<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İngiltere Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/ingiltere/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/ingiltere/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İ YAKINDAN TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRECHID IBRAHIM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ABRÜRREŞİD İBRAHİMOF]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED TACEDDİN]]></category>
		<category><![CDATA[AKÇURAOĞLU YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMCAN İDRİSÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ASYA KUVVE-İ MÜDÂFAASI CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKURT]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARA]]></category>
		<category><![CDATA[CAVA ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOBAN YILDIZI]]></category>
		<category><![CDATA[DORUNKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERTUĞRUL ÖZALP]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA YEŞİLÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[GEORGEON TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[HATANO]]></category>
		<category><![CDATA[HEE-SOO CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[HURİYE ŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[IŞIK TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAN]]></category>
		<category><![CDATA[KORE]]></category>
		<category><![CDATA[LOZAN]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED ÂRİF BEY]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ÖRDEKÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEKERCE (NİJNİ NOVGOROD)]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYETLER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HİLMİ NAKAVA]]></category>
		<category><![CDATA[MÛSÂ CÂRULLAH BİGİ(YEV)]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[NADİR ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[OKA NEHRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORENBURG]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MAHKÛMU MİLLETLER KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA TÜRKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAİNT PETERSBURG]]></category>
		<category><![CDATA[SEYFETTİN ERŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAM]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[STOCKHOLM]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[TARA]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞKÎLÂT-I MAHSÛSA]]></category>
		<category><![CDATA[TOBOLSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRABLUSGARP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[UFA]]></category>
		<category><![CDATA[USÛL-İ CEDÎD]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, irili ufaklı onlarca eser yazıp neşreden, Japon milletini İslamiyet’le tanıştıran büyük davetçi Abdürreşid İbrahim’i, Müslümanların birlik ve beraberliği uğrunda sarfettiği kıymetli fikrî ve siyasi çabalarını hatırlama sadedinde vefatının 78. yıldönümünde hayırla yâd etmek istedim.</p>
<p>Bu yazıda Mustafa Uzun Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilk cildinde yayımlanan “Abdürreşid İbrahim (1857-1944)” maddesinin -uygun ara başlıkları ekleyerek- geniş bir özetini aktarmakla yetineceğim.</p>
<p><strong>İlmi Tahsil Edip Yayma Uğrunda Ağır Meşakkatlere Katlanmak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türklerinden Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde de bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve <strong>imamlık</strong> yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti.</p>
<p>Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı. Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerinden icâzet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve <strong>medresede ders vermeye başladı</strong> (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’l-Hamd adlı risâlesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.</p>
<p>1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek <strong>kadılık yaptı</strong>. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığının Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da <strong>Avrupa’ya gitti</strong>. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi.</p>
<p>1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanı’na gitti, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türklerinin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.”</p>
<p><strong>Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Haklarını Güçlü Şekilde Savunabilmek</strong></p>
<p>“1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmîz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türklerini bir araya getirmeye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerdeki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zenginler ve talebelerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-1907) Petersburg’da, bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aftonomiya risâlesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler.</p>
<p>Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylül’ünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti.”</p>
<p><strong>Batılı Sömürgeci Devletlere Karşı Beraberce Hareket Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası Cemiyeti’ni zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beyânülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakîm’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.</p>
<p>1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı; halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstkakîm’in de iktibas ettiği <strong>vaaz ve konferanslar</strong> ile anlattı. Rusların Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationalités) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nde de (Ligue des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihâd-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.</p>
<p>Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939). 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’in Müktesebatından Hakkıyla İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risâleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in çıkardığı gazete ve dergiler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Mir’ât yahut Gözgü</strong>: Türkiye Türkçesi ve Tatarca ile karışık olarak neşredilen, siyasî ve edebî yönü ağır basan bu dergi, 1902 yılında Petersburg ve Kazan’da belirsiz sürelerde yayımlanmış, 1909 yılında çıkan 22. sayısıyla yayımı sona ermiştir. İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunan Mir’ât, Abdürreşid İbrahim’in Rusya’da neşrettiği ilk süreli yayın ve yenilik fikrine karşı olanlarla mücadele etmek için yazdıklarını yayımladığı bir dergidir.</li>
<li><strong> Ülfet</strong>: Türkiye Türkçesi ile 15 Aralık 1905’te Petersburg’da yayımına başlandı; 9 Haziran 1907’de 85. sayıdan sonra Rus hükümeti tarafından kapatıldı. Mûsâ Cârullah Bigi(yev)’in önde gelen yazarları arasında bulunduğu gazete dinî meselelere ağırlık vermiş, bu sebeple bilhassa medrese talebeleri arasında çok okunmuştur. Rusya Müslümanlarının kongreleri hakkında verdiği bilgiler bakımından da önemlidir.</li>
<li><strong> Tilmîz</strong>: 1906’da Petersburg’da Arapça olarak yayımına başlandı; 1907’de kapatıldı. Rusya’daki Müslümanların kültürlerini, dinlerini ve mânevî değerlerini korumak için onları uyarmaya yönelikti.</li>
<li><strong> Necât</strong>: 1906’da Petersburg’da yayımlanan bu mecmuada dinî muhtevalı yazılar çoğunluktaydı. İlk sayısından sonra neşrine hükümet tarafından izin verilmedi.</li>
<li><strong> Şirke (Serke)</strong>: Kazak şivesiyle ve Kazak münevverlerinin yardımlarıyla Petersburg’da yayımlandı. 1907 yılı sonlarında hükümetçe kapatılan mecmua panislâmist fikirleri savunuyordu.</li>
<li><strong> Teâruf-i Müslimîn</strong>: Dinî, siyasî, tarihî, felsefî haftalık bir mecmuadır. İslâm âleminden de bahseden dergi, 1910’da İstanbul’da Ahmed Taceddin’le birlikte 32 sayı çıkarılabildi.</li>
<li><strong> Cihâd-ı İslâm</strong>: Âlimcan İdrisî ile birlikte 1916’da Berlin’de neşrettikleri Türkçe bir gazetedir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Müslüman askerlere yönelik olarak çıkarılmıştır. Bu gazete bazı kaynaklarda Cihan Haberleri adıyla geçmektedir.</li>
</ol>
<p>İstanbul’da çıkan Basîret ve Sırât-ı Müstakîm, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmış olan Abdürreşid İbrahim’in yayımlanmış <strong>telif ve tercüme eserleri</strong> de şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Livâü’l-Hamd</strong> (İstanbul 1885). Rusya’da yaşayan Müslümanları Türkiye’ye göç etmeye teşvik maksadıyla yazılmış ve gizlice Rusya’ya sokulup dağıtılmış küçük bir risâledir.</li>
<li><strong> Çolpan (Çoban) Yıldızı</strong> (İstanbul 1895; Petersburg 1907). Abdürreşid İbrahim’in, Rus Çarlığı’nın Türklere yaptığı baskı ve zulmü protesto etmek maksadıyla kaleme aldığı yazılı ilk siyasî belgedir. Rus hükümetine karşı halkı mücadeleye çağıran bu risâlede ayrıca yazarın bir müddet reisliğini yaptığı Orenburg Şer‘î Mahkemesi’nin çalışmaları, eksikleri ve teşkilâtı hakkındaki düşünceleri de yer almaktadır. Bu sebeple Petersburg’da ikinci defa basılmıştır.</li>
<li><strong> Bin Üçyüz Senelik Nazra</strong> (Petersburg 1905). Eser, Müslümanlar arasında bir ittifak kurma zaruretini dile getiren ve daha sonra yapılan ittifak kongrelerine zemin hazırlayan, “ittifak nizamname ve programı”nın ana fikirlerini ihtiva eden bir kaynak mahiyetindedir.</li>
<li><strong> Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi</strong> (Petersburg 1906; İstanbul 1328). Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatarca kaleme alınmıştır. Hıristiyanlık ile Müslümanlığı karşılaştırarak İslâm’ın üstünlüğünü ortaya koyan ve mukayeseli dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ihtiva eden küçük bir eserdir.</li>
<li><strong> Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye</strong> (Petersburg 1907). Bu risâle I. ve II. Duma’da (1906-1907) ortaya çıkan bağımsızlık eğilimleri karşısında Rusya Müslümanlarının da muhtariyet haklarını kullanmaları gerektiğini belirten bir eserdir.</li>
<li><strong> ed-Dînü’l-Fıtrî</strong> (İstanbul 1340). İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Önsözündeki ifadeden iki küçük risâle olduğu anlaşılmaktadır.</li>
