<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmed Âkif Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mehmed-akif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mehmed-akif/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:55:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 09:11:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:85]]></category>
		<category><![CDATA[11:113]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[2:191]]></category>
		<category><![CDATA[2:217]]></category>
		<category><![CDATA[21:35]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[22:53]]></category>
		<category><![CDATA[24:63]]></category>
		<category><![CDATA[29:2]]></category>
		<category><![CDATA[33:14]]></category>
		<category><![CDATA[37:162]]></category>
		<category><![CDATA[39:49]]></category>
		<category><![CDATA[4:91]]></category>
		<category><![CDATA[49:6]]></category>
		<category><![CDATA[5:41]]></category>
		<category><![CDATA[5:71]]></category>
		<category><![CDATA[57:14]]></category>
		<category><![CDATA[6:23]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[64:15]]></category>
		<category><![CDATA[7:155]]></category>
		<category><![CDATA[8:25]]></category>
		<category><![CDATA[8:73]]></category>
		<category><![CDATA[85:10]]></category>
		<category><![CDATA[9:126]]></category>
		<category><![CDATA[9:47-49]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[fısk]]></category>
		<category><![CDATA[M. Bâsim Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Râğıb el-İfahani]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=350</guid>

					<description><![CDATA[“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25). Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb</em>; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen şer güçlerine uşaklık eden bir grup satılmış hainin 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı kalkıştığı darbe girişimi vehle-i ûlâda muvaffakiyetle püskürtülmüş olmakla birlikte, tutuşturdukları fitne ateşini söndürmek daha meşakkatli olacak gibi görünmektedir. Bu sebeple, fitne ateşine odun taşımaktan uzak durmak ve küçük hesaplar peşine düşüp fırsatçılık yaparak fitne ateşini yakanlara hizmet etme hamakatine düşmemek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne: Cevheri Cüruftan Ayırmak İçin Madeni Ateşte Eritmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor.”</p></blockquote>
<p>Arapça “<strong><em>f-t-n</em></strong>” kökünden türeyen “fitne” kelimesi sözlükte; “ateşe atma, yakma, imtihan, sınanma, kargaşa, bela, salgın musibet, kötülük, sapma, yoldan çıkma, fettan, meftun, baskı kurma, iç savaş” anlamlarına gelmekte olup Lisânu’l-Arap, Tâcu’l-Arûs gibi lugatler “fitne” kelimesine “iyisini kötüsünden ayırt etmek için altını ve gümüşü ateşte eritmek” anlamı vermektedir (1,2).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “<em>f-t-n</em>” kökünden türetilmiş 60 kelime geçmekte olup bunların 23’ü “fetene/yeftinu/yuftenu…” gibi çeşitli fiil formlarında, 34’ü “fitne” şeklinde isim olarak, 1 âyette “fütûn” şeklinde masdar/hâl olarak, 1 âyette “fâtinîn” şeklinde fail olarak, 1 âyette de “meftûn” şeklinde meful olarak kullanılmıştır (3).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de geçen “f-t-n” kökünden türetilmiş kelimelere bağlamına göre şu gibi anlamlar verilmiştir:</p>
<p>“İmtihan etmek, kötülük etmek, azap/işkence/eziyet etmek, uzaklaştırmak, saptırıcı, delilik, karışıklık, çare, günah, hile, tuzak, kuruntu, nifak, sıkıntı, rüsvâlık, alay, oyuncak.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Herkese Çarpan Fitneden Uzak Durmak</strong></p>
<blockquote><p>“Hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd görünen Müslüman cemaatlerin kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!”</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmed Âkif’in, bir asır önce Sırât-ı Müstakîm dergisinde yayımlanan yazısı sanki bugünümüz için yazılmış (5):</p>
