<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>LÜTFİ SUNAR Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/lutfi-sunar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/lutfi-sunar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Nov 2019 19:37:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>GELECEĞİN TÜRKİYESİ İÇİN YÖNETİM SİSTEMİNİ İYİLEŞTİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 19:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİ PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİNDE YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[HALUK ALKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İLİM KÜLTÜR EĞİTİM VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT ERDOĞMUŞ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=947</guid>

					<description><![CDATA[İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde Yükseköğretim ve Ekonomi raporlarının ardından projenin Yönetim konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde <strong>Yükseköğretim</strong> ve <strong>Ekonomi</strong> raporlarının ardından projenin <strong>Yönetim</strong> konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre merkezinde kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>Açış konuşmasını yapan İLKE Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, Türkiye’de geçmişte sıkça rastlanan ve son örneğini 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız her türlü gayrimeşru yönetim gaspı girişiminin ülkemizi geri bıraktığının altını çizdi. Vakfın Mütevelli Heyet Başkanı Prof.Dr. Nihat Erdoğmuş ise günümüzde yönetim anlayışının; dünyamızın karmaşık sorunlarına cevap verebilecek kabiliyette olması gerektiğini belirterek, bunun için öncelikle zamanın ruhuna ve temel yönetim ilkelerine göre oluşturulmuş sistemlere ve kurumsal yapılara, bu yapıları destekleyen ve tamamlayan güçlü yönetim teamüllerine ve kültürüne, son olarak bu kurumları yönetecek yetkin yöneticilere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yönetim Sistemini Meşruiyet ve Adalet Temelinde Yükseltmek</strong></p>
<p>Açış konuşmalarının ardından söz alan yazar Prof.Dr. Haluk Alkan, Geleceğin Türkiyesinde Yönetim başlıklı raporunu ana hatlarıyla anlattı:</p>
<p>“Bu raporda Türkiye’nin yönetim sisteminin meşruiyet ve adalet temelinde yeniden ele alınması öncelikle önerilmektedir. Millet adına karar alabilen, uygulayan ve denetleyen bütün organların <strong>millete dayalı bir meşruiyet</strong> zemininde yapılanmaları gerekmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek her şeyden önce seçim sistemi, siyasi partiler reformu ve kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasıyla yakından ilgilidir. Ancak meşruiyet temelinde yapılanan tüm organların, aynı zamanda iç süreçleri ve aldıkları kararların toplumun yaygın kabulü, yönetsel etkililik, hak ve özgürlükleri genişletici sınırlar içinde kalmaları sağlanmalıdır. Bu sayede üretilen kurumların yerleşik hâle gelmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p><strong>Adalet</strong> temeli siyasal kurumlar arasında ve onlara yönelik bir denge ve denetim mekanizmasının oluşturulmasıyla mümkün olabilir. Kurumsal meşruiyet ve adalet temelinde siyasal kurumların oluşturulması ile sistemin uzun ömürlü olabilmesinin en önemli dayanağı olan yerleşik teamüllerin gelişmesine de bir zemin oluşturulmuş olacaktır. Dolayısıyla böyle bir yönetim sistemi yönetilenler nezdinde başlıbaşına bir <strong>değer</strong> olabilecek ve <strong>süreklilik</strong> kazanacaktır (Alkan, Özet Rapor, s.1).</p>
<p>Bu çerçeveden rapor dört bölüm hâlinde yapılandırılmıştır. Birinci bölüm <strong>yönetim sistemleri</strong> üzerine yapılan tartışmaların küresel görünümü ve bu tartışmalar çerçevesinde Türkiye’nin konumuna nasıl yaklaşılabilir sorusuna odaklanmaktadır. İkinci bölümde <strong>Türkiye’nin anayasa politiği</strong>, Osmanlı döneminden 1982 rejimine kadar geçen süreçte tartışılmakta ve analiz edilmektedir. Üçüncü bölüm daha çok Türkiye’de son dönemde yaşanan kurumsal değişim sürecine odaklanmaktadır. Bu çerçevede 2007 Anayasa değişiklikleri ve <strong>Nisan 2017 referandumu</strong> ile getirilen Cumhurbaşkanlığı Sisteminin arka planı, özellikleri ve yansımaları, Türkiye’nin parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi yapısı ve yargı-siyaset gerilimi bağlamında tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm, Anayasa, parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler düzleminde Türkiye’nin <strong>gelecek yönetim sistemi</strong> vizyonu açısından getirilebilecek önerilere ayrılmıştır.” (Alkan, Özet Rapor, s.2).</p>
<p><strong>Türkiye’nin Anayasa Politiğini Doğru Analiz Etmek</strong></p>
<p>“Türkiye’nin modernleşme süreci iki farklı siyaset tarzı arasındaki bir gerilim hattının oluşmasına neden olmuştur. Bu siyaset tarzlarından ilki <strong>toplumu dönüştürmeyi</strong> hedef edinmiş, toplum için doğruların ne olduğunu bilen, <strong>yukarıdan aşağıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Dolayısıyla en iyimser yaklaşımla, tam anlamıyla demokratik bir model ancak toplumun belli bir aşamaya gelmesiyle mümkün olabilir. Bunun için geçiş sürecinin yönetimi gerekir ve bu sürece aydın-kentli bir elit kılavuzluk etmelidir. İkinci siyaset tarzı taleplerin karşılanmasını esas alan, devletin işlevinin bu talepleri karşılayacak şekilde dizayn edilmesi olduğunu düşünen <strong>aşağıdan yukarıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Birinci siyaset tarzı kendini bürokrasi, aydın ve akademi ortaklığı ile ifade ederken, ikinci eğilim doğal olarak temsili organlar aracılığı etkisini siyasi hayatta göstermiştir.” (Alkan, Özet Rapor, s.8).</p>