<li><strong> Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler</strong> (Petersburg, ts.). Çocukluğunu, tahsilini ve memleketi olan Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatmaktadır.</li>
<li><strong> Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet</strong> (İstanbul 1328, 1329-1331). 1907-1910 yılları arasında yaptığı büyük seyahatinin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.</li>
<li><strong> Asya Tehlikede</strong> (İstanbul 1328). Japon Hatano’dan, Muhammed Hilmi Nakava ile beraber tercüme ettikleri küçük bir risâledir. İngiltere, Rusya ve Amerika’nın Uzakdoğu’da yapmayı düşündükleri faaliyetlere karşı Asyalı milletlerin yani Çin, Japonya, Osmanlı İmparatorluğu, Afganistan, Hindistan, İran, Siyam, Cava adaları ile Türkistan’ın birleşmesi gerektiğini anlatan bir eserdir.</li>
<li><strong> Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi</strong> (Petersburg, ts.). Mehmed Ârif Bey’in aynı adı taşıyan eserinin bazı ilâvelerle Tatarca tercümesidir.</li>
<li><strong> Tarihin Unutulmuş Sahifeleri</strong> (Berlin 1933). Bu ad altında, Sultan Aziz’in Şehadetine Sebep Ne İdi?</li>
<li><strong> Rusya Müslümanlarının Açlık Hallerinden Dehşetli Bir Hâtıra</strong> (Berlin 1933). Abdürreşid İbrahim’in bu son iki risâlesi Mûsâ Cârullah tarafından, ‘hâtıralarından imlâ edilmek suretiyle’ neşredilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Mustafa UZUN; “ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)”</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.1, s.295-297, İstanbul 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurresid-ibrahim, 13.08.2018.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslâmiyet 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Ahmed Saki Bey Matbaası, İstanbul 1328, 2 c., 620+243 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet’in Yayılması 1363/1944</strong>, Sadeleştiren: Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul 2003, 2 c., 556+631 s.</li>
<li>Abrürreşid İBRAHİMOF; <strong>Tercüme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Elektrik Basmahanesi, Saint Petersburg (t.y.), 136 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Rusya İmparatorluğu’nda Müslümanlar: Çoban Yıldızı</strong>, Hazırlayan: Seyfettin Erşahin, Ahmed Yesevi Üniversitesi Yay., Ankara 2015, 95 s.</li>
<li>CEMİL LEE, Hee-Soo, <strong>İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması: Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Tesirleri</strong>, (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1987, 2 c., 238+207 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1997, 183 s.</li>
<li>Mehmet ÖRDEKÇİ; <strong>Abdurreşid İbrahim ve &#8220;Çoban Yıldızı&#8221;</strong>, (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1997, 125 s.</li>
<li>Huriye ŞEN; <strong> Yüzyıl Başlarında Abdürreşid İbrahim&#8217;in Rusya ve Japonya&#8217;daki Faaliyetleri</strong>, (yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2015, 116 s.</li>
<li>Nadir ÖZBEK; <strong>Abdürreşid İbrahim (1857-1994) The Life and Thought of Muslim Activist</strong>, (yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994, 150 s.</li>
<li>Fatma YEŞİLÖZ; <strong>Der Blick des İslamischen Denkers Abdürreşid İbrahim (1857-1944) auf Indien</strong>, (yüksek lisans tezi), Universitaet Wien, Viyana 2013, 109 y.</li>
<li>Abdürrechid IBRAHIM; <strong>Un Tatar au Japon: Voyage en Asie (1908-1910)</strong>, presente et annote par Georgeon Tamdoğan-Abel, Işık Tamdoğan-Abel, Sindbad, Paris 2004, 269 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK KARNEMİZİN KIRIK NOTLARINI DÜZELTEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Aug 2018 07:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET EMİN DAĞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ANNE ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL BİLDİRGESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL KALKINMA HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRMİNGHAM]]></category>
		<category><![CDATA[BM İSTİKRAR MİSYONU (MINUSCA)]]></category>
		<category><![CDATA[CALAİS MÜLTECİ KAMPI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ASKERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İŞÇİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İSTİSMARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK MÜLTECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYANIN ÇOCUK KARNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİPLER]]></category>
		<category><![CDATA[KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[MANCHESTER]]></category>
		<category><![CDATA[MİLENYUM HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUTLAK YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[SAHRAALTI AFRİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ÜMMÜHAN ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜLFİYE ZEYNEP BAKIR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan 2018 Dünyanın Çocuk Karnesi raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum. Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek Çağımızda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong> raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek </strong></p>
<p>Çağımızda yaşanan bütün <strong>krizler</strong>, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk, en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir (s.1). Çocuğun fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak korunması için yasal önlemlerin yanı sıra <strong>toplumun bilinçlendirilmesi</strong>, desteklenmesi ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. <strong>Çocuğun korunması</strong>, onun “bir insan” olarak sevgi ve şefkate layık olması yanında, toplumun bir parçası olması ilkesine dayanır. Çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanması, modern toplumların en temel vazifelerinden biridir (2).</p>
<p>BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir (3). Ama buna rağmen çocuklar, sebeplerinden habersiz oldukları savaşlarda yoğun şekilde mağdur edilmektedir. Mesela, 2004-2009 yılları arasında ABD tarafından Pakistan’a yapılan drone saldırılarında 129 çocuk hayatını kaybetmiştir (6).</p>
<p>Bugün korunmaya muhtaç 50 milyondan fazla çocuk yerlerinden edilmiş vaziyettedir. Bu çocukların 28 milyonu savaşlar ve aşırı yoksulluk sebebiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır (8). Suriye’deki savaşla birlikte mülteci krizinin patlak vermesinden bu yana Yunanistan sınırından 480.000 çocuk geçmiştir. Bu çocuklardan 5.174’üne refakat eden hiç kimse bulunmamaktadır (9).</p>
<p>Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır. Savaşların çocuklar açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaş mağduru olarak çocukların yaşadığı yıkım, yetim kalma ve istismara uğrama durumudur. İkincisi ise savaşlarda çocuk asker olarak kullanılmaları dolayısıyla yaşadıkları mağduriyetlerdir (12).</p>
<p><strong>Çocuk asker olgusu</strong>, yıkıcı savaş şartlarının en acı sonuçlarından biridir. Çocukların hedeflerine yöneltemedikleri içsel kızgınlıkları, terörist gruplarca istismar edilmekte ve onların casus, gözcü, cinsel köle, canlı kalkan vb. şekillerde kullanılmalarını kolaylaştırmaktadır. Hâlihazırda en fazla çocuk asker Afrika ve Asya kıtalarında bulunmaktadır. Çocuklar Latin Amerika ve Ortadoğu’da da savaşçı olarak kullanılmaktadır (10).</p>
<p>Dünyamızda 153 milyonu kayıtlı olmak üzere <strong>400 milyon civarında yetim çocuk</strong> bulunmaktadır. 2015 yılında UNICEF’ten edinilen istatistiki verilere göre, %95’i beş yaşından büyük olan yetim çocukların 15,1 milyonu ebeveynlerinden ikisini de kaybetmiştir. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu, kronik yoksulluk, savaş ve işgal gibi sebeplerle milyonlarca çocuğun yetim kaldığı yerlerin başında gelmektedir. Asya’da 61 milyon, Afrika’da 52 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 10 milyon, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 7,3 milyon yetim çocuk bulunmaktadır. (13).</p>
<p><strong>İnsanlığın Geleceği Olan Çocuklarımızı Cinsel ve Ekonomik İstismardan Koruyabilmek</strong></p>
<p>BM’nin 2014’te yayımladığı <strong>çocuklara yönelik istismar</strong> raporunda, her 10 kız çocuğundan birinin cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000’i bulduğu belirtilmektedir (16).</p>
<p>Dünyanın pek çok çatışma bölgesinde sivillerin güvenliğini sağlamakla görevli BM İstikrar Misyonu (MINUSCA) askerleri, 2015-2016 yıllarında 171 cinsel istismar olayına karışmakla suçlanmıştır. Çocuk istismarının Avrupa’daki oranı küresel düzleme nispetle hayli yüksektir. Araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60’ının Avrupa’da bulunduğunu göstermektedir. 2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse <strong>8,2 milyon görüntü ve video</strong>nun web sitelerinde dolaştığı bilinmektedir. (18).</p>
<p>Türkiye’de çocuk istismarının birinci sırada aile içinde gerçekleştiği, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, çocuk bakım evlerinin, tutuklu ve hükümlü çocukların tutuldukları kurumların ve çalıştıkları iş yerlerinin izlediği tespit edilmiştir. Türkiye’de cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 13,7’dir. Kötüye kullanılan çocukların %71,6’sını 14-17 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. (s.21-22).</p>
<p>Doğu’dan Batı’ya dünyadaki bütün ülkeleri alarma geçiren çocuk yoksulluğunun etkileri ne yazık ki kalıcıdır. Dünyadaki <strong>yoksulların yarısını çocuklar</strong> oluşturmaktadır. Bugün dünya üzerinde 569 milyon çocuk günlük 1 avroyla geçinmek zorundadır. Çocuğun gelişimiyle doğrudan ilgili olan iyi beslenme, iyi bir hayata sahip olma, güzel bir dünyada yaşama, iyi giyinme, uygun şartlarda barınma, eğitim gibi haklar, yoksulluk nedeniyle sağlanamamakta, Sahraaltı Afrika’da 247 milyon çocuk aşırı yoksulluk altında hayatını sürdürmektedir. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkelerinde de çocuk yoksulluğu endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Avrupa’da 26 milyon çocuk, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Mesela İngiltere’de çocuk yoksulluğu, en çok Londra, Manchester ve Birmingham’da görülmektedir. 1,7 milyon çocuğun yoksulluk altında yaşadığı İngiltere’de yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, bunların yalnızca 700.000’i ücretsiz yemekhane hizmetinden faydalanabilmektedir.</p>