<p>“Bir de, belanın öylesinden sakınınız ki: O hiçbir zaman yalnız içinizden zâlimlere isabet etmez; sonra, bilmiş olunuz ki Allah’ın azâbı yamandır.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Bu âyet-i kerime “Ey mü’minler, Allah ile Peygamber’in size hayat verecek olan davetine icabet ediniz&#8230;” (8:24) meâlindeki âyet-i kerimenin altındadır. “Belâdan sakınınız” demek, o <strong>belâyı getirecek sebeplerden sakınınız</strong>&#8230; demektir ki, bu sebeplerin en başlıcası <strong>fitne</strong> lâfzının medlûlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın Değişmeyeceğini; Kurunun Yanında Yaşın da Yanacağını Bilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bu kanlı dedikodulara biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyazen billah- evvelkilerin uğradığı akıbet-i fecîaya uğrayacak!”</p></blockquote>
<p>Şimdi, bu iki âyet-i celîleden şu hakîkat sarâhaten anlaşılıyor ki: Her biri cemaat-i müslimîn için sermedî bir hayat olan evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; geldiği zaman kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.</p>
<p>Ne yapalım, kanûn-i ilâhî böyle: Kurunun yanında yaş da yanıyor. Beş on kişinin uyandırdığı fitne yangını binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca hanümânın külünü havaya savurmaktan geri kalmıyor. Evet, bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor. Hakîm şâir Ziya Paşa merhumun dediği gibi, Kahhâr-ı Zülcelâl;</p>
<p><em>Bir mülkü bir harîs-i sitemkâr için yıkar; </em></p>
<p><em>Bir kavmi bir münâfik ile târumâr eder.</em></p>
<p>Pekala! Böyle bir, iki, beş, on, yirmi, elli, yüz&#8230; Hattâ bin, hattâ birkaç bin suçlunun cezâ-yı amelini geride kalan milyonlarca bîgünaha çektirmek, adalet-i ilâhiyeye sığar mı? Bu suali ukde-i hâtır etmek bile haramdır.</p>
<p>Çünkü Hallâk-ı Hakîm, bu âlem-i hilkat için, hiçbir zaman değişmeyecek birtakım <strong>kanunlar</strong> vaz’ etmiş; o kanunların mahiyetini, ebediyetini, lisan-ı şeriatle bütün mükellef olan insanlara bildirmiş; hem onların bizim hayatımıza, bizim selâmetimize taalluk eden kısmını iyice anlayabilmemiz için gâyet basit, gâyet vâzıh bir sûrette tertîb eylemiş; sonra, yine bizim selâmetimiz nezd-i rahmânîsinde pek matlûb olduğu için; “Sakın bu kanunların gösterdiği yoldan ayrılmayınız, zira mahvolursunuz.” ihtârını daima tekrarda bulunmuş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zâlimlere İtimat Etmemek ve Sırtını Düşmanlara Dayamamak</strong></p>
<blockquote><p>“Evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.”</p></blockquote>
<p>Artık biz kalkar da Allah’ın evâmirine kulak vermez; Allah’ın gösterdiği yolu tutmaz; bilakis bizi helâk uçurumlarına doğru götürmek isteyen bir şirzime-i fesâdın bile bile arkasına düşersek; adâlet-i ilahiye için bizi tedîb etmemek kâbil olur mu?</p>
<p>“Zâlimlere dayanmayınız, yoksa yanarsınız!” (Hûd, 11:113) tehdidi gibi erbâb-ı zulme yaklaşmaktan nehy eden; “Ey iman edenler! Bir fâsık size bir haber getirirse…” (Hucurât, 49:6) ihtârı gibi basiret ve ihtiyat tavsiyesinde bulunan âyât-ı kerime ne kadar çoktur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yabancılar Hesabına, Kendi Kötülüğüne, Bu Ne Çalışkanlık!&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Yazıklar olsun ki kendilerinin pek sağlam Müslüman olduklarına kâil olan çoğumuz bu tehditlerden, bu ihtarlardan zerrece müteessir, hattâ haberdar değil!</p>
<p>Hayatlarını bizim ölümümüzde arayan yabancı milletlerle yabancı hükümetlerin aramıza serpiştirdiği nifak, fesad, kavmiyet, cinsiyet, ırk davalarını; hülâsa vahdet-i milliyemizi perişan edecek her türlü esbâb-ı izmihlâl tohumlarını bir an evvel büyütmek, bir an evvel mahsul verecek devre-i kemâline getirmek için o kadar faaliyet gösteriyoruz ki:</p>
<p>Hayrına, hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd, o derecede kalp görünen Müslüman cemaatlerin kendi şerlerine, kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanlı Dedikodulara Kulak Asarsak Bu Fitne Hepimizi Batıracak!</strong></p>
<p>Ey cemâat-ı müslimîn, Allah için olsun geliniz, bu tefrikalara, bu kavmiyet, bu lisan, bu bilmem ne gürültülerine nihâyet veriniz!</p>
