<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lâ ikrâhe fîd dîn Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/la-ikrahe-fid-din/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/la-ikrahe-fid-din/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 09:36:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>EN BÜYÜK İMAM KİMDİR?</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2018 09:36:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDİ KESKİNSOY]]></category>
		<category><![CDATA[AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-KÜTÜBİ’L-MISRİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EN BÜYÜK İMAM]]></category>
		<category><![CDATA[HAYFA]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Azam]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK YASASI]]></category>
		<category><![CDATA[Lâ ikrâhe fîd dîn]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR MİLLÎ KÜTÜPHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SANDALYE MUAMELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEHİYYAT]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞEHHÜD]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama dinde yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. -I- Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.[1] Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: <strong>Hukuk iki insanın karşılaşmasıyla doğar</strong>… Eğer insan (sahipsiz ve içinde) kimsenin bulunmadığı bir mağaraya girmişse, mağaranın istediği yerinde oturma hakkına sahiptir. Ancak başka birinin bulunduğu bir mağaraya girmişse, gidip bu kişinin yerine oturma hakkına sahip olamaz. Aksi takdirde gidip o kişinin üzerine oturarak ona <strong>sandalye muamelesi</strong> yapmış olur!</p>
<p>Günümüzde dünyaya hükmeden müstekbir kodamanlar insanları sandalye gibi kullanmaktadırlar! Birleşmiş Milletler’in ‘veto hakkı’ uygulaması, tüm dünyayı bir sandalyeye dönüştürmüştür. Bu, demokrasiyle asla bağdaşmayacak bir <strong>azgınlık</strong>tır. ‘Veto hakkı’ insan haklarına, dinlere ve nebilere (getirdikleri mesajlara) aykırıdır. Bütün bu hususlar apaçık gerçekler olmakla birlikte hiç kimse bunları konuşmamaktadır.</p>
<p>Benim bu konulardan bahsetmemi sağlayan ise çeşitli aşamalardan geçmiş ve <strong>sorgulamalar</strong> yapmış olmamdır. Bu sorgulamalarım daha küçük bir çocukken okuldan eve döndüğümde anneme ‘bugün din dersini anlamadım’ diyerek başlamıştı. Derste namazın kılınışı anlatılırken teşehhüd (oturunca okunan et-tehiyyâtü) duasının iki ayrı nüshası bulunduğu söylenmişti. Neden iki ayrı nüshası olduğuna bir türlü anlam veremiyordum! Öğretmenlerden korktuğumuz için bunu onlara <strong>sormaya cesaret edemiyorduk</strong>. Bu yüzden anneme sormuştum. Annem (sorumun cevabına) kitaptan dikkatlice bakmıştı… Sonra bana da (parmağıyla) göstererek; “Duanın doğru nüshası budur. Çünkü İmam-ı A’zam’ın (‘En Büyük İmam’ın) itimat ettiği nüsha budur.” demişti.</p>
<p>Bu konu (ona göre) burada bitmişti. Ama aklımda yeni bir soru belirmişti. Bu kez o soruyu anneme bile sormaya cesaret edememiştim: “En büyük imam”ı <strong>nasıl</strong> bilecektik? <strong>Doğru dini</strong> yanlış dinden nasıl ayırt edecektik?!</p>
<p>Birkaç yıl sonra, eğitim almak için Ezher’e gitme imkânı bulmuştum. İlmi çok seven annemin de bunda rolü vardı. Köy işlerinde yardımıma ihtiyaç duymasına rağmen babamı beni göndermesi için ikna etmişti. Üstelik toplumumuzda ilim tahsili pek de takdir görmüyordu. Hatta bilimden korkuyorlardı. Çünkü yaygın fikir; eğitim görenlerin <strong>dini terk edip laikleştiği</strong> yönündeydi.</p>
