<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ilke Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ilke/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/ilke/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Nov 2019 19:37:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>GELECEĞİN TÜRKİYESİ İÇİN YÖNETİM SİSTEMİNİ İYİLEŞTİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 19:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİ PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİNDE YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[HALUK ALKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İLİM KÜLTÜR EĞİTİM VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT ERDOĞMUŞ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=947</guid>

					<description><![CDATA[İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde Yükseköğretim ve Ekonomi raporlarının ardından projenin Yönetim konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde <strong>Yükseköğretim</strong> ve <strong>Ekonomi</strong> raporlarının ardından projenin <strong>Yönetim</strong> konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre merkezinde kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>Açış konuşmasını yapan İLKE Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, Türkiye’de geçmişte sıkça rastlanan ve son örneğini 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız her türlü gayrimeşru yönetim gaspı girişiminin ülkemizi geri bıraktığının altını çizdi. Vakfın Mütevelli Heyet Başkanı Prof.Dr. Nihat Erdoğmuş ise günümüzde yönetim anlayışının; dünyamızın karmaşık sorunlarına cevap verebilecek kabiliyette olması gerektiğini belirterek, bunun için öncelikle zamanın ruhuna ve temel yönetim ilkelerine göre oluşturulmuş sistemlere ve kurumsal yapılara, bu yapıları destekleyen ve tamamlayan güçlü yönetim teamüllerine ve kültürüne, son olarak bu kurumları yönetecek yetkin yöneticilere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yönetim Sistemini Meşruiyet ve Adalet Temelinde Yükseltmek</strong></p>
<p>Açış konuşmalarının ardından söz alan yazar Prof.Dr. Haluk Alkan, Geleceğin Türkiyesinde Yönetim başlıklı raporunu ana hatlarıyla anlattı:</p>
<p>“Bu raporda Türkiye’nin yönetim sisteminin meşruiyet ve adalet temelinde yeniden ele alınması öncelikle önerilmektedir. Millet adına karar alabilen, uygulayan ve denetleyen bütün organların <strong>millete dayalı bir meşruiyet</strong> zemininde yapılanmaları gerekmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek her şeyden önce seçim sistemi, siyasi partiler reformu ve kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasıyla yakından ilgilidir. Ancak meşruiyet temelinde yapılanan tüm organların, aynı zamanda iç süreçleri ve aldıkları kararların toplumun yaygın kabulü, yönetsel etkililik, hak ve özgürlükleri genişletici sınırlar içinde kalmaları sağlanmalıdır. Bu sayede üretilen kurumların yerleşik hâle gelmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p><strong>Adalet</strong> temeli siyasal kurumlar arasında ve onlara yönelik bir denge ve denetim mekanizmasının oluşturulmasıyla mümkün olabilir. Kurumsal meşruiyet ve adalet temelinde siyasal kurumların oluşturulması ile sistemin uzun ömürlü olabilmesinin en önemli dayanağı olan yerleşik teamüllerin gelişmesine de bir zemin oluşturulmuş olacaktır. Dolayısıyla böyle bir yönetim sistemi yönetilenler nezdinde başlıbaşına bir <strong>değer</strong> olabilecek ve <strong>süreklilik</strong> kazanacaktır (Alkan, Özet Rapor, s.1).</p>
<p>Bu çerçeveden rapor dört bölüm hâlinde yapılandırılmıştır. Birinci bölüm <strong>yönetim sistemleri</strong> üzerine yapılan tartışmaların küresel görünümü ve bu tartışmalar çerçevesinde Türkiye’nin konumuna nasıl yaklaşılabilir sorusuna odaklanmaktadır. İkinci bölümde <strong>Türkiye’nin anayasa politiği</strong>, Osmanlı döneminden 1982 rejimine kadar geçen süreçte tartışılmakta ve analiz edilmektedir. Üçüncü bölüm daha çok Türkiye’de son dönemde yaşanan kurumsal değişim sürecine odaklanmaktadır. Bu çerçevede 2007 Anayasa değişiklikleri ve <strong>Nisan 2017 referandumu</strong> ile getirilen Cumhurbaşkanlığı Sisteminin arka planı, özellikleri ve yansımaları, Türkiye’nin parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi yapısı ve yargı-siyaset gerilimi bağlamında tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm, Anayasa, parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler düzleminde Türkiye’nin <strong>gelecek yönetim sistemi</strong> vizyonu açısından getirilebilecek önerilere ayrılmıştır.” (Alkan, Özet Rapor, s.2).</p>
<p><strong>Türkiye’nin Anayasa Politiğini Doğru Analiz Etmek</strong></p>
<p>“Türkiye’nin modernleşme süreci iki farklı siyaset tarzı arasındaki bir gerilim hattının oluşmasına neden olmuştur. Bu siyaset tarzlarından ilki <strong>toplumu dönüştürmeyi</strong> hedef edinmiş, toplum için doğruların ne olduğunu bilen, <strong>yukarıdan aşağıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Dolayısıyla en iyimser yaklaşımla, tam anlamıyla demokratik bir model ancak toplumun belli bir aşamaya gelmesiyle mümkün olabilir. Bunun için geçiş sürecinin yönetimi gerekir ve bu sürece aydın-kentli bir elit kılavuzluk etmelidir. İkinci siyaset tarzı taleplerin karşılanmasını esas alan, devletin işlevinin bu talepleri karşılayacak şekilde dizayn edilmesi olduğunu düşünen <strong>aşağıdan yukarıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Birinci siyaset tarzı kendini bürokrasi, aydın ve akademi ortaklığı ile ifade ederken, ikinci eğilim doğal olarak temsili organlar aracılığı etkisini siyasi hayatta göstermiştir.” (Alkan, Özet Rapor, s.8).</p>
<p>“Türkiye’nin anayasa politiği dikkate alındığında, yönetim sisteminin, anayasal kurumların seçilmiş otoritelere karşı aşırı derecede blokaj yetkileri ile donatıldığı ve böyle bir blokaj sisteminin oluşmasında etkili olan güçlerin zaman zaman siyasi hayata antidemokratik müdahalelerde bulunarak sistemde revizyon yapabildikleri bir işleyişe sahip olduğu görülmektedir. Böyle bir işleyiş, vesayetçi kurumlara karşı tepki ve siyasi anlaşmazlıklarda vesayetçi kurumlar üzerinden sonuç alma eğilimi olmak üzere iki farklı siyaset tarzını güçlendirmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği açısından:</p>
<ul>
<li><strong>Vesayetçi kurumların</strong> oyun kuruculuğuna dayalı bir anayasal anlayıştan hükûmet sistemlerinin demokratik doğasını esas alan, seçim meşruiyetine dayanan, aynı zamanda denge denetleme mekanizmalarının kurumsallaştırıldığı bir değişime gereksinim bulunmaktadır.</li>
<li>Bu kurumsallaşmanın hayata geçirilmesinden sonraki süreçte siyasi aktörlerce demokratik denge denetleme mekanizmalarının vesayetçi kurum olarak algılanmaması ve yine siyasi aktörlerin <strong>siyaset dışı unsurlar</strong> üzerinden politika geliştirmeye yönelik siyaset yapma tarzından vazgeçmeleri yönünde yönetsel geleneklerin oluşturulması önem kazanacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.11).</li>
</ul>
<p><strong>Kamu Yönetim Sistemini Daha Sade ve İşlevsel Hale Getirmek</strong></p>
<p>“Türkiye’de kamu yönetim sistemi açısından gerek merkezî örgütlenmenin iç yapısı gerekse merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişki ve yetki paylaşımı açısından <strong>merkeziyetçilik</strong> hâkim bir görünümdür. Bu yapısal özellik Türkiye’nin sahip olduğu yönetim kültürü mirasından kaynaklanmaktadır. Yerel yönetimler, merkezî yönetimin beklentilerini yerel düzeyde yerine getiren organlar olarak görülmüşlerdir.</p>
<p>Türkiye’de bir bakanlık teşkilatının hizmet alanının kendi özelliklerinden kaynaklanan örgütsel farklılıkların dışında merkez teşkilatında 5, bağlı kuruluşlarda 5, taşra birimlerinde 13 hiyerarşik birim bulunmaktadır. Bakanlıklara bağlı kuruluşlar bu sayıya dâhil değildir. Ayrıca her bakanlığın hizmet alanından kaynaklanan merkez ve hiyerarşik alt birimleri eklendiğinde karşımıza <strong>devasa bir örgüt ağı</strong> çıkmaktadır. Bu yapı bakanlıklar arasında görev, yetki ve sorumluluk çakışması, farklı adlarla kurulmuş, ama aynı işlevi gören iç denetim birimlerinin varlığı, fonksiyonel/tema bazlı ikili örgütlenme sorunu, ekonomi yönetiminin koordinasyonu, bakanlıkların bünyesinde aynı işi yapan farklı birimlerin bulunması gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.” (H. Ateş, Türk Kamu Yönetiminin Örgütlenmesi ve Denetimi, Ankara 2018, s.32-44’ten aktaran: Alkan, Özet Rapor, s.15).</p>