<p>“Türkiye’nin anayasa politiği dikkate alındığında, yönetim sisteminin, anayasal kurumların seçilmiş otoritelere karşı aşırı derecede blokaj yetkileri ile donatıldığı ve böyle bir blokaj sisteminin oluşmasında etkili olan güçlerin zaman zaman siyasi hayata antidemokratik müdahalelerde bulunarak sistemde revizyon yapabildikleri bir işleyişe sahip olduğu görülmektedir. Böyle bir işleyiş, vesayetçi kurumlara karşı tepki ve siyasi anlaşmazlıklarda vesayetçi kurumlar üzerinden sonuç alma eğilimi olmak üzere iki farklı siyaset tarzını güçlendirmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği açısından:</p>
<ul>
<li><strong>Vesayetçi kurumların</strong> oyun kuruculuğuna dayalı bir anayasal anlayıştan hükûmet sistemlerinin demokratik doğasını esas alan, seçim meşruiyetine dayanan, aynı zamanda denge denetleme mekanizmalarının kurumsallaştırıldığı bir değişime gereksinim bulunmaktadır.</li>
<li>Bu kurumsallaşmanın hayata geçirilmesinden sonraki süreçte siyasi aktörlerce demokratik denge denetleme mekanizmalarının vesayetçi kurum olarak algılanmaması ve yine siyasi aktörlerin <strong>siyaset dışı unsurlar</strong> üzerinden politika geliştirmeye yönelik siyaset yapma tarzından vazgeçmeleri yönünde yönetsel geleneklerin oluşturulması önem kazanacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.11).</li>
</ul>
<p><strong>Kamu Yönetim Sistemini Daha Sade ve İşlevsel Hale Getirmek</strong></p>
<p>“Türkiye’de kamu yönetim sistemi açısından gerek merkezî örgütlenmenin iç yapısı gerekse merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişki ve yetki paylaşımı açısından <strong>merkeziyetçilik</strong> hâkim bir görünümdür. Bu yapısal özellik Türkiye’nin sahip olduğu yönetim kültürü mirasından kaynaklanmaktadır. Yerel yönetimler, merkezî yönetimin beklentilerini yerel düzeyde yerine getiren organlar olarak görülmüşlerdir.</p>
<p>Türkiye’de bir bakanlık teşkilatının hizmet alanının kendi özelliklerinden kaynaklanan örgütsel farklılıkların dışında merkez teşkilatında 5, bağlı kuruluşlarda 5, taşra birimlerinde 13 hiyerarşik birim bulunmaktadır. Bakanlıklara bağlı kuruluşlar bu sayıya dâhil değildir. Ayrıca her bakanlığın hizmet alanından kaynaklanan merkez ve hiyerarşik alt birimleri eklendiğinde karşımıza <strong>devasa bir örgüt ağı</strong> çıkmaktadır. Bu yapı bakanlıklar arasında görev, yetki ve sorumluluk çakışması, farklı adlarla kurulmuş, ama aynı işlevi gören iç denetim birimlerinin varlığı, fonksiyonel/tema bazlı ikili örgütlenme sorunu, ekonomi yönetiminin koordinasyonu, bakanlıkların bünyesinde aynı işi yapan farklı birimlerin bulunması gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.” (H. Ateş, Türk Kamu Yönetiminin Örgütlenmesi ve Denetimi, Ankara 2018, s.32-44’ten aktaran: Alkan, Özet Rapor, s.15).</p>
<p>“<strong>Bağımsız idari otoriteler</strong> birçoğu bakanlıkların yetki alanlarına giren konularda, onlardan bağımsız olarak karar alabilmektedirler. Bu otoritelerin hiyerarşik denetim ve idari vesayet denetimine tâbi olmadıkları genel kabul görmektedir. Çoğu kurul olarak yapılandırılmış bu otoriteler belli bakanlıklarla “ilgili” veya “ilişkili” olarak gösterilmektedir. Bu kurullar için kuruluş düzenlemelerinde bazı denetim usulleri getirilmişse de, yıllık rapor vermek gibi, bu denetimin hangi sonuca bağlanacağı konusunda çoğunlukla belirsizlikler bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de personel rejimi statü hukuku temelinde belirlenir. Başka bir ifade ile hizmetin niteliğine göre <strong>sözleşme ilkesi</strong> ancak yine kanunla gösterilen sınırlı alanlarda geçerlidir. Her ne kadar göreve atanmada <strong>liyakat</strong> ilkesi geçerli olsa da görevde kalmada liyakatten çok <strong>kariyer</strong> ilkesi geçerlidir. Memur olmak, meslekte yükselmenin önceden belirlendiği ve hizmette geçirilen süreye bağlı olarak mümkün olduğu neredeyse ömür boyu sürecek bir mesleğe sahip olmak demektir. Dolayısıyla kamu personel rejimi, <strong>bireysel başarının ödüllendirildiği</strong> bir sisteme yabancıdır. Bu, kamu personelinin inisiyatif almasını engelleyen diğer bir faktördür.” (Alkan, Özet Rapor, s.16).</p>
<p><strong>Meclis’i Güçlendirmek ve Yargının Hesap Verebilirliğini Sağlamak</strong></p>
<p>“Cumhurbaşkanlığı sisteminin olası yansımaları ele alınırken konunun iki boyutlu bir analiz çerçevesi içinde değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu boyutlardan ilki, yeni sistemin yerleşmesinde onu doğuran aşağıdan yukarıya siyaset yapma tarzının bugüne kadar yaşadığı güçlüklerin giderilmesi ve sistem meşruiyetinin bu temelde sağlanmasıdır. İkinci boyut, yeni sistemin getirdiği kurumsal çerçevenin beraberinde getirdiği siyaset tarzının Türkiye’de yerleşik siyasi geleneklerle etkileşiminin nasıl olacağı veya sağlanacağı sorusu çerçevesinde şekillenecektir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, yeni bir yasama ve yürütme ilişkisi doğuracaktır. Bu çerçevede öncelikle yürütmenin yeni yapısı ve bu yapı ile yasama ve siyasetin ilişkisinin değişimi ve bu değişime uygun kurumsal düzenlemeler üzerinde düşünülmelidir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, Meclis’in yasama faaliyetinde inisiyatifinin güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Meclis’in kanun formülasyonu, ortak metin oluşturma yönünde uzlaşmacı mekanizmalar, teknik ve danışmanlık düzeyinde altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bütçe ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri konularında yeni sistemin mantığı ve işlerliği açısından tartışmalı konuları ve oluşabilecek boşlukları giderici ek düzenlemelerin üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>Yüksek yargı atamalarının meşruiyeti, yüksek yargıçların hâkim güvencesi ve mahkemelerin bağımsızlığı çerçevesinde hesap verebilirliğinin sağlanması, sistemin yerleşmesi açısından önemli konu başlıklarından biridir.</p>