<p>Babamın terkisinde tren istasyonuna doğru at sürerken bir ara dedi ki: “Seni Mısır’a din ilmini öğrenmen için yolluyorum. Sana tavsiyem asla vahhabi olmamandır!” Bunun üzerine bu yolculuğun <strong>değişmemin</strong> ve farklı biri olmamın yolunu açacağını düşünmüştüm.</p>
<p>Önce Şam’a sonra Hayfa’ya gittim (İsrail henüz kurulmamıştı). Oradan da trene binerek Mısır’a doğru yol aldık. (Kahire’ye) varıp bir camiye girerken kapıya yapıştırılan ve üzerinde şu uyarının yazıldığı pankartı görünce şok olmuştum: “Yankesicilerden sakının!”… Allah’ın evlerinden birinin kapısında böyle bir uyarı yazılmasına gerçekten çok şaşırmıştım.</p>
<p>Mısır’a gittiğimde henüz <strong>on beş yaşındaydım</strong>. “Buhari” kelimesini ilk kez orada duymuştum. Bu kelimenin bir tür silah adı olduğunu sanmıştım… Daha sonra hadis, fıkıh, tefsir ve siyer kitaplarını tanıdım… Ezher Üniversitesi’nde (orta ve lise dâhil) on sene okudum. Kültürel, siyasi ve İslami hareketlere orada muttali oldum… <strong>Farklı mezhep ve akımları orada tanıdım</strong>.</p>
<p>En büyük imamın kim olduğuna ilişkin sorgulamamın etkenleri nelerdi, onu bilmiyorum. Ancak <strong>bu</strong> <strong>ilk ve erken sorgulamam</strong>, halen dünyayı meşgul eden <strong>temel felsefi sorgulama</strong> olmaya devam etmektedir. Bu soru sonraları daha da gelişti: Sadece Sünni ya da Şii mezheplerin alt kollarından hangisinin en doğru olduğu değil farklı dinlerden hangisinin, (bir dine) inananlardan ya da inanmayanlardan hangilerinin <strong>en doğru</strong> olduğu, dahası, hakikati nasıl bilebileceğimiz sorusuna evirildi…</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>Önceki bölümde küçücük bir çocukken anneme ‘<em>et-tehiyyâtü</em>’ duasının iki ayrı nüshasını sorduğumdan, onun da birisini göstererek en doğru nüshanın bu olduğundan, zira bunun “İmam-ı A’zam: En Büyük İmam” nüshası olduğunu söylediğinden söz etmiştim.</p>
<p>Bu cevabı işittiğimde ilk aklıma gelen, (sınıfımızdaki bir) diğer çocuk olmuştu. O da evine gidip annesine soracak ve o da kendisine “Büyük İmam”ın başka bir imam olduğunu söyleyecekti! İşte o vakit “en büyük imam”ın kim olduğunu <strong>nasıl bulabileceğimi</strong> kendi kendime sorgulamıştım.</p>
<p>İşte bu yüzden, eğitim almak için Ezher’e gitmem gündeme geldiğinde, kendi kendime şöyle demiştim: Madem ki din ilimlerinin kaynağına gidiyorum, bu, gerçeği keşfetmem ve sorularımın cevaplarını öğrenmem için bu iyi bir fırsat…</p>
<p>Mısır’daki eğitimim esnasında, zamanımın büyük kısmını “<em>Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye</em>: Mısır Millî Kütüphanesi”nde geçiriyordum. Kataloglardan İslamiyet hakkındaki kitapları araştırıyordum. Hem lehte hem de aleyhte yazılanları inceliyor, bunlara yazılan reddiyeleri de okuyordum… Kitabevinin kapısından her çıkışımda; “Aah, bu mekânda ihtiyacım olan ne kadar da çok fikir ve bilgi varmış!?” diyordum.</p>
<p>Her insanın zaman zaman baş ağrıtan ve kafa karıştıran soruların hücumuna uğradığını biliyorum: <strong>Gerçeği</strong> nasıl bilirim? Eğitimsiz sade bir insan bu sorularla karşılaştığında şöyle der: Şayet falan ülkede doğmuş olsaydım filanca dine mensup olurdum…!!</p>
<p>Hem yerel hem de küresel büyüklerimizi araştırmaya, en büyük imamın kim olduğunu sorgulamaya başladığımdan bu yana tam üç çeyrek asır geçmiş… Çocukça başlayıp felsefi boyutta devam eden sorgularım, bilgi edinme konusunda beni iki kaynağa götürdü: <strong>Kur’an-ı Kerim</strong> ve <strong>dünya tarihi</strong>.</p>