<p>“<strong>Bağımsız idari otoriteler</strong> birçoğu bakanlıkların yetki alanlarına giren konularda, onlardan bağımsız olarak karar alabilmektedirler. Bu otoritelerin hiyerarşik denetim ve idari vesayet denetimine tâbi olmadıkları genel kabul görmektedir. Çoğu kurul olarak yapılandırılmış bu otoriteler belli bakanlıklarla “ilgili” veya “ilişkili” olarak gösterilmektedir. Bu kurullar için kuruluş düzenlemelerinde bazı denetim usulleri getirilmişse de, yıllık rapor vermek gibi, bu denetimin hangi sonuca bağlanacağı konusunda çoğunlukla belirsizlikler bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de personel rejimi statü hukuku temelinde belirlenir. Başka bir ifade ile hizmetin niteliğine göre <strong>sözleşme ilkesi</strong> ancak yine kanunla gösterilen sınırlı alanlarda geçerlidir. Her ne kadar göreve atanmada <strong>liyakat</strong> ilkesi geçerli olsa da görevde kalmada liyakatten çok <strong>kariyer</strong> ilkesi geçerlidir. Memur olmak, meslekte yükselmenin önceden belirlendiği ve hizmette geçirilen süreye bağlı olarak mümkün olduğu neredeyse ömür boyu sürecek bir mesleğe sahip olmak demektir. Dolayısıyla kamu personel rejimi, <strong>bireysel başarının ödüllendirildiği</strong> bir sisteme yabancıdır. Bu, kamu personelinin inisiyatif almasını engelleyen diğer bir faktördür.” (Alkan, Özet Rapor, s.16).</p>
<p><strong>Meclis’i Güçlendirmek ve Yargının Hesap Verebilirliğini Sağlamak</strong></p>
<p>“Cumhurbaşkanlığı sisteminin olası yansımaları ele alınırken konunun iki boyutlu bir analiz çerçevesi içinde değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu boyutlardan ilki, yeni sistemin yerleşmesinde onu doğuran aşağıdan yukarıya siyaset yapma tarzının bugüne kadar yaşadığı güçlüklerin giderilmesi ve sistem meşruiyetinin bu temelde sağlanmasıdır. İkinci boyut, yeni sistemin getirdiği kurumsal çerçevenin beraberinde getirdiği siyaset tarzının Türkiye’de yerleşik siyasi geleneklerle etkileşiminin nasıl olacağı veya sağlanacağı sorusu çerçevesinde şekillenecektir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, yeni bir yasama ve yürütme ilişkisi doğuracaktır. Bu çerçevede öncelikle yürütmenin yeni yapısı ve bu yapı ile yasama ve siyasetin ilişkisinin değişimi ve bu değişime uygun kurumsal düzenlemeler üzerinde düşünülmelidir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, Meclis’in yasama faaliyetinde inisiyatifinin güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Meclis’in kanun formülasyonu, ortak metin oluşturma yönünde uzlaşmacı mekanizmalar, teknik ve danışmanlık düzeyinde altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bütçe ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri konularında yeni sistemin mantığı ve işlerliği açısından tartışmalı konuları ve oluşabilecek boşlukları giderici ek düzenlemelerin üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>Yüksek yargı atamalarının meşruiyeti, yüksek yargıçların hâkim güvencesi ve mahkemelerin bağımsızlığı çerçevesinde hesap verebilirliğinin sağlanması, sistemin yerleşmesi açısından önemli konu başlıklarından biridir.</p>
<p>Anayasal düzeydeki bu alanların dışında seçim sistemi, kamu yönetiminin yapılanması, yerel yönetimler gibi alanlarda ne gibi değişikliklere gidilmesi gerektiği de tartışılması gereken tamamlayıcı diğer konulardandır.” (Alkan, Özet Rapor, s.22).</p>
<p>“<strong>Meclis</strong>’in temsil kapasitesinin ve <strong>özerk karar alma ve denetim inisiyatifinin güçlendirilmesi</strong>, bunu destekleyecek şekilde milletvekili statüsünün ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi, kanun-kararname ilişkisinin bir sonucu olarak temel/çerçeve kanun uygulamasına geçilmesi ve yargının hesap verebilirliğinin sağlanması, Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği konusunda anayasal düzeyde temel öncelikler olmalıdır.</p>
<p>Anayasal düzenlemeleri destekleyici nitelikte, siyasi parti üyeliği, delege seçimleri, parti yönetimlerinin seçimi gibi konularda parti içi demokrasinin kurumsal alt yapısının oluşturulması, karma seçim sistemleri temelinde temsil-istikrar dengesinin sağlanması, kamu yönetimi alanında konulara odaklı <strong>esnek örgütlenme ve personel rejimi</strong> modellerinin güçlendirilmesi, cumhurbaşkanının atama yetkilerinin iş yükü-politika etkililiği temelinde yeniden ele alınması ve <strong>kademeli yerel yönetim modeline geçilmesi</strong> gibi reformların gerçekleştirilmesi üzerinde düşünülmelidir.” (Alkan, Özet Rapor, s.27).</p>
<p>“<strong>Sonuç</strong> olarak Türkiye’de siyaset, anayasal oligarşik yapılarla girişilen uzun ömürlü bir mücadele sonucunda bugünlere gelmiştir. Özellikle 2007 krizi ile doruğa çıkan bu gerilim, önce 1982 Anayasası’nın mantıksal kurgusunun çökmesi, daha sonra da bir tür başkanlık sistemi olan cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle sonuçlanan bir değişime kapı aralamıştır. Bu noktada şu hususun altının çizilmesi gerekir; gerek parlamenter gerek başkanlık gerekse yarı başkanlık sistemleri, demokrasinin krizlerine bir çözüm olarak ortaya çıkmış demokratik sistemlerdir. Bu sistemlerin her birinin avantajlı yönleri olduğu kadar sorunlu yönleri de bulunmaktadır. Yine her bir sistemin demokratik uygulamalarının yanı sıra otoriter uygulamaları da söz konusudur. Dolayısıyla Türkiye’de, kendi yaşadığı zorlu sürecin dinamikleri dikkate alınarak cumhurbaşkanlığı sistemi, yönetilenlerin beklentilerini dikkate alarak <strong>katılımcı bir anlayışla konsolide edilmek</strong> zorundadır.</p>
<p>Türkiye’nin deneyimi, bugün dünyada örnekleri görülen <strong>otoriterleşme</strong> süreçlerinden farklı dinamiklerden beslenmektedir. Türkiye deneyiminin küresel ölçekte görülen değişimin içine topyekûn boca edilmesi, bu deneyimin özgünlüğüne büyük zarar verecektir. Türkiye anayasal oligarşiye karşı edindiği başarıyı katılımcı bir konsolidasyon süreci ile tamamlamak yönünde bir hareket stratejisi benimsemelidir.</p>
<p>Bu çerçevede mevcut anayasal çerçevenin yeniden ele alınarak, 2017 değişikliklerini tamamlayıcı değişiklerin yapılması sistemin demokratik konsolidasyonunu güçlendirecektir. Anayasal düzeyde yapılacak değişikliklerin hayata geçirilmesinde önemli olan alanlarda destekleyici reformlar çok önemlidir. <strong>Kanunların</strong> ve ilgili mevzuatın taranarak yeni sistemin işlerliğine katkı sağlayacak şekilde <strong>revize edilmesi</strong> gerekmektedir. Bakanlıklar ve diğer yürütme birimleri ile meclis arasında iş birliği ve iletişim mekanizmalarının güçlendirilmesi, yine güçlü bir meşruiyet temelinde seçilen başkan ile çok partili bileşime sahip bir yasama arasındaki ilişkiler konusunda, kurumsal mekanizmaların ve <strong>uzlaşmacı</strong> geleneğin oluşmasını sağlayacak kurumsal mekanizmalar üzerinde düşünülmelidir. Meclis’in yeni sistemin ruhuna uygun olarak güçlenmesi, kanun yapma kapasitesinin güçlendirilmesine dönük bir yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Yeni sistemin gerektirdiği yargı, siyasi partiler rejimi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler reformunun Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin özgün yönleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi geleceğin Türkiye’sinde gündeme gelecek başlıca temaları oluşturacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.28).</p>
<p>Geleceğin Türkiyesinde Yönetim Raporu’nun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bölgede ve dünyada -meşruiyet, adalet, verimlilik ve etkinlik açısından- örnek alınacak bir yönetim sistemi yetkinliğine ulaşmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://ilke.org.tr/<strong>gelecegin-turkiyesi</strong>, 03.09.2019.</li>
<li>https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-<strong>yonetim-raporu-sunuldu</strong>/2082, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM</strong>. Geleceğin Türkiyesi Raporları-4, İstanbul: İlke Yayınları, xxv+155 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-raporu, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM: Sorunlar, Eğilimler ve Çözüm Önerileri</strong>. Özet Rapor-4, İstanbul: İlke Yayınları, 40 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-ozet-rapor, 03.09.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR CEVDET SAİD’İ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETİN YOK OLMASI]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETLE HÜKMETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BİR TOPLUMSAL SİSTEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAMI DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKALARINA HİZMET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BASKISIZ TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN ÇAĞRISINA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİTLER TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIRLARDA YARIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBADETLERİN DEĞERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İLKELERİ KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN ÜZERİNDE OLMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURAL]]></category>