<p>Çocuk yoksulluğu sorunu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi hayatın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir. (25).</p>
<p>Açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölümler haricinde, yoksulluğun çocuklar üzerindeki örseleyici bir başka boyutu da çocuğun maddi gelir kaynağı olarak görülmesi mevzuudur. Bugün dünya genelinde <strong>200 milyon</strong>dan fazla <strong>çocuk işçi</strong> bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür. (26).</p>
<p><strong>Çocukların Haklarının Çiğnenmesine Mâni Olabilmek </strong></p>
<p>Bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden olan “çocukların durumu” meselesi, dünya genelinde ne yazık ki sıkıntılı bir görünüm arz etmektedir. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve şekillenmesinde mihenk taşı olan çocuk, modern olarak adlandırılan 21. yüzyılda hâlâ şiddet, cinsel istismar, kötü muamele vb. yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları herkesin malumu olan çocuklar, değişen ve dönüşen dünyayla birlikte taktikleri ve usulleri farklılaşan savaş ortamlarına ve fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini zedeleyici sahnelere şahitlik etmektedir. Söz konusu bu mecburi ve utanç verici şahitlik, onların bedenî ve ruhi gelişimlerinde ciddi hasarlara neden olmakta; bu hasar, içerisinde bulundukları toplumun geleceğine ilişkin dinamikleri de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>İnsan, özel anlamda çocuklarla alakalı olarak sebebiyet verdiği bu yıkıma, yine kendi eliyle <strong>çözüm</strong> bulmak zorundadır. Çünkü modern toplum ve modern toplumun düzenleyici erkleri, çocuğun fizikî, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanmasında en temel sorumlularındandır. Söz konusu bu sorumluluğun bilincinde olan kişi ve yapılar, <strong>çocukların ihlal edilen haklarına ilişkin</strong> türlü yollarla çözüm arayışına girmiştir. Bu arayışın bir sonucu da bütün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla BM tarafından yayımlanan, 191 ülkenin taraf olduğu “Binyıl Bildirgesi”dir. “Binyıl Kalkınma Hedefleri” olarak isimlendirilen bu hedefler; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ortak bir değerlendirmenin ve anlayışın gelişmesi için konulan amaçları içermektedir.</p>
<p>Mutlak yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, dünyadaki her bireyin ilkokul eğitimini tamamlaması, toplumsal hayatta cinsiyet eşitliğinin öne çıkarılması, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve gebelik esnasında anne ölüm oranlarının azaltılması ile dünya toplumlarını tehdit eden salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, yardımların artırılarak borç yükünün azaltılması gibi maddelerden oluşan bu <strong>milenyum hedefleri</strong>nin 1990 yılından başlayarak 2015 yılına kadar, 25 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.</p>
<p>İnsanlığın içerisinde bulunduğu türlü yıkımların giderilmesi maksadıyla konulmuş olan milenyum hedeflerine rağmen bugün ne yazık ki <strong>1,2 milyar insan </strong>hâlâ yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan <strong>savaşlar</strong> yüzünden insanlar vatanlarından, evlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Savaş sebebiyle pek çok kadın ve çocuk hayatını kaybetmiş, sağ kurtulmayı başaran kadın ve çocuklar da istismarın her türlüsüne maruz kalmaya devam etmiştir. (30).</p>
<p>Bugün dünyada 153 milyon<strong> yetim</strong> olduğu bilinmektedir. Afganistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki yetim rakamlarının istatistiklere yansımadığı hesaba katıldığında bu rakamın <strong>400 milyon</strong>a yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar, muhtelif tehditlerle karşı karşıya olan bu çocukların eğitim gibi pek çok temel haktan mahrum olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Hazırlanan bu rapor kapsamında bahsedilen tüm sorunlar ile özel anlamda çocuk hak ihlalleri sorununu toplumların iktisadi kalkınmalarını sağlamadan, kişi başına düşen millî geliri arttırmadan, sosyal devlet anlayışını uluslararası arenada hâkim kılmadan; toplumların, özellikle kadınların ve çocukların eğitim seviyelerini yükseltmeden, insanları çocuk istismarı hususunda bilgilendirip bilinçlendirmeden <strong>çözmek</strong> mümkün değildir.</p>
<p>Tabiatı gereği temiz, savunmasız ve aciz olan çocukların maruz kaldıkları söz konusu ihlallerin sadece hukuki önlemler ve polisiye tedbirlerle çözümlenemeyeceği açıktır. Bu minvalde değerlendirildiğinde, toplumsal eğitim, <strong>ahlaki prensiplerin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>aile değerlerinin korunması</strong>ndan savaş, açlık ve yoksulluğun önlenmesine kadar geniş yelpazede önlemler alınması zorunlu görünmektedir.</p>
<p>Mesela yetim çocukları bekleyen <strong>tehditler</strong>; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi yetimler için tehlike arz eden suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir. Bilhassa siyasi krizlerin sebep olduğu yetimlik durumu, devletler başta olmak üzere BM gibi kuruluşlar bu anlamda gerekli adımları atmadıkça son bulmayacaktır. (31).</p>
<p>Yetimlerin topluma kazandırılması hususunda bu çocuklar, akrabaları tarafından desteklenmedikçe, toplumsal hayata adapte olma süreçleri ya gereğinden çok uzayacak ya da asla gerçekleşmeyecektir. Hâlihazırda suç şebekelerinin eline düşen yahut ucuz iş gücü olarak kullanılan çocukların fiziksel ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesine yönelik rehabilitasyon faaliyetleri hız kazanmadan çocukların içinde bulundukları fiziki ve ruhi yıkımın giderilmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Savaşlar nedeniyle vatanlarından olan ve hayatta kalabilmek için kendilerine yeni bir yurt arayan insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden bindikleri botlarda boğularak hayatlarını yitirmelerine kapsamlı bir çözüm bulunmadan Avrupa’daki çocukların istismarına da çözüm bulunamayacaktır. Yahut Fransa’nın mülteciler için kurduğu, ancak insan haysiyetine uymayan fiziksel şartları içerisinde barındıran ve 2016’da boşaltılan Calais Mülteci Kampı’nda cinsel istismara maruz kalan çocukların kurtuluşu sağlanamayacaktır. Diğer yandan, İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria ve Gazze’de, işgalci askerler tarafından istismara ve şiddete maruz kalan Filistinli çocukların sorunu <strong>işgal bitmeden</strong> sona ermeyecektir.</p>
<p>Bu bağlamda “Dünyanın Çocuk Karnesi”nin <strong>kırık notlarla dolu</strong> olduğu görülmektedir. Ayrıca milenyum hedeflerinin de çocuklarla ilgili ilerlemeleri sağladığı kuşkuludur. Söz konusu sorunlara, toplumların yalnızca kendilerini ilgilendiren iç meseleler şeklinde yaklaşılması, problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır; oysa ki çocuğun maruz kaldığı istismara, şiddete ve savaş alanlarında asker olarak kullanılmasına evrensel bir perspektifle yaklaşılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan savaşlar esnasında, abluka altına alınan bölgelere insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen devletlerin uyguladığı ekonomik boyutlu yaptırımlar bir <strong>savaş suçu</strong> olarak kabul edilmeli; yaptırımları uygulayan taraflar uluslararası arenada cezalandırılmalıdır. Savaş mağduru çocukların barındığı mülteci kamplarında, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için tüm önlemler alınmalı, yalnız başına kalan çocuğun herhangi bir istismara maruz kalmaması için <strong>özel dikkat</strong> gösterilmelidir. Savaşlardan etkilenen çocukların psikolojik olarak iyileşebilmeleri için <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmalarına daha çok kaynak ve zaman ayırılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuk işçi</strong> sorununun çözümü ise bu sorunun yaşandığı ülkelerdeki ekonomik refahı sağlamaktan geçtiği için konu, makro ekonomik kalkınma önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Aileleri tarafından ekonomik geçim kaygısıyla çalıştırılan çocukların kullanılmasını ve sömürülmesini önlemek üzere kamunun sosyal yardım politikaları geliştirilerek yoksul hanelere gelir desteği sağlanmalıdır.</p>
<p>Kısacası; <strong>çocuğun</strong> fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak <strong>korunması</strong> için yasal önlemlerin yanı sıra toplumların <strong>bilinçlendirilmesi</strong> ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. (32).</p>
<p><strong>Milenyum Hedeflerinin Çocuklara İlişkin Maddelerini Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>Dünya genelinde insani durumun iyileştirilmesi için 25 yıllık zaman diliminde gerçekleştirilmesi amaçlanan hedefler ve gelinen noktayı çocuklar bağlamında şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ancak 1,2 milyar insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.</li>
<li>2000’li yılların başlarında kayda değer bir ilerleme sağlanmış olsa da okulu bırakan çocuk sayısını azaltma konusundaki ilerlemeler belirgin bir şekilde yavaşladı.</li>
<li>Önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen dünya hâlâ <strong>çocuk ölüm oranının azaltılması</strong> konusunda “Binyıl Kalkınma Hedefinde” geride kaldı.</li>
<li><strong>Anne ölüm oranını azaltmak</strong> için çok daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.</li>
<li>Yoksulluk ve eğitimsizlik ergenlik çağında doğum oranının yüksek olmasına neden oluyor.</li>
<li>Çocuk istismarını önlemek için resmî kalkınma yardımları en yüksek seviyeye ulaştı ve 205-2016 yıllarındaki gerilemeyi tersine çevirdi. (s.30).</li>
</ol>
<p>Kamu ve gönüllü sektör yöneticileriyle aydınlar başta olmak üzere toplumda etkisi olan herkesin İNSAMER’in yayımlamış Dünyanın Çocuk Karnesi raporuna hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı şahsiyetler olarak yetişebilmesi için elbirliğiyle çözüme odaklanabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Zülfiye Zeynep BAKIR; <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong>, Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Ahmet Emin Dağ, Editör: Ümmühan Özkan, İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Yayını, İnsan Hakları Araştırmaları No: 63, Mayıs 2018, 34 s.</p>