<p>Çünkü tehlike, olanca şiddetiyle her taraftan yüz göstermeye başladı. İbret almak için maziye dönüp bakmaya artık ne hâcet var, ne de vakit! İyice görüyorsunuz ki, bu kanlı dedikodulara; bu sırf dedikodudan çıkan kıtallere biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyâzen billâh- evvelkilerin uğradığı âkıbet-i fecîaya uğrayacak!</p>
<p>Ey Allah’ım! Kavmime hidâyet eyle. Çünkü onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!” (5).</p>
<p>Merhum Âkif’ten iktibas ettiğimiz bu bölümü, onun yazısına serlevha olarak seçtiği âyetin (8:25) manzum meâli sadedindeki şu mısralarıyla noktalayalım:</p>
<p>Nifâka buğz ediniz hâlisen li-vechillâh;</p>
<p>Halâs eder sizi ihlâsınızla belki İlâh.</p>
<p>Münâfığın sonu gelmez, söner sefil ocağı&#8230;</p>
<p>Bugün tüterse henüz gelmemiş, demek ki, çağı!</p>
<p>Nedir ki, verdiği yangınla memleket de biter,</p>
<p>Saçak tutuşmadan evvel basılmamışsa eğer.</p>
<p>Yanında yaş da yanar, çâresiz, yanan kurunun&#8230;</p>
<p>Diyor Kitâb-ı İlâhî: <em>“O fitneden korunun,</em></p>
<p><em>Ki sâde sizdeki erbâb-ı zulmü istîlâ</em></p>
<p><em>Eder de, suçsuz olan kurtulur değil aslâ!&#8230;”</em></p>
<p>Hesâb edin ne kadar bîgünâhın aktı kanı&#8230;</p>
<p>Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı!</p>
<p>Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı&#8230; Günah!</p>
<p>Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallâh!</p>
<p>Sararsa hangimizin hânümânı kurtulacak?</p>
<p>O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!</p>
<p>Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,</p>
<p>Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı? … (6).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne Ateşini Kur’an’ın Kılavuzluğuyla Söndürebilmek</strong></p>
<p>Fitne ateşini tutuşturanlara ve türlü yöntemlerle körükledikleri bu ateşi büyüterek sadece ümmet-i Muhammed’in umudu olan Türkiye’yi değil bütün Müslüman ülkeleri yakmayı amaçlayan şer ittifakına ve gönüllü uşaklarına fırsat vermemek ve azgın heveslerini kursaklarında bırakmak için Kur’an’ın kılavuzluğuna her zamankinden daha fazla muhtacız:</p>
<p>“<em>el-Fitnetu eşeddu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 2:191).</p>
<p>“<em>el-Fitnetu ekberu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir olaydır.” (Bakara, 2:217).</p>
<p>“<em>Kullemâ ruddû ile’l-fitneti urkisû fîhâ</em>; Ne zaman (mü’minler aleyhine bir) <strong>fitne</strong>ye/entrikaya davet edilseler, içine balıklama dalarlar!” (Nisâ, 4:91).</p>
<p>“Ey Rasûl! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen kimseler arasından inkârda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından <em>yalanı can kulağıyla dinleyen</em> ve sana başvurmak yerine <u>başka insanların laflarına kulak kesilenler</u> de.. Onlar, sözleri asıl <u>bağlamlarından kopararak</u> manalarını çarpıtırlar, “Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!” derler. Allah birini <strong>fitne</strong>ye sokmayı dilemişse, Allah’ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, <u>Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği</u> kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.” (Mâide, 5:41).</p>
<p>“Zira kendilerine bir <strong>fitne</strong>/bela gelmeyeceğini sanarak <u>kör ve sağır davrandılar</u>. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Bunun ardından onların çoğu yine körleşti ve sağırlaştı: ama <u>Allah yaptıkları her şeyi görmektedir</u>.” (Mâide, 5:71).</p>
<p>“Bunun ardından, “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi.” demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler.” (En’âm, 6:23).</p>
<p>“Musa, … &#8220;Rabbim!&#8221; dedi, &#8220;Şimdi <u>içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizleri de helak eder misin</u>? Bu Senin fitneyle sınamandan başka bir şey değil; onunla dilediğini sapıklığa terk eder, dilediğini de doğru yola yöneltirsin!&#8230;” (A’râf, 7:155).</p>
<p>“Zira aklınızdan çıkarmayın ki, mallarınız ve çocuklarınız birer fitne/sınav aracıdır; ve bilin ki katında en büyük ecir bulunan Allah’tır!” (Enfâl, 8:28. Keza Teğâbun, 64:15).</p>
