<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam’dan Neden Korkuyorlar? Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/islamdan-neden-korkuyorlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/islamdan-neden-korkuyorlar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Jan 2017 18:03:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  ‘İSLAMİ SİYASET’ GÖRÜŞÜNÜ HATIRLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:138]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[el-Fıkhu'l-Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[el-Munkiz mined-Dalâl]]></category>
		<category><![CDATA[el-Varakât]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüğüm Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[güç ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İMam Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas 28:55]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:89]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:174-175]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Rabia el-Adeviyye]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Sevinci]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 37:1-3]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[sözler ve hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=398</guid>

					<description><![CDATA[Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden günümüzde de istifade ettiğimiz bazı mütefekkir âlimlerin özlü eserlerini iki dilde bir arada yayımlayan yeni bir seriden siz kıymetli okurlarımı haberdar etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir Kitabı İki Dilde Okumanın Zevkini Tatmak</strong></p>
<blockquote><p>Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları, İslam kültürünün yeni kuşaklara ulaştırılmasına yardımcı olabilecek yeni ve farklı bir seri başlattı. “İki Dil Bir Kitap” adıyla yayımlanan bu seri, kurucu vasfı olan önemli eserlerin Türkçe çevirilerini Arapça asıllarıyla birlikte sunuyor. İslam inanç ve kültürünün en önemli temsilcilerince kaleme alınmış kimi uzun makale ve/ya risalelerin Arapça nüshalarının tercümeleriyle bir arada sunulduğu bu yeni seri, Arapça metin ile çevirisini sayfa sayfa, paragraf paragraf karşılaştırmalı olarak mütalaa imkânı da sunmakta.</p>
<p>Daha önce İmam Gazali’nin “Ey Oğul” ve “el-Munkiz mined-Dalâl” ile İmam Cüveynî’nin “el-Varakât” isimli eserlerinin yayınlandığı bu seriye 10 yeni eser daha eklendi. Editörlüğü Beyan Yayınları’nca uhdeme tevdi edilen, Türkçe çevirilerini baştan sona redakte ettiğim, Arapça nüshalarında ise imla hatalarını düzeltmekle iktifa ettiğim on yeni eseri dikkatlerinize sunuyoruz:</p>
<ol>
<li>İmam Azam, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>İmam Şafiî, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>Muhammed İkbal, Müslüman Gençlik (<em>eş-Şebâbu’l-Müslim</em>)</li>
<li>Muhammed Ebu Zehra, İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</li>
<li>Cevdet Said, İslam’dan Neden Korkuyorlar? (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?!</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, İslam ve Siyaset (<em>el-İslâm ve’s Siyâse</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, On İlkemiz (<em>Erkânu Bey’atina el-Aşera</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Ruhun Sevinci (<em>Efrâhu’r-Rûh</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Gördüğüm Amerika (<em>Amrîka elletî Raeytu</em>)</li>
<li>Yusuf el-Karadâvî, Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri (<em>Vâcibu Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>)</li>
</ol>
<p>Cep kitabı ebadında hazırlandığı için taşıma ve okuma kolaylığı en yüksek seviyede olan “İki Dil Bir Kitap” serisinde yer alan kitaplar, rengârenk ve sapasağlam ciltleri sayesinde elden ele dolaşarak çok uzun süre okunabilecek niteliğiyle ayrı bir cazibe de oluşturmakta. İslam’ın inanç, kültür ve siyasetine ilişkin özlü temel metinlerinden oluşan bu seri, içeriği kadar sunumuyla da İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin öğrenci ve hocaları başta olmak üzere Arapçaya alaka duyan tüm okurların dikkatini hak eden iddialı bir çalışma&#8230; (beyanyayinlari.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından araştırmacı, yazar ve okurların istifadesine sunulan ve yeni yılda yeni eserlerin ilave edilmesiyle daha da zenginleştirilecek olan “İki Dil Bir Eser” serisinden bir kitapçığı örnek olarak dikkatinize sunmak istiyorum. “İslam ve Siyaset” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan bu kitapçık, Şehit İmam Hasan el-Benna’nın ‘Müslüman Kardeşler Öğrenci Kolları’nın, Muharrem 1357 (Mart 1938) tarihinde düzenlemiş olduğu kongrede irat etmiş olduğu hitabenin yazıya dökülmüş hali olup giriş kısmını paylaşmakla yetineceğim:</p>
