<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/islami/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/islami/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Sep 2017 15:26:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’NIN DÜŞÜNCESİNDE  ‘İSLAM DÜNYASINI YENİDEN KURMAK’</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 08:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[bizim tembelliğimizin adı]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Dei]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Solis]]></category>
		<category><![CDATA[çok eşlilik]]></category>
		<category><![CDATA[derinlikli bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali]]></category>
		<category><![CDATA[düalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maneviyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[ruh ve madde]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkiyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorokin]]></category>
		<category><![CDATA[sükûnet ve pasiflik]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet ve hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=395</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir bilge önder olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir. &#160; Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek Müslümanlar düşünsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir <strong>bilge önder</strong> olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek </strong></p>
<blockquote><p>Müslümanlar düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için çabalamalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretebilmelidir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Hapishanede tuttuğu notlarından oluşan “Özgürlüğe Kaçışım” isimli eserinde; “Cüretkâr bir binayı betonların veya içine yerleştirilmiş çeliğin bir arada tuttuğu doğrudur; ama esas doğru olan, onu bir arada tutan şeyin onun <u>temel denge ve oranları i</u><u>ç</u><u>indeki d</u><u>üşü</u><u>nce</u> olduğu” tespitini yapan Aliya, eserlerinde İslam binasının yeniden nasıl kurulacağına ilişkin düşüncelerini paylaşmaktadır.</p>
<p>Gerek düşünce gerekse siyaset alanında küresel vahşi düzenin pençesinde ezilen bütün bir insanlığın kurtuluşunun; <u>İ</u><u>slam’ın yeniden tarih sahnesine </u><u>ç</u><u>ıkması</u>yla mümkün olacağını ifade eden Aliya, bunun için öncelikle Müslümanların özgürleşmesi ve kendi aralarında vahdeti tesis etmesi gerektiğinin altını çizmektedir.</p>
<p>“Batılı paradigmanın artık çöktüğünü, insanlığa bir şey vaat etmekten uzak olduğunu izah eden Aliya, Müslümanlar için bir ufuk ortaya koymaktadır: “Sükûnet ve pasiflik devri ebediyen geçmiştir&#8230; Sorunların ve zorlukların büyüklüğü milyonların tam teşekküllü eylemini gerektirmektedir.” O nedenle <strong>M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>manların</strong>, hangi tarafta ve <strong>nereye ait olduklarını bilmeleri elzemdir</strong> ve İslam dünyasının kaderini ellerine almaya mecburdurlar. Bu yüzden, <u>do</u><u>ğ</u><u>ru ve derinlikli bilgiye yaslanan düş</u><u>ü</u><u>nce safhasından organize edilmi</u><u>ş</u><u> eylem safhasına ge</u><u>ç</u><u>mek</u> gerekmektedir. Aliya’dan bize intikal eden entelektüel miras içerisinde, modern dünyanın açmazlarını, küresel/emperyalist siyasetin kodlarını ve Şarkiyatçı bilim felsefesinin köklerinin analizini ortaya koymak fikir dünyamızda yeni açılımlar ortaya koymamıza vesile olacaktır. Aliya’nın eserleri incelendiğinde görülecektir ki; onun teorisi, pratiğin içerisinde şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Aliya, bu yönüyle değerlidir ve söylemleri altında birer yaşanmışlık barındırmaktadır.” (Güvendi, 2013:11).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği İdealini Canlı Tutmak</strong></p>