		<category><![CDATA[MESAJIN YAYILMASI İÇİN MÜCADELE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMET TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SÜNNETULLAHA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[YASALARA RİAYET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[YOK OLUŞ YASALARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan 2019’da durdurmak zorunda kaldık. Ramazan ve yaz dönemi bittikten sonra belki arada yine yazılarını alabilirsek ben memnuniyetle tercümelerini yaparak yayınlamaya devam ederiz.</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Topluma Ulaştırmak</strong></p>
<p>Cevdet Said’in, köşesinde iki yıl boyunca yayımlanan 95 yazısından üç kitap oluşturduk. İlki “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” adıyla Çıra Genç yayınları arasından çıktı. Diğer iki kitap da yakında Pınar Yayınları tarafından yayımlanacak. Kur’an’ın kendisini nasıl özgürleştirdiğini anlattığı bir makalesinde; “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.” diyen mütevazı, müttaki ve gerçek mücahid Cevdet Said’in; mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana 80 kadar konferans ve sohbetini, yüze yakın da makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim.</p>
<p>Üstadın gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına çok özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir.</p>
<p>Sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde olduğuna dikkat çeken üstat, cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve <strong>ilahi mesajın yayılması için mücadele etmek</strong> olduğunu yetmiş yıldır anlatmaya devam ediyor. Yazılarında ve konuşmalarında ‘suçu başkalarına atma’nın Kur’ani bir yöntem olmadığına vurgu yapan üstat, şiddete başvurmaktan kaçınmaya, bireyi ve toplumu ilim, barış ve ikna yöntemiyle ıslaha, kâinat ve Kur’an âyetlerini tefekküre, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu <strong>yasalara riayet etmeye çağırıyor</strong>.</p>
<p>Cevdet Said’in hayatını, eserlerini, etkilendiği şahsiyetleri ve temel fikirlerini konu edinen beş yazımın ardından yirmi kadar makalesinin tercümesine yer verdiğimiz “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” kitapçığından birkaç pasajı örnek kabilinden iktibas ederek hacmi küçük bu eserin önemine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Toplumların Yok Oluş Yasalarını Kavramak</strong></p>
<p>“Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar, saygın birisi hırsızlık yaptığında ona dokunmadıkları, bilakis zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had/ceza uygulamaları sebebiyle helak olup gitmiştir.” hadis-i şerifi medeniyetlerin ve toplumların yok oluş yasasını açıklamaktadır. Efendiler, yüce hedef ve esas gaye adalettir. Temel problem <strong>adaletin yok olması</strong>dır. Problemlerin tamamı adaletin tesis edilmesiyle çözüme kavuşacaktır.</p>
<p>Günümüzde dünyayı menfaatlerini korumak için her yola başvuran zengin bir küçük grup yönetmektedir. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için adına “Güvenlik Konseyi” dedikleri bir düzen kurdular. Konseye üye devletlerin tamamının müttefik olmadığı bir kararın bu konseyden geçmesi mümkün değildir. Böyle bir ‘meclis’ten dünya devlerinin ve suça bulaşmış ortaklarının çıkarlarına uymayan bir ‘güvenlik’ kararı çıkması nasıl beklenebilir?! (s.60).</p>
<p>Dünyamızda yürürlükte olan ve her türlü alçakça eylemin fitilini ateşleyen formel terör örgütlerinin birinci kaynağı, küresel güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bu bozuk düzen ve standartlardır.</p>
<p>Toplum genelinde uygulanmayan bir kanun kanun sayılmaz. İnsanların bir kanunu kabullenmesi, o kanunun özünde mevcut olan adalet oranından ziyade o kanunun toplum geneline uygulanma oranına bağlıdır. İnsanlar kanunun ağırlığına katlanabilir, ancak, ortada <strong>kanunun üzerinde olan</strong> birileri varsa buna saygı duymazlar ve bu durumu kaldıramazlar. Önceki medeniyetlerin helak olup gitmesinin sebebi işte budur. Mevcut medeniyetin yok olmasına sebep olacak olan da budur. Bu yasa gelecekte de geçerli olacaktır. Bu şekilde batan toplum ve medeniyetler için ne yerde ne de gökte göz yaşı döken kimse de olmayacaktır.</p>
<p>Dünyanın en büyük küresel kurumu olan BM’de <strong>veto hakkı</strong>(!) kullanılması bu kurumun helakine yol açacaktır. Çünkü bazı üyelere veto hakkı tanıyarak derin bir uçurumun eşiğinde durmayı kabul etmiştir. Geçmiş toplumları helak eden bu zulüm, birilerine imtiyaz tanıyan mevcut ülkelerin de yıkılmasına sebebiyet verecektir. Zira bu düzen, adaleti bütün insanları kuşatacak şekilde eşit dağıtmıyor. (s.61).</p>
<p>Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece bir toplum ya da grup içinde değil yönetim ilişkisi kurulan bütün insanlar arasında adaletin eşit dağıtılmasını emretmektedir:</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız <strong>adaletle hükmetmenizi emreder</strong>. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>İnsanlar arasında adaletin uygulanmasından korkanlar mutlaka tepe taklak olacak, düzenleri temelinden sarsılacak, tavanları başlarına çökecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında eşitliğin yokluğu küfür ve şirk anlamına gelmektedir. Bazı Müslüman fakihler “Allah’ın kâfir ama âdil bir devlete yardım edebileceğini, ancak Müslüman da olsa zalim bir devlete asla yardım etmeyeceğini” ifade etmiştir. Zira, enbiyanın çağrısına uygun hareket eder de adaletli davranırsa bir devlet kâfir de olsa ayakta kalır, tarihi inşa eder, insanlığın enerjisini en güzel şekilde ve olabilecek en eşit biçimde kullanır…” (s.62).</p>
<p><strong>Duygusal Değil Sünnetullaha Uygun Davranmak</strong></p>
<p>“Duygusal tepkiler bizi Allah’ın toplumlar için vazetmiş olduğu <strong>yasalar</strong>dan (<em>sünnetullah</em>) uzaklaştırmamalıdır. Bu olaylar <strong>teenni</strong> ile analiz edilmelidir. Heyecana kapılıp reaksiyoner tavırlar ortaya koymamalıyız. Tenha bir yerde İslam’ın ve enbiyanın getirmiş olduğu <strong>ilkeleri</strong> -âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünyamızdaki gerçekler) çerçevesinde- <strong>keşfetme</strong> çabası içindeki bir şahıs, bütün dünya gibi bizim de tekrar edip durduğumuz üzücü olaylarla meşgul olmaktan çok daha önemli bir misyon üstlenmiş demektir. (s.64).</p>
<p>Değişimi bizzat kendimizde başlatmalıyız. Evet, <strong>değişim</strong> öncelikle bende ve sende başlamalıdır. Çünkü sünnetullah böyledir, Allah’ın beşer topluluklarına koyduğu yasa budur. Keşfetmekte ve yasasına uygun davranmakta zorlandığımız mesele işte budur.</p>
<p>Sorun bizdedir. İsrailliler, <strong>hilafet kurumu yıkıldıktan</strong> ve İslam dünyası çözüldükten sonra Filistin’de güçlenebildiler. Bugün de Mescid-i Aksa’yı ele geçirmeye yeltenebiliyorlar, çünkü Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul! İsrail’i Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini çiğnemeye cesaretlendiren şey bizim <u>cahilliğimiz, geri kalmışlığımız ve yaşadığımız kaos</u>tur! (s.65).</p>
<p><strong>Nefret ve kibir dolu ruh yapısı</strong> hem bizim hem Amerika’nın hem de İsrail’in ortak problemidir. Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı <strong>nefret ve korku</strong>dur. Çünkü insanlık olarak hâlâ müstekbirler ya da müstazaflar toplumu olmaktan çıkamadık! Oysa başka bir toplum modeli daha var: Nebiler toplumu, <strong>rahmet toplumu</strong>, ezen güçlüler ya da ezilen zayıflar değil <strong>eşitler toplumu</strong>… Ezilenler toplumu olmaktan çıkıp olayları net bir şekilde anlamaya başladığımızda <strong>baskısız toplumu baskı olmadan oluşturabilme</strong> imkânı elde edeceğiz. (s.66).</p>
<p>Bütünüyle bozuk bu durum karşısında savaşı değil ilmi bir mücadele yöntemi olarak benimsemeliyiz. Önemli olan savaşçıları ülkemizden kovmamız değildir. Nitekim yakın zamanda o işgalcileri Cezayir’den defettik. BM’i Somali’den kovduk, keza Beyrut’tan uzaklaştırdık. Azgın tağutlarla çok kez savaştık, bazılarını da bertaraf ettik. Ama ne yazık ki bu ülkelerimizin toplumları toplumsal düzen kurma ilim ve sanatından yoksun olduğu için şımarık müstekbirlerin olmadığı <strong>adil bir toplumsal sistem</strong> oluşturamadılar.</p>
<p>Esasında temel sorun, bütün dünyanın, tüm toplumların tek bir toplum modelini benimsemiş olmasıdır: Müstekbirlerden/ ezenlerden ve mustazaflardan/ ezilenlerden oluşan toplum modeli! Çünkü bu toplumsal modelde şımarık müstekbirler sürekli bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşamakta, mustazaflar ise müstekbir olacakları günün hayalini kurmaktadır! (s.70).</p>
<p>Konuşmalarımda zaman zaman enbiyanın mesajlarının henüz yeryüzüne inmediğini, bugüne dek gökte asılı kaldığını vurguluyorum. Çünkü nebilerin mesajı <strong>hayırlarda yarışma ve başkalarına hizmet etme</strong> hususuna odaklanır. Oysa onca enbiyanın tâbileri bu mesajı ‘eziyet etmede yarışma ve başkalarını dışlama’ şekline dönüştürmüştür! (s.73).</p>