<p>Anayasal düzeydeki bu alanların dışında seçim sistemi, kamu yönetiminin yapılanması, yerel yönetimler gibi alanlarda ne gibi değişikliklere gidilmesi gerektiği de tartışılması gereken tamamlayıcı diğer konulardandır.” (Alkan, Özet Rapor, s.22).</p>
<p>“<strong>Meclis</strong>’in temsil kapasitesinin ve <strong>özerk karar alma ve denetim inisiyatifinin güçlendirilmesi</strong>, bunu destekleyecek şekilde milletvekili statüsünün ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi, kanun-kararname ilişkisinin bir sonucu olarak temel/çerçeve kanun uygulamasına geçilmesi ve yargının hesap verebilirliğinin sağlanması, Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği konusunda anayasal düzeyde temel öncelikler olmalıdır.</p>
<p>Anayasal düzenlemeleri destekleyici nitelikte, siyasi parti üyeliği, delege seçimleri, parti yönetimlerinin seçimi gibi konularda parti içi demokrasinin kurumsal alt yapısının oluşturulması, karma seçim sistemleri temelinde temsil-istikrar dengesinin sağlanması, kamu yönetimi alanında konulara odaklı <strong>esnek örgütlenme ve personel rejimi</strong> modellerinin güçlendirilmesi, cumhurbaşkanının atama yetkilerinin iş yükü-politika etkililiği temelinde yeniden ele alınması ve <strong>kademeli yerel yönetim modeline geçilmesi</strong> gibi reformların gerçekleştirilmesi üzerinde düşünülmelidir.” (Alkan, Özet Rapor, s.27).</p>
<p>“<strong>Sonuç</strong> olarak Türkiye’de siyaset, anayasal oligarşik yapılarla girişilen uzun ömürlü bir mücadele sonucunda bugünlere gelmiştir. Özellikle 2007 krizi ile doruğa çıkan bu gerilim, önce 1982 Anayasası’nın mantıksal kurgusunun çökmesi, daha sonra da bir tür başkanlık sistemi olan cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle sonuçlanan bir değişime kapı aralamıştır. Bu noktada şu hususun altının çizilmesi gerekir; gerek parlamenter gerek başkanlık gerekse yarı başkanlık sistemleri, demokrasinin krizlerine bir çözüm olarak ortaya çıkmış demokratik sistemlerdir. Bu sistemlerin her birinin avantajlı yönleri olduğu kadar sorunlu yönleri de bulunmaktadır. Yine her bir sistemin demokratik uygulamalarının yanı sıra otoriter uygulamaları da söz konusudur. Dolayısıyla Türkiye’de, kendi yaşadığı zorlu sürecin dinamikleri dikkate alınarak cumhurbaşkanlığı sistemi, yönetilenlerin beklentilerini dikkate alarak <strong>katılımcı bir anlayışla konsolide edilmek</strong> zorundadır.</p>
<p>Türkiye’nin deneyimi, bugün dünyada örnekleri görülen <strong>otoriterleşme</strong> süreçlerinden farklı dinamiklerden beslenmektedir. Türkiye deneyiminin küresel ölçekte görülen değişimin içine topyekûn boca edilmesi, bu deneyimin özgünlüğüne büyük zarar verecektir. Türkiye anayasal oligarşiye karşı edindiği başarıyı katılımcı bir konsolidasyon süreci ile tamamlamak yönünde bir hareket stratejisi benimsemelidir.</p>
<p>Bu çerçevede mevcut anayasal çerçevenin yeniden ele alınarak, 2017 değişikliklerini tamamlayıcı değişiklerin yapılması sistemin demokratik konsolidasyonunu güçlendirecektir. Anayasal düzeyde yapılacak değişikliklerin hayata geçirilmesinde önemli olan alanlarda destekleyici reformlar çok önemlidir. <strong>Kanunların</strong> ve ilgili mevzuatın taranarak yeni sistemin işlerliğine katkı sağlayacak şekilde <strong>revize edilmesi</strong> gerekmektedir. Bakanlıklar ve diğer yürütme birimleri ile meclis arasında iş birliği ve iletişim mekanizmalarının güçlendirilmesi, yine güçlü bir meşruiyet temelinde seçilen başkan ile çok partili bileşime sahip bir yasama arasındaki ilişkiler konusunda, kurumsal mekanizmaların ve <strong>uzlaşmacı</strong> geleneğin oluşmasını sağlayacak kurumsal mekanizmalar üzerinde düşünülmelidir. Meclis’in yeni sistemin ruhuna uygun olarak güçlenmesi, kanun yapma kapasitesinin güçlendirilmesine dönük bir yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Yeni sistemin gerektirdiği yargı, siyasi partiler rejimi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler reformunun Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin özgün yönleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi geleceğin Türkiye’sinde gündeme gelecek başlıca temaları oluşturacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.28).</p>
<p>Geleceğin Türkiyesinde Yönetim Raporu’nun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bölgede ve dünyada -meşruiyet, adalet, verimlilik ve etkinlik açısından- örnek alınacak bir yönetim sistemi yetkinliğine ulaşmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://ilke.org.tr/<strong>gelecegin-turkiyesi</strong>, 03.09.2019.</li>
<li>https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-<strong>yonetim-raporu-sunuldu</strong>/2082, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM</strong>. Geleceğin Türkiyesi Raporları-4, İstanbul: İlke Yayınları, xxv+155 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-raporu, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM: Sorunlar, Eğilimler ve Çözüm Önerileri</strong>. Özet Rapor-4, İstanbul: İlke Yayınları, 40 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-ozet-rapor, 03.09.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ İÇİN EĞİTİMİ BUGÜNDEN PLANLAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2018 05:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN PEDAGOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[FAKÜLTE-OKUL İŞBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM-HATİP OKULLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ YETKİNLEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[MESLEĞE UYGUNLUK]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLÎ EĞİTİM BAKANI]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAFRAN]]></category>