<p>“Artık onlarla fitne/zulüm sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (yönelik tüm baskılar kaldırılıncaya) kadar savaşın! Ne ki baskıya bir son verirlerse, unutmayın ki Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.” (Enfâl, 8:39).</p>
<p>“Nitekim, küfre saplananlar (da) <u>birbirleriyle dayanışma içindedirler</u>. Ancak, siz (mü’minler de) de böyle yapmadıkça (dayanışma içinde hareket etmedikçe) yeryüzünde zorbalık ve büyük bir baskı hakim olacaktır.” (Enfâl, 8:73).</p>
<p>“Eğer (münafıklar) sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Zira içinizden kendilerini can kulağıyla dinleyecek olanları görüp aranıza daha fazla fitne sokmak amacıyla saflarınıza daha bir sokulacaklardı: ama Allah o zalimleri çok iyi bilmektedir. Zaten onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalışmışlar ve sana karşı türlü işler çevirmişlerdi; ta ki hak tecelli edinceye ve Allah’ın yasası onların hoşuna gitmeyecek bir biçimde gerçekleşinceye dek. Onlardan kimileri de &#8220;İzin ver bana, beni fitneye/günaha sokma!&#8221; der. Şu işe bakın ki, baştan ayağa günaha gömüldüler: Üstelik, nankörlükte ısrar edenler bir de cehennem tarafından kuşatılacaktır.” (Tevbe, 9:47-49).</p>
<p>“Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez fitneye (sınava, skandala) konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!” (Tevbe, 9:126).</p>
<p>“Yalnızca Allah’a güvenip dayandık: Rabbimiz! Bizi zalim bir topluluğun elinde fitne konusu yaparak rüsva etme!” (Yûnus, 10:85).</p>
<p>“Her can ölümü tadacaktır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile fitneye/sınava tabi tutuyoruz: zaten sonunda bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21:35).</p>
<p>“Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir fitne/musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.” (Hacc, 22:11).</p>
<p>“(Allah’ın) Şeytan’ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.” (Hacc, 22:53).</p>
<p>“Rasul’ün davetini, sakın birbiriniz arasındaki herhangi bir davet gibi algılamayın! Doğrusu Allah, aranızdan kimselere sezdirmeden sıyrılıp çıkmak isteyenleri biliyor. Şu halde onun emrine karşı gelen kimseler, başlarına (bu dünyada) bir musibetin (ahirette ise) can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” (Nur, 24:63).</p>
<p>“İnsanlar yalnızca &#8220;iman ettik&#8221; demekle, sınanıp denenmeden (fitneye; ayıklamaya tabi tutulmadan) bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebût, 29:2).</p>
<p>“Eğer şehirleri saldırıya uğrasaydı ve (düşman tarafından) fitne çıkarmaları istenseydi, (ikiyüzlüler) hiç tereddüt etmeden bunu hemen yaparlardı.” (Ahzâb, 33:14).</p>
<p>“Hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz (fitnecilik yapamazsınız)!” (Sâffât, 37:162).</p>
<p>“Ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa &#8220;Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım&#8221; der; ama hayır, aksine o bir sınav (fitne) aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.” (Zümer, 39:49).</p>
<p>“(Münafıklar) seslenecekler: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: ‘Elbette! Ama siz kendi kendinizi fitneye/ tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah’ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz; dahası, o (kafa) sizi Allah ile aldatarak gurura sürükledi.’” (Hadîd, 57:14).</p>
<p>“Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde fitne konusu/oyuncak etme! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane, 60:5).</p>
<p>“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir!” (Burûc, 85:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “fitne” kelimesinin geçtiği tüm âyetlerin meâlini vermek bahsi çok uzatacağından bu kadarla iktifa etmek durumundayız. Rabbim bizleri fitne ateşini tutuşturanlardan ve o ateşe bir şekilde odun taşıyanlardan muhafaza eylesin. Fitne ateşini söndürmek için el birliğiyle ıslah edici eylemler ortaya koyabilen sorumlu mü’minlerden olabilmek duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) M. Bâsim Mîkâtî vd.; <strong>el-Kutûf min Luğati’l-Kur’ân</strong>, Lübnan Nâşirûn Yayınları, Beyrut 2007,         s.779-780.</p>