<p>https://www.ihh.org.tr/public/publish/0/121/ihh-2018-dunyanin-cocuk-karnesi.pdf, 31.05.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE OLUP BİTENİ KAVRAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 17:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BENGİSU]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞŞAR ESAD]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[DERA]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HUBZU’L-AHMER]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KUDSU’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMPİRE OF SLAVES]]></category>
		<category><![CDATA[ESET]]></category>
		<category><![CDATA[FÎ ARÎNİ’Ş-ŞEYTÂN]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ LEVHA]]></category>
		<category><![CDATA[İMBARATORİYYETU’L-ABÎD]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[KİMYASAL SİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIL EKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KÖLELER İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUSAY EBU KUVAYDIR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ DİLİ.]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTAN’IN İNİNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[TRUMP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=666</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim. Kusay Ebu Kuvaydır, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır, Suriye’de kıvılcımın ateşlendiği Dera’da devrimin ilk on gününde bizzat tanıklık ettiği olayları oldukça detaylı şekilde hikâye eden “<em>el-Hubzu’l-Ahmer</em>; Kızıl Ekmek” romanın yazarıdır. Ayrıca “<em>İmbaratoriyyetu’l-Abîd</em>; Köleler İmparatorluğu” adıyla İslamofobi çıkmazını anlattığı bir romanı daha basılmıştır. İlk romanın Arapça ve Türkçe, ikincisinin Arapça, Türkçe ve İngilizce baskıları mevcuttur. Arap gazetelerinde onlarca makalesi neşredilen yazar esasen inşaat mühendisi bir iş adamı olup Dubai’de yaşamakta ve gençliğinden beri edebiyatla yakından ilgilenmektedir.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, sizi Suriye’de halk devriminin başlangıcında Dera’da kana bulanan hamur yumağına atfen “Kızıl Ekmek” adını verdiğiniz romanınızı yazmaya iten sebep nedir, sakıncası yoksa bizimle paylaşabilir misiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; İnsanların büyük çoğunluğu Suriye halkının neden silaha sarılmak zorunda kaldığını maalesef bilmiyor. Bu yüzden de onları kınayanlar çıkabiliyor. İşte bu yüzden olayların canlı tanığı olarak işin iç yüzünü roman diliyle anlatma ihtiyacı duydum. İnsanlarımız sekiz ay boyunca sivil direniş gösterdi, cadde ve meydanlarda rejimin askerleri tarafından hunharca öldürüldü, ama uzun süre silaha sarılmadı. Sözüm ona hür dünya bu mezalimi film izler gibi ekranlardan seyretmekle yetindi! Çünkü bütün bir dünya, adına Birleşmiş Milletler denen kocaman bir yalancı kuruluşa mahkûm durumda. Oysa bu yalancı, bozuk ve münafık kuruluş (BM), sadece onu ilk kuran güçlere hizmet etmektedir.</p>
<p>&#8211; Suriye halkının başına gelenler, işte bu küresel fesat düzeni sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ülkenin başına her an gelebilir! Çünkü buna mâni olacak bir mekanizma yok.</p>
<p>&#8211; Suriyeliler olarak bizim siz Türkiye toplumundan ve medeni olduğunu iddia eden yalancı Batı toplumlarından talebimiz şudur: <strong>Bırakın da Eset, insanlarımızı kimyasal silahlarla öldürsün! </strong>Hiç olmazsa yüzbinlerce insanımız sakat kalmaz, büyük acılar içinde kıvranmadan daha kolay ve hızlı şekilde ölür! Hem evlerimiz ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş olur. Böylece yıllar boyunca büyük zahmetlerle inşa ettiğimiz binalarımız ve kentlerimiz yıkılmadan sonraki nesillerimize sapasağlam intikal etmiş olur.</p>
<p><strong><em>&#8211; 14 Nisan günü sabahın erken saatlerinde ABD, İngiltere ve Fransa’nın düzenlediği askerî operasyonda Suriye rejiminin kimyasal silah üretim tesislerinin vurulduğu açıklandı. Bu operasyonu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>&#8211; Bu operasyon yalan ve düzmeceden ibarettir. Zira Trump rejimin ayakta kalmasına itirazları olmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Peki, bu saldırı niye yapıldı o zaman? Çünkü, güya insan haklarının ve demokrasinin temsilcisi olan bu yalancı ülkeler kendi toplumları nezdinde itibar tazeleme ihtiyacı duydular. Zira “Eset kimyasal silah da kullandı, daha ne bekliyorsunuz?” mealindeki itirazları susturmak zorundaydılar. Esasen bu operasyonla ağababaları çok sevdikleri uşakları Eset’in kulağını çekip azarlamış oldular sadece. Ve şu mesajı pekiştirerek yinelemiş oldular: <strong>Kimyasal silah kullanma da dilediğin şekilde ve dilediğin kadar yık, yak ve öldür!</strong> Oysa, bize ölmekten başka seçenek bırakılmayacaksa ben şahsen kimyasal silahla öldürülmemizi tercih ederim. Böylece camilerimiz, çarşılarımız ve diğer tarihi mirasımız yanında binalarımız ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş, insanımız da daha acısız şekilde can vermiş olur!</p>
<p><strong><em>&#8211; Kimyasal silahla öldürülmeyi tercih etmek ne kadar da acı, insanlık adına ne büyük bir utanç kaynağıdır bu!&#8230; Şahsınızda Suriye halkına karşı Müslümanlar başta olmak üzere bütün bir insanlık ailesi olarak mahcubuz. Peki, İslamofobiyi işleyen “Köleler İmparatorluğu” isimli romanınızı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben Batı toplumunu yakından tanıma fırsatı buldum. İngiltere’de ve Amerika’da iş yaptım. Halkın büyük çoğunluğunun İslam’a karşı bir art niyet taşımadığını gördüm. Ancak, dev medya organları başta olmak üzere o kadar büyük ve güçlü bir yalan çarkının içinde yaşıyorlar ki, bundan kurtulup İslam’ı doğal haliyle tanıma imkânları hakikaten kısıtlı. Bu yalan çarkı büyük bir ustalıkla İslam’ı, Müslümanları ve Arap insanını korkunç, ürkütücü ve tiksindirici bir varlık gibi sunmaktadır toplumlarına! İslam karşıtlığını ve İslam korkusunu kahrolası bir maharetle yaymayı başarıyorlar!</p>
<p><strong><em>&#8211; O halde, size göre bu manzara karşısında Müslüman aydınlara düşen vazife nedir?</em></strong></p>
<p>&#8211; Müslüman aydınlar olarak bizler Batı ülkelerinin hükümetlerinden bağımsız olarak doğrudan halkları muhatap alan, Batı insanına doğrudan ulaşabilecek faaliyetler yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslolan hakkı üstün tutmaktır. Batı liderlerinin önünde eğilerek değil, Batı insanına doğrudan hitap ederek ve hakkın hakikatini olabildiğince yalın bir dille onlara anlatarak hakkı üstün tutabiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8211; Müslüman aydınlara biçtiğiniz bu görev kapsamında sizin yeni adımınız ne olacak? Gazete ve dergilerde çıkan yazılarınız dışında yeni roman çalışmalarınız olacak mı? </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. El-Kudsu’l-Arabî’de ve başka yayın organlarında yazmaya devam ediyorum. Ayrıca, yeni bir roman çalışmamı ramazan ayında tamamlayıp yayıncıya teslim edeceğim inşaAllah. “<em>Fî Arîni’ş-Şeytân</em>” (Şeytan’ın İninde) adını verdiğim bu yeni romanımda; karanlık odalarda oturan kodamanların dünyayı nasıl yönettiğini, dünya servetini aralarında paylaşan bu tiranların devlet makamlarını temsil eden ve hükümet koltuklarında oturan politikacıları çıkarları doğrultusunda kullanarak düzenlerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorum.</p>
<p>&#8211; Arap ve Müslüman aydınlar başta olmak üzere tüm dünya aydınlarına hitaben kaleme aldığım bu yeni romanımda halkları aydınlatma ödevinde olanların sevgi dilini kullanmasının önemine de vurgu yapıyorum. İslam’ı tanımayan insanlara karşı nefret değil sevgi dili kullanmalıyız. Zira sevgi nefretten daha güçlü ve daha etkili bir duygudur.</p>
<p><strong><em>&#8211; Bir taraftan sömürgecilerin çalışma tarzını deşifre ederken öbür taraftan geniş halk kitlelerine sevgi odaklı bir hitapla yönelmenin önemine dikkat çekiyorsunuz… </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. Batı merkezli küresel sömürgeci güçlerin ve onların maşası konumundaki Batı devletlerinin kirli politikalarını ancak bu şekilde geçersiz kılabileceğimizi düşünüyorum. Yöneticileri muhatap alan bazı faaliyetler de yürütülebilir elbette. Ama asıl önemli olan doğrudan halka yönelik çalışmalardır. Benim kanaatim bu yöndedir.</p>
<p>&#8211; Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde futbol vb. eğlence organizasyonları için milyarlar harcıyoruz! Bu israfa bir son verip doğrudan Batı insanına ulaşacak, onun yüreğine dokunacak, onu yoğun yalan atmosferinden kurtararak hakikatle yüzleşmesine vesile olabilecek faaliyetleri finanse etmemiz gerekmektedir vesselam.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, kısıtlı zamanınızdan bu söyleşi için vakit ayırarak büyük bir samimiyetle fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Rabbim çabalarınızı bereketlendirsin. </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben teşekkür ederim. Vize süreci çok uzun sürdüğü için CNR Kitap Fuarı’na katılamadım, okuyucularımla buluşup romanlarımı imzalayamadım maalesef. Ama sizin bu söyleşiniz vesilesiyle bu üzüntümü giderme imkânı buldum. Bu yüzden ben de çok teşekkür ediyorum…</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, çevirisini yaptığımız iki romanın takdim kısımlarını iktibas ederek bitirebiliriz:</p>
<p>“<strong>İthaf</strong>: Arap hançerleriyle yaralanarak kan revan olmuş Arap milletine…</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Sözlerin de kaderi var,</p>
<p>Suyla karılan toprak gibi.</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Hicranımız yazılı o Güvenli Levha’da.</p>
<p>Ömrümü tüketen birkaç kelime daha,</p>
<p>Ben henüz cenin iken duyduğum,</p>
<p>Kokulu yasemin altında</p>
<p>Annem mırıldanırken;</p>
<p>‘Bebeğim acep bir gün,</p>
<p>Dalını koparabilecek mi ey yasemin?’</p>
<p>İşte şimdi ben kırk yaşımdayım,</p>
<p>Hâlâ yasemin kokusu nasıldır bilmem!</p>
<p><strong>Teşekkür</strong>: Şu yerküre üzerinde ömrümü uğruna feda edebileceğim tek bir adam var. Bütün yeryüzü adamlarının üzerinde bir adam. Nesillere <strong>nasıl adam olunacağını öğreten</strong> bir adam: Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN.</p>
<p><strong>Takdim</strong>: Arap Baharı devrimleri Arap ülkelerini bir orman yangını gibi çepeçevre sarıvermişti. Bir anda yayılan bu devrimlerin en belirgin vasfı, halkların altında inim inim inledikleri baskıcı rejimlerden kurtularak <strong>özgürlüklerine kavuşma hayali</strong> ve mutlak doğallığa erişme isteği idi. Gel gör ki bu doğallık ve safiyet, güzelliğine ve tatlılığına rağmen hiçbir zaman devrimcilerin yararına sonuç vermedi. Bu insanlar için ne gerçek bir devrim ideolojisi ne de dümeni ele geçirip gemiyi sahil-i selamete çekme hedef ve azmine sahip devrim önderleri vardı. Oysa çekilen acı ve ödenen bedel çok büyüktü ve bu bedel ödeme aşaması bitmiş de değil. İşte hikâyemiz tam burada başlıyor…” (Kızıl Ekmek).</p>