		<category><![CDATA[OKUL MERKEZLİ YERİNDEN YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZEL GRUPLARIN EĞİTİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR]]></category>
		<category><![CDATA[PERFORMANS YÖNETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PISA SINAVLARI]]></category>
		<category><![CDATA[PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HİZMET BÖLÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<category><![CDATA[YÜRÜTME KURULU ÜYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUF ALPAYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[ZİYA SELÇUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=763</guid>

					<description><![CDATA[İLKE (İlim Kültür Eğitim Derneği) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiye’si” projesinin ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtıldı. Derneğin Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, her zaman değişime hazırlıksız yakalandığımız için asıl sebepleri düşünmeye vakit bulamadığımıza dikkat çekti. Değişime vakitlice hazırlanmak maksadıyla geliştirilen proje kapsamında eğitim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE (İlim Kültür Eğitim Derneği) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiye’si” projesinin ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtıldı. Derneğin Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, her zaman <strong>değişime hazırlıksız yakalandığımız için</strong> asıl sebepleri düşünmeye vakit bulamadığımıza dikkat çekti. Değişime vakitlice hazırlanmak maksadıyla geliştirilen proje kapsamında eğitim konulu ilk raporun ardından yükseköğretim, iktisat, yönetim, dış politika, kültür, sosyal politikalar ve sivil toplum konulu raporların da yer alacağı sekiz raporu 2020 yılında tamamlamayı hedeflediklerini açıklayan Sunar, geleceğin Türkiye’si projesinde; adalet, kuşatıcılık, tutarlılık, yapıcılık, katılım ve istişare, teorik bütünlük ve <strong>uygulanabilirlik ilkelerine riayet eden</strong> raporlar hazırlayacaklarını belirtti.</p>
<p><strong>Durum Tespitinde Hamasi Davranmayıp Gerçekçi Olmak</strong></p>
<p>Çok sayıda eğitim bürokratı, öğretmen, öğrenci ve STK temsilcinin katıldığı tanıtım toplantısında söz alan Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran, okulda müfredat ya da mekândan ziyade meselenin öğretmende düğümlendiğine vurgu yaptığı konuşmasında şu itirafları dile getirdi:</p>
<p>“Biz iyi öğretmen yetiştiremedik. MEB bütçesinin %90’ı yola, taşımalı sisteme gidiyor. Eğitim felsefesinde; neyi, nasıl, niçin yetiştireceğimiz konusunda 1939’dan beri bir yenilenme yapmamışız. Anormal bir sınav baskısı var. Bu koşullar içinde bu sınavları kaldırmamız da mümkün görünmüyor. Okullar arasındaki gelişmişlik farkı gelişmiş ülkelerde %12, Türkiye’de ise %70! Üniversitelerimiz de böyle. Okul dışı eğitim okuldan daha fazla oldu artık. En az bilgi veren ve çocuğun yetişmesinde en az katkı yapan okuldur! Okulu daha cazip hale getirmemiz lazım.”</p>
<p>İLKE Yürütme Kurulu Üyesi ve Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Dr. Yusuf ALPAYDIN’ın, toplantıdaki sunumunu esas alarak “Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporunu şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>“AK Parti hükümetleri döneminde onaltı yılda 7 bakan değiştiren, dersanelerin kapatılması, sınav sisteminin bütünüyle değiştirilmesi gibi köklü politikaları hayata geçiren MEB ideolojik sorunlarla da baş etmeye çalışmıştır. Okullaşma oranlarında; derslik başına öğrenci ve öğretmen başına öğrenci sayılarında önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Temel eğitimde kız öğrencilerin okullaşma oranı erkekleri geçmiş, diğer okullarda ise erkek öğrenci oranına yaklaşmıştır (s.12-15).</p>
<p>2003 ila 2012 yıllarındaki PISA sınavlarında, Türkiye’den sınavlara katılan öğrencilerin performansları en alt %15’lik dilimden yukarı doğru hareket ederek %35’lere yükselmiştir. Ancak 2015 yılında bir gerileme yaşanmış ve sınava giren 72 ülke arasında Türkiye 50. (alttan 22. sırada) yer alabilmiştir (s.21)!</p>
<p><strong>Öz Değerlerimize Dayalı ve Birey Odaklı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek</strong></p>
<p>Eğitimi pragmatizm ve kitleselleştirme yaklaşımından daha ileri bir seviyeye taşımalıyız. Kitle eğitiminden ziyade bireyin özelliklerini daha fazla dikkate alan bir eğitim sistemi kurmalıyız. Modern eğitim paradigması Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Türkiye’de Amerikan pedagojisini uygulamak yerine kendi eğitim paradigmamızı ortaya koymalıyız. Müfredatta iç tutarlılık, yerelleşme, pilot uygulamalar, esneklik, çeşitlilik gibi özellikleri önemsemeli, akademik içeriği hafifletmeli ve sadeleştirmeliyiz. Disiplinlerarası bir yaklaşımla gencimize <strong>problem çözme odaklı</strong> bir müfredat benimsemeliyiz. Tanıma ve yöneltme fonksiyonunu yerine getirmekte yetersiz kalan rehberlik sistemimizi güçlendirmeliyiz (s.65 vd.).</p>
<p>Veliler ve öğrenciler ısrarla uzaktaki bir okula gitmeye çalışmaktadır. Çünkü o okulun daha kaliteli olduğuna inanmaktadırlar. Bu külfetli sorunun çözümü <strong>okullar arasındaki farkı</strong> en aza indirmektir (s.89 vd.).</p>
<p>Okulun hızlı değişime ayak uydurması oldukça zor görünmektedir. Bugün eğitimini verdiğimiz birçok meslek onbeş sene sonra belki de hiç olmayacak. Bu yüzden öğrencilerimizin <strong>ortak becerilerini artırmayı</strong> hedefleyen bir yaklaşım benimsemeliyiz. Mesleki ve teknik eğitimde asıl sorun, lise ve üniversite mezunları arasındaki gelir farkının büyük oluşudur. Buna yol açan da ülke ekonomisinin yapısıdır. Geliri düşük firmalar düşük ücretle eleman çalıştırmayı yeğlemektedir… (s.96 vd.).</p>
<p>Özel öğretim kurumlarına yönelik teşvik politikaları artırılarak devam ettirilmelidir. Ancak MEB özel okullardaki istihdam şartlarını denetlemeli ve iyileştirilmesine yönelik tedbirler almalıdır (s.104 vd.).</p>
