<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nevzat Yalçıntaş Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/nevzat-yalcintas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/nevzat-yalcintas/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-II</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[AİZ EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENES CANLI]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN KOYUNCU]]></category>
		<category><![CDATA[İBNÜ’L-USEYMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ED-DUVEYŞ]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAHD]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ALİ BÜYÜKKARA]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED B. SAİD EL-KAHTANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NASIR EL-ÖMER]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SEFER EL-HAVALİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞUYÛHU’S-SAHVE]]></category>
		<category><![CDATA[UYANIŞ ÂLİMLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=900</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17). “… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11). 2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık</p>
<p>artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17).</p>
<p>“… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.</p>
<p>Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11).</p>
<p>2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da bu sayıyı ikiye katlamaya azmetmiş görünüyor! Bu gidişe kör, sağır ve dilsiz kalmak Müslümanlık şöyle dursun insanlık iddiasına da mugayirdir. Merhum Âkif yüz yıl öncesinden ne kadar da beliğ tasvir etmiş hâl-i pürmelâlimizi:</p>
<p>“Müslümanlık pâk sîretten ibâretken, yazık!</p>
<p>Öyle saplandık ki levsiyyâta: Hâlâ çıkmadık!</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak; </strong></p>
<p><strong>Kendi âsûdeyse dünya yansa baş kaldırmamak!</strong></p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi,</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünya gider hem din, eğer yapmazsanız.</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913).” (Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Mutedil Söylem Sahibi Ulemanın Ortadan Kaldırılmasına Karşı Çıkmak</strong></p>
<p>22.05.2019 tarihinde bazı haber sitelerinde Riyad yönetiminin, aralarında tanınmış İslam alimi Selman el-Avde&#8217;nin de yer aldığı din adamlarını ramazandan sonra idam etmeye hazırlandığı ileri sürülmüştü. İngiltere merkezli &#8220;Middle East Eye&#8221; internet sitesinde, iki hükümet kaynağı ve alimlerden birinin akrabasına dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan&#8217;da 2017 yılında tutuklanan Selman el-Avde, Hatip Avad el-Karni ve televizyonda dinî program sunucusu Ali el-Ömeri ramazan sonrasında idam cezasına çarptırılacağı bildirilmişti.</p>
<p>Haberde ifadelerine yer verilen İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson, Suudi Arabistan&#8217;la ilgili gelişmelerde ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın sağladığı ortamın rolüne dikkati çekerek, Trump yönetiminin Suudi Arabistan&#8217;a adeta &#8220;kendi halkına ne zulmü uygularsan uygula biz arkandayız&#8221; mesajı verdiğini belirtmişti.</p>
<p>Twitter hesabında 13,4 milyon takipçisi bulunan Selman el-Avde, mutedil yaklaşımıyla tanınan Sünni bir alim olup 2017&#8217;de tutuklandı. Bir yıl sonra çıkarıldığı mahkemede, &#8220;terör örgütüne liderlik, Riyad&#8217;ın Katar&#8217;a uyguladığı ablukaya karşı çıkma, Müslüman Kardeşler Teşkilatıyla iş birliği, hükümetin başarılarına karşı kinayede bulunma, Katar kraliyet ailesiyle ilişki içinde olma, ulusal güvenliği tehdit, şiddeti kışkırtma&#8221; gibi 37 ayrı suçlamaya maruz kalmıştı. (Ramazan öncesinde idam edilen 37 muhalifle Avde’ye yöneltilen suç listesinin aynı sayıda oluşu da ironik bir mesaj taşıyor olmalı).</p>
