<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Libya Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/libya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/libya/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Aug 2021 06:44:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>D-8 TEŞKİLATINI GÜÇLENDİREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[18 EKİM 2017]]></category>
		<category><![CDATA[54. REFAHYOL HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[9. ZİRVE TOPLANTISI]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKELÇİ CAFER KUŞARİ]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL BİLDİRİSİ 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL EYLEM PLANI 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ORGANIZATION FOR ECONOMIC COOPERATION]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 SUMMIT MEETING (9)]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ÜLKELERİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DATO’ KU JAFAAR KU SHAARİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPING EIGHT]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[ISTANBUL DECLARATION 2017]]></category>
		<category><![CDATA[KALKINMAKTA OLAN SEKİZ ÜLKENİN EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BİLGEN]]></category>
		<category><![CDATA[NİJERYA]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN BAŞBAKANI ŞAHİD HAKAN ABBASİ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SEYYİD ALİ MUHAMMED MUSAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI BİRLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve mağdur tüm coğrafyalarda memnuniyetle karşılanan bu zaferin şükrünü eda etmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ciddiyetle üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de D-8 birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Hâlen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D-8 Ülkeleri (Developing 8 Countries) Birliğinin başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş Yıldönümüne kadar yönetimi elinde bulunduracak olan Ak Parti ile ülkemiz yanında dünyanın en büyük küresel teşkilatlarından ikisinin de başkanlığını üstlenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, sorumluluklarını üstlendiği bu geniş İslam coğrafyasının insani gelişmişlik düzeyi sıralamasında layık oldukları üst sıralara tırmandırılması için ehliyetli, liyakatli, merhametli, davasına ve insanlığa muhabbetli fedakâr ve diğerkâm bir kadro oluşturabilmesi, bu denli uzun soluklu takibin, yaygın desteğin, yürekten duaların hak ettiği bir beklentidir.</p>
<p><strong>D-8 Ülkeleri Birliğinin Önemini Yakından Tanıyarak Kavramak </strong></p>
<p>“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela; ‘Bu yolu ben nasıl aşarım?’ korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflen yere gidilmiştir. İşte o zaman insanların yüreklerinde aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bizzat tecrübe ettiği bu stratejiyi bizlere tavsiye eden merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8 birliğini yakından tanımamız gerekir. Erbakan, “D-8’lerin kurulması baştan sona harplerle ve çatılmalarla geçen 20’nci Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni bir Dünyanın kurulması gerekmektedir ve D-8 hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.” diye konuşmuştu. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>D-8</strong>; Developing Eight Organization for Economic Cooperation (Kalkınmakta Olan Sekiz Ülkenin Ekonomik İşbirliği) adını taşıyan uluslararası birlik kuruluşu, 54. Refahyol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde 15 Haziran 1997 yılında kurulmuştur. D-8 üyelerinin tamamı aynı zamanda İslam İşbirliği (eski adıyla İslâm Konferansı) Teşkilatı’nın da üyesidir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>D 8 Ülkeleri’ni yaklaşık nüfuslarıyla birlikte incelediğimizde ne kadar büyük ve önemli bir topluluk oluşturduklarını daha kolay kavrayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Endonezya (262 milyon),</li>
<li>Pakistan (211 milyon),</li>
<li>Nijerya (193 milyon).</li>
<li>Bangladeş (164 milyon),</li>
<li>Mısır (97 milyon),</li>
<li>İran (82 milyon),</li>
<li>Türkiye (81 milyon),</li>
<li>Malezya (33 milyon), toplam <strong>1 milyar 123 milyon</strong>.</li>
</ol>
<p>15 Haziran 2018’de 21. yılına giren D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın; savaş, çatışma, yoksulluk, mültecilik, kötü yönetim gibi müzmin sorunlarıyla yüzleşerek İslam Âleminin 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi, dünya mazlumlarını küresel Yahudi-İngiliz sömürge düzeninin cenderesinden kurtarabilmek ve özgürleştirebilmek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın <strong>dengeli ümmet</strong> olarak tanımladığı Müslümanların, <strong>yeryüzünü imar</strong> ve <strong>insanlığa adil tanıklık</strong> görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi, yeryüzünde fitne ve fesada gem vurup barışı ve huzuru yaygınlaştırabilmesi için, akıllı ve gerçekçi çok yönlü bir birlik ve dayanışmayı gerçekleştirebilmesi, güçlerini keşfedip birleştirebilmesi gerekmektedir. D-8 oluşumu bu bağlamda son derece anlamlı ve potansiyel açıdan güçlü bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Nitekim D-8 Teşkilatı’nın bayrağında yer alan <strong>6 yıldız</strong>da sembolize edilen temel ilkeleri bu hedefe hizmet edecek şu bileşenlerden oluşturulmuştur:</p>
<ol>
<li>Savaş değil, <strong>barış</strong>,</li>
<li>Çifte standart değil, <strong>adalet</strong>,</li>
