<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Hüseyin Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/hz-huseyin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hz-huseyin/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:06:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>AHMED EL-KÂTİB’İN SESİNE KULAK VERMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ahmed-el-katibin-sesine-kulak-vermek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ahmed-el-katibin-sesine-kulak-vermek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 May 2016 09:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[5. Anadolu Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed el-Kâtib]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Cemel]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[ehlisünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İran Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kânûn-ı Esâsî]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp imam]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Me'mun]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nehrevan]]></category>
		<category><![CDATA[Nigehbân Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Osman bin Affân]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Abdulvehhab el-Mesîrî]]></category>
		<category><![CDATA[Reşid Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Rifâ’a et-Tahtavî]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Sıffin]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Veliyy-i Fakih]]></category>
		<category><![CDATA[yıkılışın sebepleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=309</guid>

					<description><![CDATA[Malatya’da 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nın, 375 yayınevinin katılımını sağlaması, Arap dünyasından bazı yayınevlerinin de iştirak etmesi, bu sene bilge lider Aliya İzzetbegoviç’i ana tema olarak benimsemesi gibi güzellikler yanında, henüz beş yaşında olmasına rağmen üçyüz kadar seminer, söyleşi, okur yazar buluşması gibi etkinliği de fuarla eş zamanlı olarak organize edebilmiş olması açısından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nın, 375 yayınevinin katılımını sağlaması, Arap dünyasından bazı yayınevlerinin de iştirak etmesi, bu sene bilge lider Aliya İzzetbegoviç’i ana tema olarak benimsemesi gibi güzellikler yanında, henüz beş yaşında olmasına rağmen üçyüz kadar seminer, söyleşi, okur yazar buluşması gibi etkinliği de fuarla eş zamanlı olarak organize edebilmiş olması açısından takdire şayan bir performans ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle, Anadolu insanını kitap, kültür, yazar ve düşünür ile buluşturan bu organizasyonda emeği geçenleri, katılanları, katkıda bulunanları tebrik ve takdir ediyorum.</p>
<blockquote><p>Müslüman toplumlarda vahdet olmadan kuvvet, adalet olmadan vahdet, demokrasi/şûrâ olmadan da vahdet sağlanamaz.</p></blockquote>
<p>Fuarın davetli konuşmacılardan biri de, tarihî temel problemlerimize ilişkin düşünceleri ve eserleri Türkiye’de de dikkat çekmeye başlayan ve üç yılda dört eseri çevrilip yayınlanan Ahmed el-Kâtib idi. 12 Mayıs Perşembe sabahı kentin sivil toplum önderlerine hitap eden düşünür, Arap yayınevlerince basılan beş eseri ile yeni tamamladığı ancak henüz yayınlanmamış bir eserinin toplu bir detaylı fihristi niteliğinde özlü bir konuşma gerçekleştirdi. Eşzamanlı çevirisi şahsıma tevdi edilen bu önemli konuşmayı siz muhterem okurlarımla da paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahmed el-Kâtib: Mezhebin Katı Çemberini Kırabilmek </strong></p>
<blockquote><p>kayıp imam hiç doğmamıştır, hayali bir figür olarak Şia tarafından ‘oluşturulmuş’tur.</p></blockquote>