<p>İncil’de anlatıldığına göre İsa aleyhisselam takipçilerini, -hakikatte yırtıcı kurtlar olduğu halde- kuzu postuna bürünen yalancı peygamberlere karşı uyardığında öğrencilerinden biri şöyle sorar: Ey öğretmen! Kurtlarla kuzuları nasıl ayırt ederiz? Onlara tek cümlelik kısa bir cevap verir: “Onları meyvelerinden tanıyabilirsiniz. Hiç dikenden üzüm, devedikeninden de incir toplanabilir mi?”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">*</a></p>
<p>Akıbetleri, neticeleri ve geri dönüşleri (verimliliği) araştırmak… <strong>Tarihsel yöntem</strong> ve <strong>bilimsel üslup</strong> işte budur. Bu, ince ve hassas bir dengedir ve ne kadar zor olursa olsun, başvuru kaynağıdır. Kur’an, <strong>sonuçlar dengesini</strong> değişim yasasının hemen ardından dile getirir. Bu yasa ise olayları doğru okumak ve önce kendini değiştirmekle işlemeye başlar. Bunun ardından su ve ateş ile bunlara karışan çerçöpün durumu sözkonusu edilir:</p>
<p>“… Köpük (yanlış) kaybolur gider, insanlara yararı olan (doğru) da yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle örnek verir.” (Ra’d 13:17).</p>
<p>‘Köpük yasası’ “<em>Lâ ikrâhe fi’d-dîn</em>: zorlama dinde (aslâ) yoktur.” (Bakara 2:256) ayetiyle ilişkilidir. Kâfirlikten korkmayın, siz asıl düşünce ve bilgi darlığından korkun! Dünyayı ve tarihi öğrenin. İnsanoğlunun neler geliştirdiğini, ne gibi bâtıl inançlar ve ne gibi değerler ürettiğini öğrenin… Bu, kaosa adım atmak değildir. Çünkü tüm bunlar <strong>köpük yasası</strong> kapsamındadır ve yasa hiç kimseye acımaz. Hatalı ve bâtıl fikirleri yok eder. Kimin büyük imam olduğunu kimin de olmadığını ortaya çıkarır.</p>
<p>“Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” fikri ahiretteki hesapla da ilişkilidir. Zira o gün kimse başkasının yükünü (sorumluluğunu) yüklenmez (En’âm 6:164). Çünkü o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından ve çocuklarından kaçar (Abese 80:34-36)… Büyük imamına sığınmak istese de nafile… Çünkü o ‘büyük imam’ı da ondan kaçacaktır:</p>
<p>“Arkasından gidilen kişiler o gün, <strong>kendilerine uyanları terk ederler</strong>. Artık azabı görmüşler ve aralarındaki bütün bağlar kopmuştur.” (Bakara 2:166).</p>
<p>Belki bu konuyu daha sonra bir başka makalede yine ele alırım, Allah izin verirse.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği “Low and Religion” dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<strong><em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em></strong>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “<strong>Low and Religion</strong>” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “<strong>Din ve Hukuk</strong>” adıyla Abdi Keskinsoy tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (Pınar Yayınları, İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">*</a> Matta İncili’nde (7:15-23) anlatılan “Ağaç ve Meyve” başlıklı pasajın tamamını okumak için bakınız: https://incil.info/kitap/mat/7, 12.12.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN’IN GENİŞ DİN HÜRRİYETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-genis-din-hurriyetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-genis-din-hurriyetini-takdir-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jun 2017 09:10:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[âdemoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Birey]]></category>