<p>Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, cinayete kurban gitmeden iki gün önce katıldığı programda Avde&#8217;nin tutuklanmasıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ı suçlamıştı. Kaşıkçı, &#8220;(Muhammed Bin Selman) Muhalifleri ne pahasına olursa olsun yok edecek&#8230; Selman el-Avde, idam edilirse fanatik olduğu için değil bilakis ılımlı olduğu için idam edilir. Çünkü ılımlı haliyle onu tehdit olarak algılıyorlar.&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p>İnsan hakları karnesi kırık notlarla dolu Suudi Arabistan&#8217;da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ın siyaset sahnesinde yükselmesinin ardından üst düzey aktivist, gazeteci ve din adamlarına yönelik tutuklamaların hız kazandığı herkesin malumudur. Reprieve İnsan Hakları Grubu Twitter&#8217;dan yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan&#8217;da 2019 yılı için 300&#8217;den fazla kişinin daha idam sırasını beklediğini iddia etti (Canlı, 22.05.2019).</p>
<p>Haziran 2000’de büyük mütefekkir Cevdet Said’i Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde yer alan Bi’ruAcem köyündeki evinde ziyaret ettiğimde bir açıklaması hayretimi ziyadesiyle mucip olmuştu. Amerika’da bir üniversitenin kendisini konferansa davet ettiğini ancak vize alamadığından gidemediğini söyleyince ben de; “Siz şiddet yöntemini kategorik olarak reddeden bir insansınız. Size neden vize vermesinler ki?” diye sormuştum. Cevabı küresel sömürge düzeninin çalışma sistemini deşifre eder nitelikteydi: Onlar için en büyük tehdit benim gibi düşünenlerdir. Şiddeti yöntem olarak benimseyenler onların sömürü çarkını döndürmeye yardımcı olduğu için onları çok severler…</p>
<p>Konuya bir başka zaviyeden de bakmakta yarar var: “Muhalefet potansiyelimiz, &#8216;yeni sosyal hareketler&#8217; tarafından &#8216;mikro&#8217; ve &#8216;iç&#8217; meselelere yönlendiriliyor. İsteniyor ki biz, her gün 24 bin çocuğu açlıktan öldüren küresel oligarşiyi değil, belediyelerin niçin köpek barınakları kurmadığını tartışalım. İsteniyor ki biz, Tayland, Laos, Kamboçya gibi ülkelere her yıl çocuk fuhşu için giden 500 bin Batı Avrupalı için Güneydoğu Asya&#8217;da kurulmuş &#8216;legal seks turizmi düzeni&#8217;ni değil, İslami geleneklerin kadını nasıl baskıladığını tartışalım…” (Gültekin, 21.05.2019).</p>
<p>Müslüman toplumu nasıl iç meseleleriyle meşgul ettiklerinin güncel bir numunesi olan asıl konumuza devam edelim:</p>
<p>“Murtaja Qureiris 10 yaşında iken &#8220;Arap Baharı&#8221; kapsamında Suudi Arabistan&#8217;ın doğu bölgesinde gerçekleşen protestolar sırasında abisi güvenlik güçlerince öldürüldü ve bunu protesto etmek amacıyla eylemlere katıldı. Bu eyleme 10 yaşındayken katılan Qureiris, 3 yıl sonra ailesiyle Bahreyn&#8217;e giderken Suudi güvenlik güçlerince tutuklandı. Qureiris&#8217;in, &#8220;polis karakoluna molotofkokteyli atmak, terör örgütüne üye olmak, eylemlerde şiddete başvurmak, abisinin cenazesinde yürüyüş düzenlemek ve halkı isyana teşvik etmek&#8221; suçlarından yargılandığı kaydedilirken, Suudi Arabistan yasalarına göre idam edileceği kaydedildi. Haziran 2019’da 18 yaşında olan ve 5 yıllık tutukluluk sürecinin en az 2 yılını hücrede geçirdiği belirtilen Qureiris&#8217;in, suçlamaları &#8220;ağır işkence ve stres altında&#8221; kabul etmek zorunda kaldığı öne sürüldü.” (Koyuncu, 08.06.2019).</p>
<p><strong>Âlimlere Yönelik İmha Siyasetinin Asıl Sebebini Görmek</strong></p>