<p>(2) Râğıb el-İsfahani, <strong>Müfredât</strong>, Çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul 2007, s.1117-1120.</p>
<p>(3) http://<strong>corpus.quran.com</strong>/qurandictionary.jsp?q=ftn</p>
<p>(4) Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2015, s.631-634.</p>
<p>(5) Mehmed Âkif; “<strong>Herkese Çarpan Fitne</strong>”, Sırât-ı Müstakîm, 3 Ekim 1912/ 20 Eylül 1328/ 22 Şevval 1330, c. 9-2, aded: 213-31, s. 81-82’den iktibasla: Mehmed Âkif; <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>, Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, DİB Yayınları, Ankara 2013, s.108-110.</p>
<p>(6) Mehmed Âkif Ersoy; <strong>Safahât</strong>, 4. Kitap: Fatih Kürsüsünde, Vâiz Kürsüde. Hazırlayan: Abdullah Uçman. Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.722-724.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞMANLARINI CAN DOSTU EDİNMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 09:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:119]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[4:11-27]]></category>
		<category><![CDATA[4:139]]></category>
		<category><![CDATA[4:140]]></category>
		<category><![CDATA[57:27]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Seyyid Abdulvehhab]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Beşşar Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitâne]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Esed Meâli]]></category>
		<category><![CDATA[F. Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Barkey]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Kürt Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ISAF]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Özerk Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kâfirleri velî edinmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[M. Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıddık Han]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=344</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118). &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, TSK içine çöreklenmiş satılmış bir grubun yaklaşık 9 bin personelle, 74 tank, 246 zırhlı araç, 35 uçak, 37 helikopter ve 3 gemiyi gasp ederek giriştiği askerî darbenin saatler içinde engellenebilmesi, Müslümanları ve mazlumları sevindirirken zalimleri ve onlara uşaklık eden hainleri de üzüntüye boğmuştur.</p>
<blockquote><p>“Yahudiler ve Hıristiyanlar dinde teşrî’ hakkını Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vermek suretiyle onları rab edinmiş oldular!” (M.Abduh).</p></blockquote>
<p>TRT1 kanalından hain darbecilerin sözde sıkıyönetim ilanını silah zoruyla okutmalarının hemen ardından sokaklara çıkan ve meydanlara akmaya başlayan Anadolu’nun yiğit evlatları, reisicumhuru, meclisi, medyası ve güvenlik güçleriyle büyük bir dayanışma içinde darbeye karşı efsanevi bir duruş sergilemiştir.</p>
<p>Bir darbe veya kalkışmadan öte esasen bir işgal ve taksim girişimi olan bu hayasız denemede zalimleri kıskandıran, mazlumlara umut olan şanlı bir direniş gösteren, gözünü kırpmadan canını, azalarını, malını ve gündüzünü gecesini feda eden kahramanlara şükran borçluyuz, gazilere acil şifalar, ‘şahit’lere de Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olayın Adını Doğru Koymak: Türkiye’yi İşgal ve Taksim Girişimi </strong></p>
<blockquote><p>“Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz?” (Sıddık Han).</p></blockquote>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;nin (IKBY) Erbil kentinde yaklaşık 25 yıldır imamlık yapan Kürdistan İslami Birlik Partisi eski milletvekili Dr. Ahmed Seyyid Abdulvehhab, FETÖ’nün Başkomutan Erdoğan ve AK Parti’yi ortadan kaldırmak için karanlık güçlerle işbirliği yaptığını ifade etti:</p>