<p>“Magi, New York’un kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir semtte güzel bir evde yaşıyordu. Annesi Elizabeth ve beş yaşındaki oğlu Jack onunla aynı evi paylaşıyorlardı. Magi sıradan bir kadın değildi, çok başarılı ünlü bir kadındı. Onun ajandası hep randevularla doluydu. Sürekli radyo ve televizyon programlarına konuk oluyordu. Üniversitelere konferans vermeye sıkça davet edilirdi. Çünkü o, tanınmış bir siyasi analist ve yazar idi. Özellikle İslamofobiyi savunan Amerika’da bu işi en iyi yapan önemli simalardan biriydi. Medya organlarında Müslümanların iğrenç yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını(!) ve dünyanın onlardan kurtulması gerektiğini söyleyip duruyordu. Magi, Müslümanlara, özellikle de Ortadoğululara beslediği nefreti alenen göstermekten hiçbir zaman sakınmazdı. Yazdığı makalelerde, konuk olduğu televizyon programlarında, verdiği konferanslarda hep İslam’ın aleyhine konuşuyordu. Kalbi Müslümanlara karşı kin ve nefretle doluydu. Kalbinde beslediği bu nefret onun hayatının asıl gayesi hâline gelmişti…” (Köleler İmparatorluğu).</p>
<p>Dera’da duvarlara “Sıra sana geldi ey doktor!” yazan okul çocuklarının tutuklanarak işkence edilmesiyle başlayan olayların nasıl geliştiğini tanığının gözünden okumak için Kızıl Ekmek romanını, Magi’nin akıbetini öğrenmek için de Köleler İmparatorluğu romanını okumanız gerekecek…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Kızıl Ekmek</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 133 s., ISBN: 9786059477710.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Köleler İmparatorluğu</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör ve Ferah Dağıstanlı, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 136 s., ISBN: 9786059744703.</li>
<li>Kossai Abo Kwidir; <strong>Empire of Slaves</strong>, Olympia Publishers, London, June 2017, 139 pp, ISBN: 978-1-84897-929-1.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; “<em>İrâdetu’ş-Şa’bi’s-Sûrî Aqwâ min Tehâlufi Quwâ’ş-Şerr</em>” (<strong>Suriye Halkının İradesi Şer İttifakı Güçlerinden Daha Kuvvetlidir</strong>), al-Quds al-Arabi, http://www.alquds.co.uk/?p=713337, 03.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  İLKELİ DURUŞUNDAN DERS ALMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 09:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâk ve Edep Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru'l-Ulûm]]></category>
		<category><![CDATA[Davamız]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis İlimleri Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haramları Önleme Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[idrak]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Barış]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim'in Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Metot Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Râşid Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Risaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:14]]></category>
		<category><![CDATA[sebat]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=411</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık: Sonunda galip gelenler onlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de <u>iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık</u>: Sonunda galip gelenler onlar oldu.” (Saff 61:14).</p>
<p>Çağının şahidi İmam Hasan el-Benna (1906-1949), son yüzyılda İslam dünyasını en çok etkileyen Müslüman önderlerden biri olarak, sadece Mısır halkına ya da İhvân-ı Müslimîn cemaati mensuplarına değil tüm dünya Müslümanlarına tarz-ı hareketlerine ilişkin önemli bir ilkesel çerçeve çizmektedir.</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, ilk eğitimini hadis âlimi pederi Ahmed Abdurrahman el-Benna’dan aldı. Sekiz yaşındayken kaydolduğu Râşid Medresesi’nde temel dinî eğitimini aldı, Kur’an’ın bir kısmını burada ezberledi. Çok sevdiği ve etkilendiği müdürü Muhammed Zehran’ın medreseden ayrılışı sebebiyle Hasan el-Benna, modern tarzda eğitim veren ortaokula kaydoldu. Bir taraftan Kur’an hıfzını tamamlamaya gayret ederken öbür taraftan “Haramları Önleme Cemiyeti” ve “Ahlâk ve Edep Cemiyeti” gibi sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldı.</p>
<blockquote><p>el-Benna emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini sürekli işlemiş; <u>Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliği</u>ne vurgu yapmıştır.</p></blockquote>
<p>İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kahire’ye giden el-Benna, burada “Küçük Ezher” olarak bilinen ve öğretmen yetiştiren Dâru’l-Ulûm’a kaydoldu. Bu dönemde kendini ilmî faaliyetlere adayan Hasan el-Benna, ayrıca İngiliz sömürgeciliğine karşı yoğun faaliyetlerde bulundu. Dönemin tanınmış âlimleriyle temas kurup, onları bir araya getirmeyi başardı. Öğrencilik yılları boyunca halkı bilinçlendirmek için açık ve kapalı alanlarda çok sayıda toplantı düzenledi.</p>
<p>Dâru’l-Ulûm’u birincilikle bitiren Hasan el-Benna, öğretmen olarak göreve başladığı İsmailiye’de de toplantılarını sürdürdü. Bu sayede etrafında birçok insan toplandı. 1928 yılı Mart ayında, İsmailiye’deki evinde toplanan bir grup arkadaşıyla İslam davası uğrunda canla başla mücadele edeceğine dair yemin ederek, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temellerini attı. 1933 yılında teşkilatın genel merkezini Kahire’ye taşıma kararı alan Hasan el-Benna, ailesiyle beraber başkente yerleşti. Öğretmenliğini devam ettirdiği bu dönemde zamanının çoğunu, Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerine ayıran el-Benna, erkek ve kız çocuklarına yönelik okulların açılmasına önayak oldu.</p>
<p>Dünya Savaşı sırasında Mısır’da iktidarı elinde tutan hükümetlerin, İngilizlerin talepleri doğrultusunda teşkilata baskı yaptıkları dönemde, Hasan el-Benna ve arkadaşları da birçok defa tutuklandı. Hasan el-Benna’nın Mısır’daki sömürgeye son vermek için İngiltere’ye savaş açmasıyla, teşkilat üzerindeki hükümet baskıları daha da arttı. Baskılara direnen Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Filistin meselesine de el atarak, düzenlediği büyük bir protesto gösterisiyle İngiliz desteğindeki Yahudi göçü ve siyonist devlet aleyhine güçlü bir kamuoyu oluşturdu. 6 Mayıs 1948’de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihat çağrısı ve Filistin’e gönderdiği çok sayıda taraftar, teşkilatın Mısır hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesine ve 12 Ocak 1949’da bütünüyle kapatılmasına neden oldu.</p>
<p>Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu “Müslüman Gençler Cemiyeti”nde faaliyet göstermeye başlayan el-Benna, 12 Şubat 1949 günü akşamı teşkilat merkezinden evine dönerken, suikasta uğrayıp otomobiline açılan ateş sonucu şehid edildi (el-Benna, 2007; el-Beyyûmî Gânim, 1997).</p>
<blockquote><p>el-Benna’ya göre İslam ümmetinin geri kalmasının yegâne nedeni, Müslümanların İslam dininin ilkelerinden uzaklaşarak Batı’yı model almış olmalarıdır.</p></blockquote>
<p>Hasan el-Benna, eserlerinde sıklıkla emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini işlemiş; Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliğine vurgu yapmıştır. Ona göre İslam ümmetinin geride kalmasına neden olan yegâne unsur, Müslümanların hızla dinden uzaklaşarak Batı’yı örnek almış olmasıydı. Kurtuluş, ancak İslam ilkelerine geri dönmekle mümkündü. Devlet, İslam dini temelinde teşkilatlanmalı ve İslam hukuku geçerli kılınmalıydı. Toplumun ahlâk ve eğitimi, İslam ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmeli, toplumsal imtiyazlara ve adaletsizliklere son verilmeliydi.</p>
<p>Hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağına devamlı surette vurgu yapan el-Benna, iç ve dış politika, uluslararası ilişkiler, emperyalizmle mücadele, inanç ve düşünce özgürlüğü gibi meselelerde İslam’ın önemli ilkeler vazettiğini; <em>Hatıralarım, Müslüman Kadın, Hadis İlimleri Araştırmaları, Doğum Planlaması, İslam’da Barış, Davamız, Risaleler, Metot Risalesi, Seçim Risalesi, Kur’an-ı Kerim’in Hedefleri</em> gibi eserlerinde anlatmıştır (el-Benna, 2016b:11-12).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>İlkeler Çerçevesinde</u></strong><strong> Hareket Halinde Olmak ve Faaliyet Üretmek </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağını devamlı surette izah etmiştir.</p></blockquote>
<p>“On İlkemiz” isimli eserinde Hasan el-Benna, toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temel ilkelerini saymakta ve bunları detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bu ilkeler sırasıyla; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em>dir.</p>
<p>İslam’ın hayatın her alanını kuşatan bir sistem olduğuna sıkça işaret eden el-Benna “<strong>idrak</strong>” ilkesinde, İslam’ın temel yapı taşlarının ilki olan inanç meselelerine değinmiş, teşkilatının bu meselelerdeki tutumunu yirmi maddede açıklamış ve idrak ilkesini “<u>Anayasamız Kur’an, önderimiz Rasulullah</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İhlas</strong>ı, “söz, davranış ve gayretinde kişinin tamamen Allah’a yönelmesi” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkeyi hayata geçiren kimsenin menfaati uğruna değil, düşüncesi uğruna çaba sarf edeceğine vurgu yapmış ve “ihlas” ilkesini “<u>Gayemiz Allah</u>” sloganı çerçevesinde izah etmiştir.</p>
<p>Üçüncü ilke olarak belirlediği “<strong>amel</strong>” ilkesinde el-Benna, eylemin ilim ve ihlasın meyvesi olduğunu vurgulamış ve bu ilkede Müslüman bir ferdin, ailenin, toplumun ve hükümetin niteliklerinin nasıl olması gerektiğini anlatmış, eylemin “<em>fitne</em> sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (mâni olmak isteyen tüm baskı ve zulümler ortadan kaldırılıncaya) kadar” (Enfâl 8:39) devam etmesi gerektiğinin altını çizmiştir.</p>
<p><strong>Cihad</strong>ı “kıyamete kadar geçerli bir farz” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkede cihadın mertebelerine değinmiş ve onu “<u>Yolumuz cihat</u>” sloganı etrafında açıklamıştır.</p>