<li>Sömürü değil, <strong>adil düzen</strong>,</li>
<li>Çatışma değil, <strong>diyalog</strong>,</li>
<li>Üstünlük değil, <strong>eşitlik</strong>,</li>
<li>Baskı ve tahakküm değil, <strong>insan hakları, hürriyet ve demokrasi</strong>.</li>
</ol>
<p>Yeryüzünde mevcut doğal kaynaklar, nüfus/insan serveti ve pazar büyüklüğü açısından dünyanın ağırlık merkezini oluşturan D-8 Ülkeleri birliği, 22 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kalkınmada İşbirliği Konferansı’nı izleyen bir dizi hazırlık toplantısının ardından <strong>15 Haziran 1997</strong> günü İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kurulduğu resmen dünyaya ilan edilen D-8’in stratejik önemi, ancak hakkında yapılacak birkaç doktora teziyle ortaya konabilecek kadar büyüktür.</p>
<p>D-8 grubunun zirve toplantıları, üyelerin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla iki yılda bir kez düzenlenmektedir. 15 Haziran 1997’da İstanbul’da gerçekleştirilen ilk zirvede, faaliyetlerin koordinasyonu <strong>sektörlere göre</strong> üye ülkelere paylaştırılmıştır. Bu kapsamda sanayi ve sağlık sektörleri Türkiye’ye, ticaret sektörü Mısır’a, kırsal kalkınma Bangladeş’e, insan kaynaklarının geliştirilmesi Endonezya’ya, telekomünikasyon ve teknoloji sektörleri İran’a, finans, bankacılık ve özelleştirme Malezya’ya, enerji sektörü Nijerya’ya ve tarım sektörü Pakistan’a verilmiştir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>D-8 Zirve Toplantıları, kararlaştırıldığı üzere günümüze dek düzenli olarak toplanmış ve kuruluş hedeflerini takip ederek birçok önemli karara ve projeye imza atmıştır. Mesela, 14 Mayıs 2006’da Endonezya’da gerçekleştirilen D-8 Ülkeleri 5. Zirve Toplantısı’nda imzalanan ‘Tercihli Ticaret Anlaşması’, belirli ürünler üzerindeki gümrük vergileri azaltılarak üye ülkeler arasında serbest ticaretin önündeki engellerin aşama aşama azaltılması amaçlanmıştır. Birliğin kurulduğu 1997 yılında üye ülkelerin toplam 20 milyar dolar olan ticaret hacminin 2014’te 150 milyar dolara ulaşmış olması, sekiz ülke arasındaki alışverişin muazzam bir büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı’nın organları şunlardır: </strong></p>
<p><strong>Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong>: Üye devlet/hükümet başkanlarının iki yılda bir gerçekleştirdikleri toplantılardır. D-8’in en üst düzeydeki karar alma organıdır.</p>
<p><strong>Konsey</strong>: Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Komisyon</strong>: Üye ülkelerin kıdemli uzmanlarından oluşan ve eşgüdüm çalışmalarını yürüten kurul toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Genel Sekreterlik</strong>: D-8 Grubunun çalışmalarına sekretarya hizmetleri sunan ve üye ülkeler arasındaki iletişimi sağlayan İcra Direktörlüğüdür. D-8 Genel Sekreterliğini, dört yıldır bu görevi yürüten Seyyid Ali Muhammed Musavi’nin ardından 20.10.2017 tarihinde Cafer Kuşari (Büyükelçi Dato’ Ku Jafaar Ku Shaari) üstlenmiştir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı&#8217;nın temel özelliklerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:</strong></p>
<ol>
<li>Haziran 2018 itibarıyla dünyada mevcut 197 ülkeden sekizi G-8 (Kalkınmış 8 Ülke) ve sekizi de D-8 (Kalkınmakta Olan 8 Ülke) şeklinde yüksek düzeyli küresel bir kuruluşta yer almakta, geriye kalan 5 milyarı aşkın nüfusa sahip 161 ülke böyle bir teşkilata dahil olmaktan mahrumdur.</li>
<li>D-8’ler; G-8’ler gibi sadece üye ülkelerin çıkarlarını değil bütün insanlığın çıkarlarını gözeterek yeni ve adil bir dünyayı birlikte kurmak için oluşturulmuş bir küresel birliktir.</li>
<li>D-8’ler; az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerle işbirliği yapmak niyetiyle kurulmuştur. Bu yüzden Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bölgesel kuruluşlarla işbirliğini önemsemektedir.</li>
<li>D-8’ler; üye ülkelerin iç işlerine karışmamak ve her birinin bölgesel anlaşmalarındaki taahhüt ve haklarına halel getirmemek gibi hakkaniyetli bir prensibi esas almaktadır.</li>
<li>D-8’ler; gelişmekte olan bütün ülkelerin birlikte ve hızla kalkınmalarını, uluslararası ilişkileri düzenleyen mekanizmalara katılımlarını güçlendirmeyi ve dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırmayı, böylece halklarının daha iyi ve onurlu bir hayat standardına ulaşmasını sağlama amacını gütmektedir.</li>
<li>2014’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gözlemci Statüsü” verilen D-8 ülkeleri, sanayileşme (ekonomik gelişmişlik) açısından şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Pakistan, Malezya, Nijerya ve Bangladeş. Toplam ekonomik büyüklüğü 4 trilyon dolara yaklaşan D-8 Ülkelerinin Haziran 2018 itibarıyla toplam nüfusu 1.1 milyarı aşmıştır.</li>
</ol>
<p>Birleşmiş Milletler’in veto hakkı(!!) kullanan beş üyesi sebebiyle zulüm ve sömürü kuruluşu olduğunu, sömürgecileri kollamaktan başka bir işlevi bulunmadığını tüm dünyanın açık bir şekilde kavramış olduğu, ‘dünyanın beşten büyük olduğu’ söyleminin sömürülen ülkeler tarafından benimsendiği üçüncü bin yılın başında, D-8 birliğinin geliştirilerek kapsamlı bir “İslâm Birliği”ne dönüşmesi için öncelikle mevcut çerçevesiyle etkili şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>D-8 Dönem Başkanlığını Hakkıyla Yürütebilmek </strong></p>
<p>“İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” ana temasıyla 18 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirvesi’nde, D-8 dönem başkanlığı, ikinci kez teşkilatın fikir babası Türkiye’ye geçti. Zirve öncesinde, 17-18 Ekim’de D-8 Komisyonu’nun 39. oturumu, 19 Ekim’de de D-8 Konseyi’nin 17. oturumu gerçekleştirildi.</p>