<p>Nebilerin çağrısı, hükümleri değiştirmeye ve yeni yaptırım türleri uygulamaya değil, toplumu ıslah edip <strong>adaleti sağlam bir şekilde yerleştirme</strong>yedir. Bu siyasal reform, tevhit unsurlarının bir boyutudur. Zira <strong>tevhit</strong>; insanlığın müstekbir kodamanlara itaat etmekten kurtulup sadece Allah’a ve yasalarına boyun eğmesidir. Tevhit gayba ilişkin metafizik bir mesele değildir. Aksine <strong>tevhit;</strong> <strong>sosyal ve siyasal bir meseledir</strong>.” (s.103).</p>
<p><strong>İbadetlerin Kural Oluşturma Rolünü Fark Etmek</strong></p>
<p>“Hacca gitme, bayram ve cuma namazları vd. tüm ibadet ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturma</strong>da büyük önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlam</strong>dan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir. (s.100).</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<em>Birr</em>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen en iyi bildiğiniz dilde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu tebrik sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Hayır dolu nice yıllara…” (s.101).</p>
<p>88 yıllık hayatının 70 yılı boyunca ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in fikirlerinden daha çok istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD</strong>”, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 128 s.</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cevdet-said-amp-muttaki-mutefekkir/502829.html, 05.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ İÇİN EĞİTİMİ BUGÜNDEN PLANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2018 05:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN PEDAGOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[FAKÜLTE-OKUL İŞBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM-HATİP OKULLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ YETKİNLEŞME]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[MESLEĞE UYGUNLUK]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLÎ EĞİTİM BAKANI]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAFRAN]]></category>
		<category><![CDATA[OKUL MERKEZLİ YERİNDEN YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZEL GRUPLARIN EĞİTİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR]]></category>
		<category><![CDATA[PERFORMANS YÖNETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PISA SINAVLARI]]></category>
		<category><![CDATA[PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HİZMET BÖLÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<category><![CDATA[YÜRÜTME KURULU ÜYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUF ALPAYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[ZİYA SELÇUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=763</guid>

					<description><![CDATA[İLKE (İlim Kültür Eğitim Derneği) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiye’si” projesinin ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtıldı. Derneğin Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, her zaman değişime hazırlıksız yakalandığımız için asıl sebepleri düşünmeye vakit bulamadığımıza dikkat çekti. Değişime vakitlice hazırlanmak maksadıyla geliştirilen proje kapsamında eğitim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE (İlim Kültür Eğitim Derneği) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiye’si” projesinin ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtıldı. Derneğin Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, her zaman <strong>değişime hazırlıksız yakalandığımız için</strong> asıl sebepleri düşünmeye vakit bulamadığımıza dikkat çekti. Değişime vakitlice hazırlanmak maksadıyla geliştirilen proje kapsamında eğitim konulu ilk raporun ardından yükseköğretim, iktisat, yönetim, dış politika, kültür, sosyal politikalar ve sivil toplum konulu raporların da yer alacağı sekiz raporu 2020 yılında tamamlamayı hedeflediklerini açıklayan Sunar, geleceğin Türkiye’si projesinde; adalet, kuşatıcılık, tutarlılık, yapıcılık, katılım ve istişare, teorik bütünlük ve <strong>uygulanabilirlik ilkelerine riayet eden</strong> raporlar hazırlayacaklarını belirtti.</p>
<p><strong>Durum Tespitinde Hamasi Davranmayıp Gerçekçi Olmak</strong></p>
<p>Çok sayıda eğitim bürokratı, öğretmen, öğrenci ve STK temsilcinin katıldığı tanıtım toplantısında söz alan Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran, okulda müfredat ya da mekândan ziyade meselenin öğretmende düğümlendiğine vurgu yaptığı konuşmasında şu itirafları dile getirdi:</p>
<p>“Biz iyi öğretmen yetiştiremedik. MEB bütçesinin %90’ı yola, taşımalı sisteme gidiyor. Eğitim felsefesinde; neyi, nasıl, niçin yetiştireceğimiz konusunda 1939’dan beri bir yenilenme yapmamışız. Anormal bir sınav baskısı var. Bu koşullar içinde bu sınavları kaldırmamız da mümkün görünmüyor. Okullar arasındaki gelişmişlik farkı gelişmiş ülkelerde %12, Türkiye’de ise %70! Üniversitelerimiz de böyle. Okul dışı eğitim okuldan daha fazla oldu artık. En az bilgi veren ve çocuğun yetişmesinde en az katkı yapan okuldur! Okulu daha cazip hale getirmemiz lazım.”</p>
<p>İLKE Yürütme Kurulu Üyesi ve Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Dr. Yusuf ALPAYDIN’ın, toplantıdaki sunumunu esas alarak “Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporunu şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>“AK Parti hükümetleri döneminde onaltı yılda 7 bakan değiştiren, dersanelerin kapatılması, sınav sisteminin bütünüyle değiştirilmesi gibi köklü politikaları hayata geçiren MEB ideolojik sorunlarla da baş etmeye çalışmıştır. Okullaşma oranlarında; derslik başına öğrenci ve öğretmen başına öğrenci sayılarında önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Temel eğitimde kız öğrencilerin okullaşma oranı erkekleri geçmiş, diğer okullarda ise erkek öğrenci oranına yaklaşmıştır (s.12-15).</p>
<p>2003 ila 2012 yıllarındaki PISA sınavlarında, Türkiye’den sınavlara katılan öğrencilerin performansları en alt %15’lik dilimden yukarı doğru hareket ederek %35’lere yükselmiştir. Ancak 2015 yılında bir gerileme yaşanmış ve sınava giren 72 ülke arasında Türkiye 50. (alttan 22. sırada) yer alabilmiştir (s.21)!</p>
<p><strong>Öz Değerlerimize Dayalı ve Birey Odaklı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek</strong></p>
<p>Eğitimi pragmatizm ve kitleselleştirme yaklaşımından daha ileri bir seviyeye taşımalıyız. Kitle eğitiminden ziyade bireyin özelliklerini daha fazla dikkate alan bir eğitim sistemi kurmalıyız. Modern eğitim paradigması Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Türkiye’de Amerikan pedagojisini uygulamak yerine kendi eğitim paradigmamızı ortaya koymalıyız. Müfredatta iç tutarlılık, yerelleşme, pilot uygulamalar, esneklik, çeşitlilik gibi özellikleri önemsemeli, akademik içeriği hafifletmeli ve sadeleştirmeliyiz. Disiplinlerarası bir yaklaşımla gencimize <strong>problem çözme odaklı</strong> bir müfredat benimsemeliyiz. Tanıma ve yöneltme fonksiyonunu yerine getirmekte yetersiz kalan rehberlik sistemimizi güçlendirmeliyiz (s.65 vd.).</p>
<p>Veliler ve öğrenciler ısrarla uzaktaki bir okula gitmeye çalışmaktadır. Çünkü o okulun daha kaliteli olduğuna inanmaktadırlar. Bu külfetli sorunun çözümü <strong>okullar arasındaki farkı</strong> en aza indirmektir (s.89 vd.).</p>
<p>Okulun hızlı değişime ayak uydurması oldukça zor görünmektedir. Bugün eğitimini verdiğimiz birçok meslek onbeş sene sonra belki de hiç olmayacak. Bu yüzden öğrencilerimizin <strong>ortak becerilerini artırmayı</strong> hedefleyen bir yaklaşım benimsemeliyiz. Mesleki ve teknik eğitimde asıl sorun, lise ve üniversite mezunları arasındaki gelir farkının büyük oluşudur. Buna yol açan da ülke ekonomisinin yapısıdır. Geliri düşük firmalar düşük ücretle eleman çalıştırmayı yeğlemektedir… (s.96 vd.).</p>
<p>Özel öğretim kurumlarına yönelik teşvik politikaları artırılarak devam ettirilmelidir. Ancak MEB özel okullardaki istihdam şartlarını denetlemeli ve iyileştirilmesine yönelik tedbirler almalıdır (s.104 vd.).</p>
<p><strong>Özel grupların eğitimi</strong> en başarısız olduğumuz alandır. Özel eğitim kapsamındaki hem engelli hem de üstün yetenekli öğrencilere yönelik özel okulların sayısı ve kapasitesi artırılmalıdır. Bu öğrencilere verilecek eğitimin mahiyeti konusunda nitelikli bir eğitim yaklaşımı ve kılavuzu oluşturulmalıdır (s.110 vd.).</p>
<p>Toplumda okulların ve öğrencilerin yarısını İmam-Hatip’lerin oluşturduğu yönünde bir algı oluşturulmasına rağmen bunların oranı %13’ü geçmemektedir. Türkiye’de üretilmiş özgün bir model olan <strong>İmam-Hatip okulları </strong>mesleki lise kategorisinden çıkarılmalı, bu okullarda ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenci sayıları artırılmalıdır. Arap komşularımızla daha etkin ilişkiler geliştirebilmek için bu okullardaki Arapça ve İslami ilimler dersleri nitelik itibarıyla iyileştirilmelidir (s.117 vd.).</p>