<p>Eylül 2017’de Suudi Arabistan’da Ali el-Ömeri, Selman el-Avde, Avaz el-Karni, Nasır el-Ömer gibi onlarca âlim peşpeşe tutuklandı. İbn Bâz ve İbnü’l-Useymîn gibi gelenekçi Vehhabi âlimlerden farklı olarak, Selman el-Avde, Sefer el-Havali, Nasır el-Ömer, Aiz el-Karni, İbrahim ed-Duveyş, Muhammed b. Said el-Kahtani gibi isimlerden oluşan ve kendilerine “<em>şuyûhu’s-sahve</em>” (uyanış âlimleri) denilen yeni Selefi ulema kendilerine yöneltilen teröre destek olma suçunu işlemeleri mümkün olmayan âlimlerdir. Bu yeni akımın en meşhur simaları Selman el-Avde ve Sefer el-Havali olup genel tutum ve tavırlarını Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’dan okuyalım:</p>
<p>“1991 Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’ın ABD yanında duruşu ve Amerikalı askerî personelin ülkede konuşlanması ve üs açması, Avde ve Havali gibi bazı Selefi âlimlerce tenkit konusu yapılmış, söz konusu sert eleştiriler karşısında rejimin kararlarını savunmak resmî görevli ulemaya kalmıştı. Söz konusu tenkitlerle beraber, bir dizi İslamîleştirme muhtevalı reform talebi, o zamanki kral Fahd ile baş müftü İbn Baz’a yazılan ve basın organlarında yayımlanan mektuplarda dile getirildi. Bu mektupların imzacıları arasında hukuk ve fetva konseylerinde, üniversitelerde, vakıflar ve hac işlerinde resmî vazifeli Selefi âlimler de bulunmaktaydı. Avde ve Havali gibi geri adım atmayan âlimler görevlerinden alındılar, yargılanarak uzun süreli hapis cezalarına mahkûm oldular.</p>
<p>Vazgeçmedikleri siyasal İslamcı ve cihatçı görüşlerine rağmen, hem Avde hem de Havali, el-Kaide çizgisindeki bir grup Selefi şeyhin varmış oldukları aşırı çizgiyi onaylamıyordu. 1994-1999 yıllarını cezaevinde geçiren Selman el-Avde, 11 Eylül üzerine yazdığı bir makalesinde, İslam’ın suçsuz insanları, kadın, çocuk ve yaşlıları hedef almayı yasakladığını belirtmekte, bu nedenle uçaklar, alışveriş merkezleri gibi mekânların savaşlarda dahi hedef alınamayacağını bildirmekteydi. Avde’ye göre bu çeşit terör eylemleri İslam ve Müslümanlar açısından bir dizi zararı beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce Filistin, Keşmir ve Çeçenistan mücadeleleri gibi <strong>haklı davalar şaibe altında kalmaktadır</strong>. Davet faaliyetleri, kültürel aktiviteler, eğitim çalışmaları, dünya çapında olumsuz etkilenmektedir. Bu, <strong>din düşmanlarının arzu ettiği bir durum</strong> olup Müslümanlar cani damgası yemekte, bu imaj çarpıtmasıyla insanların İslam’a yönelişine set çekilmektedir.</p>
<p>Avde, orta yolculuğu İslamiyet’in önemli bir prensibi olarak gösterir. ‘Ğulüv’ yani aşırılık, fıtrata ve şeriata ters bir tutumdur. Aşırılık, tarihte Haricilerin yaptığı gibi birtakım şer’i delillere dayandırılsa bile, temel dini talimatlardan ciddi bir sapmadır.</p>
<p>Suudi Arabistanlı yüz elli kadar din âlimi, bilim adamı ve entelektüelin imza attığı “Nasıl bir arada var olabiliriz” başlıklı, “şiddet diline alternatif yaratmak” için dünyaya barış ve diyalog çağrısı yapan açık mektubun imzacıları arasında, Avde ile beraber Aiz el-Karni ve Havali gibi radikal şeyhlerin de bulunması, Sahve’nin benimsediği itidal çizgisinin somut bir göstergesiydi.</p>
<p>Kısa zamanda dünyanın en tanınmış İslam ‘davetçileri’ arasına giren Avde, mezhepçiliği ve din kaynaklı şiddeti kınadı. İntihar saldırılarının şeriatta yeri olmadığını açıkladı. Belki de arkasındaki taraftar gücüne güvenerek cesur çıkışlar yapmaktan çekinmedi. 2006’daki İsrail-Hizbullah savaşında Hizbullah’a açık destek verdi. Bir Selefi şeyhten hiç beklenmeyen bu adım, İslamcı çevrelerde takdirle karşılandı.</p>
<p>Avde’nin 2011 sonrası Arap devrimleri sürecindeki duruşu da zikre değer. Suudilerin müesses dini nizamının önemli figürlerinden Şeyh Salih el-Fevzan sokak gösterilerinin caiz olmadığını söylerken, Avde Arap halklarına sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Yine Mısır’daki askerî darbeye karşı çıkmıştı.</p>