<p>Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen zirvenin açılışında, dönem başkanlığını Türkiye’ye devreden Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile dönem başkanlığını alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yaptı. Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada teşkilatın üye sayısını 8’den 20’ye çıkarabileceğini açıklayan Erdoğan, zirvenin önemini şu sözleriyle vurguladı: “Cumhurbaşkanları olarak D-8 Liderler Zirvesi’nin önemi iyi kavranmalı. Hepimiz <strong>D-8’e sahip çıkmalı</strong>, daha etkin, daha verimli, daha güçlü olması için azami gayret göstermeliyiz.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“D-8; Adil, Huzurlu ve İstikrarlı Dünya Talebinin Mücessem Hâlidir”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 20 yılda dünyada meydana gelen gelişmelerin, D-8’in o zamanki endişelerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini belirtti: “Son yıllarda savaşların, terör eylemlerinin, ekonomik kriz ve doğal felaketlerin ne denli büyük yaralar açtığına hep beraber şahit olduk. Afganistan’tan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye, Arakan’dan Endonezya’ya, Nijerya’ya kadar kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadıkları ıstıraba bizzat şahitlik ettik. İkinci Dünya Savaşı akabinde kurulan, soğuk savaş sonrasında ise tahkim edilen mevcut <strong>küresel sistem</strong>; çıkarları garanti altına alınmış <strong>bir avuç mutlu azınlık</strong> dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerle bugünlere geldik. Bu kadar üretimin olduğu, bu kadar zenginliğin olduğu bir dünyada hâlen Afrika’daki kardeşlerimiz en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Küresel adaletsizlik azalmak yerine daha da arttı.” (<strong>4</strong>),</p>
<p>“D-8, salt çıkarlar etrafında buluşan bir ülkeler topluluğu değil; bunun çok daha ötesinde adil, huzurlu ve istikrarlı bir dünya talebinin mücessem hâlidir. Bizler D-8 üyeleri olarak dünyada pek az ülkeye nasip olan coğrafî ayrıcalıklara sahibiz. Üç kıtaya hâkim durumdayız. Zengin doğal kaynaklarımız, hepsinden önemlisi dünyanın yaklaşık yedide birini teşkil eden genç ve dinamik nüfusumuz var.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirve Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede kabul ettikleri <strong>İstanbul Bildirisi</strong> ve <strong>İstanbul Eylem Planı</strong>’yla (<strong>5</strong>) önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalara bir çerçeve çizeceğini söyledi. (<strong>6</strong>).</p>
<p>D-8 ile İslam Kalkınma Bankası arasında mutabakat muhtırasının imzalanması, karşılıklı ticarette yerel para birimlerinin kullanılması için takas odası kurulması, sömürü yerine özgürlüğün esas alınması, Akdeniz’in mülteci kabristanına dönüşmesinin sonlandırılması, üye ülkeler arasında vize kolaylığı sağlanması gibi adımların atıldığı, Hanımefendi Emine Erdoğan’ın zirveye katılan liderlerin eşlerini teknede ağırladığı D-8 Ülkeleri 9. Zirve Toplantısı’nda Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin düşük düzeyli katılım sağlamasına neden olan hususların titizlikle aşılması ve iki milyara yakın Müslüman dünyası yanında tüm dünya mazlumlarına umut olabilecek D-8 birliğinin, Ak Parti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yönetime getirildiği yeni dönemde hak ettiği etkinliğe kavuşturulması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mustafa Bilgen; “Uluslararası Birlikler-7: <strong>D-8 Gelişen 8 Ülke</strong>”, http://www.tv5haber.com/yazar_6987_618_uluslararası-bırlıkler-7-d-8-gelısen-8-ulke.html, 10.02.2014.</li>
<li><strong>D-8 Organization for Economic Cooperation</strong>, http://developing8.org/about-d-8/brief-history-of-d-8/, 15.06.2018.</li>
<li>Recep Tayyip Erdoğan; “<strong>D-8 Zirvesi Konuşması</strong>”, https://www.youtube.com/watch?v=MgksR-vmjzg, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84994/<strong>d-8-adil-huzurlu-ve-istikrarli-dunya-talebi</strong>nin-mucessem-hlidir.html, 20.10.2017.</li>
<li>D-8 Summit Meeting (9), <strong>Istanbul Declaration 2017</strong>, http://developing8.org/d-8-meeting-reports/, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84995/cumhurbaskani-erdogan-<strong>d-8-zirvesi-kapanis-oturumu</strong>na-katildi.html, 20.10.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİNİN BİLGİ ZEMİNİNİ OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:105]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[ASDER]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ASSAM]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Cebel-i Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:63]]></category>
		<category><![CDATA[fasit]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşhaşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Konfederasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Ülkeleri Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul boğazları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul WOW Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Külünk]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MısırTunus]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74:37]]></category>
		<category><![CDATA[Mülk 67:2]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali Karadaği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[vekalet savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=588</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.” (Âl-i İmran 3:105). “Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:105).</p>