<blockquote><p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında arabuluculuk yapmaya talip olan İslam düşüncesi, yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Etnik ve kültürel çoğulculuğun yoğun olduğu bir coğrafyada yaşayan bir düşünür ve devlet adamı olarak Aliya’nın İslam birliği ideali konusunda bize sundukları dikkatle mütalaa edilmesi gereken önemli tahlillerdir. Müslüman coğrafyamızda oynanan kirli oyunların girdabında boğulmadan küresel vahşi düzenin kodlarını deşifre etmede ve Müslümanların vahdetini sağlamada Aliya’nın özgüveni yüksek cesur tahlilleri mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İLEM’in 26 Ekim 2013 tarihinde Üsküdar Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#8220;Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç&#8221; sempozyumunda sunulan on tebliği ihtiva eden ve Aliya’nın fikir dünyasını yakından tanıyarak onun “Doğu ile Batı arasında İslam birliği ideali”ni yeniden tefekkür etmek için önemli bir katkı sağlayan kitabın Alev Erkilet’e ait bölümünden kısa bir iktibas konuyu izah için yeterli olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>ü</strong><strong>nyayı </strong><strong>Yeniden Ş</strong><strong>ekillendirmede </strong><strong>İ</strong><strong>slam’ın Dengeli Rol</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong> Takdir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya, İslam dünyasında yaygın olan mehdi beklentisi gibi pek çok inanç ve pratiğe bütünselci yaklaşımdan hareketle karşı çıkmaktadır.</p></blockquote>
<p>“Aliya İzzetbegoviç’e göre, çağdaş dünyaya damgasını vuran ideolojik çatışmalar içinde İslam’ın yerinin neresi olduğu sorusuna cevap vermek zorunludur ve bu sorgulama dünyayı şekillendirmede İslam’ın rolünün ne olacağına dair tartışmalar açısından da belirleyici olacaktır. Ona göre dünya görüşleri üç kümede toplanabilir:</p>
<p>“Dinî/<u>Maneviyat</u><u>ç</u><u>ı</u>, <u>Materyalist</u> ve <u>İ</u><u>slami</u>&#8230; En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre yegâne ve esas varlık <strong>ruh</strong>tur; ikincisine göre <strong>madde</strong>dir. Üçüncüsüne gelince o, <strong>ruh ve maddenin bir arada varolu</strong><strong>ş</strong><strong>u</strong>ndan yola çıkmaktadır.” (2011:11).</p>
<p>Aliya da Sorokin’e benzer şekilde; ilki salt <u>madde </u><u>ö</u><u>tesi</u> gerçekliğe temellenme gayreti içinde bulunan, ikincisi salt duyu organlarıyla kavranabilen <u>maddi</u> gerçekliği esas alan, sonuncusu da <u>insan do</u><u>ğ</u><u>asının </u><u>ç</u><u>ift y</u><u>ö</u><u>nl</u><u>ü</u><u>l</u><u>üğü</u>nü dikkate alarak hem maddeye hem de madde üstü olan gerçekliğe dayanan ‘İslami’ dünya görüşlerinden söz eder:</p>
<p>“Eskiler iki cevherden, ruh ve maddeden bahsederlerdi&#8230; Gerçekten de bütün büyük felsefe ekolleri monistik idiler&#8230; Haddizatında insan olmamız itibariyle biz iki gerçek içinde bulunmaktayız&#8230; Tekli hayat insan için bir bakıma ‘teknik’ bakımdan mümkün değildir. ‘<em>Kâlû belâ</em>’dan, insanın ‘dünyanın içine’ veya ‘sosyal hakikatin içine’ itildiği andan beri bu böyledir.” (2011:13).</p>
<p>Burada açıklanan düşünce, insanın dünyevi bir varlık hâline geldikten sonra maddeyi tümüyle terk/ret etmesinin imkân dışı kaldığıdır. Bu nedenle maneviyatçı yahut ‘dinî’ olarak ifade edilen dünya görüşleri sonuna vardırıldığında (diyalektik manada potansiyellerinin tümüyle açıldığı noktada) insana yaşama imkânı bırakmazlar. Bu son nokta, insana bedenden ve dünyadan firar etmek dışında bir seçeneğin bırakılmadığı noktadır.” (Erkilet, 2013:37).</p>