<p><strong>Daha Nitelikli Eğitim ve Öğretim İçin Gereken Tedbirleri Alabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenlerimizin daha nitelikli yetiştirilebilmesi için daha en başından eğitim fakültelerine öğrenci alırken adaylar daha kapsamlı bir değerlendirmeye tâbi tutulmalı, <strong>mesleğe uygunlukları</strong> çeşitli psikometrik testlerle ölçülmelidir. Eğitim fakülteleri ile MEB arasındaki <strong>fakülte-okul işbirliği</strong> süreci geliştirilmeli, böylece akademisyenlerin saha ile bağları güçlendirilmelidir. Eğitim fakültelerinin kapasiteleri MEB’nın öğretmen ihtiyacına göre gözden geçirilmeli, öğretmen arz ve talebine yönelik projeksiyon çalışmaları on yılda bir güncellenmelidir. Ücretli öğretmenlik uygulaması tamamen sonlandırılmalıdır. Öğretmen adaylarının işe alım süreçleri <strong>çok boyutlu, adil ve şeffaf</strong> bir şekilde gerçekleştirilmelidir (s.129 vd.).</p>
<p>Millî Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk “performans yönetimi olmayacak” dedi ama bu zorunlu bir durumdur. Çalışanla çalışmayan mutlaka ayırt edilmelidir. Bugüne kadar işini yapmadığı için hiçbir öğretmenin görevine son verilmedi! Özel okullardaki öğretmenlerimiz kendilerini geliştirmede daha başarılılar. Demek ki kalite sorunumuz değil <strong>performans yönetimi</strong> sorunumuz var. Kariyer sistemi kurarak bu sorunun üstesinden gelmeliyiz. Hayat, toplum, bilgi, her şey değişiyor ama öğretmen değişmiyor! Yılda üç saatlik bir eğitimle öğretmen kendisini yenileyemez! (s.136 vd.).</p>
<p>MEB 60 bin okulu başarıyla yönetemiyor. O halde yetki devri yapmalıdır. <strong>Okul merkezli yerinden yönetim</strong> modeline geçilmelidir. Güvenlikçi kaygılarımız nedeniyle gençliğimizi kaybettik! Eski bakanlarımızdan birisi “Maarifin önündeki en büyük engel Maarif Teşkilatı’dır.” demişti. Okullarımızda değişmeyi ve gelişmeyi sağlayacak olan müdürlerdir. Dolayısıyla müdürlerimizin özlük haklarını iyileştirmemiz gerekmektedir (s.143 vd.).</p>
<p><strong>Geleceğe Güvenle Bakabilmek İçin Eğitimde Değişimi Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>“Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporun sonuna eklenen “Türkiye’nin Eğitim Vizyonu” başlıklı <strong>yol haritası</strong>, siyasetçisinden bürokratına, akademisyeninden gazetecisine, öğretmeninden velisine bütün bir toplum olarak dikkate almamız gereken öneriler sıralamaktadır:</p>
<p>“Geleceğe güvenle bakabilmek için önümüzdeki yıllarda Türk eğitim sistemi şunları tam olarak başarmış olmalıdır:</p>
<ol>
<li>Eğitim geleneğimizden doğan <strong>insani yetkinleşme odaklı</strong> <strong>bir eğitim</strong> anlayışı: Devlet ideolojisi ve ekonomi odaklı bir anlayış yerine insani gelişim odaklı bir eğitim anlayışını benimseyen, bireylerin sahip oldukları kabiliyetleri geliştirmeyi önceleyen bir eğitim anlayışı.</li>
<li><strong>Tarihsel ve düşünsel derinliği olan</strong> eğitim programları: Toplumumuzun tarihsel derinliklerinden kaynaklanan ilim ve düşünce birikiminin varlık, insan, bilgi ve kemalat tasavvuru ile şekillenen bir pedagoji, kavram örgüsü ve tasarıma sahip eğitim programları.</li>
<li><strong>Kalite güvencesini sağlayan okullar</strong>: Her biri temel kalite standartlarını karşılayan, eşitsizliğin azaldığı, mimarisi ile öğrencinin ve öğretmenin içinde bulunmaktan keyif alacağı, özel grupların ihtiyaçlarına göre farklı şekilde tasarlanmış bir yaşam alanı olan okullar.</li>
<li><strong>Liyakat sahibi okul liderleri</strong>: Okul gelişimine odaklanmış, yüksek eğitimli, teknik ve insani yeterlilikler bakımından kendini kanıtlamış, okulun tüm süreçlerine vizyon katabilecek eğitim liderleri.</li>
<li><strong>Sürekli öğrenen ehil bir eğitimci kadrosu</strong>: Fikrî ve teknik bakımdan gelişime odaklanmış, lider, rol model, usta, meslek ahlakına ve maneviyata sahip, öğrencinin hayatına dokunan işinin ehli öğretmenler.</li>
<li><strong>Yerinden ve okul merkezli bir yönetim anlayışı</strong>: Eğitim paydaşlarının katılımına dayalı, merkezin yükünü azaltmış, yerel eğitim kurullarına ve okullara yetki devrini gerçekleştirmiş, dinamik ve gelişim odaklı bir yönetim anlayışı.</li>
<li><strong>Adil bir performans değerlendirme ve teşvik sistemi</strong>: Eğitim çalışanlarının çabalarını görüp takdir edebilen, her birine emeğine uygun kariyer, statü gibi teşvikler sunan objektif bir performans değerlendirme sistemi.</li>
<li><strong>Güçlü kurumsal iletişime sahip eğitim kurumları</strong>: Velilere, öğrencilere ve tüm topluma güven veren, güçlü ve açık toplumsal iletişime sahip, kültürü, yönelimleri ve stratejileri bilinen ve kabul gören bir bakanlık teşkilatı ve okullar.” (s.155).</li>
</ol>
<p style="text-align: center">*******</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde Sosyal Hizmet Bölümü’nde ders veren bir öğretim üyesi olarak söz aldığım toplantıda da dile getirdiğim üzere raporun 3. bölümünde <strong>rehberlik ve yöneltme hizmetleri</strong> anlatılırken sosyal çalışmacılara değinilmemesi bir nakisadır. Zira yüzbinlerce mülteci, engelli, yetim vb. dezavantajlı öğrencimizin eğitim gördüğü okullarımızda; sayıca yeterli düzeyde olmayan PDR (psikolojik danışmanlık ve rehberlik) öğretmeni kadrolarının artırılması yanında sosyal çalışmacılar için de yeni kadrolar ihdas edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bakanlığın iki yıl önce başlattığı ancak menfur 15 Temmuz işgal girişimiyle akim kalan ‘her okula en az bir sosyal çalışmacı atama girişimi’ ivedilikle gündeme alınmalıdır.</p>
<p>İnsanımızı tedricen kemale ulaştıracak, beklendik iyi ve yetkin davranışları geliştirecek sağlam bir eğitim sistemi oluşturarak ülkemize, bölgemize, ümmete ve tüm insanlığa güzel bir örneklik sunabilme çabalarımızı bereketlendirmesi için Rabbimize yakarıyoruz…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://ilke.org.tr/<strong>geleceginturkiyesi</strong>, 01.10.2018.</li>
<li><a href="http://ilke.org.tr/haberler/gelecegin-turkiyesi-projesinin-ilk-raporu-aciklandi">http://ilke.org.tr/haberler/gelecegin-turkiyesi-projesinin-ilk-raporu-aciklandi</a>, 01.10.2018.</li>
<li>ALPAYDIN, Yusuf. (2018). <strong>Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM</strong>. Geleceğin Türkiyesi Raporları-1, İstanbul: İlke Yayınları, 172 s. http://ilke.org.tr/yayinlar/gelecegin-turkiyesinde-egitim, 01.10.2018.</li>
<li>ALPAYDIN, Yusuf. (2014). “<strong>Türkiye’de Lisansüstü Eğitimdeki Kapasite Genişlemesinin Analizi</strong>”. Yeni Türkiye Dergisi Türk Eğitimi Özel Sayısı-1, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, s.745-750.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gelecegin-turkiyesi-icin-egitimi-bugunden-planlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDA  DEĞİŞİM SÜRECİNİ DİRAYETLE YÖNETEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gonullu-kuruluslarda-degisim-surecini-dirayetle-yonetebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gonullu-kuruluslarda-degisim-surecini-dirayetle-yonetebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 09:50:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[becerileri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[hesap verme]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[iş dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[işlevsel kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[jeopolitik konum]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu ve özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif akıl]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumsal Yönetim Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsallaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsalyonetim.org]]></category>
		<category><![CDATA[KYA]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[niteliksel büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş]]></category>
		<category><![CDATA[refah]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[Süreklilik ve Kurumsallaşma]]></category>
		<category><![CDATA[üçüncü sektör]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<category><![CDATA[yapma isteği]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim felsefesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=570</guid>

					<description><![CDATA[Gönüllü kuruluşlar alanında önemli projelere imza atan İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, STK’ların yönetim, kurumsallaşma ve süreklilik sorunlarına çözüm üretmek amacıyla Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA) kurduğunu duyurdu. Faaliyetlerini gönüllülük esasıyla yürüteceği açıklanan KYA, 30 Eylül 2017’de İstanbul’da düzenlenen bir törenle kamuoyuna tanıtıldı. &#160; Sayısal büyüme yanında kurumsal büyümeyi de gerçekleştirebilmek Altmışı aşkın sivil toplum kuruluşunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gönüllü kuruluşlar alanında önemli projelere imza atan <strong>İLKE</strong> İlim Kültür Eğitim Derneği, STK’ların yönetim, kurumsallaşma ve süreklilik sorunlarına çözüm üretmek amacıyla <u>Kurumsal Yönetim Akademisi</u> (<strong>KYA</strong>) kurduğunu duyurdu. Faaliyetlerini gönüllülük esasıyla yürüteceği açıklanan KYA, 30 Eylül 2017’de İstanbul’da düzenlenen bir törenle kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sayısal büyüme yanında kurumsal büyümeyi de gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>Altmışı aşkın sivil toplum kuruluşunun yöneticileri yanında üniversite rektörleri, dekanlar ve öğretim üyeleri ile iş dünyasından temsilcilerin de katıldığı tanıtım toplantısında protokol konuşmaları yanında tebliğler de sunuldu. KYA Başkanı Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş, “Sivil Toplum Kuruluşlarında Yönetim, Süreklilik ve Kurumsallaşma” başlıklı tebliğinde sivil toplum kuruluşlarının sayısal olarak büyümeleri ve etki alanlarının genişlemesine rağmen; <strong>yönetim, kurumsallaşma ve süreklilik</strong> sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, akademiyi de bu sorunlara çözüm üretmek amacıyla kurduklarını açıkladı.</p>