<p>“<em>Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû</em>…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız. Eğer kitap ehli de güvenip inansaydı, haklarında hayırlı olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>“(O inanmış kimseler ki) kalplerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın, ama Allah onları bir araya getirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliğini Tesis Edebilmek İçin Nitelikli Çabalar Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Derneği, 2023’e kadar kesintisiz olarak her yıl bir “Uluslararası İslam Birliği Kongresi” düzenleme kararı alarak bunun ilkini de <strong>23 Kasım 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi. İslam ülkeleri başta olmak üzere dünya siyasetinin önemli güncel sorunlarına ilişkin akademik ve siyasal tespitler yapma ve karar vericilere çözüm önerileri sunma amacını güden “Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri”nin ana konuları; “yönetim şekil ve organları, ekonomik işbirliği, savunma sanayi, ortak savunma sistemi, müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi ve ortak güvenlik sistemi” şeklinde tespit edilmiştir.</p>
<p>İslam ülkelerinin bir irade altında toplanması için gereken müesseseler ile tâbi olacakları mevzuatın bir hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmasını hedefleyen İslam Birliği Kongrelerinin birincisi, “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla 23 Kasım 2017 tarihinde İstanbul WOW Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Halkı Müslüman ülkelerin ortak irade altında toplanabilmeleri için geçmişten günümüze yönetim şekillerini inceleyerek İslam Birliği yönetim şeklinin nasıl olabileceğini istişare etmek üzere toplanan “Birinci Uluslararası İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Başkan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, detaylı bir sunu eşliğinde İslam Coğrafyası’nın mevcut durumunu özetleyerek çözüm önerilerini dile getirdi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk Adımda Durumun Net Bir Fotoğrafını Çekebilmek </strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na üye 193 devletin 60’ına (üye sayısının %31’i), 7,145 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarına (dünya nüfusunun %22,5’u), 150 milyon Km<sup>2</sup> olan dünya karalarının 19 milyon Km<sup>2</sup>’sine (dünya karalarının %12,8’i) sahip olan 60 İslâm Ülkesini bünyesinde barındıran İslâm Coğrafyası, kendi aralarındaki sınırlar yok sayıldığında oluşturdukları blok ile;</p>
<ol>
<li>Dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunan;</li>
<li>Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebel-i Tarık, Babu’l-Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalı’nı kontrol eden;</li>
<li>Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyıları olan;</li>
<li>Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Çin gibi süper güç sayılan dünyanın büyük devletlerine kara ve denizden, Amerika Birleşik Devletleri’ne denizden sınır komşusu olan;</li>
<li>Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan;</li>
<li>Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan;</li>
<li>Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihî birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek geleceğin süper gücü olmaya namzet potansiyel bir güce sahip bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>Egemen olması gerektiği coğrafyasında İslâm Dünyası, her bir İslam Ülkesinin üniter yapılarının içindeki etnik ve mezhepsel farklılığa sahip unsurlarının birbirleri ile savaştırıldığı, ilan edilmemiş, gizli, sinsi, kirli ve asimetrik Üçüncü Dünya Savaşının alanı haline getirilmiştir.</p>
<p>Sahip olduğu avantajlara rağmen İslam ülkeleri, emperyalist batı devletlerinin müdahaleleri ile büyük bir <strong>kargaşa</strong> içine düşmüştür. Bu kargaşanın sonucu olarak İslam coğrafyasında büyük acılar ve yıkımlar yaşanmaktadır. Milyonlarca Müslüman evlerini, yurtlarını terk etmek veya ölmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadır. Göç yollarında binlerce Müslüman çeşitli şekillerde ölmekte, göç etmeyi başaranlar ise yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2016 verilerine göre sadece <strong>5 milyon</strong> Suriye vatandaşı göç etmiştir. Kayıt altına alınamayan mültecilerle bu rakam daha da yükselmektedir <strong>Suriyeli mülteci</strong>ler, Türkiye (2.749.140), Irak (249.726), Ürdün (629.128), Mısır (132.275), Lübnan (1.172.753) ve Kuzey Afrika’da diğer yerlere göç etmiştir. Bu rakamların dışında yoğun bir şekilde Avrupa’ya göç girişimleri olmakta ve büyük bir kısmı Akdeniz’de yaşamlarını yitirmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen Avrupa’ya yapılan sığınmacı başvuru sayısı 270.000’den fazla olmuştur.</p>