<p>Anlaşılıyor ki Bin Selman, etkili muhalefeti tümüyle etkisiz hale getirmek niyetinde. İşleri ‘de facto’ eline aldığından beri ekonomide belirgin bir iyileşmenin kaydedilmemesi, Yemen’de açık bir yenilgiyle karşılaşması, Katar krizinde ABD tarafından yalnız bırakılması, 32 yaşındaki muhteris prensi daha şimdiden sıkıntıya soktu.” (Büyükkara, 15.09.2017).</p>
<p><strong>Heyet Oluşturup Kral Selman’dan İdamları Durdurmasını Talep Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve akademisyenler, Suudi Arabistan’da idamların durdurulmasına yönelik basın bildirileri yayımladılar. Fas’ta iktidarın başını çeken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PDJ) sivil kanadı ve ülkenin en önemli sivil toplum hareketlerinden kabul edilen Tevhid ve Islah Hareketi, Riyad yönetimine, tutuklu üç din adamını ramazan ayından sonra idam etmeye hazırlandığı haberlerine açıklık getirmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan&#8217;dan, söz konusu haberler doğru ise bu karardan dönmesi ve tutuklu tüm fikir ve din adamlarını serbest bırakmasını istedi. Açıklamada ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri liderlerinden, bu gibi idam hükümlerinin engellenmesi ve alimlerin serbest bırakılması için gerekli tüm gayretin gösterilmesi talep edildi. Ancak ne Suudi Arabistan yönetiminden, ne de dönem başkanlığını Türkiye’nin yaptığı ancak Suudi Arabistan’ın güdümünde kalmaya devam eden İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan henüz bir açıklama gelmiş değil.</p>
<p>İİT dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin, üye ülkelerden seçerek oluşturacağı mütenasip bir heyeti Kral Selman’a idamları durdurma talebiyle göndermesi müspet netice verecektir. Nitekim 1995 yılı Ağustos ayında Kral Fahd’a özel elçi olarak gönderilen merhum Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın hikmetli yaklaşımı idam hükmü kesinleşmiş 55 tır şoförünün affedilmesiyle neticelenmişti (Yalçıntaş, 2012: 780 vd.).</p>
<p>Merhum Âkif’in tasviriyle açtığımız bahsi yine onun ikazıyla noktalayalım:</p>
<p>“Yâ İlâhî bize tevfikini gönder&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Ey cemaat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak.</p>
<p>Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!”</p>
<p>(Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Büyükkara, Mehmet Ali; “<strong>Suudi Arabistan’da Sahve Şeyhlerinin Tutuklanması Ne Anlama Geliyor?</strong>” www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/suudi-arabistanda-sahve-seyhlerinin-tutuklanmasi-ne-anlama-geliyor/911197, 15.09.2017.</li>
<li>Canlı, Enes; “<strong>Suudi Arabistan&#8217;ın İslam alimlerini idama hazırlandığı iddiası</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistanin-islam-alimlerini-idama-hazirlandigi-iddiasi/1484556, 22.05.2019.</li>
<li>Ersoy, Mehmet Âkif; <strong>Safahat</strong>, Çağrı Yay., İstanbul 2013.</li>
<li>Gültekin, Mücahit; https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=893950307611944&amp;id=100009909484275, 21.05.2019.</li>
<li>Koyuncu, Hüseyin; “<strong>Ağabeyi öldürüldüğü için eylem yapan Suudi çocuk &#8216;isyana teşvikten&#8217; idamla karşı karşıya</strong>”, https://tr.euronews.com/2019/06/08/agabeyi-olduruldugu-icin-eylem-yapan-suudi-cocuk-isyana-tesvikten-idamla-karsi-karsiya.</li>
<li>Sabah; “<strong>Fas&#8217;tan Suudi Arabistan&#8217;a &#8220;idam&#8221; tepkisi</strong>”, https://www.sabah.com.tr/dunya/2019/05/26/fastan-suudi-arabistana-idam-tepkisi.</li>