		<category><![CDATA[din hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[din ve inanç özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimüslimler]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[insanları saptırmak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsra 17:70]]></category>
		<category><![CDATA[Kâfirûn 109:6]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Lâ ikrâhe fîd dîn]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman toplum]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[sınıfsal ayrıcalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[üstün ve şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama dinde yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=528</guid>

					<description><![CDATA[“We leqad kerremnâ benî âdem…: Doğrusu Biz âdemoğluna kat kat ikram ederek onu üstün ve şerefli kıldık… yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk.” (İsra 17:70). Allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- Mayıs 2017 tarihinde basılan “En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, Kur’an-ı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We leqad kerremnâ benî âdem</em>…:<br />
Doğrusu Biz âdemoğluna kat kat ikram ederek onu üstün ve şerefli kıldık… yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk.” (İsra 17:70).</p>
<p>Allâme <strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- Mayıs 2017 tarihinde basılan “En Büyük Mucize <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, Kur’an-ı Kerim’in -ön yargıların ve tahminlerin ötesinde- eşi benzeri olmayan bir genişlikte insanlara sunduğu <u>din ve inanç özgürlüğü</u>ne dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Müslüman toplumun düzenlenmesi ve temelinin oluşturulması konularında Kur’an’ın içermekte olduğu hükümlerin tamamı; <strong>canı, dini, soyu ve aklı</strong> <strong>koruyan</strong> kapsamlı bir sistemin oluşturulmasına yöneliktir. Bu toplumun, insani ilişkilerde peşinden gidilen doğru bir örnek olması ve dost olsun düşman olsun kendisi dışındaki <u>tüm insanlarla olan ilişkilerini</u> insani bir tanışıklık ve hürmet(saygı) üzerine kurması için erdem ve yüce bir ahlaktan oluşan sağlam bir örgüsü vardır:</p>
<p>“Ama doğrusu Biz âdemoğluna kat kat ikram ederek onu <strong>üstün ve şerefli</strong> kıldık. Karada ve denizde onlara ulaşım imkânı sağladık. Temiz ve helal besinlerle onları rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk.” (İsra 17:70).</p>
<p>Kur’an’ın kapsamlı sistemi, <strong><u>insan olmak</u></strong><u>tan kaynaklanan</u> bu yüceliği İslam devlet sistemi içerisine yerleştirmiştir. Ayrıca <u>umumi bir kardeşlik oluşturmak</u> veya orman kanunlarının ve gücün belirlediği hükümlerin gölgesinde değil de <u>erdem ve hikmetin gölgesinde</u> süren bir var oluş mücadelesi gerçekleştirmek adına her türlü insani ilişki içerisinde sağlam ve köklü hâle getirmiştir (s.129).</p>
<p>İslam’ın ilk yöneldiği şeylerden biri de <u>umumi ve ferdî özgürlüklerin korunması</u>dır. Zira <u>insanı insan yapan en önemli değerlerin başında</u> <strong>özgürlük</strong> gelir. O hâlde her kim özgürlüğe bir zarar verirse <u>insanlığa zarar vermiş</u> olur. Var oluş kanunu ve insanların kendisi üzere yaratıldıkları fıtrat gereğince hak etmiş olduğu özgürlüğünün bir kısmı her kimin elinden alınırsa bu kimsenin insanlığının ve kişiliğinin bir kısmı eksilir.</p>