<p>Üçüncü Dünya Savaşı İslam Ülkelerine karşı ilan edilmemiş bir savaş olarak sürdürülmektedir. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yönetimsiz kalan Müslümanlar küçük devletler kurarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmış, ancak birlik ve beraberliğini kaybettiklerinden küresel güçler için kolay lokma haline gelmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu İslam Coğrafyasını ele geçirmek için İslam Ülkelerinde, kontrol ettikleri <strong>terör örgütleri</strong> vasıtasıyla vekalet savaşları (asimetrik savaş) yürüterek otorite tesis etmeyi amaçlamaktadır…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Hastalıklarımızla Yüzleşmek ve Vahdetin Yasasını Keşfetmek</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan; ümmetin en büyük problemi olan <strong>yalan</strong> hastalığından kurtulursak, “ittifak edelim” derken bile ihtilaf etmeye kadar varan parçalanmışlığımıza bir son verebilirsek, martının kuyruğu suya değdi-değmedi mesabesinde kalan anlamsız kavgalarımızı geride bırakabilirsek önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmak için gereken altyapıya sahip olduğumuzun altını çizdi.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi dönemi bakanlarından Dr. Salah Bey; İslami köklerimizi, varlığımızı, beşerî ve tabii zenginliklerimizi hedef alan çok boyutlu saldırılarla karşı karşıya bulunduğumuzu, bazı Arap devletlerinin “<em>vasatiyye ve tecdid</em>: ortayol ve yenilenme” imamı Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi’yi bile teröristler listesine yazabildiğini, ortalığı nifakın kapladığını, mesela Mısır’da halkının aleyhine çalışan bir darbeci hükümetin işbaşında olduğunu anlattıktan sonra vahdetin İslam şeriatinde bir vecibe, tefrikanın da nankörlük ve haram olduğunu hatırlattı. Zatında ve sıfatında Allah’ı bir ve tek kabul etmek anlamında inanmamız elzem olan tevhid gibi ümmetin tevhidine de inanmamız gerektiğinin altını çizen Dr. Salah, esasen bütün ihtilafların bu iki konu etrafında odaklandığını, gözümüzün önündeki başarılı örnekleri inceleyerek bu ihtilafların üstesinden gelebileceğimizi belirtti.</p>
<p>Avrupa’da da aynen bugün bizim aradığımız gibi yıllar önce yaşamış oldukları büyük kavim ve din savaşlardan sonra düşünürlerin çıkış için çare aradığını ve problemin kaynağını siyaset, eğitim, din alanlarında tespit ettiklerini, bizim de çözüm için öncelikli olarak bu üç alanı ıslah etme amacını güden projeler geliştirerek işe başlamamız gerektiğini, gelişme ve ilerlememizin bu sayede mümkün olacağını anlatan Dr. Salah, Japonya’nın 1946’da yeniden sıfırdan başladığını, doğruluk, vefa, çalışkanlık gibi değerleri sayesinde parçalanmışlıktan kurtulup ilerlediklerine vurgu yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Yolun ve Dengenin Temsilcisi Olabilmek  </strong></p>
<p>Kongrenin önemli konuşmacılarından Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Karadaği de tebliğinde şu hususları dile getirdi:</p>
<p>“Allah Rasulü toplumu ıslah etmiştir. Kimseyi yerine halef bırakmadığı gibi kimse için vasiyet de bırakmamış, yöneticilerini seçme işini ümmete bırakmıştır. Allah Rasulü raşid bir idare sistemi kurmuştu. Haram uygulamaları kaldırmıştı. Kur’an bize sürekli bir bir şekilde en iyi ve en özgün olanı ortaya koymamızı emretmektedir: “<em>Liyebluwekum eyyukum ahsenu amela</em>: hanginizin daha güzel iş ve eylemler ortaya koyacağını sınamak için…” (Mülk 67:2) ayet-i kerimesi en güzel işi ortaya koymayı hedeflememiz gerektiğini bize öğretmektedir. Hayatı inşa sanatı, savunma sanatı vb. tüm alanlarda en iyi ürün ve modeli ortaya koyan biz olmalıyız. Elbette öncelikle dinimizi en iyi anlayan biz olmalıyız. Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi durumda olmayı hedeflemeliyiz. Durmaksızın ilerlemeliyiz. Zira Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “<em>Limen şâe minkum en yeteqaddeme ew yeteahhar</em>: içinizden öne geçmeyi veya arkada kalmayı dileyen/seçen herkes için…” (Müddessir 74:37).</p>
<p>Akıl ve hikmet yöntemiyle, kitaba ve mizana uygun davranmalıyız. Vahdeti gerçekten istiyorsak <strong>feragat</strong> etmeden olmaz. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethi hususunda çok acele ediyordu… Bu vesileyle bir kavramı da tashih etmek istiyorum. “Salîb; haç/lı savaşları” kavramı yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar din savaşı değildi, kitaplarımızda “Frenc savaşları” tamlaması kullanılmakta olup bu çok daha doğru bir kullanımdır. Salahuddin Zengi’ye şöyle cevap yazıyor: “Frenklerle savaşıp ümmeti kurtarmamız için önce ümmeti birleştirmemiz gerekiyor!”</p>
<p>Kendimizi, fıkıh ve hadis müktesebatımızı, kültür alanımızı, fikriyatımızı ıslah etmeliyiz. Amerikan ilerlemesinden de alabileceğimiz dersler var Türkiye ilerlemesinden de. Türkiye coğrafi açıdan aynı Türkiye, ama son 15 yılda özellikle askeri, toplumsal, ekonomik ve sanayi alanlarında belirgin şekilde ilerlemiştir. 80’li yıllarda Vatan caddesinde bir büro kiralamıştık, sularımız kesikti. Bugün maşaAllah Türkiye hem cemal hem de celal itibarıyla çok ilerlemiş durumda.</p>
<p>Arap baharı sürecinde Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye itidal/denge fikrinde ittifak etmişti, halk barışçıl yöntemle değişimi istemişti. Ancak akbabalar bu fikri ve hareketi maalesef fena halde sömürdüler.</p>
<p>Kitap ile hikmet, kitap ile mizan arasında dengeyi kurabilmeliyiz. İnsan arzı imarla mükelleftir. Çünkü Allah Teâlâ; “<em>Huwe enşeekum mine’l-ardi westa’merakum fîha</em>: Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.” (Hûd 11:61) buyurmuştur. İçtihad kurumunu yeniden işler hâle getirerek sorunlarımızı çözme ve İslam Birliği’ni birlikte tesis etme şerefini paylaşmalıyız…”</p>