<li>Yalçıntaş, Nevzat; <strong>Türkiye’yi Yükselten Yıllar: Hatıralar</strong>, 2 c., İşaret Yayınları, İstanbul 2012, 968 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUHAMMED ALİ GİBİ ONURLU BİR DURUŞ SERGİLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/muhammed-ali-gibi-onurlu-bir-durus-sergileyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/muhammed-ali-gibi-onurlu-bir-durus-sergileyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2016 09:04:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Cassius Clay]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Gökalp]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Yalçıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=341</guid>

					<description><![CDATA[Geçen hafta çağının şahidi merhum Muhammed Ali’yi hayırla yâd etmiştik. Kıymetli dostlarım, müdekkik okurlarım sağ olsunlar yine çok değerli yorum ve değerlendirmelerini gönderdiler. Bunlardan birisini sizinle paylaşmam vacip oldu. Zira, hocaların hocası Nevzat Yalçıntaş’ın bin sayfaya baliğ olan pek kıymetli hatıratından özetle iktibas ettiğim bu bölüm, Muhammed Ali’nin onurlu duruşunu açıkça sergilemesi açısından çok önemlidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta çağının şahidi merhum Muhammed Ali’yi hayırla yâd etmiştik. Kıymetli dostlarım, müdekkik okurlarım sağ olsunlar yine çok değerli yorum ve değerlendirmelerini gönderdiler. Bunlardan birisini sizinle paylaşmam vacip oldu. Zira, hocaların hocası Nevzat Yalçıntaş’ın bin sayfaya baliğ olan pek kıymetli hatıratından özetle iktibas ettiğim bu bölüm, Muhammed Ali’nin onurlu duruşunu açıkça sergilemesi açısından çok önemlidir. Katkılarını, yorum ve değerlendirmelerini esirgemeyen okur dostlarıma, özellikle bu hatıratı paylaşan Nevzat Gökalp’e candan teşekkür ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhammed Ali ile Göz Yaşları İçinde Kucaklaşmak</strong></p>
<p>“… Londra’nın gene sisli günlerinden biriydi. Pansiyonda oturmuş ders çalışıyordum. O sırada Müslümanların kültürel faaliyetler yaptığı ve bir de camisi olan Londra Kültür Merkezi’nden bir telefon geldi. Daha önce kendisiyle de tanıştığım bir şahıs telefonda “Yalçıntaş! Buraya kadar gelebilir misiniz? Amerika’dan gelen boksörler var. Biri de meşhur Cassius Clay… Yanında başka boksörler de var. Müslüman olmuşlar. Üyelerimiz arasında boksör olan, bu işten anlayan bir tek sen varsın. Gelip bunlarla meşgul olmak ister misin?” diye soruyordu… Clay ile telefonda konuşarak ertesi gün kaldığı otelde buluşmak üzere anlaştık. Bu arada kendisine beni tanımasını kolaylaştıracak fiziki özelliklerimi ve kıyafetimi tarif etmeyi de unutmadım…</p>
<p>Tam sözleştiğimiz saatte otelin lobisindeydik. Onlar da resepsiyonda oturmuş bizi bekliyorlardı. Clay, boksör olan kardeşi ve kendi sıkletlerinde maç yapacak diğer boksörler olmak üzere beş-altı kişilerdi. Ben Clay’i tanır tanımaz hiç tereddüt etmeden ona doğru yürüdüm. Telefondan dolayı eşkâlimi bildiği için o da bana doğru yürüdü. Boylu poslu, yakışıklı, temiz yüzlü, 23-24 yaşlarında bir delikanlıydı. Önce karşılıklı selamlaştık. <u>Selamlaşmanın arkasından Clay birden kelimeyi şahadet getirmeye başladı</u>:</p>
<p>“<em>Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah</em>…” Kelimeyi şahadet getirmekle Müslüman olduğu mesajını verdikten sonra <u>kollarını bana doğru açtı, ben de aynı şekilde mukabele ederek samimi duygularla kucaklaştık</u>. Bir de baktım ki, <u>gözlerinden pıtır pıtır yaşlar dökülüyor</u>. Doğrusunu söylemek gerekirse, o an hem duygulandım, hem şaşırdım. Teessürünün nedenini tahmin ettiysem de, “Sizi teessüre sevk edecek bir şey mi oldu?” anlamında bir soru sorunca, Clay hemen toparlandı ve “Hayır, hayır! Bir yanlışlık yok! Bunlar mutluluk gözyaşları…” diyerek bana teminat verdi. Sonra da şaşkın bakışlarımı yatıştırırcasına hiç unutamadığım şu sözleri ekledi:</p>