<p>“Darbe girişimi dışarıdan bazı karanlık güçlerin desteğiyle meydana geldi. Bu darbede Amerika, Avrupa, NATO, İran, İsrail, Beşşar Esed gibi tipler ve hattâ Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin de parmağı var. Kendileri tarafından meydana getirilen utanç verici olayların örtbas edilmesi için, Türkiye&#8217;deki aydınlığı karartmak istediler. Aksi takdirde kısa süre içerisinde karanlık yüzlerinin ortaya çıkacağının farkındalar. Bu yüzden Türkiye&#8217;de mevcut hükümetin işbaşında olmasını istemiyorlar.” (1).</p>
<p>İşgal ve taksim girişiminin dört aşamasını yazan Erem Şentürk’e göre hain kalkışma başarılı olsaydı sırasıyla şu adımlar atılacaktı: Bir hafta içinde binden fazla insan infaz edilecek, yaklaşık 9 bin kişi hapishanelere atılacak, savaş sahası yumuşatılacaktı. <u>İkinci</u> aşamada; Büyük Ada’da bekleyen Prof. Henri Barkey’in görevlendireceği devlet kademelerinde uyuyan ajanlar kurumların ilişkilerini çökertecek ve devlet kurumları birbirine düşman muamelesi yapmaya başlayacak, ülke kargaşaya sürüklenirken eski ISAF Komutanı John F. Campbell komutasındaki ABD Ordusu Türkiye’nin Suriye sınırına ordu konuşlandıracaktı. <u>Üçüncü</u> aşamada; iç kargaşa uluslararası müdahaleye gerekçe teşkil edecek şekilde tırmandırılacak ve ABD öncülüğündeki yabancı ordular Türkiye’ye girecek, en az beş yıl ülkede kalacak olan bu güçler çoğunluğu İç Anadolu nüfusundan olmak üzere milyonlarca insanı öldürecekti. <u>Dördüncü</u> aşamada; Yaklaşık 2021 yılında nihayete erecek plana göre Kürdistan, Ermenistan, İstanbul Özerk Bölgesi ve Türkiye olmak üzere (aynen Suriye gibi) en az beşe bölünmüş yeni bir yapı ortaya çıkacaktı.  F. Gülen İstanbul Özerk Bölgesi’nde papalığa benzer bir unvanla oturacak, yeni proje olarak sıradaki İslam ülkelerinin parçalanması devreye alınacaktı.” (2).</p>
<p>İşgal ve taksim planının ilk aşaması olan darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bambaşka bir yapıya dönüşeceğine ilişkin kanaatlerini paylaşan başka gazeteci yazar, analist ve stratejistler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bitâne’ Yasağı: İslam Düşmanlarını Dost Edinmemek</strong></p>
<blockquote><p>“… Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?&#8230; İşte, bu onlara kulluk etmektir!” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>‘Gizlilik, örtü, iç, sırdaş ve karın’ anlamlarındaki farklı türevleriyle Kur’an-ı Kerim’de 25 yerde geçen “b-t-n” kökünden türemiş olan “<strong><em>bitâne</em></strong>” kelimesi; ‘<u>candan dost, sırdaş, yakın arkadaş, içli dışlı olmak, sırlarına vakıf olmak, işlerini yakından bilmek, bağrına basmak, elbisenin astarı</u>’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır. Türkçe çevirisini Esed Meâli’nden iktibasla serlevha olarak verdiğimiz âyet-i kerimenin bir de Kur’an Şairi Mehmed Âkif tarafından yapılan özlü tefsirini verelim ki, anlaşılmasını umursamadan Osmanlı Türkçesi’ni kullanmakta ısrar eden birileri belki murâd-ı ilâhîyi daha kolay idrak eder de akıllarını başlarına devşirip tevbekâr olurlar:</p>
<p>“Ey mü’minler! Size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı milletleri kendinize mahrem-i esrâr, dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sûret-i haktan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız! Onların gece gündüz isteyip durdukları; sizin felaketinizden, izmihlâlinizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zapt edemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kâbil-i kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakâyıkı, âyât-ı celîlemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. <strong>Eğer aklı başında insanlarsanız</strong>, eğer <u>dâreynde zelil olmak, hüsranda kalmak</u> istemezseniz, bizim âyât-ı celîlemizin muktezâsınca hareket ederek felâhı bulursunuz.” (Âl-i İmran, 3:118). (Sebîlurreşad’dan aktaran: Cündioğlu, 203).</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süre önce Mısır Başmüftüsü Muhammed Abduh ile Reşid Rıza’nın telif etmiş olduğu Menâr Tefsiri’nde ‘<strong><em>bitâne’</em></strong> âyetini tefsir eden bölümde İslam düşmanlarıyla sırdaşlığın yasaklanma gerekçesi şu şekilde ortaya konmaktadır:</p>