<p>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur. Salât ve selam Efendimiz’in, ehli beytinin ve ashâbının üzerine olsun.</p>
<p>“Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanları ise Allah, Kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları Kendisine ulaştıran doğru bir yola iletecektir.” (Nisa 4:174-175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Söz ve Söylemle Yetinmeyip Bizzat Eyleme Geçmek</strong></p>
<blockquote><p>Siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Değerli kardeşlerim! Beni dinleyen bir kitlenin karşısında durduğum her defasında, insanları söz meydanından amel meydanına, planlama ve programlama meydanından hayata geçirme ve uygulama meydanına davet ettiğimiz her gün için Allah’tan bizi affetmesini diliyorum. Hatip unvanıyla konuşarak geçirdiğimiz süre çoktan uzadı. Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz.</p>
<p>“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff 37:1-3).</p>
<p>Değerli kardeşler! Kardeşlerimiz size, devletin kalkınması, istikrarı, kuruluşu ve gelişimi gibi milletlerin hayatını ilgilendiren tüm olgularda, İslam’ın manasının kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı hakkında bilgi veren konuşmalar yaptılar. Bazı kardeşlerimiz sizlere İslam’ın milliyetçilik karşısındaki tutumu hakkında bilgi verdi ve sizlere aslında İslam milliyetçiliğin sınır olarak en geniş, varlık olarak en genel ve ölümsüzlük olarak en meşhur mahiyette olduğunu gösterdi. Kardeşlerimiz yine sizlere, vatanına en bağlı ve milletine en tutkun kimsenin, müminlerin sahip olduğu coşku ve millî duygulardan yoksun ırkçı söylemlerde aradığını bulamayacağını gösterdi. Kardeşlerim size bu konuyu uzun uzadıya anlattığından dolayı, bu hususa daha fazla değinmeyeceğim; ancak ben, insanların hakkında çokça yaygara kopardığı ve dolayısıyla hakkında çokça hataya düştükleri bir konuya, yani “Siyaset ve İslam” konusuna değineceğim.” (s.15-19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Siyasetle Sıkı İlişkisini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, inanç ve ibadet ve ahlâktır, vatan ve millettir, hoşgörü ve kuvvettir, hayatın her alanını içine alır. Zira İslam, kültür ve kanundur. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Şâyet birinin seninle Siyaset ve İslam hakkında konuştuğunu görürsen, hemen o kimsenin, ikisinin arasına bir set çektiğini ve her ikisine de ayrı ayrı anlamlar yüklediğini fark edersin. Dolayısıyla bu iki mefhum, insanlar nezdinde bir araya gelememektedir. İşte bundan dolayı bu cemiyet siyasi olarak değil de, İslami olarak isimlendirildi. Yine bu toplantı, siyasi değil, dinî olarak nitelendirildi. İşin ilginç tarafı, İslami kuruluşların ilke ve metotlarında şu ifadeye şahit oldum!: “Kuruluş, siyasi meselelerle ilgilenmemektedir.”</p>
<p>Size bu konu hakkında öneride ya da uyarıda bulunmadan önce, iki önemli konuya dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Birincisi</strong>: Particilik ile siyaset arasındaki fark oldukça büyüktür. Bazı meselelerde bir araya gelebilir ya da birbirlerinden ayrılabilirler; kişi kelimenin tam anlamıyla siyasetçi olduğu halde, bir partiye bağlı olmayabilir, uğrunda ölmeyebilir de. Aynı zamanda kişi, kelimenin tam anlamıyla partici olduğu halde, siyaset meselelerinden hiçbir şey anlamayabilir. Yine söz konusu unvanlar tek bir adla birleştirilebilir; kişi eşit mesafede “partici siyasetçi” ya da “siyasetçi partici” olabilir. Benim siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: Müslüman olmayan kimseler, İslam hakkında cehalete kapıldıklarında ya da İslam’ın Müslümanların içselleştirdiği, kalplerinin derinliklerine nakşettiği ya da uğrunda mallarını ve canlarını feda ettikleri emir ve ilkeleri karşısında çaresizliğe düştüklerinde, Müslümanların benliklerindeki İslam’ın ismini ya da şeklini zedeleyemeye çalışmadılar; bilakis İslam’ın pratik hayatta güçlü olan ne kadar yönü varsa hepsini silip süpürecek bir biçimde dar bir daireye sokmaya çalıştılar. Böylece Müslümanlar için geriye sadece hiçbir faydası dokunmayan unvanlar, şekiller ve görüntüler bıraktılar. Müslümanlara, İslam’ın ayrı, toplumun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, kanunun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, ekonomi meselelerinin ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, genel kültürün ayrı şeyler olduğunu ve en nihâyetinde İslam’ın ayrı, siyasetin ayrı şeyler olduğunu söyleyerek, İslam’ın siyasetten uzak tutulması gerektiğini anlattılar.</p>