<p>“Saf dinin ve materyalizmin hayatın sadece bir yönünü ifade eden bir hususu bir bütün teşkil eden hayata uygulamaya çalışırken ister istemez deforme olmak zorunda kalacak sistemler olduğunu belirten İzzetbegoviç, “İslam dünyasının asıl özelliğinin bu <strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>alizmi anlamak ve kabul etmek, sonra da yenmek</strong>” (2011:19) olduğunu belirtir. Nitekim Aliya’ya göre <strong>İ</strong><strong>slam</strong>;</p>
<ul>
<li>Ruha, şuura, cana ve özneye vurgu yapan dinî tutumlar ile; maddeye, varlığa, vücuda ve nesneye vurgu yapan materyalist yaklaşımlara karşı, <u>her ikisini bir </u><u>ü</u><u>st de</u><u>ğ</u><u>erde birleştiren ve a</u><u>ş</u><u>an</u> <strong>insan</strong>a,</li>
<li>İbadete vurgu yapan dinî yaklaşımla hıfzıssıhhaya vurgu yapan materyalist yaklaşıma karşı, ikisini üst bir değerde birleştiren ve aşan <strong>namaz</strong>a;</li>
<li>Sadakayı vurgulayan dinî kültürle vergiyi vurgulayan materyalist yaklaşıma karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>zek</strong><strong>â</strong><strong>t</strong>a;</li>
<li>Ahlâka vurgu yapan dinî kültürlerle güce vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan hukuka/<strong>ş</strong><strong>eriat</strong>a;</li>
<li>Aşka ve kötülüğe tahammüle vurgu yapan dinî kültürlerle sınıf kavgasına vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>adalet ve cihad</strong>a;</li>
<li>Civitas Dei’yi (Augustinus’un 5. yüzyılda yazmış olduğu kitapta ortaya attığı Tanrı şehri dünyevi zevkleri bir kenara bırakarak kendilerini Hristiyan inancının yaygınlaşmasına ve uygulanmasına adayanların mekânı) vurgulayan dinî kültürlerle Civitas Solis’i (Campanella’nın Güneş Ülkesi ütopyası gibi insanlar tarafından tasarlanmış bir dünyayı) vurgulayan materyalist kültürlere karşı, her ikisini birleştiren ve aşan <strong>ü</strong><strong>mmet ve hilafet</strong>e vurgu yapar (2011:26-28).</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken ikinci husus, yukarıda idealize edilmiş bulunan <u>kavramların i</u><u>ç</u><u>inin nasıl dolduruldu</u><u>ğ</u><u>u</u> ya da bunların <u>uygulamaya nasıl ge</u><u>ç</u><u>irildi</u><u>ğ</u><u>i</u>dir. Zira ümmet, hilafet, adalet ya da şeriat adına yapılan önerilerin ve uygulamaların, <u>maneviyatçı yahut materyalist u</u><u>ç</u><u>lara kayan i</u><u>ç</u><u>eriklerle doldurulması</u> da söz konusu olabilmektedir ve kanaatimce Aliya’nın en az kuramsal ayrımlar kadar önemsediği bir mesele de bu kavramların hayata aktarılışındaki sorunlardır.</p>
<blockquote><p>Aliya, mahiyetini ve maksadını anlamaya çalışmadan emir ve yasakları katı kurallar hâlinde dayatmaktan yana olan düşünür ve siyasetçilerden oldukça farklıdır.</p></blockquote>
<p>Aliya’ya göre “değişmez İslami prensipler vardır; ancak değişmeyen hiçbir İslami üretimsel, toplumsal yahut siyasal terkip bulunmamaktadır.” (2007:178). Bu demektir ki, “İslami terimiyle hazır çözümden çok metot kastedilmekte ve bu terim birbiriyle zıt umdelerin sentez prensibini dile getirmektedir.” (2011:20). Aliya’nın bu görüşleri, İslamcılığı bir paket programın uygulanmasından ya da emir ve yasakları, <u>mahiyetini ve muradını anlama</u>ya çalışmadan <u>katı kurallar</u> hâlinde dayatmaktan yana olan düşünürlerin ve siyasetçilerin yaklaşımından oldukça farklıdır. Aliya İslam’ı Doğu’nun ya da Batı’nın parçası olarak tanımlamaya çalışan görüşlerle arasına ciddi bir mesafe koyar. Ona göre İslam coğrafi ve epistemolojik manada bu ayrımları aşar. O, ‘bu dünya taraftarı’dır; doğaya açık olması vesilesiyle bilime de açıktır; azami ölçüde <strong>insani</strong> ve azami ölçüde <strong>iyi</strong>dir.</p>