<p>“Cihat” ilkesiyle bağlantılı olarak belirlediği “<strong>fedakârlık</strong>” ilkesinde ise, dünyada fedakârlık olmadan bir cihadın söz konusu olamayacağına dikkat çekmiş, fedakârlığı; “canını, malını, zamanını ve hayatını davası uğruna sarf etme” olarak tanımlamış ve bu ilkeyi “<u>En yüce arzumuz Allah yolunda can vermek</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İtaat</strong>i, “Hem zorlukta hem de kolaylıkta, zorunlu ve aktif olarak verilen talimata anında uyma” şeklinde açıklayan el-Benna, “itaat” ilkesini “tanıtma, yapılandırma ve uygulama” başlıkları altında üç aşamada incelemiş ve başarıyı elde etmenin yegâne yolunun “itaatin olgunluğa ulaşması”ndan geçtiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Vakti ve sabrı bir “tedavi yöntemi” olarak gören Hasan el-Benna, “<strong>sebat</strong>” ilkesinde, hedefe ulaşmada zaman biraz uzasa da, birçok engelle karşı karşıya kalınsa da Müslüman bir ferdin amacı uğruna kesintisiz şekilde gayret sarf etmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Arınma</strong>yı, “düşünceyi, yabancı ilke ve kişilerden kurtarma” şeklinde tanımlayan el-Benna, bu ilkede İslam düşüncesinin en yüce düşünce olduğunu vurgulamış, “arınma” ilkesinin çatısı altında insanları altı sınıfa ayırmış ve kişiler gibi kurumların da bu tasnif çerçevesinde farklı hükümlere tabi olduğunu anlatmıştır.</p>
<p>el-Benna “Hareketimizin On İlkesi” başlıklı risalesinde, inancın en sağlam ve en değerli bağ olduğuna dikkat çekerek, <strong>kardeşlik</strong> bağını “akide/iman bağıyla kalplerin ve ruhların birbirine bağlanması” şeklinde ifade etmiş ve kurdun sürüden ayrılan koyunu kapması gibi, kişinin Müslüman kardeşlerinden ayrılması durumunda, şer odakları tarafından hedef alınacağını ve israf edileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Hedefe ulaşmada, karşılaşılan engelleri aşmada ve zorlukların üstesinden gelmede en etkili unsurun, teşkilat yöneticileriyle mensuplarının birbirlerine karşı duyduğu “<strong>güven</strong>” olduğunu belirten el-Benna, “güven” ilkesinde Müslüman bir ferdin, yönetimine olan güvenini sorgulaması ve ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğine vurgu yapmış ve bu sorgulamada kendisine yardımcı olacak bazı sorular da yöneltmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, bir toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em> ilkeleri üzerine kurmuştur.</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından eserlerin içeriklerine layık estetik bir formda okurun dikkatine sunulan “İki Dil Bir Eser” serisi arasında çağının şahidi İmam Hasan el-Benna “On İlkemiz” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan eserinden özetle iktibas ederek Hasan el-Benna’nın ilkeli duruşunu günümüz kanaat önderlerinin ve tabilerinin dikkatine sunmakta yarar görüyorum. Burada eserin sadece sunuş kısmını olduğu gibi iktibas etmekle yetineceğim:</p>
<p><strong> </strong>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a; salât ve selam takva ehlinin önderi, mücahitlerin komutanı, emin elçi efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve kıyamet gününe kadar onun yolunu takip edenlere olsun.</p>
<p>Elinizdeki bu risale, davalarının yüceliğine ve fikirlerinin kutsallığına inanan, samimiyetle bu yolda yaşayıp, bu yolda ölmeye azmeden mücahit kardeşlere, Müslüman kardeşlere ithaf edilmiştir. Ezberlenmek üzere dersler niteliğinde değil; bilakis uygulanmak üzere talimatlar niteliğindeki bu veciz sözleri, sadece o kardeşlerime iletiyorum. Ey sözünün eri Müslüman kardeşlerim, harekete geçin!</p>
<p>“De ki; ‘Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.’” (Tevbe 9:105).</p>
<p>“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip, O’nun yolundan ayırır. İşte Allah bunları size, sakınasınız diye emretti.” (En’âm 6:153).</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı dışındaki kardeşlerimiz içinse, dersler, konferanslar, kitaplar, makaleler, açıklamalar ve yönetmelikler mevcuttur. ‘Herkesin yöneldiği bir yön vardır.’ ‘Haydi, hep birlikte hayırlara koşun, hayırlarda yarışın! Allah, hepsine de en güzel olanı vaat etmiştir.’ Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”</p>
<p><em> </em>“Siz ey iman edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönlendireyim mi? Allah’a ve Elçi’sine güvenirsiniz, Allah dâvâsı uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabii ki eğer bilgiyle (hareket) ederseniz. (Böyle yaparsanız) O sizin günahlarınızı bağışlayacak ve sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyacaktır; kalıcı güzelliğin merkezi olan cennetlerdeki tarifsiz huzur köşklerine: işte gerçek büyük başarı budur! Ve kendisiyle sevineceğiniz bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve görünen bir zafer. Artık müminlere müjde ver!” (Saff 61:10-13).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016a). <strong>On İlkemiz.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2016b). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.7-13.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2007). <strong>Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)</strong>, çev. M. Beşir Eryarsoy ve Osman Arpaçukuru, İstanbul: Beka Yayınları, s.29-45.</li>
<li>İbrahim el-Beyyûmî Gânim. (1997). “<strong>Hasan el-Benna</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul: Cilt: 16, s.307-310.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRASYA İSLAM ŞÛRASI TEŞKİLATI KARARLARINI  HAYATA GEÇİREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2016 09:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslam Şurası Teşkilatı Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya'da Kadim Bilgi ve Hikmetin Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Avusturya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Belçika]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Danimarka]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=380</guid>

					<description><![CDATA[Marifet DAİŞ’i Değil AİŞ’i Kurabilmek Daha ziyade Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya coğrafyasında yer alan ülkelerin dinî kurumları ile  Müslüman toplulukların dinî kuruluşları arasında din hizmetleri ve din eğitimi alanlarında işbirliğini geliştirmek maksadıyla 1995 yılında başlatılan Avrasya İslam Şûrası (AİŞ), güncel dinî problemlerle ilgili bir istişare forumu olarak da hizmet vermektedir. Daimi sekretaryası T.C. Diyanet İşleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Marifet DAİŞ’i Değil AİŞ’i Kurabilmek</strong></p>
<p>Daha ziyade Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya coğrafyasında yer alan ülkelerin dinî kurumları ile  Müslüman toplulukların dinî kuruluşları arasında din hizmetleri ve din eğitimi alanlarında işbirliğini geliştirmek maksadıyla 1995 yılında başlatılan Avrasya İslam Şûrası (AİŞ), güncel dinî problemlerle ilgili bir istişare forumu olarak da hizmet vermektedir.</p>
<p>Daimi sekretaryası T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından deruhte edilen AİŞ, Avrupa’da yaşayan Müslüman göçmenlerin sayısındaki hızlı artış yanında, milyonlarca insanın kanı üzerine kurulan SSCB’nin 1991 sonunda hızla çökmesiyle Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya’da bağımsızlığını ilan eden yirmiyi aşkın ülkede büyük bir iştiyakla yeniden dine yönelişin doğal bir uzantısı olarak, artan talepleri ve ihtiyaçları karşılamak maksadıyla oluşturulmuştur.</p>
<p>Büyük çoğunluğu sosyalist rejimde üç veya dört nesil boyunca dinin, peygamberin, dindarın ve ahlâki değerlerin horlandığı bir süreçten sonra bölgede İslam’ın yeniden öğretilmesi, özellikle genç kuşakların İslam’ın ahlak, adalet, eşitlik, hürriyet, sosyal ve fiziki çevreye ilişkin hak ve sorumlulukları idrak etmelerinin, yaşadıkları toplumlarda uyum içerisinde hayatlarını idame ettirebilmeleri açısından hayati önem taşımaktaydı. Bu maksatla, İslam medeniyeti ve kültür mirasının kaynaklarından mümkün olduğunca istifade edilerek geliştirilecek ortak bir yaklaşımın, kişilerin özgüvenini güçlendirmesi ve farklı kültürlere ve inanışlara mensup insanlarla sağlıklı iletişim kurulabilmeleri için kültürel kimlik ve aidiyet bilincinin sağlıklı temellere oturtulmasına katkı sağlamak hedeflenmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AİŞ’in Temel Çerçevesini ve Amaçlarını Hatırlamak</strong></p>
<p>Avrasya bölgesi Müslüman topluluklarının dinî kuruluş temsilcilerinin katılımıyla <strong>23-27 Ekim 1995</strong> tarihlerinde <strong>Ankara</strong>’da düzenlenen ve takriben bir asır sonra ilk defa bir araya gelebilen kardeş topluluklar için tarihi bir fırsat sunan 1. Avrasya İslam Şûrası Toplantısı&#8217;nın ana gündemini doğal olarak <strong>din eğitimi</strong> meselesi oluşturmuştur. Girişimin daimi bir yapıya dönüştürülmesi kararı da 1. Avrasya İslam Şûrası’nın en önemli kararlarından biri olmuştur.</p>
<p>Avrasya İslam Şûrası’nın daimi yapıda kurulması yönünde en önemli adım, <strong>21-24 Ekim 1996</strong> tarihlerinde <strong>İstanbul</strong>’da yapılan 2. AİŞ Toplantısı’nda atılmıştır. Bu toplantıda katılımcı Müslüman dinî kurum ve kuruluş temsilcileri, “Avrasya İslam Şûrası’nın Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Protokol”ü kabul etmişlerdir. AİŞ’in yapısı ve işleyişine dair temel çerçeveyi de belirleyen Protokol’de öne çıkan maddeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ul>
<li>Müslüman dinî kurum ve kuruluşlar arasında din hizmeti ve din eğitimi ihtiyaçlarının düzenli ve eşgüdümlü bir şekilde karşılanması için işbirliğinin geliştirilmesi,</li>
<li>Bu işbirliği ve ilişkilerin devamlılığını sağlamak maksadıyla girişimin merkezi Ankara olmak üzere “Avrasya İslam Şûrası” adı altında kurumsallaştırılması,</li>
<li>Bu oluşumun müşterek dinî problemlerin çözümü için yol ve yöntem bulunmasında bir istişare zemini olarak değerlendirilmesi,</li>
<li>Müslüman halk ve toplulukları dinî konularda bilgilendirmek ve manevi duygularını geliştirmek amacıyla her türlü matbu, sesli ve görsel basım ve yayım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi,</li>
<li>İbadet vakitleri ile dinî günlerin tespitinde birliğin sağlanmasına dair bir yöntem geliştirilmesi,</li>
<li>Din hizmetleri ve din eğitimi sunumunda yeni yaklaşım ve yöntemlerin geliştirilmesi,</li>
<li>Müşterek değer ve mirasın muhafaza ve müdafaa edilmesi…</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Kararlarını Hayata Geçirebilmek</strong></p>
<ol>