<p><strong>Özel grupların eğitimi</strong> en başarısız olduğumuz alandır. Özel eğitim kapsamındaki hem engelli hem de üstün yetenekli öğrencilere yönelik özel okulların sayısı ve kapasitesi artırılmalıdır. Bu öğrencilere verilecek eğitimin mahiyeti konusunda nitelikli bir eğitim yaklaşımı ve kılavuzu oluşturulmalıdır (s.110 vd.).</p>
<p>Toplumda okulların ve öğrencilerin yarısını İmam-Hatip’lerin oluşturduğu yönünde bir algı oluşturulmasına rağmen bunların oranı %13’ü geçmemektedir. Türkiye’de üretilmiş özgün bir model olan <strong>İmam-Hatip okulları </strong>mesleki lise kategorisinden çıkarılmalı, bu okullarda ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenci sayıları artırılmalıdır. Arap komşularımızla daha etkin ilişkiler geliştirebilmek için bu okullardaki Arapça ve İslami ilimler dersleri nitelik itibarıyla iyileştirilmelidir (s.117 vd.).</p>
<p><strong>Daha Nitelikli Eğitim ve Öğretim İçin Gereken Tedbirleri Alabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenlerimizin daha nitelikli yetiştirilebilmesi için daha en başından eğitim fakültelerine öğrenci alırken adaylar daha kapsamlı bir değerlendirmeye tâbi tutulmalı, <strong>mesleğe uygunlukları</strong> çeşitli psikometrik testlerle ölçülmelidir. Eğitim fakülteleri ile MEB arasındaki <strong>fakülte-okul işbirliği</strong> süreci geliştirilmeli, böylece akademisyenlerin saha ile bağları güçlendirilmelidir. Eğitim fakültelerinin kapasiteleri MEB’nın öğretmen ihtiyacına göre gözden geçirilmeli, öğretmen arz ve talebine yönelik projeksiyon çalışmaları on yılda bir güncellenmelidir. Ücretli öğretmenlik uygulaması tamamen sonlandırılmalıdır. Öğretmen adaylarının işe alım süreçleri <strong>çok boyutlu, adil ve şeffaf</strong> bir şekilde gerçekleştirilmelidir (s.129 vd.).</p>
<p>Millî Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk “performans yönetimi olmayacak” dedi ama bu zorunlu bir durumdur. Çalışanla çalışmayan mutlaka ayırt edilmelidir. Bugüne kadar işini yapmadığı için hiçbir öğretmenin görevine son verilmedi! Özel okullardaki öğretmenlerimiz kendilerini geliştirmede daha başarılılar. Demek ki kalite sorunumuz değil <strong>performans yönetimi</strong> sorunumuz var. Kariyer sistemi kurarak bu sorunun üstesinden gelmeliyiz. Hayat, toplum, bilgi, her şey değişiyor ama öğretmen değişmiyor! Yılda üç saatlik bir eğitimle öğretmen kendisini yenileyemez! (s.136 vd.).</p>
<p>MEB 60 bin okulu başarıyla yönetemiyor. O halde yetki devri yapmalıdır. <strong>Okul merkezli yerinden yönetim</strong> modeline geçilmelidir. Güvenlikçi kaygılarımız nedeniyle gençliğimizi kaybettik! Eski bakanlarımızdan birisi “Maarifin önündeki en büyük engel Maarif Teşkilatı’dır.” demişti. Okullarımızda değişmeyi ve gelişmeyi sağlayacak olan müdürlerdir. Dolayısıyla müdürlerimizin özlük haklarını iyileştirmemiz gerekmektedir (s.143 vd.).</p>
<p><strong>Geleceğe Güvenle Bakabilmek İçin Eğitimde Değişimi Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>“Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporun sonuna eklenen “Türkiye’nin Eğitim Vizyonu” başlıklı <strong>yol haritası</strong>, siyasetçisinden bürokratına, akademisyeninden gazetecisine, öğretmeninden velisine bütün bir toplum olarak dikkate almamız gereken öneriler sıralamaktadır:</p>
<p>“Geleceğe güvenle bakabilmek için önümüzdeki yıllarda Türk eğitim sistemi şunları tam olarak başarmış olmalıdır:</p>
<ol>
<li>Eğitim geleneğimizden doğan <strong>insani yetkinleşme odaklı</strong> <strong>bir eğitim</strong> anlayışı: Devlet ideolojisi ve ekonomi odaklı bir anlayış yerine insani gelişim odaklı bir eğitim anlayışını benimseyen, bireylerin sahip oldukları kabiliyetleri geliştirmeyi önceleyen bir eğitim anlayışı.</li>
<li><strong>Tarihsel ve düşünsel derinliği olan</strong> eğitim programları: Toplumumuzun tarihsel derinliklerinden kaynaklanan ilim ve düşünce birikiminin varlık, insan, bilgi ve kemalat tasavvuru ile şekillenen bir pedagoji, kavram örgüsü ve tasarıma sahip eğitim programları.</li>
<li><strong>Kalite güvencesini sağlayan okullar</strong>: Her biri temel kalite standartlarını karşılayan, eşitsizliğin azaldığı, mimarisi ile öğrencinin ve öğretmenin içinde bulunmaktan keyif alacağı, özel grupların ihtiyaçlarına göre farklı şekilde tasarlanmış bir yaşam alanı olan okullar.</li>
<li><strong>Liyakat sahibi okul liderleri</strong>: Okul gelişimine odaklanmış, yüksek eğitimli, teknik ve insani yeterlilikler bakımından kendini kanıtlamış, okulun tüm süreçlerine vizyon katabilecek eğitim liderleri.</li>
<li><strong>Sürekli öğrenen ehil bir eğitimci kadrosu</strong>: Fikrî ve teknik bakımdan gelişime odaklanmış, lider, rol model, usta, meslek ahlakına ve maneviyata sahip, öğrencinin hayatına dokunan işinin ehli öğretmenler.</li>
<li><strong>Yerinden ve okul merkezli bir yönetim anlayışı</strong>: Eğitim paydaşlarının katılımına dayalı, merkezin yükünü azaltmış, yerel eğitim kurullarına ve okullara yetki devrini gerçekleştirmiş, dinamik ve gelişim odaklı bir yönetim anlayışı.</li>
<li><strong>Adil bir performans değerlendirme ve teşvik sistemi</strong>: Eğitim çalışanlarının çabalarını görüp takdir edebilen, her birine emeğine uygun kariyer, statü gibi teşvikler sunan objektif bir performans değerlendirme sistemi.</li>
<li><strong>Güçlü kurumsal iletişime sahip eğitim kurumları</strong>: Velilere, öğrencilere ve tüm topluma güven veren, güçlü ve açık toplumsal iletişime sahip, kültürü, yönelimleri ve stratejileri bilinen ve kabul gören bir bakanlık teşkilatı ve okullar.” (s.155).</li>
</ol>