<p>İstanbul Milletvekili Metin Külünk de; “Son ikiyüzyılda İslam dünyası hangi bilgiyi üretti? İnsanımız neden Batı’ya hicret ediyor? Yer altı kaynaklarımız nerede? Üç din nerede insanlık ile buluştu?” gibi sorularla başladığı konuşmasında her an yaşamakta olduğumuz fiziki yenilgi yanında asıl yenilgiyi akıl/düşünce alanında yaşadığımızı fark etmemiz gerektiğini anlattı. “Bilginin iktisadi güce, iktisadi gücün siyasi güce, siyasi gücün askerî güce dönüştüğünü neden görmüyoruz?” sorusunu yönelten Külünk, akıl yenilgisini anlayacak hikmeti üretemezsek çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğimizi, dolayısıyla akıl teri döküp akıl galibiyetini elde etmek durumunda olduğumuzu belirtti. Akılda galibiyeti başarmak zorunda olduğumuzu, zira Allah azze ve cellenin bizi düşünmekle sorumlu tuttuğunu, defalarca “akletmez misiniz” buyurduğunu hatırlatan Külünk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yenilgiyi galibiyete dönüştürmek ve insanlık için yeniden sevgi, merhamet ve adalet üretmek için akletmeliyiz. İslam medeniyetinin yeniden inşası sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır. Medeniyetin bin yıl sonra yeniden güncellendiği bir dönemdeyiz. Dün Haşhaşiler vardı, bugün Fetö, Daiş, Bokoharam gibi örgütler üzerinden İslam çökertilmek isteniyor. Akıl ile yeniden tarih yapıp tarih yazmalıyız. Dönem akıl içtihadı, akıl yenilenmesi vaktidir…”</p>
<p>Malezya’da görev yapan Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah; “Mevcut haliyle İslam ülkelerinin vahdet oluşturma kabiliyeti var mıdır?” sorusuyla başladığı konuşmasında siyaset, ekonomi, eğitim… hemen tüm alanlarda fesat durumu yaşandığını, servetin belli aile ve kişilerde biriktiğini anlatarak bu durum değişmedikçe İslam ülkelerinde birleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Biz Mısır’da okurken, Sudan’da doğal kaynaklar, Libya’da ise para vardı, Mısır’ın da ortada bir ülke olarak bu iki imkânı organize edeceği söyleniyordu, biz yetişkin insanlar olduk ama böyle bir birlik göremedik. Çünkü fesatçılar ıslah için birleşmez, onlar ifsat için birleşir ancak!</p>
<p>İslam ülkelerinin ekonomik bir birlik kurabilmesi için; uygun bir taksimatla iş bölümü yapmaları, birliğin ilke ve çerçevesi ile aşamaları net bir şekilde ortaya koymaları, hükümet dışı ekonomik işbirliği girişimlerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Çünkü Araplar başta olmak üzere İslam ülkeleri yönetimlerinin çoğu fesat/bozulma durumu yaşamaktadır. Adım atmak için sömürgecilerin yakamızı bırakmasını ya da fasit/bozguncu yöneticilerin kendiliğinden çekip gitmesini mi bekleyeceğiz? Karşılıklı ihtiyaç alanlarımıza uygun düşen yatırımlar yapmalıyız. Stratejilerimizi birleştirdikten sonra ekonomik birliği sağlayabiliriz…”</p>
<p>23 Kasım 2017 tarihinde ASSAM, Üsküdar Üniversitesi, ASDER ve İDSB işbirliğiyle İstanbul’da ilki “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla gerçekleştirilen İslam Birliği Kongrelerinin, “İslâm Ülkeleri Parlamentosu”nun teşkili ve her İslam ülkesinde yeni bir &#8220;İslam Birliği Bakanlığı&#8221; ihdas edilmesi yoluyla nihayetinde İslam Ülkeleri Konfederasyonu oluşturulmasına hizmet etmesi niyazıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html">http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html</a>, 23.11.2017.</li>
<li><a href="https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html">https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html</a>, 23.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HİCRET FIKHINI ÇAĞIMIZA HİKMETLE UYARLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 09:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şehid]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Batı demokrasileri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemâat-ı Müslimîn]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[dârülhicre]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güven ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç ve zaruret]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya ve Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ahmed el-Mehdî]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[onurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Senûsiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrî Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[üstün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=565</guid>

					<description><![CDATA[“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla; çıkacağım yerden de beni doğrulukla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80). Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere <strong>doğrulukla girmemi sağla</strong>; çıkacağım yerden de beni <strong>doğrulukla çıkar</strong> ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80).</p>
<p>Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgileri esas alarak- yeniden hatırlamamızda yarar var.</p>
<p><strong>Hicret: İnanç ve değerleri uğruna yurdunu değiştirmek</strong></p>
<p>“Hicret’in tarihî, içtimaî ve iktisadî yönden olduğu gibi dinî, siyasî ve hukukî yönden de birtakım sonuçları olmuştur. Müslümanlar, hicretle birlikte Mekke müşriklerinin zulüm ve baskısından kurtularak Medine’yi yurt edinince İslâm’a yeni girenlerin de gerek zulüm ve <u>baskıya mâruz kalmadan yaşamaları</u>, gerekse yeni kurulan İslâm toplumuna <u>destek olmaları</u> ve İslâm esaslarını öğrenme imkânına kavuşmaları bakımından onlara katılmaları büyük önem arzediyordu. Bundan dolayı Medine’ye hicret, dinî bir <strong>vecîbe</strong> olmanın yanında hicret etmeyenlerin ulaşamayacağı bir fazilet de sayılıyordu (17/463).</p>
<p>Birçok âyette Allah yolunda hicretin önem ve faziletine işaret edilmiş, kişinin <strong>hayatını ve inancını korumak</strong> için vatanını terk ederek başka bir yere göçmesi sebebiyle karşılaşacağı zorluklara katlanması bakımından da İslâm’a bağlılığın göstergesi sayılmıştır.</p>