<p>1953 yılında Irak’ın Kerbela bölgesinde doğan ve Şii medreselerinde eğitim görmüş olan el-Kâtib, imamet ve İmam Hüseyin konulu ilk kitaplarını gençlik döneminde kaleme aldı. Daha sonra düşüncelerinden dolayı idama mahkum edilince ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan’da ve Kuveyt’te bir süre yaşadı, ilmî faaliyetlerini oralarda sürdürdü. İslam inkılabından sonra Tahran’a inen ilk uçakla geldiği İran’da 10 yıl kalabildi. Bir yıl boyunca radyo yayıncılığı yaparak, İran devrimini Irak’a ihraç etmek isteyen el-Kâtib’in yayınları iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştı. Sürekli sorgulayan ve üreten bir insan olarak bu düşünsel faaliyetini İran’da da sürdürdü.</p>
<p>İran Meclisi’nde yaşanan bir olay, el-Kâtib’in sistemi sorgulamasına yol açtı. İşçilerin hukukuna ilişkin bir yasal düzenleme yedi kez Nigehbân Meclisi tarafından İslam’a aykırı bulunarak geri çevrildikten sonra İmam Humeyni’nin Veliyy-i Fakih olarak duruma el koymasından sonra yürürlüğe girebildi. Bu süreç el-Kâtib’in velâyet-i fakih sistemini sorgulamasına yol açtı.</p>
<ol start="12">
<li>kayıp imamın hiç doğmadığını, hayali bir imam olarak Şia tarafından ‘oluşturulduğu’nu savunan el-Kâtib, kendi coğrafyasında yaşama imkânı bulamayınca İngiltere’ye hicret etti. 25 yıldır orada yaşıyor. Kitap, makale ve konferanslarını şahsi internet sitesinden de paylaşıyor (https://www.facebook.com/ahmad.alkatib1/books).</li>
</ol>
<p>Sünni-Şii ayrımını tarihte kalmış bir ayrılık sebebi olarak gören el-Kâtib, eserlerinde bu ayrılığa yol açan fırkaların nasıl ortaya çıktığını, esasında siyasi olan ihtilaflara nasıl din kisvesi giydirildiğini, siyasal  düşüncenin Ehl-i Sünnette ve Şiada nasıl geliştiğini, İslam toplumunun insanlığın temel sorunlarına ilişkin kuşatıcı söylemler geliştirebilmesinin önündeki engellerin başında mezhepçiliğin geldiğini anlatıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kuvvet için vahdet, vahdet için adalet, adalet için şûrâ esasını benimsemek</strong></p>
<blockquote><p>Yıkılışın temel sebebi adaletin sağlanamaması ve sultanların insanların hakları üzerinde çok büyük yetkiler kullanmasıdır.</p></blockquote>
<p>“Müslüman toplumlarda vahdet olmadan kuvvet, adalet olmadan vahdet, demokrasi/şûrâ olmadan da adalet sağlanamaz. Yönetimin barışçıl şekilde el değiştirmesi ve adaletin tüm topluma teşmili sağlanmadan da demokrasi/şûrâ modeli tesis edilmiş olmaz.</p>
<p>Müslümanlar uzun asırlar boyunca, meşruiyet kaynağını şeriatin oluşturduğu İslami bir ortamda yaşadı. Ancak, buna rağmen ihtilafa düştüler, çeşitli sorunlar yaşadılar, birbirlerini öldürdüler. Bu durum sahabe-i kiram dönemine kadar uzanmaktadır. Halife Osman bin Affân öldürüldü, peşinden Halife Ali bin Ebî Tâlib öldürüldü. O arada Cemel, Sıffin, Nehrevan savaşları yaşandı. Ardından Hz. Hüseyin öldürüldü.</p>
<p>Muaviye güç kullanarak iktidara el koydu. Şûrâ sistemini lağvedip Kisra ve Kayser’in baskıcı sistemini benimsedi. Böylece iktidar babadan oğula geçmeye başladı. Emevilerle başlayan bu düzen Abbasiler ve Osmanlılar döneminde de aynı şekilde devam etti.</p>
<p>Tarih boyunca yaşanan bu siyasi kargaşa ve katillerin sebebi, yönetimin barışçıl şekilde el değiştirmesi ve şûrâ prensiplerinin terk edilmesidir. Zira, iktidarın barışçıl yöntemlerle el değiştirmesi ve adaletin tesis edilmesi, yöneticilerin zulme meyletmesine ve dolayısıyla halkların ayaklanmasına mahal bırakmaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yıkılışın Sebeplerini Doğru Teşhis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Görevimiz Müslümanların birliğini sağlamak ve İslam şeriatini uygulayacak yönetimi geri getirmek olmalıdır, eskilerin yanlışlarını günümüze taşımak değil!</p></blockquote>