<p style="text-align: center">*******</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde Sosyal Hizmet Bölümü’nde ders veren bir öğretim üyesi olarak söz aldığım toplantıda da dile getirdiğim üzere raporun 3. bölümünde <strong>rehberlik ve yöneltme hizmetleri</strong> anlatılırken sosyal çalışmacılara değinilmemesi bir nakisadır. Zira yüzbinlerce mülteci, engelli, yetim vb. dezavantajlı öğrencimizin eğitim gördüğü okullarımızda; sayıca yeterli düzeyde olmayan PDR (psikolojik danışmanlık ve rehberlik) öğretmeni kadrolarının artırılması yanında sosyal çalışmacılar için de yeni kadrolar ihdas edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bakanlığın iki yıl önce başlattığı ancak menfur 15 Temmuz işgal girişimiyle akim kalan ‘her okula en az bir sosyal çalışmacı atama girişimi’ ivedilikle gündeme alınmalıdır.</p>
<p>İnsanımızı tedricen kemale ulaştıracak, beklendik iyi ve yetkin davranışları geliştirecek sağlam bir eğitim sistemi oluşturarak ülkemize, bölgemize, ümmete ve tüm insanlığa güzel bir örneklik sunabilme çabalarımızı bereketlendirmesi için Rabbimize yakarıyoruz…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://ilke.org.tr/<strong>geleceginturkiyesi</strong>, 01.10.2018.</li>
<li><a href="http://ilke.org.tr/haberler/gelecegin-turkiyesi-projesinin-ilk-raporu-aciklandi">http://ilke.org.tr/haberler/gelecegin-turkiyesi-projesinin-ilk-raporu-aciklandi</a>, 01.10.2018.</li>
<li>ALPAYDIN, Yusuf. (2018). <strong>Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM</strong>. Geleceğin Türkiyesi Raporları-1, İstanbul: İlke Yayınları, 172 s. http://ilke.org.tr/yayinlar/gelecegin-turkiyesinde-egitim, 01.10.2018.</li>
<li>ALPAYDIN, Yusuf. (2014). “<strong>Türkiye’de Lisansüstü Eğitimdeki Kapasite Genişlemesinin Analizi</strong>”. Yeni Türkiye Dergisi Türk Eğitimi Özel Sayısı-1, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, s.745-750.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’LARIMIZDAKİ HIZLI DEĞİŞİMİ  YABANCILAŞMADAN YÖNETEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/stklarimizdaki-hizli-degisimi-yabancilasmadan-yonetebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/stklarimizdaki-hizli-degisimi-yabancilasmadan-yonetebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 14:55:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[28 ŞUBAT POSTMODERN DARBESİ.]]></category>
		<category><![CDATA[CEPHELEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[DEĞİŞİMİN YÖNETİLMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLETLE BÜTÜNLEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLETLE YAKINLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[FAALİYETLERİN DEĞİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[FORMELLEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[GÖNÜLLÜLÜK POLİTİKALARI]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE İLİM KÜLTÜR EĞİTİM DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ STK’LAR]]></category>
		<category><![CDATA[KURUM DIŞI FON]]></category>
		<category><![CDATA[KURUMSAL AİDİYET]]></category>
		<category><![CDATA[KURUMSAL DEĞİŞME]]></category>
		<category><![CDATA[KURUMSAL YAPI]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumsal Yönetim Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[KUTUPLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[KYA]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[ODAKLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖRGÜTSEL DEĞİŞİM]]></category>
		<category><![CDATA[PROFESYONELLEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[PROJE EKSENLİ ÇALIŞMALAR]]></category>
		<category><![CDATA[UZMANLAŞMA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=647</guid>

					<description><![CDATA[‘28 Şubat Postmodern Darbesi’nin ardından İslami STK’ların yapısında yaşanan önemli değişimleri konu edinen üç yıllık alan araştırmasını tamamlayan İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, STK’ların yönetim, kurumsallaşma ve süreklilik sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurduğu Kurumsal Yönetim Akademisi’nin (KYA) ilk çalışmasını kamuoyuyla paylaştı. Önde gelen 30 İslami STK’dan 40 kıdemli yönetici ile yapılan derinlemesine görüşmeler, vaka analizleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘28 Şubat Postmodern Darbesi’nin ardından İslami STK’ların yapısında yaşanan önemli değişimleri konu edinen üç yıllık alan araştırmasını tamamlayan İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, STK’ların yönetim, kurumsallaşma ve süreklilik sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurduğu <strong>Kurumsal Yönetim Akademisi</strong>’nin (KYA) ilk çalışmasını kamuoyuyla paylaştı. Önde gelen 30 İslami STK’dan 40 kıdemli yönetici ile yapılan derinlemesine görüşmeler, vaka analizleri ve doküman incelemelerine dayanarak hazırlanan “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” başlıklı araştırma raporunun <strong>sonuç</strong> kısmında, İslami STK’ların kurumsal değişim süreçlerinin hızlanarak devam edeceği öngörülerek çözüm önerileri de şu şekilde sıralanmıştır:</p>
<p>“<strong>1.</strong> Son yıllarda kurumsal formelleşmeyle kurumsal <strong>yapı</strong> ile kurumsal <strong>aidiyet</strong> arasında bir <strong>açık</strong> oluşmuştur. Bu açığın gelecekte daha da artacağı öngörülmektedir. Bu aynı zamanda İslami STK’lar için bir <strong>kimlik ve tarz değişimi</strong> anlamına da gelmektedir. Oluşturacak kimlik ve aidiyet sorunlarını aşmak üzere İslami STK’ların varoluş gayelerini tüm kurumsal süreçlere aktarmak üzere bilinçli bir şekilde kurumsal yapılanmalarını ve faaliyetlerini <strong><em>gözden geçirmeleri</em></strong> gerekmektedir.</p>