<p>Allah için bana söyleyin kardeşlerim, İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? Huzurlu bir kalpten yoksun rekâtlar mıdır, yoksa Rabia el-Adeviyye’nin de söylediği gibi, ‘<u>istiğfarın bile istiğfara ihtiyaç duyduğu</u>’ birtakım lafızlar mıdır? İşte bu yüzden sevgili kardeşlerim, Allah (c) Kur’an-ı Kerim’de mükemmel, hüküm koyan ve detaylı bir nizam getirmiştir:</p>
<p>“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16:89).</p>
<p>İslam düşüncesi hakkındaki yanıltıcı anlam ve İslam manasının içerisine sokulduğu bu dar sınır; Müslümanları içine hapsetmeye çalışan ve “İşte size din özgürlüğü verdik. Nitekim anayasaya göre, devletin resmî dini İslam’dır.” ifadesiyle adeta onlarla dalga geçen İslam düşmanları tarafından ortaya atılmıştır.” (s.21-27).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Kuşatıcılığını Daraltmak İsteyenlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p><strong> </strong>“Değerli Kardeşlerim! İşte ben, bu kürsüden sizlere tüm açıklıkla İslam düşmanlarının istediği şekilde <u>İslam’ın dar ve kısıtlı bir anlamının olmadığını</u> ilan ediyorum. İslam, inanç ve ibadettir. İslam, vatan ve millettir. İslam, hoşgörü ve kuvvettir. İslam, ahlâktır ve hayatın somut olan her alanını içine alır. İslam, kültür ve kanundur. Dolayısıyla Müslüman, İslam’ın hükmünü istemekle, ümmetin tüm meselelerini kuşatan bir hükmü istemektedir. Nitekim, <u>Müslümanların derdiyle hemhal olmayan, onlardan değildir</u>.</p>
<p>Selef âlimlerimizin de İslam’ı bu şekilde anladığına inanıyorum. Onlar, soyut ahiret hayatından evvel, somut dünya hayatının her alanında İslam ile hükmediyor, İslam için mücadele ediyor, İslam’ın kurallarına göre hareket ediyor ve İslam’ın çizdiği sınır üzerinde ilerliyordu. Öyle ki, ilk Halife Hz. Ebu Bekir (r): “Eğer benim devemin ipi kaybolsa, onu Allah’ın Kitabı’nda bulurum.” buyurmuştur.</p>
<p>İslam’ın kuşatıcı anlamı ve onun particilikten soyutlanmış siyaset anlayışına yaptığım genel vurgudan sonra, artık açıkça Müslümanın, ümmetin meselelerini göz ardı edip onlar için gayret sarf etmeyerek sadece siyasetçi kimliğiyle tam anlamıyla İslam’ı yaşayamayacağını, İslam’ın kayırma ve soyutlama anlayışını kabul edemeyeceğini ve <u>her İslami cemiyetin, programlarının başına, ümmetin siyasi meseleleriyle ilgilenme maddesini eklemesi gerektiği</u>ni, aksi halde bu cemiyetlerin İslam’ın anlamını kavramaya ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Değerli Kardeşlerim! İzin verin, sürekli İslam ile siyasetin birbirinden ayrılması ile ilgili nameleri dinlemeye alışkın bir toplumun gözünde oldukça yabancı görünen bu anlamı biraz daha açayım. Bazı insanlar, bizler bu törenden ayrıldıktan sonra hakkımızda: “Müslüman Kardeşler cemaati, ilkelerini bir kenara attı. Dinî bir cemaatken, siyasî bir cemaat oldu.” şeklinde konuşabilir, bazıları ise kendi görüşüne göre bu değişimin sebeplerine dayanarak farklı yorumlar ortaya koyabilir. Efendiler! Allah biliyor ki, Müslüman Kardeşler hiçbir zaman siyasetten kopmadı. Hiçbir zaman da İslam’ın yolundan sapmayacak. Davet çalışmalarında hiçbir zaman <u>din ile siyaseti birbirinden ayırmadı</u>. İnsanlar onları hiçbir zaman “partici” olarak görmedi.</p>
<p>“Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz.’ derler.” (Kasas 28:55). Onların kendi amaçları dışındaki bir amaçla hareket etmesi, kendi fikirleri dışındaki bir fikri hayata geçirmesi ya da İslam’ın hanif boyası dışında başka bir boyaya bürünmesi imkânsızdır:</p>
<p>“Biz, Allah’ın boyası ile boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz O’na kulluk edenleriz!” (Bakara 2:138).” (s.29-33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>http://www.beyanyayinlari.com/yayincikategori-iki-dil-bir-kitap-arapca-turkce, 05.12.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
