olanların sevgi dilini kullanmasının önemine de vurgu yapıyorum. İslam’ı tanımayan insanlara karşı nefret değil sevgi dili kullanmalıyız. Zira sevgi nefretten daha güçlü ve daha etkili bir duygudur.</p>
<p><strong><em>&#8211; Bir taraftan sömürgecilerin çalışma tarzını deşifre ederken öbür taraftan geniş halk kitlelerine sevgi odaklı bir hitapla yönelmenin önemine dikkat çekiyorsunuz… </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. Batı merkezli küresel sömürgeci güçlerin ve onların maşası konumundaki Batı devletlerinin kirli politikalarını ancak bu şekilde geçersiz kılabileceğimizi düşünüyorum. Yöneticileri muhatap alan bazı faaliyetler de yürütülebilir elbette. Ama asıl önemli olan doğrudan halka yönelik çalışmalardır. Benim kanaatim bu yöndedir.</p>
<p>&#8211; Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde futbol vb. eğlence organizasyonları için milyarlar harcıyoruz! Bu israfa bir son verip doğrudan Batı insanına ulaşacak, onun yüreğine dokunacak, onu yoğun yalan atmosferinden kurtararak hakikatle yüzleşmesine vesile olabilecek faaliyetleri finanse etmemiz gerekmektedir vesselam.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, kısıtlı zamanınızdan bu söyleşi için vakit ayırarak büyük bir samimiyetle fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Rabbim çabalarınızı bereketlendirsin. </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben teşekkür ederim. Vize süreci çok uzun sürdüğü için CNR Kitap Fuarı’na katılamadım, okuyucularımla buluşup romanlarımı imzalayamadım maalesef. Ama sizin bu söyleşiniz vesilesiyle bu üzüntümü giderme imkânı buldum. Bu yüzden ben de çok teşekkür ediyorum…</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, çevirisini yaptığımız iki romanın takdim kısımlarını iktibas ederek bitirebiliriz:</p>
<p>“<strong>İthaf</strong>: Arap hançerleriyle yaralanarak kan revan olmuş Arap milletine…</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Sözlerin de kaderi var,</p>
<p>Suyla karılan toprak gibi.</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Hicranımız yazılı o Güvenli Levha’da.</p>
<p>Ömrümü tüketen birkaç kelime daha,</p>
<p>Ben henüz cenin iken duyduğum,</p>
<p>Kokulu yasemin altında</p>
<p>Annem mırıldanırken;</p>
<p>‘Bebeğim acep bir gün,</p>
<p>Dalını koparabilecek mi ey yasemin?’</p>
<p>İşte şimdi ben kırk yaşımdayım,</p>
<p>Hâlâ yasemin kokusu nasıldır bilmem!</p>
<p><strong>Teşekkür</strong>: Şu yerküre üzerinde ömrümü uğruna feda edebileceğim tek bir adam var. Bütün yeryüzü adamlarının üzerinde bir adam. Nesillere <strong>nasıl adam olunacağını öğreten</strong> bir adam: Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN.</p>
<p><strong>Takdim</strong>: Arap Baharı devrimleri Arap ülkelerini bir orman yangını gibi çepeçevre sarıvermişti. Bir anda yayılan bu devrimlerin en belirgin vasfı, halkların altında inim inim inledikleri baskıcı rejimlerden kurtularak <strong>özgürlüklerine kavuşma hayali</strong> ve mutlak doğallığa erişme isteği idi. Gel gör ki bu doğallık ve safiyet, güzelliğine ve tatlılığına rağmen hiçbir zaman devrimcilerin yararına sonuç vermedi. Bu insanlar için ne gerçek bir devrim ideolojisi ne de dümeni ele geçirip gemiyi sahil-i selamete çekme hedef ve azmine sahip devrim önderleri vardı. Oysa çekilen acı ve ödenen bedel çok büyüktü ve bu bedel ödeme aşaması bitmiş de değil. İşte hikâyemiz tam burada başlıyor…” (Kızıl Ekmek).</p>
<p>“Magi, New York’un kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir semtte güzel bir evde yaşıyordu. Annesi Elizabeth ve beş yaşındaki oğlu Jack onunla aynı evi paylaşıyorlardı. Magi sıradan bir kadın değildi, çok başarılı ünlü bir kadındı. Onun ajandası hep randevularla doluydu. Sürekli radyo ve televizyon programlarına konuk oluyordu. Üniversitelere konferans vermeye sıkça davet edilirdi. Çünkü o, tanınmış bir siyasi analist ve yazar idi. Özellikle İslamofobiyi savunan Amerika’da bu işi en iyi yapan önemli simalardan biriydi. Medya organlarında Müslümanların iğrenç yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını(!) ve dünyanın onlardan kurtulması gerektiğini söyleyip duruyordu. Magi, Müslümanlara, özellikle de Ortadoğululara beslediği nefreti alenen göstermekten hiçbir zaman sakınmazdı. Yazdığı makalelerde, konuk olduğu televizyon programlarında, verdiği konferanslarda hep İslam’ın aleyhine konuşuyordu. Kalbi Müslümanlara karşı kin ve nefretle doluydu. Kalbinde beslediği bu nefret onun hayatının asıl gayesi hâline gelmişti…” (Köleler İmparatorluğu).</p>
<p>Dera’da duvarlara “Sıra sana geldi ey doktor!” yazan okul çocuklarının tutuklanarak işkence edilmesiyle başlayan olayların nasıl geliştiğini tanığının gözünden okumak için Kızıl Ekmek romanını, Magi’nin akıbetini öğrenmek için de Köleler İmparatorluğu romanını okumanız gerekecek…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Kızıl Ekmek</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 133 s., ISBN: 9786059477710.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Köleler İmparatorluğu</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör ve Ferah Dağıstanlı, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 136 s., ISBN: 9786059744703.</li>
<li>Kossai Abo Kwidir; <strong>Empire of Slaves</strong>, Olympia Publishers, London, June 2017, 139 pp, ISBN: 978-1-84897-929-1.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; “<em>İrâdetu’ş-Şa’bi’s-Sûrî Aqwâ min Tehâlufi Quwâ’ş-Şerr</em>” (<strong>Suriye Halkının İradesi Şer İttifakı Güçlerinden Daha Kuvvetlidir</strong>), al-Quds al-Arabi, http://www.alquds.co.uk/?p=713337, 03.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