<p>Medine’ye hicretle ortaya çıkan en önemli durum şüphesiz <strong>müslümanların bir yurt edinmiş olmaları</strong>dır. Uğradıkları baskılar yüzünden daha önce Habeşistan’a göç eden müslümanlar bu defa ana yurtlarıyla ilgilerini tamamıyla keserek Medine’ye hicret etmişlerdi. Hicretten önce siyasî bir organizasyona sahip bulunmayan müslümanların siyasî iktidarlarının hâkimiyet ve faaliyet alanı olacak bir yurtları yoktu. Hicretin hemen ardından ise <strong>devlet</strong> kurma imkânına kavuştukları gibi bu devletin hâkimiyet alanını meydana getiren bir <strong>ülke</strong>ye de sahip olmuşlardı. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde “<strong>dârülhicre</strong>” veya “dârülmuhâcirîn” diye de anılan Medine olmuştu. <strong>Mekke</strong> döneminde nâzil olan âyetler daha çok dinin <strong>inanç esasları</strong>yla ilgili iken hicretten sonra bağımsız bir devletin kurulmasıyla birlikte gerek Kur’an’da gerekse sünnette müslümanların <strong>toplumsal</strong> ve milletlerarası alanda <strong>ilişkileri</strong>ni düzenleyen siyasî, hukukî ve iktisadî <strong>esaslar</strong> vazedilmiştir. Bundan dolayı hicret İslâm teşrii bakımından da önemli bir merhale oluşturmaktadır.” (17/463).</p>
<p><strong>Hicret fıkhını günümüze doğru ve dengeli uyarlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’ân-ı Kerîm’de hicretle ilgili hükümleri ve Hz. Peygamber’in uygulamasını göz önüne alan müslüman hukukçular kendi zamanlarındaki milletlerarası şartlar çerçevesinde, gayri müslim bir toplum içinde İslâmiyet’i kabul eden kimselerin veya düşman istilâsına uğrayan İslâm ülkesindeki müslümanların hicret açısından durumlarını tartışmıştır. “Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terk eden kimsedir” (Buhârî, Îmân 4, Riqâq 26; Ebû Dâvûd, Cihâd 2) meâlindeki hadisten de anlaşılacağı gibi hicret genel anlamda dinin yasakladığı şeyleri terk etmeyi ifade etmekle birlikte hukukçular hicreti özel olarak “bir yerden başka bir yere göç etme” anlamında kullanmışlardır.</p>
<p>İslâmiyet yalnız bir <strong>inanç sistemi</strong> değil aynı zamanda bir <strong>hayat tarzı ve bir dünya görüşü</strong> olduğundan müslümanların İslâmî hüküm ve vecîbelerin rahatlıkla yerine getirilebildiği bir ortamda güvenlik içinde yaşamaları büyük önem taşımaktadır. Yukarıda zikredilen âyetler yanında Hz. Peygamber’in, “Müşrikler arasında ikamet eden müslümandan berîyim” (Ebû Dâvûd, Cihâd 105; Tirmizî, Siyer 42) hadisi de müslümanların baskılara maruz kaldıkları takdirde gayri müslimlerle beraber yaşamalarının yasaklandığını ve hicretin gerekliliğini anlatmaktadır (17/464).</p>
<p>İslâm toplumunun dışında yaşayan bir müslüman yalnızlık hissine kapılır; bu ise aşağılık duygusu doğurarak gitgide gayri müslimlere tâbi olmaya yol açar. Halbuki İslâm dini müslümanın kendini <strong>güçlü, onurlu ve üstün</strong> olarak görmesini, Allah’ın hükümranlığından başka herhangi bir hâkimiyeti kabul etmemesini ister. Bundan dolayı dinin gereklerini yerine getirmenin mümkün olmadığı bir yerde ikamet etmek haram kılınmıştır. Ancak dârülharpte olup da dinin emirlerini yerine getiremeyenler hicrete imkân bulamadıkları takdirde bu hükümden istisna edilmişlerdir. Dârülharpte dinin emirlerini serbestçe yerine getirme hususunda baskıya mâruz kalmayanların dârülislâma hicret etmeleri ise farz değil müstehaptır. Bunlara yine de hicretin tavsiye edilmesi, müslümanların ilke olarak İslâm toplumu içinde yaşamasının içtimaî ve siyasî yönden gerekli görülmesi ve yabancı bir toplumda kendi inançlarını paylaşmayanlarla birlikte yaşamanın muhtemel olumsuzlukları sebebiyledir. Özellikle Endülüs’te yaşanan tarihî tecrübenin etkisiyle Mâlikî âlimleri genel olarak küfrün hâkimiyeti altında yaşamanın hiçbir zaman câiz olmadığını, mutlaka hicret edilmesi gerektiğini söylerler. Ancak bazı âlimler kâfirlerin hidayetine vesile olmak amacıyla dârülharpte kalmayı meşru görmüşlerdir.” (17/465).</p>
<p><strong>Sömürgecilerle mücadelede hicretin işlevini kavramak</strong></p>
<p>“Hicret kavramı, klasik dönem cihad ve ülke kavramları çerçevesinde kazandığı dinî-siyasî anlamıyla, bütün Ortaçağ boyunca İslâm hâkimiyetinin zayıfladığı yerlerde ve dönemlerde olduğu gibi İslâm dünyasının Batı karşısında gerilemeye başladığı son birkaç yüzyıl boyunca da birçok dinî-siyasî hareketin mahallî ve milletlerarası güçlere karşı verdiği mücadelede önemli rol oynamıştır. Hindistan’da Ahmed Şehid’in, Nijerya’da Osman b. Fûdi, Futa Toro’da el-Hâc Ömer Tâl, Cezayir’de Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî, Sudan’da Muhammed Ahmed el-Mehdî’nin, Libya’da I. Dünya Savaşı sırasında Senûsiyye tarikatı ve Hindistan’da Hilâfet Hareketi’nin (1920), sömürge güçlerine veya İslâm’a muhalif hareketlere karşı mücadelelerini meşrû göstermek için cihadla birlikte bu kavrama atıfta bulunduğu görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklardan ve özellikle 1860-1914 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlar’dan Anadolu’ya yönelen müslüman göçleri de hicret kavramıyla ifade edilmiş ve göç işlerini düzenlemekle görevli teşkilâtlara İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu veya Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi gibi adlar verilmiştir (17/465).</p>
<p>XX. yüzyıl ortalarında Mevdûdî ve Seyyid Kutub gibi dinî liderler ve düşünürler hicreti, müslüman ulus-devletlerin seküler, kapitalist ve modernist politikalarıyla özdeşleştirdikleri yeni Câhiliye’den uzak durma şeklinde ideolojik bir anlamda kullandılar. Mısır’da Şükrî Mustafa’nın kurduğu, muhalifleri tarafından daha çok “Cemâatü’t-tekfîr ve’l-hicre” adıyla anılan Cemâat-ı Müslimîn mensupları, bu Câhiliye kavramını daha da genişleterek Cemal Abdünnâsır ve Enver Sedat yönetimindeki Mısır toplumunu İslâm dışı saydılar ve ondan uzak durmanın gerektiğini ileri sürerek Mansûre’de toplumdan kopuk bir grup oluşturdular (s.17/465).</p>