<p>Ne var ki Kur’an’ın sağladığı bu özgürlük <u>mutlak</u> bir özgürlük değildir. Zira mutlak hakikat gibi mutlak özgürlük de somut bir şekilde hissedilmeyen ancak zihinde canlanan manevi bir olgudur ki bu zorlu ve kendisini yiyip bitiren varlık içerisinde gerçekleşmez. Şüphesiz mutlak bir hürriyetle hareket eden kimseler var olan tüm bağlarını kırarlar, sınırları çiğnerler ve serbestlikleri ölçüsünde kendileri dışındaki insanların özgürlüklerine zarar verirler. Bu nedenle İslam tüm bağlarından kurtulmuş olan bu tarz bir özgürlüğü hoş görmez. Çünkü böyle bir özgürlük bir şeyler inşa etmekten ziyade <u>var olanı yıkmak</u>tır (s.131).</p>
<p>Oysa İslam yalnızca ahlak, başkalarının haklarının korunması ve erdemli toplumun kendisinden istifade ettiği genel özgürlük anlayışı ile alakalı her ne varsa bunlarla sınırlanmış olan bir özgürlüğü koruma altına alır. Bu genel özgürlük ise âdil bir başkaldırış olarak bireylerin özgürlüklerine konulmuş sınırlamalardan meydana gelen ve herkesi gölgesi altına alan kapsamlı ve bütüncül bir özgürlüktür. Sa’d Zağlûl’ün de dediği gibi; “<u>Özgürlüğe getirilmiş olan her türlü sınırlamanın özgürlüğün temellerinden gelen bir gerekçeye dayanması icap eder. Aksi takdirde bu sınırlama bir zulümdür</u>.” (s.133).</p>
<p><strong>Din alanında baskı ve zorbalığın asla caiz olmadığına iman etmek</strong></p>
<p>“Kur’an-ı Kerim, daha öncede açıkladığımız gibi yıkıma doğru gitmemesi kaydıyla her türlü özgürlüğün davetçisidir. Bu nedenle din edinme özgürlüğünü hoş görür ve güçlü bir sesle; “<strong><em>Lâ ikrâhe fîd dîn</em></strong>: Zorlama dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır…” (Bakara 2:256) diye seslenir. Kendisine muhalefet edenler için bir açıklık ve netlik kazandırmak adına; “<strong>Sizin dininiz size, benim dinim bana.</strong>” (Kâfirûn 109:6) buyurur. Ne var ki Kur’an’ın nazil olduğu çağda gerektiği gibi anlaşılamamış olan bu değerli özgürlüğün ifade ettiği hakikatler insanlar tarafından ancak ilerleyen çağlarda idrak edilmiştir.</p>
<p>İslam, başkalarının haklı özgürlüklerini hiçbir şekilde sınırlanmaması adına sınırsız mutlak bir özgürlüğü hiçbir zaman hoş görmemiştir. O, Hıristiyanlara Müslümanların bayrağı altında kendi dinlerini yaşama hakkı tanır. Aynı özgürlüğü Yahudilere de verir. Hattâ Mecusilere bile kendi ibadethaneleri içerisinde dinî ayinlerini gerçekleştirme özgürlüğü tanır. Bu hoşgörüyle birlikte dışarıdan Müslüman gibi gözüküp içlerinde başka duygular barındıran kimselerin yolu olan zındıklığı hoş görmez. Çünkü bu yalnızca din özgürlüğünden istifade etmek değil <strong>insanları saptırmak</strong>tır. Aynı zamanda herhangi bir sebeple İslam’a girip daha sonra bir başka sebeple dinden çıkarak dinleri alay konusu yapan, hevalarının peşine düşmüş kimselere de hoşgörü ile bakmaz. Bilakis onların bu tavrını dinle oynamak ve dindar kimseleri saptırmak olarak görür… (s.133).</p>
<p>İslam kendi otoritesi altında kişilerin <u>diledikleri dine mensup olmaları özgürlüğünü garanti altına almış</u>, korumuş ve böylece İslam beldelerinde yaşayarak Müslümanların menfaatine olan her şeyden istifade edip Müslümanlar aleyhine olan her durumdan etkilenen gayrimüslimlere <strong>tam bir din hürriyeti</strong> tanımıştır. Öyle ki bu kimseler, İslam’ın himayesi altında İslam’ın kendi mensuplarına tanımadığı özgürlüklerden de istifade etmişlerdir. Örneğin İslam içkiyi haram kılmış ve içki içen Müslümanlara had yani ceza uygulanmasını emretmiştir. Bununla birlikte Müslümanların hükmü altında bulundukları sürece gayrimüslimlere içki içmeleri konusunda müdahale edilmemiştir.</p>