<p>“Ehl-i Kitab ve müşriklerden mü’minlerle mücadele edenlerin en büyük düşüncesi İslam davetinin ışığını <strong>söndürmek</strong>, onun getirmiş olduğu ilke ve esasları ortadan kaldırmaktır. Mü’minlerin en büyük düşüncesi ise, İslam davetini <strong>yaymak</strong>, hakkı üstün tutmak ve onu desteklemektir. Her iki zümrenin temel endişesi farklı, amaçları birbirine taban tabana zıttır…</p>
<p>İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı adamlar, bir takım Yahudilerle aralarındaki cahiliye döneminden kalma komşuluk ve müttefiklik münasebetleri sebebiyle iyi ilişkilerini sürdürmekte idiler. Allah Teâlâ bu âyeti indirerek, fitneye maruz kalabilecekleri endişesiyle onların İslam düşmanlarıyla <u>sırdaşlık düzeyinde</u> bir dostluk sürdürmelerini yasaklamıştır…</p>
<blockquote><p>“Bitâne” kelimesi; ‘candan dost, sırdaş, elbisenin astarı’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır.</p></blockquote>
<p>Vicdanların sesine kulak verme, musibetlerden ders alma, evlerimizi yabancıların elleriyle yıkmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi?! Yabancılarla olan kâr-zarar ilişkilerinize dikkat edin! “<strong><em>İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seviyorsunuz!&#8230;</em></strong>” (3:119). Artık onların iç yüzünü öğrendiniz, stratejilerinde en ufak bir şüphe kalmamıştır. “<strong><em>Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler…</em></strong>” (3:120). Öyle ise kendi ülkenizin, kendi din ve inancınızın insanlarına koşun, başkalarına yöneldiğiniz gibi birazcık da onlara yönelin ki, onlardan en güzel yardımı, en değerli desteği göresiniz. Fıtrata, yani ilahî, tabiî kanuna dönün. Sapmamanız ve saçmalığın sizi esfel-i safilîne sürüklememesi için Allah’ın emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmeti gözetin. Hâlâ görmüyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Muhasebe etmiyor musunuz? Bu kadar tecrübe ettiğiniz yetmedi mi? Daha ne zamana dek?!&#8230;” (Abduh, 4/11-27).</p>
<p>FETÖ’nün genç kurbanlarına yukarıdaki izahlar ağır gelir ise Âl-i İmran Sûresi’nin 119 ve 120. âyetlerini Osman Gaygusuz’un anladığı şekliyle anlamalarını tavsiye ederim:</p>
<p>“Başınıza bir bela/kötülük/ zararlı bir iş geldiğinde sevinen, sizin başınıza bir güzel iş geldiğinde/ faydalı bir olay vuku bulduğunda ise üzülenleri sevenlersiniz. Dikkat edin! Duygularınız sizi yanıltıyor, yanlış insanları seviyorsunuz…”</p>
<p>‘Bitâne’ ayetinin hükmünü çiğneyerek rezîl u rüsvâ olan, Allah ile aldattığı insanların hem dünyasını hem de âhiretini mahv u perişan eden F.Gülen, düşmanından merhamet dilenme zilletini de içselleştirebilmiştir! New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde; ‘Batı&#8217;nın ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bu dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batı&#8217;nın hizmetinde olduğunu vurgulayarak “beni Erdoğan&#8217;a verme arzusuna direnmelisiniz” şeklinde yalvarabilmiştir! (3). Oysa tevbe etse de, yukarıdaki âyetin ve bu mealdeki diğer âyetlerin itâbından hem kendisini hem de körü körüne bağlı tâbilerini her iki cihanda hüsrana dûçar olmaktan kurtarsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>“Mü&#8217;minler mü&#8217;minleri bırakıp da <strong>kâfirleri velî</strong> (askerî müttefik) <strong>edinmesinler</strong>. Kim böyle yaparsa Allah&#8217;tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka: Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü bütün yollar Allah&#8217;a çıkar.” (Âl-i İmran, 3:28).</p>
<p>“Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğuyla (onur) duyanlar, şeref ve itibarı onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah&#8217;a aittir.” (Nisa, 4:139).</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirleri velî (dost, müttefik) edinmeyin! Siz kendi aleyhinize, Allah&#8217;ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?” (Nisa, 4:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Başkasını Rab Edinme Yasağını Çiğnememek</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden berî ve yücedir.” (Tevbe, 9:31).</p>