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; “Türk Cumhuriyetleri, Balkan-Kafkas Ülkeleri, Türk ve Müslüman Toplulukları İstişare Toplantısı” adıyla <strong>23-27 Ekim 1995</strong> tarihleri arasında <strong>Ankara</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Toplantının sonuç bildirgesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilişkide bulunduğu ülkelere ihtiyaç duyulan din görevlilerini ve dinî yayınları göndermeye devam etmesi, cami ve mescitlerin inşası veya onarılması konularında karşılıklı işbirliğinin sağlanması, kurumlarımız arasında din hizmetinin sunulmasına yönelik ilişkilerin geliştirilmesi ve kuvvetlendirilmesi, keza bu ilişkilere süreklilik kazandırılması amacıyla girişimin “Avrasya İslam Şûrası” adıyla kurumsallaştırılması hususunda fikir birliğine varılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 32 ülke ve topluluktan 58 dinî idare temsilcisinin katıldığı Şûra, 6 oturum halinde <strong>21-24 Ekim 1996</strong> tarihlerinde <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Bilimsel araştırmalara dayanan dinî yayınların önemi, misyonerlik faaliyetlerinin çeşitleri, metotları ve bunlara karşı alınması gereken tedbirler, günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek din görevlilerinin nasıl yetiştirileceği gibi konular ele alınmış ve Şûra’da alınan kararlar “İstanbul Bildirisi” adı altında 5 madde halinde kamuoyuna açıklanmıştır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>25-29 Mayıs 1998</strong> tarihlerinde yine <strong>Ankara</strong>’da düzenlenen ve 35 ülkeden 49 dinî önderin katıldığı Şûra’da; ülke ve topluluklar arasında tarihî, dinî ve kültürel bağların yeniden canlandırılması için gerekli çalışmaların yapılması; din eğitimi ve öğretimi görmeleri amacıyla üye ülke ve topluluklardan Türkiye’ye öğrenci gönderilmesine devam edilmesi hususunda mutabık kalınmış ve 18 maddeden oluşan sonuç bildirgesi kamuoyuna ilan edilmiştir.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>24-28 Temmuz 2000</strong> tarihleri arasında Bosna-Hersek’in başkenti <strong>Saraybosna</strong>’da gerçekleştirilen toplantıya 16 ülke ve 10 bölgeden toplam 47 dinî önderin yanı sıra, Bosna-Hersek’teki Katolik, Yahudi ve Ortodoks cemaatlerinin dinî liderleri de katılmıştır. “İslam ve Demokrasi”, “Hak ve Özgürlükler”, “Din Hizmetlerinin Stratejileri” ve “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” konuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Şûra’da, Türkiye’nin irticai akımlara karşı alınmasını istediği önlemler konusunda fikir birliği sağlanmış; İslâm dininin çağdaş bir yorumu için çalışmaların bir an önce başlatılması, dinî gün ve bayramların Diyanet İşleri Başkanlığı’nca belirlenen tarihlere uygun olarak kutlanması yönündeki uygulamanın devamı, Türkçe’nin Avrasya İslâm Şûrası toplantılarında ortak dil olarak benimsenmesi karara bağlanmış ve 30 maddelik sonuç bildirgesi yayınlanmıştır.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>15-19 Nisan 2002</strong> tarihlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin <strong>Gazimagusa</strong> şehrinde gerçekleştirilmiştir. “Ülkelerimiz ve Topluluklarımızın Bulundukları Ülkelerde Yoğunlaşan Misyonerlik Faaliyetleri”, “İslam’ın Evrenselliği, Barış ve Hoşgörü Anlayışı ile Teröre Bakış Açısı”, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” ile “Ülkelerimiz ve Topluluklarımızdaki Dinî Kurumlar ile Dinî Faaliyetlerin Değerlendirilmesi” konularının müstakil oturumlarda ele alındığı 5. Şûra’nın sonuç bildirgesinde; “Kıbrıs’ta adil ve kalıcı çözüm için eşit ve egemen iki devlet arasında oluşturulacak yeni bir ortaklığın, adanın ve bölgenin güvenlik ve esenliğine hizmet edeceğinin her fırsatta vurgulanması tarzında Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin konumuna ilişkin düşünceler yanında, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde süregelen savaşların, şiddet ve terör eylemlerinin kınanması, Avrasya coğrafyasında yaşayan Müslüman ülke ve topluluklar arasında araştırmaya dayalı sağlıklı bir din anlayışının yerleşmesi ve misyonerlerin istismar ettikleri alanlarda bilgi boşluğunu kapatmak için ortak bir çalışma grubu oluşturularak temel İslam kaynaklarının tercüme edilmesi, ayrıca telif eserler hazırlanarak ülke ve topluluklarımıza gönderilmesi” gibi önemli tespit ve kararlar yer almıştır.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>05-09 Eylül 2005</strong> tarihlerinde yurtdışından 59, yurtiçinden 64 katılımcının iştirakiyle <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. “Osmanlı’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde, Ortaasya’da ve Balkanlar’da Din, Kültür ve Kimlik” ve “Çağdaş Dünya’da Müslüman Kimlik: Sorunlar ve Yorumlar” başlığını taşıyan konular müstakil oturumlar halinde sahalarında uzman bilim adamlarınca sunulan tebliğlerle detaylıca tartışılarak <strong>kimlik</strong> meselesi bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. 23 maddelik sonuç bildirgesinde özetle; “<u>Müslüman kimliğinin</u> coğrafi, etnik veya ulusal kimlikleri dışlamayan, cinsiyet ayrımını reddeden, birleştirici ve kuşatıcı <u>bir üst-kimlik olduğu</u>, Müslümanların gelecek tasavvurunun her geçen gün zaafa uğradığı, İslam karşıtı bir kimlik tasarlanarak dışlama ve aşağılama stratejileri geliştirildiğinin farkına varılması gerektiği, kendini İslam’a izafe eden bazı nevzuhur hareketlerin Müslüman kimliğine zarar verdiği, Şûra üyesi ülkelerin <u>özeleştiride bulunmalarının zarureti</u>, Balkanlar’da kaybolmuş vakıf mallarının envanterinin çıkarılması gerektiği, halkların seçtiği dinî liderlere herkesin saygı duyması gerektiği, mevcut <u>sorunların aşılmasında üye ülkelere ve topluluklara büyük sorumluluklar düştüğü</u>, “Avrasya Raporu” adıyla bir bülten yayınlanması, dinî inanç ve kültürün korunmasında önemli bir yere sahip olan <strong>aile</strong> konusunda kitapçıklar hazırlanması, TRT-İnt kanalıyla Avrasya’ya hitap edecek dinî-ahlâki bir program gerçekleştirilmesi…” gibi konulara vurgu yapılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 42 ülke ve topluluktan 70, Türkiye’den 55 davetlinin iştirakiyle <strong>12-15 Mayıs 2009</strong> tarihleri arasında <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Polonya’dan Moğolistan’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Sibirya’ya kadar uzanan geniş Avrasya Coğrafyasında yer alan Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkelerin dinî lider, müftü ve temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen 7. Şûra’da; “Avrasya Coğrafyası Dinî Kurumlarının Dinî Bilginin Kaynaklarına İlişkin Durum ve Tutumları”, “Avrasya Coğrafyasında Kadim Dinî Bilgi Kaynakları ve Aktüel Değeri”, “Avrasya Coğrafyasında Dinî Bilginin Güncel Kaynakları”, “Avrasya Coğrafyasında Dinî Bilginin Üretimi ve Yenilenme Yöntemleri”, “Dinî Bilgi Üreten Kurumlar: Medreseler, Fakülteler, Araştırma Merkezleri- Yöntem, Vizyon, Hedef ve Katkılar” başlıkları altında tebliğler sunulmuştur. Katılan bütün temsilcilerin ittifakla kabul ettiği 12 maddelik “İstanbul 2009 Sonuç Bildirgesi”nde tebliğlerin ortak vurguları kamuoyu ile paylaşılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 42 ülke ve topluluktan 70, yurt içinden de 55 davetlinin iştirakiyle <strong>19-22 Kasım 2012</strong> tarihleri arasında <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Avrasya coğrafyasında yer alan Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkeler yanında ilk defa Avrupa ülkelerinde (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, İngiltere ve İsviçre) bulunan İslami kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirilen 8. Şûra’da “Gelenekten Geleceğe Avrasya’nın İslam Ufku” ana teması işlenmiştir. “Avrasya’da Kadim Bilgi ve Hikmetin Temelleri”, “Avrasya’da İslam Geleneği ve Yeni Algılar”, “Geçmişten Geleceğe Avrasya’da Dinî Kurumlar”, “Avrasya’da Birlikte Yaşama Tecrübesi”, “Avrasya’da Müslümanların Geleceği” başlıklı oturumlarda sunulan tebliğler ve müzakerelerle konular enine boyuna irdelenmiş, mutabık kalınan 14 maddelik sonuç bildirgesi kamuoyuna duyurulmuştur.</li>
</ol>
<p>“Avrasya’da İslam: Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” temasıyla 11-14 Ekim 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 9. Avrasya İslam Şûrası sonuç bildirgesini takip eden yazımızda ele alacağız inşaAllah.</p>
<p>Kardeşlerinin dertlerine deva olmak için Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantılarında nitelikli çaba harcayan tüm dinî önderlere şükranlarımızı sunar, Rabbimizin bu mütevazı çabaları İslam dünyasının kanayan yaralarına merhem kılmasını niyaz ederiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong>http://<strong>avrasyaislamsurasi</strong>.diyanet.gov.tr/tr-TR, 11.10.2016.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTEFEKKİR ULEMÂDAN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2015 10:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[68:4]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın takdiri]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[el-Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hanato]]></category>
		<category><![CDATA[hatadan dönmek]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[kadercilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mecusi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[özeleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Senusi]]></category>
		<category><![CDATA[Senusilik]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=206</guid>

					<description><![CDATA[“We inneke le’alâ huluqin ‘azîm; Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).  Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın. Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>We inneke le’alâ huluqin ‘azîm</em>;<br />
Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).</p></blockquote>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna hocanın yetmiş yıllık ilim yolculuğunu özetlemiştik.</p>
<p>Bu haftaki yazımızda muhterem Fikri Tuna’nın temel problemlerimize ilişkin tespit ve önerilerinden bir kaç örnek sunmak istiyorum. 1 Haziran 2014 tarihinde Erenköy’deki evinde gerçekleştirdiğimiz sohbette tuttuğum notlar çerçevesinde, üstadın İslam dünyasında ahlâk ve özeleştiriye duyulan ihtiyaca ilişkin fikirlerini kendi ifadeleriyle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahlâkı İslam’ın Temeli Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Allah Rasulü daha peygamber olmadan herkes ona itimat eder ve güvenirdi. Herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı.</p></blockquote>