<p>Akademinin, sivil alanda gönüllü faaliyetler yürüten kuruluşların “kurumsal <strong>kapasite</strong>lerini” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların <strong>yetkinlikler</strong>ini” artırmayı hedeflediğini vurgulayan Erdoğmuş, STK’lar için gönüllülüğü temel alan, ahlaki değerlere uygun, etkin, adil, şeffaf, dolayısıyla <strong>güvenilir</strong> bir yönetim sisteminin ve daha <strong>verimli</strong> çalışabilen kurumsal yapıların oluşturulmasına odaklanacaklarını belirtti. Kurumsal Yönetim Akademisi’nin sorumluluk bilinciyle sivil toplum hayatına ve kuruluşlarına dair araştırmalar yapacağını açıklayan Erdoğmuş, yayınlar üreterek, eğitimler vererek, seminer ve çalıştaylar düzenleyerek sivil toplum kuruluşlarına destek vereceklerini anlattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gönüllü kuruluşlarda süreklilik ve kurumsallaşmayı sağlayabilmek </strong></p>
<p>Başkan Nihat Erdoğmuş’un Kurumsal Yönetim Akademisi’nin tanıtım toplantısında sunduğu açılış tebliğini şöylece özetlemek mümkündür:</p>
<p>“Kamu ve özel sektör(ün) yanında <strong>üçüncü sektör</strong> olarak kabul edilen sivil toplum kuruluşları devlet ve özel sektörün ulaşamadığı pek çok alanda faaliyet göstererek önemli bir boşluğu doldurmaktadır. <u>Toplumsal değişimin önemli aktörleri</u> arasında yer alan STK’ların sayı, faaliyet alanı, ölçek ve uluslararası iş yapma kapasitesi bakımından büyümeye devam ettiği, çeşitlendiği ve değiştiği görülmektedir.</p>
<p>Son dönemlerde gönüllü kuruluşlar, sayısal olarak büyümeleri ve etki alanlarının genişlemesine rağmen birtakım sorunlarla karşı karşıyadır. Niceliksel büyüme ve genişlemenin <strong>niteliksel büyüme</strong> ve genişlemeye doğru dönüştürülmesi gereği dikkat çekmektedir. Büyüme ve genişleme süreci, sivil toplum kuruluşlarının, <u>varoluş gayelerini yeniden tanımlama</u>, organizasyonel yapı, insan kaynağı ve mali kaynakların yönetimi bakımından yeni duruma uygun düzenlemeler yapmalarını gerektirmektedir. Gelinen noktada, gönüllü kuruluşlar için genel geçer ve <u>tek tip çözümlerin yeterli olmadığı</u> açıktır. Faaliyet alanı, ölçek ve uluslararası iş yapma durumuna göre sivil toplum kuruluşlarında <u>sorunların türü ve düzeyi</u> de değişmektedir. Buna bağlı olarak çözüm yollarının da farklılaşması tabiidir.</p>
<p>Sivil toplum alanında yaşanan <u>gelişmeler</u>, yeni yönetsel ve organizasyonel pratiklerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu pratikler <u>yeni örgütsel formlar</u>a (kurumsal yapılara) ve yeni iş yapma usul ve tekniklerine dönüşmeye başlamıştır. Artık küçük ve tekil dernek veya vakıfların yanında, çok sayıda kuruluşu bünyesinde barındıran ve bunları yöneten <u>platform, çatı, şemsiye</u> gibi <strong>üst yapılar</strong>ın da var olduğu örgütlenme biçimleri ile karşı karşıyayız. Yine istatistiklere bakılırsa, sivil toplum alanında <u>profesyonel çalışan sayısı</u>nın gönüllü çalışan sayısından daha fazla olmaya başladığı dikkat çekmektedir. <strong>Değişim</strong> sürecinin doğal haliyle mi evrileceği, yoksa <u>planlı değişim çabaları</u>yla arzu edilen istikamete doğru mu gideceği kritik bir konudur. Gönüllü kuruluşların bir gaye için yola çıktıklarını düşünürsek, bu kuruluşların ulaşmak istedikleri gayenin tasarlanması, bu <u>gayenin somut modellere dönüştürülmesi</u> ve değişimin bu yönde kanalize edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada, gönüllü kuruluşların, siyaset ve iş dünyası ile ilişkileri, yeni oluşmaya başlayan kurumsal yapıları, bu yapıların kendi iç ilişkileri, insan kaynağının niteliği ve mali kaynakların etkin yönetimi konuları yeni bir <strong>yönetim felsefesi</strong> ve buna uygun yönetim <strong>becerileri</strong> gerektirmektedir. İhtiyaç duyulan beceriler, daha önce sivil toplum alanında deneyimlenmemiş büyüklük ve çeşitlilikte organizasyon yapılarının yönetimine işaret etmektedir.</p>
<p>Yapısal unsurların yanında; kurum olarak, <strong>adalet, şeffaflık, hesap verme</strong> ve sorumluluk gibi yönetişim ilkelerine uygun davranmayı sağlayacak sistem ve davranışlar her gün daha fazla önem kazanmaktadır. Günümüzde giderek karmaşıklaşan ve çeşitlenen sivil toplum alanında ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak ve <strong>değer üreten kurumlar</strong> olarak işlev görmek büyük önem arz etmektedir. Karşı karşıya kaldığımız <u>sorun, ihtiyaç ve meydan okumalar</u> daha güçlü kurumlar ve daha <strong>nitelikli insan kaynağı </strong>ile yola devam etmemizi zorunlu kılmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Büyüme ve değişim sürecini dirayetle yönetebilmek  </strong></p>
<p>“Ülkemizde birçok vakıf, dernek ve gönüllü teşkilat bin bir güçlükle ve büyük fedakârlıklarla güzel işler yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bununla beraber, uluslararası gelişmeler, sosyal, ekonomik, siyasi ve teknolojik değişimler gönüllü kuruluşları ciddi biçimde etkilemektedir. Bu açıdan baktığımızda “büyüme ve değişim sürecini yönetmek” gönüllü kuruluşların önündeki en temel yönetim meselelerinden birisi olarak durmaktadır. Peki, önemli, bir o kadar da zor ve meşakkatli bu süreçte neler yapılabilir?</p>
<ol>
<li>Ekonomik gelişme, refah, iktidar, iş dünyası, meslek sahibi olmak gibi önemli alanları deneyimlemiş kişiler olarak hayatın gayesinin ne olduğu konusunda yeniden düşünmeye, zihnî berraklığa kavuşmaya ve bu çabalardan sonra <u>anlamlı ve anlaşılır bir kurumsal <strong>gaye</strong> ortaya koyma</u>ya ihtiyaç var. Gayenin oluşturulması sonrasında, gönüllü kuruluşun gayesinin (temel varoluş amacının) yöneticiler, gönüllüler ve profesyoneller tarafından <strong>benimsenmesi</strong> ve paylaşılmasını sağlamak gerekmektedir. Sivil toplum alanında gönüllülük ruhunun ve heyecanının kaybolmaması için buna çok ihtiyacımız var.</li>
<li>Gönüllü kuruluşların sahip olduğu kaynak, kabiliyet ve kapasitelerini doğru analiz etmeleri, buna göre geleceğe hazırlanmaları ve <strong>stratejik tercihler</strong>ini yapmaları büyük önem arz etmektedir.</li>
<li>Üçüncü adım, stratejik tercihlerle uyumlu, faaliyet alanına ve ölçeğe uygun, etkin işleyen bir organizasyon yapısı, yönetici kompozisyonu ve liderlik yetkinliklerine sahip olmak gerekmektedir. Yani fikrî çerçevenin hayata geçirilmesine aracılık edecek doğru ve <strong>işlevsel kurumlar oluşturma</strong> ve/veya var olanların kapasitelerini geliştirme ihtiyacı bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile kurumsal yapıların, stratejik amaçlarla uyumlu, kurumsal ve yönetsel sürekliliğe katkı sağlayan ve <u>yönetimi devredilebilir</u> bir niteliğe sahip olmaları önemlidir. Kurumsal yapıların değer üretmesini önemsiyorsak, yönetici kompozisyonu ve <strong>liderlik</strong> konusunu da ciddiye almak durumundayız. Bu husus ya kurumların önünü açıyor ya da darboğaz oluşturuyor. Yönetim kurulları ve yönetim kadrolarında <u>uyum ve farklılığın</u> nasıl <strong>denge</strong>leneceği sorusu günümüzün en hayati yönetim sorularından birisidir. Liderin baskınlığı mı yoksa <strong>kolektif akıl</strong> mı sorusu üzerine çokça düşünmemiz gerekiyor. Son olarak, zamanın ve şartların farklı liderlik tarzları gerektirdiğinin altını çizmekte yarar var.</li>
<li>Nitelikli ve <strong>gönüllü insan kaynağı</strong>nın temini, elde tutulması ve geleceğe hazırlanması gönüllü kuruluşların karşı karşıya kaldığı temel yönetim meselelerinden bir diğeridir. Gönüllü bulmak ve gönüllüleri etkin yönetmek, gönüllü çalışma ile profesyonelliği dengeleyebilmek, çalışma ortamı ve özlük haklarıyla ilgili iyileşme yapmak gerekmektedir. Bu bağlamda <u>genç</u> nesli anlamak ve gönüllü kuruluşlara katılımını artıracak <u>istek ve motivasyonu sağlamak</u>, özellikle üzerinde durulması gereken kritik bir husustur.</li>