<p>2. Önümüzdeki on yılda İslami STK’ların mali kaynaklarındaki mevcut değişim eğiliminin devam etmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede <strong>kurum dışı fon ve kaynak kullanımı</strong>nın artacağı beklenmektedir. Ancak kaynaklardaki bu değişim aynı zamanda politik ve ekonomik şartlardaki değişimlere duyarlı bir <strong>dışa bağımlılık</strong> da oluşturmaktadır. Bu dışa bağımlılığın bu kurumların, kuruluş gayelerine uygun bir biçimde varlıklarını sürdürmesi açısından bir <strong>tehdit</strong> oluşturmaması için geleneksel kaynakların faaliyetlere nispetle uygun bir biçimde genişletilmesi gerekmektedir. Bu anlamda sabit faaliyetler ile sabit kaynaklar arasındaki <strong><em>orantının korunması</em></strong> önerilmektedir.</p>
<p>3. İslami STK’ların kaynak bağımlılığına bağlı olarak (çevre koşullarının değişimine uyum sağlayarak) yaşadıkları <strong>örgütsel değişimler</strong> devam edecektir. Bu bağlamda kurum çıktılarını kamuoyuna daha açık ve kolay bir biçimde göstermenin ve kaynak bulmada avantajlı olduğu için <strong>proje eksenli çalışmalar</strong>ın sayı ve ağırlığının da gittikçe artması beklenmektedir. Ancak faaliyetlerdeki bu değişim aynı zamanda bu kurumların <strong>kimliklerini</strong> kazanmalarına zemin hazırlayan geleneksel faaliyetlerin de geri planda kalmasına yol açabilir. Belirli bir periyodu kapsayan projelerin kurumsal sürekliliği yansıtmada çeşitli sorunlar meydana getirmesi söz konusudur. Bu sebeple <strong><em>geleneksel faaliyetlerin</em></strong> güncellenerek, geliştirilerek ve çeşitlendirilerek <strong><em>sürdürülmesi</em></strong> bu riski minimize edecektir.</p>
<p>4. Kuruluşlardaki insan kaynaklarındaki mevcut değişim eğilimi devam edecektir. Bu bağlamda gittikçe cemaatsel ilişkilerden gelen gönüllüden ziyade kuruluşun çalışma alanı üzerinden ve <strong>halkla ilişkiler faaliyetlerinden gelen gönüllüler</strong>in sayısında artış olacağı öngörülmektedir. İnsan kaynaklarında yaşanan bu değişimi çerçevelemek üzere profesyonel çalışanlar ve gönüllüler için eğitim ve kapasite geliştirme faaliyetlerine katılımı da kapsayacak şekilde insan kaynakları politikaları hazırlanmalıdır. Kurumlardaki gönüllü katılımını geliştirmek üzere <strong><em>gönüllülük politikaları geliştirilmeli</em></strong>dir.</p>
<p>5. Girilen ilişkiler ve ilgi duyulan alanlar göz önüne alındığında STK’lardaki <strong>uluslararasılaşma</strong>nın artarak devam edeceği öngörülmektedir. Ancak mevcut durumla kıyaslandığında uluslararası faaliyetlerin önümüzdeki on yıl içerisinde bugünkü mevcut durumdan farklı olarak kişisel ilişkileri aşarak ve kurumsal bir mahiyet kazanarak daha derinlikli bir hâl alacağı öngörülmektedir. Buna bir hazırlık olması bakımından İslami STK’ların <strong><em>uluslararası ilişkiler birimleri</em></strong>ni kurmaları veya güçlendirmeleri önerilmektedir.</p>
<p>6. Son yıllarda yaşanan toplumsal ve siyasi çalkantıların da etkisiyle İslami STK’ların üzerinde yer aldıkları cemaatsel zeminlerdeki değişimlerin hızlanarak devam edeceği öngörülmektedir. Buna bağlı olarak kurumlardaki yukarıdan aşağıya doğru olan <strong>hiyerarşik yönetim süreçleri</strong>nin de işleyişinde sorunların artarak devam etmesi beklenmektedir. Bu sorunlar yönetim kademeleri ile gönüllü kademelerin birbiri ile olan irtibat ve bağının zayıflamasına yol açmaktadır. Bu sebeple kurumsal dinamizmi sürdürme açısından İslami STK’ların <strong><em>yönetişim</em></strong> ilkelerini belirlemeleri <strong><em>ve katılımcılık sorunlarını aşma</em></strong>ları gerekmektedir.</p>
<p>7. İnternetin oluşturduğu imkânlar ile değişen bağışçılık yapısı ve mali kaynakların farklılaşması ile birlikte İslami STK’ların gittikçe daha <strong><em>şeffaf ve hesap verebilir</em></strong> hâle gelmeleri beklenmektedir. Bu sürecin ilerletilebilmesi için yasal çerçevenin de kolaylaştırılması sağlanmalıdır. Dolayısıyla İslami STK’ların sivil toplum alanındaki mali ve idari yapının şeffaflaşmasına katkı sağlayacak yasal bir çerçevenin oluşumu için aktif ve talepkâr olması gerekmektedir.</p>
<p>8. İslami STK’larda <strong>kadınların sayı ve görünürlükleri</strong>ndeki mevcut eğilim artarak devam edecek; kadınlar gittikçe daha fazla yönetsel konumlara geleceklerdir. Kurumlarda hâlihazırda kadınların artan etkinliğinden rahatsız olanların mevcudiyeti göz önüne alınırsa bunun bir kurumsal değişim yönetimi gerektirdiği görülebilir. Bu minvalde <strong><em>STK mekânlarının ve faaliyetlerinin kadınların katılım ve temsili için uygun hâle getirilmesi</em></strong> bu sorunların aşılmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>9. İslami STK’ların son zamanlarda gittikçe daha fazla miktar ve oranlarda <strong>kamu kaynak, imkân ve fonları</strong>ndan faydalandıkları görülmektedir. Ancak henüz bu kaynakların kullanımı için <u>rekabetçi, açık bir başvuru ve değerlendirme sisteminin oluşturulamaması</u> çoğunlukla bu kaynaklara erişebilmek için şahsi ilişkilerin devreye girmesine yol açmaktadır. Kamu kuruluşları ile girilen bu tür ilişkiler kuruluşların özerkliklerine zarar vermekte ve gittikçe bu kuruluşları siyasileştirmektedir. Bu sebeple İslami STK’ların <strong><em>amaçlarına bağlı kalarak</em></strong> varlıklarını devam ettirebilmeleri için kamu kuruluşları ile girdikleri mali ilişkilerin açık ve şeffaf bir çerçeveye oturtulması zaruridir. Bunun için <strong><em>kamunun STK desteklerinin koordinasyonundan sorumlu ulusal bir yapı</em></strong> veya mekanizma oluşturulmalı ve destek çerçevesi daha açık hâle getirilmelidir. Proje desteği veren kamu kuruluşlarının internet sayfasında desteklenen kuruluşların ve projelerin isimleri, özetleri ve projenin toplam maliyeti ile yapılan hibe tutarı kamuoyunun erişimine açık şekilde paylaşılmalıdır. Buna ek olarak İslami STK’ların da her yıl kamudan aldıkları her türlü <strong><em>resmî desteği faaliyet raporlarında paylaşmaları</em></strong> bir güven oluşturmak bakımından önerilmektedir. Böylece devlet ile STK’lar arasındaki ilişki izlenebilir, şeffaf bir hâle gelecektir.</p>