<p>“İslam’da ahlâk meselesi İslami konuların hemen hepsini kapsamaktadır. Çünki, İslami prensiplerin tamamında ahlâki davranış esastır. İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda  ahlâki davranış esastır. Bu zaviyeden bakıldığında, Kur’an’ın mütemadiyen “iman”ın hemen akabinde “amel-i sâlih” mefhumunu getirmesi çok anlamlıdır.</p>
<p>“Amel-i sâlih” genel bir kavram olup güzel iş yapmak anlamına gelir. Ahlâk ise, aynı şekilde güzel iş yapmak demektir. Ahlâki davranmak; doğru olanı yapmak ve eğri olanı terk etmek, fasit ve kötü olanı red etmektir. Onun içindir ki sahabe radıyallahu anhum, ahlâk meselesinde çok hassas davranmışlar, mümkün olduğu kadar, tüm davranışlarında Hz. Peygamber’i ‘üsve’, yani örnek kabul etmişlerdir. Nitekim Kur’an, Peygamber’in eşsiz bir örnek olduğunu sadece müslümanlara değil, bütün insanlığa haykırmıştır.</p>
<p>Sahabiler Hz. Peygamber’in ahlâkını Kur’an olarak görürdü. Zira Hz. Peygamber Kur’an’ı her alanda yaşamış; toplumda, ailede, çocuklarla, yaşlılarla, barışta, düşmanla karşılaştığında&#8230; her zaman Kur’an’ın ışığı ve öğretisiyle hareket etmiştir. Onu izleyen, onu üsve-i hasene kabul eden sahabiler de Kur’an’ı bu şekilde yaşama gayreti içinde olmuşlardır. İşte, İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır. En yüksek makamdaki insan Hz. Peygamber’dir. Allah Teala Peygamberimiz için “Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4) buyurmuştur. Demek ki, her Müslümanın bu noktaya ulaşmak için çalışması gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘el-Emîn’ Olabilmek </strong></p>
<p>Hz. Peygamber, daha nübüvvet müessesesiyle müşerref olmadan, Kureyş halkı arasında “el-emîn; güvenilir insan” olarak tanınmıştır. Herkes ona itimat eder, herkes ona güvenir, herkes onun doğrucu bir insan olduğunu kabullenir, herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı. Allah Rasulü işte böyle bir insandı. Tam manasıyla mükemmel bir modeldi. Onun için sahabilerden bazıları Hz. Âişe validemize Rasulullah’ın ahlâkını sorduklarında, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Rasulullah’ın ahlâkı Kur’an ahlâkıdır.”, yani Kur’an’ın beyan ettiği, güzel yol olarak gösterdiği yoldur onun yolu, diye cevap vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda ahlâki davranış esastır.</p></blockquote>
<p>Dolayısıyla, bir müslüman ne kadar fazla Kur’an’a yaklaşırsa, ne kadar fazla Kur’an’ın muhtevasını anlarsa, ne kadar titizlikle Kur’an’ı yaşarsa ve yaşatırsa, Hz. Peygamber’e mütâbaatta, Allah Teala’nın emirlerini yerine getirmekte ve O’na kullukta ne kadar samimi olduğunu o kadar ispatlamış olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’a Hayatı İnşa Eden Bir Özne Muamelesi Yapabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur.</p></blockquote>
<p>Ancak, maalesef, bugün İslam dünyasında Kur’an ve Kur’an’a yaklaşım meselesi tamamen değişik bir durum arz etmektedir. Fransa’nın Ortadoğu dış politika müsteşarlığı görevinde bulunmuş Hanoto, Libya’da yaşayan Senusi hareketini işaret ederek “Bu hareket kurutulmadığı ve yok edilmediği müddetçe İslam’ın ve Kur’an’ın karşısındaki mağlubiyetimiz devam edecektir.” demişti. Hanoto’nun bilhassa Senusi hareketi üzerinde durmasının sebebi, Senusilerin Kur’an’ı yaşama biçimleridir. Senusiler hiç bir zaman başka tarikatlara benzememiş, onlar gibi tekkeci, tembel, kaderci ve Kur’an’ı sadece yüzünden bilen ve onu ticaret metaı halinde kullanan bir tarikat olmamıştır. Dolayısıyla, gerek Fransızların, gerekse İngilizlerin Senusi hareketine bakışları şu çerçevede şekillenmiştir: ‘Senusi hareketi yaşadıkça Kur’an yaşıyor demektir. Kur’an yaşadıkça Avrupa hedefine ulaşmamış demektir.’</p>
<p>Peki, Hanoto’ya ve müsteşriklere göre Avrupa nasıl bir Kur’an anlayışı istiyordu? Onların istediği, Kur’an’ı sadece ezberleyen, hükümlerinden hiç bir şey anlamayan, onun manasını bilmeyen, ancak cenaze gibi belirli dini toplantılarda, kabirlerde, ev ve camilerde papağan gibi Kur’an okuyanların çoğalması idi. Zira böyle bir Müslümanlık onların sömürü düzenine zarar ve ziyan getirmeyecekti. Bu Müslümanlık anlayışı onların sömürü düzenine dokunmayacak, onların kötü düzenlerini yıkmayacaktı. Onların sömürü düzenini baş tacı yapıp, zaten anlamadıkları Kur’an’ın hükümlerini rahatlıkla çiğneyip, sadece Fransızların verdiği kadarıyla iktifa ederek yaşamaya devam edeceklerdi. Fransızların Cezayir halkından istediği buydu.</p>
<blockquote><p>İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır.</p></blockquote>
<p>Onyedi sene boyunca Cezayir’in çeşitli okullarında ve üniversitelerinde ders verirken, Cezayir’i, Fas’ı ve Tunus’u bütün kültürel müesseseleriyle yakından tanıma fırsatını bulduğum için bu üç ülkede din anlayışının sömürgeyle ne kadar içli dışlı olduğunu çok iyi bilmekteyim. Şunu çekinmeden ve tereddüt etmeden söyleyebilirim ki; Türkiye de dâhil olmak üzere İslam dünyasının bir çok yerinde kurulmuş olan ve sayı bakımından hayli kabarık bir yekun teşkil eden bugünkü Kur’an kurslarının durumu, Fransa’nın, İngiltere’nin ve İtalya’nın sömürdüğü Müslüman devletlerinin dinî anlayış ve tatbikatından çok da farklı değildir. Kur’an kurslarını sadece ezbercilikte bırakan, Kur’an’ın manasının anlaşılmasını ve tefsirinin yapılmasını reddeden, onun hükümlerinin tatbike konmasını önemsemeyen bir anlayış ne İslam anlayışıdır, ne de Kur’an anlayışı. Bu sadece ve sadece Hanoto gibi İslam âlemini Kur’an’dan, onun muhteviyat ve ahkâmından uzaklaştırarak, sadece cenazelerde ezbere okunmasını sağlamak isteyen bir sömürge projesinden başka bir şey değildir. Bu şekilde yetişen gençler Kur’an’ı anlamıyor, onu mal mülk edinmek için kullanıyor. Halk hâfızı âlim zannedip ona soru soruyor, o da utanmadan bilmediği halde cevap veriyor!</p>
<p>Hz. Peygamber, “İlim âlimlerin ölümüyle yok oluyor. İnsanlar cahillere soru sormaya başlıyor, onlar da bilmedikleri halde cevap veriyorlar, hem kendilerini, hem de soranları dalalete sevk ediyor.” buyurmuştur. Başımıza gelen olayın özü budur. Sebebi de, sömürge sisteminin devamında ısrarcı olmamızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tevbe: Özeleştiri Yapmak ve Hatadan Dönmek</strong></p>
<p>Kur’an özeleştiri meselesine çok güzel bir şekilde işaret etmiştir. Tevbe, hatadan dönmek demektir. İnsan esasen hatalı yaratılmamıştır. Bilakis ilahi fıtrat üzerine yaratılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber; “Her çocuk fıtrat üzerine doğar, onu ana-babası Yahudi, Hıristiyan, Mecusi yapar&#8230;” buyurmuştur. Çevre ve okul çocuğa yön vermektedir. İnsan doğuştan suçlu değil, hayırhahtır. İslam, Hıristiyanlık gibi insanı doğuştan suçlu kabul etmez, Âdem’in suçuna çocuklarını ortak etmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam hatayı kabul eder. “Her âdemoğlu hata işler. Ama hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurur Peygamberimiz. Tevbe, doğruya dönüş, ana caddeden ayrılanın tekrar caddeye girmesi demektir. Ana cadde altın silsiledir. O caddeden kopan tehlikeye gidiyor demektir. Böylelerinin ayıkarak tevbe etmesi gerekir. Tevbe eden, ayıkan, hatasından dönen adamdır, Âdem gibi. Çeşitli meziyetleri ve sıfatları yanında insan hata da eder, hiddetlenir, iftira eder, iftiraya uğrar&#8230; Ama, hatasını anlayıp Rabbinin rububiyet ve himayesine dönerse, kendisinin hâlıkı Allah’a dönerse Allah onu affedecek ve doğru yola iletecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âdem hatasını itiraf ederek tövbe etmiş, kâmil insan olduğunu ortaya koymuştur. “Beni ateşten yarattın” diyerek üstünlük taslayan İblis gibi kibirli davranmamıştır. Kaldı ki İblis bu kıyasında da hata etmiştir. Zira toprak ateşten daha bereketlidir. Hatasından dönmediği için Allah onu merhametinden kovmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam’ı Tenkit Edebilmek</strong></p>
<p>Bugün Âlem-i İslam’ın neredeyse tenkit edilmeyecek bir tarafı yoktur. Ebu’l-Hasen en-Nedevi özeleştirinin zaruretine işaret etmişti. Keza, <em>Hizbu’l-İstiklâl</em> reisi ‘Allâl el-Fâsî’, “<em>en-Nakdu’z-Zâtî</em>; Özeleştiri” isimli bir eser yazmıştı. Ancak, genel olarak İslam âleminde eleştiri maalesef az, özeleştiri ise çok daha azdır. İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur. Zira, her şeyi Allah’a yükleyen, sorumluluktan kaçan, insana taş muamelesi yapan bir anlayıştır cebriye. Bugün bilhassa tarikatlar kanalıyla İslam dünyasında hâkim olan görüş cebriye mezhebidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah böyle istedi” deyip çıkıyor işin içinden. Cezayir’de ve Fas’ta insanların sıkça “<em>mektûb</em>” dediklerini duyarsınız. Fransa niye geldi, niye ülkenizde bu kadar kaldı diye sorarsanız alacağınız cevap bellidir: “Mektûb; yazılmış”! Niye Almanya Napolyon’a yenildikten sonra “mektûb” deyip oturmamış? Bilakis, bin altıyüz beyliği birleştirip kuvvetli bir devlet kurarak Fransa’nın önüne geçebilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadercilik niye sadece İslam dünyasında var? “İnsan için yaptığı işten başkası yoktur. İnsan ne yaparsa onu bulur. Kim zerre miskal hayır yaparsa onu, zerre miskal şer yaparsa onu bulur&#8230;” mealinde yüzlerce ayet varken Kadercilik Kur’an’a nasıl uygun düşebilir? Allah şirki, ortaklığı asla kabul etmez. İslamiyet tevhid dinidir. İnsana sorumluluk anlayışını veren de Allah’tır. Sorumlu tutmasa neden peygamber göndersin, niye emir ve nehiyler ortaya koysun? Allah bizim hizmetçimiz midir ki her şeyi Allah’a yüklüyoruz? Niye yenildik, niye şerefimiz ayakaltı oldu? Sebep belli: Kadercilik! Oysa Kur’an, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” diyor. Ebu Ubeyde, ‘kaderden mi kaçıyorsun’ dediğinde Hz. Ömer; “Bunu senden başkası söyleseydi kırbaçlatırdım. Allah’ın bu takdirinden başka bir takdirine gidiyorum.” demişti. Doğru bakış açısı budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neden Peygamber aleyhissalatu vesselam gece gündüz çalıştı, yeri geldi savaşlar yaptı? Özeleştiriden kaçarak ve kaderci anlayışa teslim olarak her şeyde bir yabancı suçlu mu arayacağız? Kendimizi ne zaman hesaba çekeceğiz? Niye hatalarımızı kabul etmiyoruz? Niye buna yanaşmıyoruz? Çünkü işimize gelmiyor. Bundan dolayı kaderciliğe sığınıyoruz ve bu anlayışı kurtuluş kabul ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam’da ahlâk ve özeleştiri meselesini ele alırken biraz sert konuşmuş olabilirim, ama İslam âlemi maalesef benim söylediklerimden daha da kötü durumdadır. Allah bizleri doğruya gitmek isteyen Müslümanlardan eylesin&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