<li>Mali kaynak bulmak ve geliştirmek, mali kaynakların yönetiminde iyileşme, iş ve işlemlerde şeffaflığın sağlanması ve <strong>hesap verebilir</strong> sistemler oluşturmak diğer bir kurumsal yönetim konusudur. Gönüllü kuruluşların büyük ölçüde hayırseverlerin yardımları ile faaliyetlerini gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Hayır faaliyetlerinde “bir elin verdiğini diğer elin bilmemesi” hassasiyeti yanında, gönüllü kuruluşlarda yanlış, ihmal ve hataların olmaması için nasıl bir <strong>şeffaflık</strong> ve hesap verme sistemi olmalı sorusu üzerine de çokça düşünmemiz gerekiyor.”</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zengin potansiyelimizi yetkinlikle açığa çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Ülkemizin <u>kültürel mirası, jeopolitik konumu, gelişmekte olan ekonomisi ve genç nüfusu</u> gönüllü kuruluşlara önemli imkânlar sunmaktadır. Ancak mevcut organizasyon biçimlerimiz ve   kurumsal yapılarımız dönüştürülemezse geleceğe hazırlıksız yakalanma yanında, sonraki kuşaklara çözümü zor <u>sorun yumakları</u> bırakma potansiyeli de taşımaktadır. Karşı karşıya kaldığımız durum, <u>geçmişin doğru anlaşılması, bugünün doğru okunması ve geleceğin doğru tahmin edilmesi</u>ni gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Kurumların gaye ve stratejik amaçlara ulaşmak için tasarlanmış <strong>araçlar</strong> olduğunu hatırlamakta yarar var. Tarihsel ve sosyolojik bir karaktere sahip olan kurumlar <u>sosyo-teknik sistemler</u>dir. Kurumlar, kurucu iradenin biçimlendirdiği, görünmeyen ancak buzdağının altında tüm davranışlarımızı etkileyen bir <u>kurum kültürü</u>ne sahiptir. Bu açıdan bakınca kurumlar, tesisi zor, değişimi ve dönüşümü daha da zor yapılardır. Kurumları böyle bir gerçekliğe sahip, özenle kurulması ve büyütülmesi gereken araçlar olarak görüyoruz.</p>
<p>Kurumsal Yönetim Akademisi, sivil toplum alanında kâr amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasiteleri” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmayı” hedeflemektedir. Yetkinliği; <strong>bilgi, beceri ve yapma isteği </strong>üçlüsünün <u>birlikte var olması</u> olarak kabul ediyoruz.</p>
<p>STK’lar için ahlaki değerlere uygun, etkin, adil, şeffaf, dolayısıyla <strong>güvenilir</strong> bir yönetim sisteminin ve daha verimli çalışabilen kurumsal yapıların oluşturulması önemli bir odaklanma alanı olacaktır. Gönüllü teşekküller olarak ortaya çıkan sivil toplum kuruluşlarının, <u>profesyonelleşme</u> sürecine evrildiği bu dönemde bilgi ve birikim açısından donanımlı <u>yönetici, profesyoneller ve gönüllüler</u>e önemli derecede ihtiyaç duyulmaktadır. KYA, kurumsal ve bireysel düzeydeki bu ihtiyaçların giderilmesine katkı vermek üzere yola çıkmaktadır. Bu yolculukta, üniversitelerimiz ve gönüllü kuruluşlarımızla birlikte yürümek, kamu ve özel sektörün desteğini de arkamızda görmek istiyoruz.</p>
<p>Uzun yıllardır gönüllü kuruluşlar alanında çalışmalar yapan İLKE Derneği, gönüllü kuruluşların faaliyetlerini yürütürken <strong>gönüllülüğü kaybetmeden</strong> daha organize, sistemli ve <strong>verimli</strong> çalışmalarının gereğine inanmaktadır. Bu yüzden <u>gönüllülük, kurumsallık, verimlilik ve sürekliliği</u> bir bütün olarak ele alıyoruz…”</p>
<p>Kurumsal Yönetim Akademisi, alanında uzman eğitimciler tarafından verilecek kurumsal yönetim eğitimlerinde, STK’ların uygulanabilir ve işlevsel olacak şekilde kurumsal yönetim prensiplerine göre hareket etme kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla STK’lara kendi <u>organizasyon yapılarını tasarlama, stratejik planlarını hazırlama, yıllık faaliyet ve iş planı oluşturma ve takibi</u> süreçleri hakkında <strong>bilgi ve beceri</strong> kazandırma hedeflemektedir. Keza, yönetim birimlerinin etkin çalıştırılması üzerinde yoğunlaşacak eğitimler süresince; yönetim ve yöneticilik, bir sistem olarak kurumlar, kurumsal gelişim ihtiyacının analizi, stratejik yönetim ve stratejik plan hazırlama, organizasyon yapısının oluşturulması ve geliştirilmesi, iş akış süreçleri ve iyileştirilmesi, kurumsal performans ölçümü ve denetleme, kurumsal yönetim ve yöneticilerin rolleri gibi başlıklar altında dersler verileceğini duyurmaktadır.</p>
<p>Bu yeni girişimin ülkemiz ve insanlık için hayırlı olmasını diler, emeği geçenlere yürekten tebrik ve takdirlerimi sunarım.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.kurumsalyonetim.org">www.kurumsalyonetim.org</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/gonullu-kuruluslarda-degisim-surecini-dirayetle-yonetebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI ‘BİLGE KRAL’ DEĞİL ‘BİLGE ÖNDER’ OLARAK TANIMLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 09:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[2:124]]></category>
		<category><![CDATA[25:74]]></category>
		<category><![CDATA[27:34]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kral]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[Cermen]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Deklarasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat ve ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[Medine İslam Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[melik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İslamlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mütevazı]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Alkan]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[serin akıl]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusun babası]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinlik ve içtenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=392</guid>

					<description><![CDATA[“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki: ‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124). Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki:<br />
‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124).</p>
<p>Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya gibi bir bilgeye “kral” lakabının yakıştırılması yakışık almamaktadır. Nitekim Allah’a kul olmayan bir insan, yaratılmışa kul ve köle olmaya mahkumdur.</p>
<p><strong>Kral</strong>; çoğunlukla babadan oğula veraset yoluyla intikal eden, hayat boyu süren, devleti kendi mülkü gibi gören ve toplumu neredeyse sınırsız yetkilerle sevk ve idare eden, keyfî kararları dahil hiçbir tasarrufu sorgulanamayan yönetici tipinin adıdır. Aliya’da bunların hiç birisi olmadığı gibi hepsine karşı idi: Yönetimi ne babadan devraldı ne de oğluna devretti. Kendi iradesiyle siyasetten çekildi, ölene kadar cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalmayı hiç istemedi. Sadece sivil idarede değil savaşın en ateşli aşamalarında bile ilkeye dayalı muameleyi terk etmedi, keyfî davranmadı. Bir kral gibi devleti kendi mülkü gibi görme eğilimi ise Aliya’ya çok yabancı bir duygu idi. Konuşma yapmaya geldiği bir salonda masaya konan küçük fotoğrafı kaldırılmadan kürsüye çıkmayan, Saraybosna’nın en büyük caddesine adını verme önerisini reddeden, yerde bağdaş kurup oturarak bir çocukla arkadaşça sohbet eden, camiye girdiğinde kimseyi rahatsız etmeden boş bulduğu yere oturan, komşularından ayırt edilemeyen mütevazı evinde emekli maaşıyla hayatını tamamlayan bir insana ‘kral’ sıfatını reva görmek ya onu anlamamak ya da iltifat ediyorum zannıyla ona hakaret etmektir. Kral unvanı mecazen bir alanda en iyi olan kimse için de kullanılmakta olup Aliya’yı mütevazı, adil, bilge yönetici modeli olması itibarıyla ‘yöneticilerin kralı’ olarak düşünenler de olabilir. Ancak, zulmü ve istibdadı çağrıştıran bir kavramı mecazi anlamını kast ederek bile olsa -yanlış anlamalara mahal vermemek için- Aliya’nın temiz adına yapıştırmamak kanaatimce daha uygun olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kral Değil Kul, Bilgiç Değil Bilge, Uydu Değil Önder Olmak</strong></p>
<p>İzetbegoviç adil ve müşfik bir yönetici olması yanında ciddi bir fikir adamıydı. Doğu’yu da Batı’yı da yakından tanımış, İslam’ın da küresel vahşi düzenin de genetik kodlarını iyi kavramıştı. Aliya iman, aşk, akıl, irade ve birçok alanda bilgi sahibi idi. Ama asla bilgiçlik taslamadı. Fikrî derinliğine, bilgi birikimine, sadece kendi toplumu nezdinde değil bütün dünyada tanınmasına ve büyük bir itibar sahibi olmasına rağmen son derece mütevazı bir hayat tarzını ve gösterişten uzak doğal davranışları gönül huzuruyla benimsemişti.</p>
<p>Aliya inandığı gibi yaşayan, olduğu gibi görünen, toplumunu, insanları yürekten seven bir eylem adamıydı aynı zamanda. Bu gerekçelerle, Aliya gibi bir insanı betimlemek için ‘bilge kral’ yerine ‘bilge önder’ terkibini kullanmak daha isabetli olacaktır. Zira o, sırça köşkünde düşünce üretmekle yetinen ve uygulamayı halka bırakan elit bir entelektüel değil, hakimane fikirlerini bizzat hayata tatbik eden, toplumun sorunlarını çözmek için var gücüyle çaba sarf eden, insanlık onurunu muhafaza etmek için aktif mücadele yürüten bir <strong>bilge önder</strong> idi.</p>