<p>İslam domuzu haram kıldığı ve bir pislik olarak gördüğü hâlde gayrimüslimlerin onun etini tüketmelerine izin vermiştir… İslam kendi otoritesi altında yaşayıp ve onun âdil hükmü altında kaldıkları takdirde kendisine muhalif olanların özgürlüklerini korumada <strong>oldukça ileri</strong> gitmiştir. Zimmi yani İslam toprağında yaşayan gayrimüslim bir kimsenin caiz gördüğü içki veya domuza saldırıda bulunan kimseleri <u>cezalandırmıştır</u>… (s.135).</p>
<p>Bu uygulamanın sebebi Müslüman devletin himayesinde Müslümanlarla birlikte yaşamayı kabullendikleri takdirde gayrimüslimlere <strong>tam bir din hürriyeti tanımak</strong>tır… (s.139).</p>
<p>İslam, yönetiminden razı olan gayrimüslimlere <strong>sınıfsal ayrıcalıklar</strong> vermektedir. Bu kimselerin İslam’ın kendilerine vermiş olduğu ayrıcalıkları alıp yönetime başkaldırmak ve İslam devletini alaya almak için bir bahane olarak kullanmaları hâlinde bu ayıp âdil olan İslam’ın ayıbı değildir. Bu noktada ayıp, zulmün inşası için adaleti suiistimal eden ve adalet ehlinin kendisine bağışlamış olduğu özgürlüğü âdillerin işini bozmak ve Allah’tan korkan takvalı kimselerin hükmünü yıkmak için kullanan hatalı insanların ayıbıdır. Kur’an-ı Kerim’in verdiği ve onu beyan eden Rasulullah’ın (s) açıkladığı dinî özgürlüğün gölgesinde ilk asırlardaki gayrimüslimlerin Kur’an’ın hükmüne uygun yönetim altında, <u>kendi dinlerine mensup olan milletlerin bile kendilerine ihsan etmedikleri dinî bir özgürlük içerisinde yaşadıklarını</u> görürüz. Zira kendi mezheplerinden birinin otoriteyi elinde bulundurması, her fırkanın bir diğerini gücün kılıcı ve otoritenin şiddeti ile <u>kendi mezhebine girmeye zorlaması</u> din özgürlüğünü ortadan kaldırıyordu.” (s.139).</p>
<p><strong>Hak ve özgürlüğün başkaları için de vazgeçilmez olduğunu kabul etmek</strong></p>
<p>“Raşit halifeler <u>âdil bir din özgürlüğünün anlamını kavramış</u> olduklarından dolayı hiçbir zaman bir kimseyi dininden kaynaklanan bir nedenle zor duruma sokmamışlardı… Mesela Ömer bin Hattab (r), halkının çoğunluğunu gayrimüslimlerin oluşturduğu bölgelere tayin ettiği valilerin işleri hakkında soruşturma yapardı. Onların çalışmaları hakkında sorduğu ilk soru, <strong>gayrimüslimlere nasıl davrandıkları</strong> olurdu. Eğer valilerin bu kimselere iyilikle muamele ettiklerini öğrenirse onlara adaleti emrederdi. Eğer durum böyle değilse valiyi <u>azleder ve cezalandırırdı</u> (s.141).</p>
<p>Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümlerle devleti yöneten Halife Ömer (r), mazlumların hakkı gerçekleşsin ve kalpleri mutmain olsun diye kendi huzurunda bir Kıpti gencin kendi eliyle Mısır valisine misillemede bulunmasını emretmiş, sonra da Amr bin el-Âs’a; “Ey Amr! Annelerinden hür kimseler olarak doğan insanları ne vakit köleleştirdiniz?” diyerek tüm insanlığa ölümsüz bir hikmeti miras bırakmış bir yöneticidir.” (s.143).</p>
<p>“Kur’an-ı Kerim’in kendisini inkâr edenlere de özgürlüğü cömertçe bağışlamıştır. Çünkü o, bu özgürlük içerisinde <u>sadık ve özgür Müslüman kimliği</u>ni inşa eder. Hakikatte özgür olan o kimsedir ki; <u>özgürlüğü kendi nefsine uygun gördüğü gibi kendisi dışındakilere de uygun görür</u>. Kendi arzuları peşinde koşup, kendisi dışındaki kimselerin özgürlüğünü zalimce sınırlayanlar ve başkasının özgürlük alanını daraltarak kendi alanlarını genişletenler <u>gerçekte hür değillerdir</u>. Kur’an’ın kendisine iman etmemiş kimselere tanıdığı bu din özgürlüğü, İslam hakkında konuşurken kimi zaman insafa gelen Avrupalı araştırmacı bilim adamlarının gözlerini kamaştırmaktadır. Mesela, “<em>Hadâratu’l-Arab</em>: Arap Medeniyeti” isimli eserinde Gustave Le Bon’un kaleme aldıklarını bir okuyun:</p>