<p>İslâm tarihinin ilk dönemlerinde hicret kavramı çerçevesinde daha çok gayri müslim bir ülkede müslüman olan kimsenin İslâm ülkesine göç etmesi ele alınırken İslâm hâkimiyetinin zayıflamaya başlaması üzerine ve özellikle XII. yüzyıldan itibaren doğuda Moğollar’ın, batıda hıristiyan devletlerin eline geçen İslâm topraklarındaki müslümanların durumu da tartışılır olmuş, bu ülkelerden hicret edilip edilmeyeceği veya hangi şartlarda hicret edilmesi gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. (s.17/466).</p>
<p>Gerek Osmanlı Devleti’nin çökmesi üzerine gerek sömürgecilik döneminden sonra oluşan yeni devletler içinde kalan müslüman azınlıklarla bağımsızlığa kavuşamayan müslüman toplulukların varlığı yanında, İslâm toprakları üzerinde birçoğu laik veya Batı tesirinde bir düzeni uygulayan ulus-devletlerin meydana geldiği günümüzde farklı bir durum ortaya çıkmıştır. Artık müslümanlar, diledikleri zaman bu ülkelerden herhangi birine yerleşme ve hatta seyahat etme imkânına sahip olmadıkları gibi, gayri müslim bir ülkedeki müslüman azınlıklar veya İslâmiyet’i yeni kabul eden bir kişi istediği bir müslüman ülkesine serbestçe hicret edememektedir. Ayrıca bu ulus-devletlerin birçoğunda hâkim olan siyasî ve hukukî yapı sebebiyle müslümanlar kendi ülkelerinde bile İslâm’a uygun şekilde yaşama konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Modern iletişim araçlarıyla küçülen, Batı’nın kültürel, ekonomik ve askerî hâkimiyeti altında bulunan günümüz dünyasında bütün müslümanlar bir anlamda gayri müslimlerin hâkimiyeti altındaki bir toplum manzarası çizmektedir.</p>
<p>Bu durumda hicret, karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etme yerine <u>Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma</u> şeklinde mânevî boyutuyla önem kazanmakta, gayri müslim bir ülkede bulunan müslüman azınlıklar yerine göre bağımsızlıklarını elde etmeye veya kendi dinî ve kültürel kimliklerini koruyarak <strong>güven ve barış içinde</strong> yaşayacakları şartları oluşturmaya, müslüman ülkelerde bulunanlar da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları <u>zorlukları aşmaya çalışmak</u> sorumluluğu taşımaktadırlar. Hicretin esasen maddî boyutuyla da zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak için <strong>yeni imkânlar arama</strong>ya, yeni şartların oluşmasına zemin hazırlamaya yönelik etkin bir çaba olması onu her iki boyutu bakımından cihad kavramıyla bütünleştirmektedir.” (17/466).</p>
<p><strong>Batı ülkelerinde muhacir olmanın zorluğuna katlanmak</strong></p>
<p>“Çalışma, öğrenim ve eğitim amacıyla ve kendi istekleriyle İslâm ülkelerinden Batı ülkelerine göç eden müslümanların durumu geçmişte benzeri olmayan, dolayısıyla fukaha arasında tartışılmayan yeni bir gelişmedir. Bunun meşrûlaştırılması konusunda bazı araştırmacılar Habeşistan’a hicret modeline atıfta bulunurken bazıları da gerek İslâm’ı tebliğ etmenin, gerekse müslüman toplumların kalkınması için modern bilim ve teknolojinin öğrenilmesinin önemi sebebiyle bu ülkelere gitmenin yalnız mubah değil aynı zamanda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.</p>
<p>Buna ayrıca ticarî ilişkilerin geliştirilmesi, iş ve çalışma imkânlarının aranması gibi hususlar da eklenmekte ve gayri müslim ülkelere göçün genel olarak <strong>ihtiyaç</strong> ve <strong>zaruret</strong> prensiplerinden hareketle meşrû sayıldığı görülmektedir. Ayrıca gayri müslim ülkelerden İslâm ülkesine hicretin gerekçesi, müslümanın can ve mal güvenliğiyle dinin temel hükümlerini serbestçe yerine getirme imkânının bulunmaması olduğundan geçmiş dönemlerin aksine milletlerarası ilişkilerde barışın hâkim olduğu günümüzde ve özellikle demokratik Batı ülkelerinde dini tebliğ ve yaşama konusunda şartların birçok müslüman ülkeden daha uygun olduğuna da dikkat çekilmektedir.</p>
<p>Ancak Batı demokrasilerinde dinî hürriyetten genellikle ibadet özgürlüğünün anlaşılması, buna karşılık İslâm’ın sosyal hayatın her alanında prensipler koyması sebebiyle bu ülkelerdeki müslümanların kendi gerçek dinî ve kültürel kimlikleriyle yaşama imkânları, içinde bulundukları gayri müslim toplumun müsamahasıyla sınırlı kalmaktadır. Çoğulculuğun ve <u>çok kültürlü bir toplum yapısının tarihî tecrübesine sahip olmayan Batı dünyası</u>, müslüman azınlıkların kendi kimliklerini koruyarak yaşamaları konusunda hazırlıksız göründüğü gibi demokrasiye ve serbest düşünceye rağmen Batı kültürünün tekelci yapısının müslümanları asimileden vazgeçip geçmeyeceği, onların bu ülkelerde daha etkin duruma gelmelerinin ne gibi sonuçlar doğuracağı merak konusudur.</p>
<p>Bununla birlikte milletlerarası ilişkilerde insan haklarıyla ilgili telakkilerin ön plana çıktığı, global ve dinamik bir rekabetin hâkim olduğu zamanımızda müslüman azınlıkların birçok yerde sistemi zorlamasının sonucunda yeni şartlar oluşmakta, fevkalâde durumlar dışında müslüman bir ülkeye hicret yerine <strong>müslümanların</strong> <strong>bulundukları yerlerde güçlenmesi</strong>ne yönelik politikalar önem kazanmaktadır.” (17/466).</p>
<p>Diğer birçok kavram gibi ‘hicret’i de istismar edip çarpıtanlara karşı uyanık kalmak, bireysel ve toplumsal hayatımızda Allah’ın razı olacağı tutum ve davranışlara hicret etmek ve büyük insanlık ailemize model teşkil edecek medeni bir hayat nizamını el birliğiyle kurabilmek niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Ahmet Özel; <strong>Hicret</strong> maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), Ankara 1998, c.17, s.462-466.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