<p>“Bilinçsizce yaşayan toplumların yıkılması ve yok olması kimseyi şaşırtmasın.” diyerek Allah’ın tarihe ve topluma vazetmiş olduğu değişmez bir yasaya işaret eden <strong>bilge</strong> Aliya, “Hedefimiz <u>Müslümanların İslamlaşması</u>, sloganımız ise <u>inanmak ve mücadele etmektir.</u>” özlü sözüyle de eylem stratejisini belirleyen bir hareket <strong>önder</strong>i olmuştur. Kökü gerek içeride gerekse dışarıda olan son derece karmaşık çok katmanlı problemlerle boğuşan günümüz Müslümanlarına bilgece yol gösteren Aliya, şanına yaraşır bir edayla İslam dünyasının önderlerine nasıl davranmaları gerektiğini de hatırlatmaktadır:</p>
<p>“Bize lazım olan <strong>serin akıl</strong> ve <strong>sıcak kalp</strong>tir.” tespitiyle Aliya, İslam siyaset teorisinde <strong>liyakat</strong> ve <strong>ihlas</strong>a tekabül eden iki mühim vasfa atıf yapmaktadır. Bu tespit doğrultusunda, Müslümanları yönetme emanetini deruhte eden liderler <strong>yetkinlik</strong> ve <strong>içtenlik</strong> kıstaslarını ne kadar taşıyıp taşımadıklarının muhasebesini yapmalı, ya bu hususlardaki kusurlarını hızla gidermeli ya da ‘fuzuli şagil’ konumunu daha fazla sürdürmekten vaz geçip emaneti ehline tevdi etmelidir. Aksi takdirde daha da karmaşık bir hal alarak kartopu gibi büyüyecek problemler yumağında emaneti zayi etmeleri, kendileriyle birlikte yönetim erkini gasp ettikleri toplumları da hüsrana sürüklemeleri kuvvetle muhtemeldir. Bu sebeple, kalıcı ahiret hayatını ebediyen yitirme pahasına bu geçici dünya hayatının anlık hırs ve tamahlarına yenik düşmeme, keza insani zaaflarını terbiye ederek nefsin arzularına gem vurabilme hususunda günümüzün Müslüman liderleri bilge önder Aliya’yı örnek edinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bilge’ Sıfatının ‘Kral’lık Düzenini Meşrulaştıramayacağını İdrak Etmek</strong></p>
<p>“Platon’dan itibaren ve onun etkisi altında kalan Müslüman filozofların siyasetnamelere soktukları bir siyasal idealdir ‘bilge kral’lık. Öyle ki bu, geleneksel kutsal ve tanrısal liderlik kültü ile ‘İslami hilafet’ geleneğini de birleştirerek, ortaya en azından önceki kadar kutsalcı, sonraki kadar da tanrısal payeye sahip bir otorite ve otoriterlik anlayışı çıkaracaktır. Bu öylesine yaman bir yanlış anlamadır ya da adlandırmadır ki, bırakın bu anlayışa teşne padişahları, 20. yüzyılın sonlarında ve Avrupa’nın ortasında bir ölüm kalım savaşımı veren, ama <u>hiçbir zaman otoriterliğe yönelmeyen</u>, kelimenin tam anlamıyla <u>otoriterlik/krallık karşıtı bir ‘bilge’</u> olan Aliya İzetbegoviç’in üzerine bile yapışmıştır. Onu çok seven Müslümanlar, ona layık hiçbir sıfat bulamadıklarından olacaklar ki, geleneksel bilgi dağarcıklarına müracaat ederek, hayatı boyunca ‘kral’cı anlayışlarla mücadele etmiş ve ortaya koyduğu felsefe kadar siyasal mücadeleyle de geleceğin paradigması için özgürleşmeci bir çığır açan bu şahsiyete, aslında onun için bir <u>aşağılama</u> bile sayılabilecek, onun aziz hatırasını incitecek ve onun ısrarla reddettiği “kral” unvanını ona vermişlerdir. Oysa Aliya, ‘<strong>ulusun babası</strong>’ deyimini bile reddetmiştir (Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, 2003:280). Aliya, olsa olsa çağımızın bir bilgesi (müceddidi/yenileyicisi), bir özgürlük mücahididir.</p>
<p>Bosna-Hersek’in ölüm kalım mücadelesi sürecinde zaman zaman askerî kıyafetler giymesine ve bağımsızlık sonrasında sürecin salimen yürütülmesi için bir süre siyasi liderlik yapmasına rağmen Aliya son tahlilde nebevi mücadele geleneğine uygun bir ‘<u>sivil mücahid/mücadele adamı</u>’dır…</p>
<p>Farklı etnik ve dinî topluluklarla iktidarını paylaşması bir yana, otoriterliği reddi, tevazuu, iktidar imkânlarını şahsi çıkarları için kullanmaması, şaşaa ve gösterişten uzak liderliği ve iktidar kibrine kapılmaması, sadece İslam dünyası için değil, Batı dünyası için de <strong>önemli bir örneklik</strong>tir. Sözgelimi savaş esnasında bir gün Cuma namazına geç geldiği için namazını caminin dışında, karların üzerinde kılar. Kendisini içeriye buyur edenleri ise, “beni bir diktatöre mi çevirmek istiyorsunuz?” diye reddeder. Savaştan sonra da şahsi hayatında bir değişiklik olmadığı gibi, eşi de pazardan alışverişini kendisi yapardı.” (Soran, 2016:603; el-İdrisî, 2016:659).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Krallık Düzeniyle Mücadeleyi Şiar Edinen Aliya’yı ‘Kral’ Sıfatıyla Yaftalamamak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Necmettin Alkan’a göre de ‘Aliya İzetbegoviç’ ismine ‘Bilge Kral’ sıfatının eklenmesi anlamsız, gereksiz, hattâ yanlıştır. Düşünce ve siyaset alanındaki başarılardan dolayı kendisine layık görülen bu tanımlama, Platon’un ütopyası olan ‘ideal devlet’in ‘filozof kralı’ndan mülhemdir. Eflatun’a göre, “filozoflar kral ya da krallar gerçekten filozof olmadıkça…” ideal devletten bahsedilemez. Aliya için özellikle Türkiye’de kullanılan bu sıfat Bosna-Hersek’te de alaka görmektedir.  Dört farklı gerekçeden hareketle Aliya için ‘kral’ sıfatının kullanılmasını yanlış bulan Alkan’ın görüşleri şöylece özetlenebilir:</p>
<p>“Avrupa’da ortaya çıkan ‘kral’ kelimesinin Cermen dillerindeki kökeni ve kullanışı çok eskilere dayanmaktadır… Sırpçada ‘kral’, Rusçada ‘korol’ şeklinde telaffuz edilen kelime Türkçe’ye ‘kral’ şeklinde geçmiştir. Dolayısıyla, Ortaçağ Avrupası’nın ideal yaygın yönetici tipinin karşılığı olan ‘kral’ kavramının, Aliya İzetbegoviç için kullanılması doğru değildir.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de krallık fesat düzeni, krallar da insanların hak ve haysiyetlerini ayaklar altına alan zalimler olarak tanımlanır (Bkz. Neml Sûresi, 27:34). İnsanlık için ideal tip olan Allah Rasulü de; “Ben kral değilim, içinizden biriyim.” buyurmuş, başkenti Medine olan İslam Devleti’nin başkanı olmasına rağmen, dönemin ‘kral’ anlamındaki yaygın yönetici sıfatı olan ‘melik’ kavramını asla kullanmamıştır. Raşit halifelerden hiç birisi de ‘melik/kral’ sıfatını kullanmayı kendilerine yakıştırmamıştır.</p>
<p>‘Kral’ kavramı Aliya İzetbegoviç’in savunduğu değerlere ve düşüncesine; siyasî ve felsefî birikimi ile mücadelesine ters olması, diğer bir itiraz hususudur.  Aliya’nın başta “İslâm Deklarasyonu” ve “Doğu ve Batı Arasında İslâm” eserleri olmak üzere, diğer yayınlarında mevcut Avrupa medeniyetine ve kültürüne eleştiriler getirmiş; buna karşı alternatif arayışına girerek, İslâm’ı bu bağlamda bir çözüm olarak görmüştür. Özellikle de “İslâm Deklarasyonu” kitabı baştan sona böyle bir meydan okumanın ilanıdır. Bu kitabında <u>her türlü imtiyazlı otorite ve sınıfa karşı olduğunu</u> net bir şekilde anlatmaktadır. Bir fikir ve aksiyon adamı olan Aliya İzetbegoviç’in bu tür felsefi ve siyasi görüşleri, ona atfedilen “kral” lakabıyla asla örtüşmemektedir.</p>
<p>Bütün bu itiraz noktalarının en önemlisi de, Aliye İzetbegoviç’in kendisi için kullanılan bu kavramdan rahatsızlık duyduğunu bizzat dile getirmesiydi. Kendisini yakînen tanıyan ve son anlarına kadar yanında bulunan Süleyman Gündüz bu hususta çok net konuşmaktadır. Saraybosna’da Kasım 2013’te bir sohbet esnasında kendisine Aliya’nın böylesine bir adlandırmadan haberi olup olmadığını sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Türkiye’de kendisine ‘Bilge Kral’ dendiğini Aliya’ya söylediğimde, bu hiç hoşuna gitmemiş ve buna karşı çıkmıştı.” Ayrıca İzetbegoviç’i tanıyan ve onun yanında bulunan bazı Boşnaklar da aynı şekilde bu kavramın kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını yine o gün dile getirmişlerdi.</p>
<p>Siyasi ve felsefi kimliğini, modern pozitivist Avrupa medeniyetine ve sonuçlarına getirdiği eleştirilerle ortaya koyan bir şahsiyete, Ortaçağ Avrupaî kökenli ‘kral’ lâkabının verilmesi tam anlamıyla ironiktir. ‘Bilge Kral’ ifadesi, onun temsil ettiği ve savunduğu değerler dünyasına terstir. Bu, Aliya İzetbegoviç’e ve onun fikirlerine bir değer katmaz. Aliya ismi kendi başına zaten bir kıymettir. Entelektüel ve siyasi kimliği şahsında birleştiren böylesine önemli bir şahsiyete, bu tür yanlış ve gereksiz yakıştırmalar yapmaya veya eklemeye hiç gerek yoktur. Mütevazı bir hayat yaşayıp ve mütevazi bir şekilde vefaat eden Aliya İzetbegoviç’e sadece kendi ismiyle hitap etmek yeterlidir.” (Alkan, 2016).</p>
<p>“… Ve onlar derler ki: ‘Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller ver! Ve bizi (Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan) muttakilere önder eyle!” (Furkan 25:74).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ALKAN, Necmettin; “<strong>Aliya İzetbegoviç ‘Bilge Kral’ Değildi</strong>”, Beyaz Tarih, http://www.beyaztarih.com/makale/aliya-izetbegovic-bilge-kral-degildi, 04.01.2016.</li>
<li><strong>Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç</strong>, HECE Dergisi Aliya Özel Sayısı, Ocak 2016, 832 s. (Ufuk Soran ile Bir Bosna Gazisinin İlginç Anıları, s.658-660. Ebuzeyd el-Mukrî el-İdrisî; Mağrib’den Maşrık’a Aliya İzzetbegoviç, 596-609).</li>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam</strong>, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya; <strong>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