<p><strong>“Şu yaşımdayım, hayatımda bana sarılan ilk beyaz adam sizsiniz!” </strong></p>
<p>Bu sözün ne derin anlamlar içerdiğini o günkü Amerikan toplumunun sosyolojisinden haberi olmayanların anlaması mümkün değildir. Bu olaydan bir kaç sene sonra ben de Amerika’ya gittim. Daha önceden okuyarak, basından takip ederek ilmelyakin bildiğim Amerikan sosyal yapısını bu kez aynelyakin müşahede ettim. <strong>O günlerde beyazlarla zenciler aynı araçta seyahat bile edemezlerdi</strong>! Tramvayda da, belediye otobüsünde de siyahlara ayrı bir yer ayrılmıştı. Onlar bu araçların arka tarafında, beyazlar ise ön tarafında oturmak zorundaydı. Birçok lokantada ise bırakın ayrı yerde oturmayı, <strong>beyazların gittiği lokantalara siyahlar giremezlerdi bile</strong>!&#8230;</p>
<p>O dönemde ABD’deki <strong>özel okullara kesinlikle siyah öğrenci almazlardı</strong>! Hayatın her alanında <strong>zenciler ikinci sınıf muamele görür</strong>, yasalar da özenli uygulanmazdı. Gerek bir din adamı olan <strong>Martin Luther King</strong>, gerekse bir Müslüman lider olan <strong>Malcolm X</strong>, o süreçte şer odakları tarafından vurularak<strong> öldürüldüler</strong>. Zencilere, özellikle de <u>Müslüman olmuş zencilere karşı fevkalade vahşiyane bir tutum sergileniyordu</u>. İşte Clay böyle bir toplumdan geliyordu. Bu sebeple, <u>bir beyaz tarafından samimiyetle, kardeşçe duygularla kucaklanmanın onu ne kadar duygulandırabileceği</u>ni anlamak gerekiyordu.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mühtedi Kardeşine Namaz Hediye Etmek</strong></p>
<p>“Clay gayet nazikâne “Sizi odamızda ağırlayabilir miyiz?” diye sordu. Olumlu cevap vermem üzerine oteldeki odalarına çıktık. Biraz konuştuktan sonra, Clay tarihî niteliği olan şu sözleri söyledi:</p>
<p>“Biz yeni Müslüman olduk. Benim ismim artık Cassius Clay değil, <strong>Muhammed Ali</strong>’dir. Fakat henüz Müslümanlığımı açıkça ilan etmedim. <strong>Müslüman olduk ama henüz namaz kılmasını bilmiyoruz</strong>.”</p>
<p>“Eğer arzu ediyorsanız ben size öğretebilirim” dedim. Memnuniyetlerini belirterek hemen harekete geçtiler. Temiz çarşaflardan birini alıp yere serdik… Şehrin konumundan yola çıkarak kıble tahmini yaptım ve onlara da izah ederek namazda yönümüzü mukaddes <strong>Kâbe cihetine dönmemiz gerektiği</strong>ni anlattım. Yüksek sesle önce sabah namazının sünnetini, sonra da farzını kıldım. Buna namaz değil de namaz tatbikatı denebilir. Bitirdikten sonra muhtelif sualler sordular. Muhammed Ali, “Kardeş, biz bu duaları bilmiyoruz” dedi. Ben de “Zararı yok. <u>Bildiğiniz ayetler hangileriyse siz onlarla kılın</u>, <strong>ama kılmaya devam edin</strong>. Bu arada bilmediğiniz dua ve sureleri de öğrenmeye çalışırsınız. Şimdi ise yeteri kadar dua ve sure bilmiyorsanız namazda “Subhanallah” deyin, “Allah” deyin veya bildiklerinizi hep tekrar edin” dedim. <u>Bu kolaylığı öğrenince çok sevindiler</u>. Muhammed Ali hiç unutmadığım şu güzel sözlerle karşılık verdi:</p>
<p>“<u>Namazı öğretmekle bize büyük bir hediye vermiş oldunuz</u>. Şimdi biz de size küçük bir hediye vermek istiyoruz. Sizinle bugünkü öğle yemeğimizi beraber yemek istiyoruz” dedi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmanın Halâvetini Tatmak ve Müslümanlığın Neş’esini Yansıtmak</strong></p>