<p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında <u>arabuluculuk yapmaya talip olan </u><u>İ</u><u>slam d</u><u>üşü</u><u>ncesi</u>, ebedi ve ezeli mesajları bu dünyada gerçekleştirebilmek için yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir (2007:179). (Erkilet, 2013:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Aliya, İslamcılık tarafından şiddetle eleştirilmekle birlikte İslam dünyasında yaygın olan ve zaman zaman İslamcı düşüncenin içine de sızan <u>pek </u><u>ç</u><u>ok inan</u><u>ç</u><u> ve prati</u><u>ğ</u><u>e</u> bütünselci yaklaşımdan hareketle <u>kar</u><u>ş</u><u>ı </u><u>ç</u><u>ıkmakta</u>dır. Mesela, İzzetbegoviç’e göre;</p>
<ul>
<li>Müslümanın hayatı dönüştürme sorumluluğundan kaçması anlamına gelen Mehdi beklentisi ‘bizim tembelliğimizin adı’dır (İslam Deklarasyonu, s.188).</li>
<li>İslam’da aşırı bilge, her şeyi bilen, hatasız ve ölümsüz kimseler yoktur (184) ve Kur’an-ı Kerim kahraman karşıtı bir kitaptır.</li>
<li>Gün içinde ekmeklerini nasıl kazandıklarına bakılmaksızın tüm iyi insanlar aynı topluluğa aittir (181).</li>
<li>İslam toplumunun diğer topluluklarla ilişkilerinde esas olması gereken prensipler arasında saldırgan savaş ve cinayetin yasaklanması ve herkesin dinî aidiyetinin hürriyeti bulunmaktadır (191).</li>
<li>Eski medeniyetlerin bütün bilgilerine hiçbir komplekse kapılmadan yaklaşılmalıdır (185).</li>
<li>Formlar tali öneme sahiptir (200).</li>
<li>Haremlere (çok eşliliğe) son verilmelidir. Kadına haksızlık yapmak için kimse İslam’a dayanma hakkına sahip değildir (189).</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Özetle</strong>; Aliya’nın bütüncü yaklaşımı, zıt kültürlerin temel varsayımlarını eklektik şekilde bir araya getirmekten çok öte anlamlar taşımaktadır. Ona göre Müslümanlar, eklektik çözümlerle yetinmek yerine sürekli bir çaba içinde olmalı; düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için uyanık bulunmalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretme mecburiyetinin bilincinde olmalıdırlar. İslam düşüncesi, toplumdaki her şeyin ‘İslami’ formlara uygun olduğunun düşünüldüğü zamanlarda bile içten içe işleyen karşıt dalgalara karşı uyanık olan bir zihinle yeniden ve yeniden üretilmek durumundadır. Çünkü bu formlar aslında hiç de İslami olmayan ‘maneviyatçı’ ya da ‘materyalist’ etkileri gizliyor ya da meşrulaştırıyor olabilirler.” (Erkilet, 2013:40).</p>
<p>Yazımızı merhum Aliya’nın hapishanedeyken kâğıda döktüğü bir duasına iştirak ederek sonlandıralım:</p>
<p>“İzin ver keremli ellerime</p>
<p>Yarattığın şeyler dokunsun</p>
<p>Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir</p>
<p>Kavrayabilmem için hikmet ver bana</p>
<p>Her yaprağa, her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini</p>
<p>Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil</p>
<p>Sadece en kötü düşmanımı -kendimi- yenmek için</p>
<p>Rabbim, değiştiremeyeceğim şeyler için bana güç ver</p>
<p>Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret</p>
<p>Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Güvendi, Merve Akkuş (Editör). (2013). <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong>. İstanbul: İLEM Yayınları, 102 s. (http://www.<strong>org.tr</strong>/m/713/788/dogu-bati-arasinda-islam-birligi-ideali-aliya-izzetbegovic, 29.10.2016).</li>
<li>Erkilet, Alev. (2013). “<strong>İslam Dünyasını Yeniden Kurmak: İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi</strong>”, <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong> içinde. İstanbul: İLEM Yayınları, s.34-40.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2007). <strong>İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları.</strong> baskı, çev. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Doğu Batı Arasında İslam.</strong> baskı, çev. Salih Şaban, İstanbul: Yarın Yayınevi.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