<p>10. İslami STK’lar ile iş dünyası arasındaki ilişkiler hâlen <u>şahsi ve gayri resmî</u>dir. Bu kuruluşlarda kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları hâlen daha istisnaidir. Özel sektörün STK’lara ayni ve maddi destek vermesini kolaylaştıran ve bunu teşvik eden bir yasal çerçevenin oluşturulması meselesi önemini korumaktadır. Aynı zamanda kaynak çeşitlemesi ve yaygınlaşma açısından İslami STK’ların çalışmalarına <strong><em>özel sektörden destekler alma</em></strong>da daha açılımcı olmaları önerilmektedir. Özel sektör ile İslami STK’ları bir araya getirecek iletişim kanalları güçlendirilmeli; örnek uygulamalar yaygınlaştırılmalı ve olumlu modeller oluşturulmalıdır.</p>
<p>11. Son zamanlarda sıkça konuşulduğu üzere İslami STK’ların <strong>gençlere erişim</strong>indeki sorunların artarak devam edeceği öngörülmektedir. Özellikle kullanılan muhafazakâr dilin ve yeni kuşağın sorunlarını kavrayamayan bakışın bunda rolü büyük gözükmektedir. Gençliğe erişim ve <strong><em>gençliğin katılımı konusunda yeni çalışma stratejilerinin geliştirilmesi</em></strong> gerekmektedir.</p>
<p>12. İslami STK’ların birbiri ile ilişki ve iletişimini güçlendirecek, ortak sorunlara ortak çözümler üretebilecekleri mevcut platformların etkinliği artırılmalı ve yenileri oluşturulmalıdır. Bu anlamda son zamanlarda daha çok siyasi saiklerle çeşitli platformlarda bir araya gelen İslam STK’ların aynı zamanda bu iletişimi, kendi faaliyetlerine dair etkileşim ve birbirini desteklemek üzere de geliştirmeleri gerekmektedir.</p>
<p>13. Son yıllarda siyasal alanda yaşanan <strong>kutuplaşma</strong>nın İslami STK’ların söylem ve faaliyetlerine de yansıdığı görülmektedir. Bu kutuplaşma bir açıdan <u>kontrolsüz bir siyasallaşm</u>ayı da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla bu eğilim devam ettikçe İslami STK’ların <u>müntesipleri üzerindeki yönlendirici etkilerinin zayıflaması</u> söz konusudur. Nitekim bu minval üzere endişeler yaygındır. Aynı zamanda sözkonusu <strong>cepheleşme</strong> hâli, bu kuruluşların toplumun geniş kesimlerine erişimine dair de <u>kısıtlayıcı</u> bir etken oluşturmaktadır. Dolayısıyla İslami STK’ların hızlı bir biçimde kutuplaşma siyasetinin ötesine geçmeleri ve <strong><em>toplumun genelini kucaklayıcı bir söylem ve faaliyet çerçevesi kurmaları </em></strong>gerekmektedir.</p>
<p>14. 15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan yeni koşullar İslami STK’ların toplumdaki algısını olumsuz etkilemektedir. Uzunca bir zaman İslami söylem ve argümanları güçlü bir biçimde kullanan bir yapının darbe girişiminde bulunmasının, aynı zamanda benzer argüman ve söylemleri kullanmak durumunda olan diğer kuruluşlar için de bir <strong>güvensizlik oluşturduğu</strong> görülmektedir. Bu yaygın sorunu aşmak üzere, İslami STK’ların oluşturacakları platformlar dâhilinde ve ayrı ayrı olarak bu yeni durumla başa çıkmak üzere <strong><em>şeffaflığa dayalı geniş çaplı bir iletişim stratejisi oluşturmaları</em></strong> gerekmektedir.</p>
<p>15. İslami STK’ların son on yılda devam eden <strong><u>devletle</u></strong> yakınlaşma süreci gittikçe bir <strong><u>bütünleşme</u></strong>ye dönüşmektedir. Bu yakınlaşma bir taraftan çalışma alanını ve kaynakları genişletmesi ve meşruiyet problemini gidermesi sebebiyle olumlu bir etki oluştururken diğer taraftan da İslami STK’ların <u>sosyal dinamizmini olumsuz etkilemekte</u>dir. Zira bu kuruluşlar artık geliştirecekleri politikalarda ve yapacakları faaliyetlerde eskisi kadar rahat ve bağımsız hareket edememektedirler. Eğer İslami STK’lar devlet ile girdikleri ilişkiyi <strong><em>kontrollü bir mesafeye çekme</em></strong>zlerse daha önce Kemalist STK’ların başına gelen <u>toplumdan kopma</u> riski ile karşı karşıya kalabilirler. Dolayısıyla bu kuruluşların <strong><em>toplum ve problem temelli olma</em></strong> vasıflarını korumaları gerekmektedir. Bunun için İslami STK’ların toplumsal ağlarını ve ilişkilerini canlı tutmaları gerekmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak İslami STK’ların girmiş oldukları <strong>formelleşme, odaklaşma, uzmanlaşma ve profesyonelleşme</strong> eğiliminin devam edeceği öngörülmektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkacak imkân ve zaafların, fırsat ve tehditlerin dikkatli bir biçimde izlenmesi gerekmektedir. Kurumları varoluş gayelerinden koparacak <u>hızlı değişimler</u> kadar hayatiyetlerini koruyamayacak duruma gelmelerine sebebiyet verecek <u>tutuculuklar</u> da gelecek açısından sorun oluşturmaktadır. Yaşanan hızlı <strong><em>değişimin yönetilmesi</em></strong>, yönlendirilmesi ve olumsuz yönlerinin bertaraf edilip olumlu yönlerinin artırılması için gerçekleştirilecek <strong><em>araştırma, izleme ve planlama çalışmalarının sürdürülmesi</em></strong> gerekmektedir.” (Sunar, 2018: 81-84).</p>
<p>Kurumsal Yönetim Akademisi’nin, öngörü ve önerilerini katılarak iktibas ettiğimiz “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” başlıklı alan araştırmasının STK yöneticilerimiz başta olmak üzere tüm ilgilerce dikkate alınacağını umuyor, hâlen devam etmekte olan benzer iki ayrı alan araştırmasının da muvaffakiyetle neticelenerek kamuoyuyla paylaşılmasını temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>SUNAR, Lütfi; <strong>Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi</strong>. Kurumsal Yönetim Akademisi Araştırma Raporları-1, KYA yayını, İstanbul 2018, 90 s.,  http://www.kurumsalyonetim.org/tr/yayinlar/turkiyede-islami-stklarin-kurumsal-yapi-faaliyetlerinin-degisimi, 10.02.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/stklarimizdaki-hizli-degisimi-yabancilasmadan-yonetebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