<p>“Muhammed Ali gayet sevecen, hoş sohbet bir insandı. Yemek süresince candan bir sevecenlikle konuşuyor, espriler yapıyordu. Birden sustu. Çehresini tedirginlik ve suskunluk kapladı. İşte, Muhammed Ali’nin neden henüz Müslümanlığını açıklamadığını izah edecek enteresan olaya da bu şekilde tanık olmuş oldum. Etrafa bakınınca karşıdan çelimsiz, kısa boylu, altmış yaşlarında, hafif sarışın, fötr şapkalı zayıf bir adamın bize doğru gelmekte olduğunu gördüm. Muhammed Ali, suskunluğunu bozmadan bana öyle bir bakış attı ki, bu bakıştan aramızda geçen konuşmalardan hiç kimseye bahsetmememin istendiğini hemen anladım. Ben de “Hiç merak etme, kimseye bir şey anlatmam!” mesajı verecek şekilde gözlerimle, yüzümdeki ifademle ona karşılık verdim.</p>
<p>O şahıs geldi, Muhammed Ali’nin yanına yaklaştı, bir süre kendi aralarında konuştuktan sonra ayrılıp gitti. Konuşma sırasında en dikkat çekici sahne, <u>adamın merakla yüzüme bakması, buna karşılık Muhammed Ali’nin beni onunla tanıştırma anlamında hiçbir teşebbüste bulunmamasıydı</u>. Adamın bana olan bakışlarından Muhammed Ali’nin bizim gibi yabancılarla bir arada olmasından rahatsız olduğu, Muhammed Ali’nin tanıştırmamasından da o adama karşı belirli bir mesafe içinde olmayı istediği mesajını almıştım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tedbiri Elden Bırakmamak ve Hikmetli Davranmak</strong></p>
<p>Adam gidince Muhammed Ali’nin neşesi tekrar yerine geldi, sevecen yüzüyle gülümseyerek açıkladı:</p>
<p>“Bu adam benim menajerimdir… Onlar beni hâlâ Hıristiyan zannediyorlar. Müslümanlığımı çok titiz bir şekilde saklıyoruz. Çünkü Müslüman olduğum ortaya çıkarsa bir Müslüman’a dünya şampiyonluğu unvanını vermezler!” “Peki, seni zorla mı yenecekler? Hak ettiğin takdirde buna nasıl mani olacaklar?” diye sorunca, “Hayır!” dedi. “<strong>Beni maça bile sokmazlar</strong>! Ne zaman ki bu maç bitecek ve galibiyetim tescillenecek, işte o zaman basın toplantısıyla hakiki ismimi söyleyeceğim.”</p>
<p>Böyle süreçlerde her şeyi hesap etmenin önemli olduğuna ben de inanırım. Dışarıdan bakanlar bunu <u>aşırı ihtiyatlılık</u> olarak görebilirler. Bir meselenin arka planını bilmiyorsanız, o hareketin niçin yapıldığı, neden yapıldığı konusunda olumsuz mütalaalarda bulunmamalısınız. Aksi takdirde ya <u>gıybet yapmış</u>, ya <u>iftiracı durumuna düşmüş</u>, ya da sonradan <u>acı acı mahcubiyet duyacağınız bir yanılgıya razı olmuş </u>olursunuz. Yaptığınız olumsuz değerlendirmeler her halükârda size ve tarafınıza zarar vermiş olur.</p>
<p>Yemekten sonra Muhammed Ali İngiliz boksör Henry Cooper ile yapacağı unvan maçına mutlaka gelmemiz ricasında bulunarak bize ilgimizden dolayı teşekkürler etti. Sonra da güzel duygular içinde ayrıldık…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Stratejiyi Doğru Kurup İsabetli Hamleler Yapmak</strong></p>
<p>“İngiltere’deki büyük maç 18 Haziran 1963’te Londra’nın en büyük spor mekânlarından birinde yapılıyordu. Stadyum tıklım tıklım doluydu. Önce hafif sıkletteki karşılaşmalar yapıldı. Nihayet sıra herkesin heyecanla beklediği ağır sıklet karşılaşmaya geldi. Muhammed Ali o meşhur enerjik ve zarif hareketleriyle ringe çıkınca seyirci sıralarında müthiş bir tezahürat koptu. Hakem maçı başlatır başlatmaz, Muhammed Ali ringde bir kelebek gibi dans etmeye başladı. Dans eder gibi rakibin etrafında dolanmak bir boksör için sanıldığı kadar kolay değildir. Mütemadiyen yer değiştirecek, fırsat bulduğunuz anda da tesirli vuruşlar yapacaksınız. Neticede karşınızdaki insan da hiç hareketsiz değildir. Ancak; kelebek gibi zarif hareketlerle <strong>rakibinin yön duygusunu iyice zayıflatan</strong> Muhammed Ali, bu işi gerçekten iyi yapıyordu. Bunu da Allah vergisi bir kabiliyet saymak gerekir.</p>