<p>“… Ama ruhbanlık başka&#8230; Onu kendilerine emretmediğimiz halde <strong>onlar uydurdu</strong>, gerekçeleri de Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya&#8230; Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan bir çoğu yoldan saptılar.” (Hadîd, 57:27).</p>
<p>Menâr Tefsiri bu âyetleri tefsir ederken şu hususları vurgular:</p>
<p>“Ruhbanlık Hz. İsa’nın züht, yani dünya lezzetlerinden uzaklaşma konusundaki vaazlarının tesiriyle ortaya çıkmıştı. Sonra bu işi benimseyenlerin çoğunluğu cahil ve tembel kimseler oldu. İbadetleri özünü kaybedip şekle dönüştü. Peşinden gösteriş, kendini beğenme, gurur ve halkın teveccühünü umma geldi. Dördüncü asırda ruhbanların kilisedeki geçimleriyle ilgili bir sistem ve kanunlar ortaya kondu. Pek çok fırkalar ortaya çıktı… İslam’da ruhbanlık yasaklanmıştır.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanlar, kanun koyma yetkisini kendilerinde gördükleri din önderlerini rab edindiler! Yahudiler haham ve âbidlerden oluşan din adamlarını, Hıristiyanlar da papaz ve rahiplerini Allah dışında rabler edindiler. Bunu, dinde teşrî’ hakkını ve Allah’a ait olan diğer bazı hakları Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vererek yaptılar!&#8230;</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Adiy bin Hâtem dedi ki: Rasûlullah (s) Berâ’e Sûresi’ndeki “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler.” âyetini okurken huzuruna vardım. ‘Biz onlara ibadet etmiyoruz.’ dediğimde Allah Rasûlü; ‘Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?’ diye sordu. Ben ‘evet’ deyince, Rasûlullah; ‘<strong>İşte, bu onlara kulluk etmektir!</strong>’ buyurdu.</p>
<p>Fahreddin Râzî yukarıdaki ayeti ve Adiy rivayetini tefsir ederken şöyle demiştir: ‘Hocamız (Begavî) demiştir ki; fakihleri taklit eden bir gruba rastladım. Bazı konularla ilgili kendilerine pek çok âyet okudum. Mezhep görüşleri bu âyetlere ters idi. Bu yüzden okuduğum âyetleri kabul etmediler! Şaşkın vaziyette bana bakakaldılar. Demek istiyorlardı ki; ‘ecdadımızdan aksi rivayet edildiği halde bu âyetlerin zâhiriyle nasıl amel edilir?’ Derinlemesine düşünürsen, bu hastalığın dünya ehli pek çok insanın damarlarına sirayet ettiğini görürsün…’</p>
<p>Seyyid Hasan Sıddık Han, Fethu’l-Beyân isimli tefsirinde şöyle yazar: Bu âyette, aklı olan ve kulak veren kimseleri taklitten, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye rağmen geçmişlerin görüşlerini tercihten sakındırma vardır. Bu ümmetin mukallitlerinin yaptığı da, aynen Yahudi ve Hıristiyanların din adamlarının haram ve helal saydıklarını benimsemeleri gibidir.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Ey ümmet-i Muhammed! Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz? Allah onlardan da Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği şekilde amel etmelerini istiyor. Sizler ise onların hakka dayanmayan, dinin desteğini almayan, Kitap ve Sünnet nasslarıyla bağdaşmayan görüşleriyle amel ediyorsunuz! Bu görüşler hakikate aykırı olduklarını bas bas bağırarak ilan etmektedir. Ama sizler adeta sağır kulaklarınızı, kapalı akıllarınızı, tembel zihinlerinizi, hasta idraklerinizi, özürlü duygularınızı onlara ödünç verdiniz!&#8230;</p>
<p>Sapıtana hidayet eden, şaşırana yol gösteren, yolları aydınlatan Allah’ım! Bizi doğru yola ilet, bize hidayet et. Âmiin.” (Abduh, 12/149-160).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html</a></li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html</a></li>
<li><a href="http://www.hilalhaber.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html">http://www.<strong>hilalhaber</strong>.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html</a></li>
<li>Mehmed Âkif; <strong>Sebîlurreşad</strong> dergisi, xviii/464, 25 Teşrîn-i Sânî 1336, s.249-250’den aktaran: Dücane Cündioğlu; <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>, İstanbul 2004, s.203.</li>
</ol>
<p>Muhammed Abduh, Reşid Rıza; <strong>el-Menâr Tefsiri</strong>, çev. M.Erdoğan, H.Ünal vd., 14 c., Ekin Yayınları, İstanbul 2011, 4/11-27; 12/149-</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