<p>“Din davetçileri içinde varlığına oldukça az rastlanan bir dehaya sahip olan geçmişteki halifeler, <u>din sistemlerinin zorla dayatılan kurallardan oluşmadığını idrak etmiş</u> ve Suriye, Mısır, İspanya ve ele geçirdikleri diğer tüm toprakların ahalisine <u>büyük bir şefkatle muamele etmişlerdir</u>. Bu kimseleri kendi düzen ve inançları üzere rahat bırakmış ve -geçmişte ödemekte oldukları vergilerle kıyaslandığında aralarında emniyetin sağlanması için ödedikleri- basit bir cizye dışında hiçbir zorunluluk yüklememişlerdir. Doğrusu hiçbir millet, ne Araplar kadar merhametli ve hoşgörülü fatihlere ne de onların dini kadar hoşgörülü bir dine şahit olmuştur.” (s.145).</p>
<p><strong>İslam’ın muhaliflerine tanıdığı geniş özgürlük alanını gözetmek</strong></p>
<p>“İslam, inançları konusunda Müslümanlara muhalefet edenlere de geniş bir özgürlük alanı tanımıştır. O hâlde insaflı kimseler, Kur’an’ın otoritesi altındaki Yahudi ve Hıristiyanların faydalandıkları bu özgürlükle Avrupalıların bugün kendilerinden olmayan Müslümanlara karşı gösterdikleri davranışlar arasında bir kıyaslama yapsınlar! (s.147).</p>
<p>Şimdi insaf sahipleri Kur’an-ı Kerim’in bu geniş özgürlük modeli ile Birleşmiş Milletler topluluğunun Filistin’de yaptıkları arasında kıyas yapsınlar! Hiçbir anlaşma, fert, toplum ve insanoğlunu birbirine bağlayan hiçbir insani değer gözetilmeksizin ülke yerle bir edilmiş ve binlerce belki de daha fazla insan açlık, çıplaklık, şiddetli sıcak ve kara kış tarafından yok edilmek üzere memleketlerinden çıkarılmıştır. Ancak gerçek şu ki, bu durum kıyas götürmez. Çünkü böyle bir kıyas, yoktan var eden ve adalet sahibi olan Allah’ın hükmü ile yaratılmış zalim bir kulun verdiği hüküm arasında karşılaştırma yapmaktır. Ruhu güçlendiren bir kararla madde ve şehvetin egemen olduğu bir kararın, Kur’an’ı indirenin sağlamlaştırdığı birleştiren ve bir araya getiren insani kardeşliğin ve kalbin verdiği bir karar ile insanoğlunun vahşiliğinden doğan bir kararın kıyaslanması kabil değildir.</p>
<p>İslam’ın Kur’an nassı ile verdiği bu özgürlük, kendi bayrağı altında yaşayıp kendi emirlerine muhalefet edenler içindir. Müslümanların oluşturduğu topluma verilen özgürlük ise erdem, dinî hükümler ve başkalarının hakları gibi sınırlarla kuşatılmış bir özgürlüktür. Kur’an-ı Kerim özgürlüklerin tamamını <strong>erdem ve hakların gözetilmesi</strong> dairesinde koruma altına almıştır (s.149).</p>
<p>Kur’an, bir <u>saldırganlık içermediği sürece insanlara fikirlerini dile getirme özgürlüğü</u> tanımıştır. Kendisine vahiy indirilen, günahtan korunmuş bir kimse olduğu hâlde Nebi (s), kendisini eleştirenleri dinlerdi. Hattâ kimi zaman bunların bir kısmı haddi aşar, kendilerini sınırlayan bağları koparır ve ifade özgürlüğünü istismar eder şekilde kullanırlardı. İşte böyle zamanlarda bile Nebi (s) onlara doğruyu izah eder, onları hidayete çağırır; şefkat, yumuşak huyluluk, vakar ve sabırla bu kimseleri hevalarına saplanıp ciddiyetten kopmamaları için hakikate davet ederdi…” (s.151).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>. (2017). <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 240 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-genis-din-hurriyetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