<p>Avrupa Boks Şampiyonu Henry Cooper isimli İngiliz beyaz boksör Muhammed Ali’nin hareketleri karşısında <strong>şaşkına döndü</strong>, <u>yumruğunu nereye savuracağını bilemez bir hale düştü</u>. Tam vurmayı planladığı anda Muhammed Ali çevik bir hareketle başka bir pozisyona geçiyordu. Maçın ilk rauntları Muhammed Ali’nin ustaca <strong>rakibini yorma</strong> taktikleriyle geçti… Nihayet Muhammed Ali, <u>kollarının uzunluğuna rakibini yormuş olmanın avantajını da katarak</u> İngiliz boksörü yenmeyi başardı. <strong>İngilizler fevkalade müteessir oldu</strong>. Çünkü o tarihe kadar Avrupa şampiyonluğunu ellerinde tutuyorlardı. Sporda bir dalın şampiyonluğunu elde tutmak, bugün olduğu gibi o gün de bir ülke için prestij kaynağıydı. Muhammed Ali’yi dünya şampiyonluğuna götürecek yol ise mevcut Avrupa Şampiyonunu mutlaka yenmekten geçiyordu… Nitekim bu maçtan yaklaşık bir yıl sonra <strong>25 Şubat 1964</strong>’te <u>Dünya Şampiyonu Sonny Liston&#8217;ı nakavtla yenerek “Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu” unvanını kazandı</u>.</p>
<p>Londra’daki galibiyet anı gerçekten görülmeye değerdi. Muhammed Ali’nin taraftarları derin bir coşkuyla bağırıyor, koca stat bir kalkıp bir oturuyordu. Muhammed Ali’de <u>belirgin bir yorgunluk görünmüyordu</u>. Şampiyonluğu ilan edilir edilmez, ilginç tarzıyla ellerini kaldırdı ve ‘durun!’ der gibi yaparak dünyanın unutamayacağı bir gösteri yaptı: Yüksek sesle “<strong>Tacımı getirin</strong>!” dedi ve şu sözleri ekledi:</p>
<p>“Ülkeniz İngiltere’de <strong>bir kraliçeniz var. Ancak bu ülkede bir de kral olmalı</strong>!” Daha önceden hazırlanmış olmalı ki, hemen bir taç getirip eline verdiler, o da alıp başına koydu. Tabii, <strong>İngilizler bu espriye çok bozuldu</strong>. Espri mahiyetindeki bu tür gösterilere spor dünyasında çok rastlanır. Sporcular alçakgönüllülüğe pek riayet etmeksizin böyle şovlar yapmayı severler.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yüzünden Tebessümü Eksik Etmemek</strong></p>
<p>“Muhammed Ali sadece sporcu olarak değil, <u>sempatikliği ile de gönüllerde taht kurmuş </u>bir kişidir. Boks sporunu onun kadar iyi temsil eden, onun kadar sevilen, bu sporu onun kadar zarif, onun kadar centilmence yapan bir başka boksör yoktur. Aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen insanlar onu hâlâ unutmuş değildir.</p>
<p>Muhammed Ali ile ilişkimiz daha sonraki yıllarda da devam etti. Benim de ilgililere hatırlatmamla yapılan davet üzerine 1976 yılının Ekim ayında Türkiye’ye gelmiş ve Sultanahmet Camii’nin önünde toplanmış yaklaşık yüz bin kişilik bir kalabalık tarafından büyük bir sevgi hâlesiyle kuşatılmıştı. O günlerde Başbakan Yardımcısı olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile Sultanahmet Camii’nde namaz kılmış, caminin içi, avlusu ve dışı Alman Çeşmesi’ne kadar tıklım tıklım cemaatle dolmuştu…</p>
<p>Muhammed Ali, TGRT Televizyonu’nun açılış programına katılmak üzere davetimiz üzerine Mayıs 1993’te de Türkiye’ye gelmişti&#8230;</p>
<p>Muhammed Ali’yi yıllar sonra televizyonda Atlanta’daki Olimpiyat Meşalesi’ni yakarken gördüm. Bütün zamanların bu en etkili, en yetenekli, en zarif boksörü böylece bir kere daha bütün haşmetiyle TV ekranlarından yüz milyonlarca insana görünme fırsatı bulmuş oldu…”</p>
<p>Muhammed Ali’ye ilişkin hatıratın tamamını ve zamanda yolculuk yapma imkânı sunan diğer özgün hatıraları okumak için merhum Yalçıntaş hocamızın değerli eserine başvurmanızı tavsiye ediyorum.</p>
<p>Çağına şahitlik eden her iki mühim şahsiyete, merhum Muhammed Ali ile bu iktibasın yayınlandığı günün akşamında can emanetini teslim eden merhum Nevzat Yalçıntaş’a Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ul>
<li>Nevzat Yalçıntaş; “Dünya Boks Şampiyonu Muhammed Ali İle Tanışmam”, <strong>Türkiye&#8217;yi Yükselten Yıllar / Hatıralar </strong>içinde, İşaret Yayınları, İstanbul 2012, s.301-314.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/muhammed-ali-gibi-onurlu-bir-durus-sergileyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