<p>İslam devletlerinin ve toplumlarının tarihlerini okuduğumuzda ve yıkılışlarının sebeplerini incelediğimizde, temel sebebin <u>adaletin sağlanamaması</u> ve sultanların insanların hakları üzerinde <u>çok büyük yetkiler kullanması</u> olduğunu görürüz. Yöneticiler halkın mallarını gasp etmişler, kimseye danışma gereği duymadan iç ve dış savaşlar çıkarmışlar, insanların maddi ve manevi birikimini heba etmişler, ümmeti paramparça eden diğer uygulamalarını fütursuzca gerçekleştirmişlerdir. Bu zulümler dayanılmaz bir hal alınca yine güç kullanarak düşürülen zalim sultanın yerine geçen de adalet ve şûrâ ile toplumu yönetme yerine öncekilerin yöntemini benimsemiştir.</p>
<p>İslam toplumunu oluşturan tüm halklar ve gruplar/partiler, bildikleri ve güvendikleri bir anayasa ortada olmadığı sürece bu tarihî hataları tekrar etmekten öteye gidemeyecektir. Böylece, adı halife bile olsa kendi elimizle mutlak iktidar sahibi yaptığımız yeni diktatörler çıkarmaktan başka bir neticeye ulaşamayacağız. Nitekim, Abbasiler gelince Emevilerin, Fatımiler gelince Abbasilerin, Osmanlılar gelince Memluklerin kökünü kazımak için ellerinden geleni yapmışlardır.</p>
<p>Abbasi ve Osmanlı halifeleri çoğu zaman yönetim işini vezirlerine hattâ bazen hanımlarına bırakıyorlardı. Saltanatı eline geçirmek ya da elinde tutmak için öz babalarını, öz oğullarını, öz kardeşlerini öldürüyorlardı. Mesela, Me’mun da kardeşi Emin’i öldürtmüştü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eskilerin Hatalarını Kutsamamak</strong></p>
<p>Batı’da demokrasinin gelişmesinden sonra İslam dünyasından Avrupa’ya gidip durumu müşahede eden Rifâ’a et-Tahtavî, Cemaleddin Afgânî, Reşid Rıza ve Muhammed Abduh gibi mütefekkir ve âlimler, demokrasi ya da şûrâ sistemine çağrı yapmışlardır.</p>
<p>Müslümanların zaafa düşmesi ve otoriter yapının sürdürülme ısrarı üzerine  Osmanlı devletinin Hıristiyan halkları ayaklandı. Batı’nın desteklediği bu demokrasi talepleri neticesinde Balkanlardaki Hıristiyan halklar Osmanlı’dan ayrıldı. Gayrımüslimlerin ve Müslümanların haklarını teminat altına almak maksadıyla 1876 yılında kabul edilen Kânûn-ı Esâsî ve seçimle iş başına gelen ve bir yıl geçmeden feshedilen Meclis-i Mebûsân dağılmayı engelleyemedi. Zira, bu yeni demokratik süreci Batı’nın Osmanlı Devleti’ni nüfuzu altına almak için giriştiği bir entrika olarak değerlendiren Sultan II. Abdülhamid, Meclis’i dağıttı. Müslüman halkların kopmasını engellemek için “İttihad-ı İslam” söylemini geliştirmiş olsa da Sultan II. Abdülhamid çöküşü durduramadı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra devlet yıkıldı, hilafet de 1924 yılında lağvedildi.</p>
<p>Osmanlı Devleti çöktükten sonra iki ayrı kulvarda hilafeti geri getirme çabaları ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi, Sünni anlayışa dayanan ve tarihteki yanlış örnekleri tekrar eden, halifeye mutlak otorite tanıyan, iktidarın güç kullanarak elde edildiği ve babadan oğula intikal ettiği hilafet modeli. Suudi Arabistan, Taliban ve Daiş örnekleri bu tür hilafet talebinin örnekleri olarak verilebilir.</p>
<p>Halifeye mutlak otorite tanıyan bu anlayışa göre devletin meşruiyet kaynağı, Kur’an ve Sünnettir. Anayasa vazetmek ve ümmetin görüşüne başvurmak bu yaklaşım sahiplerine göre Batı’nın bidatine uymak demek olup haramdır, İslam’a aykırıdır.</p>
<p>İkinci grup, Osmanlı Devleti’nin yıkılışının sebeplerini incelemeye davet ederek, devletin yıkılmasına yol açan; diktatörlük, baskı, zulüm, adaleti ikame edememek, şeriat ahkâmını tatbik edememek, şûrâ/demokrasi çerçevesinde ümmetin birlik ve beraberliğini sağlayamamak gibi problemleri tespit etmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şûrâya dayalı demokratik bir anayasal sistem kurabilmek</strong></p>
<p>Demokrasi İslam’la çelişmemektedir. Zira, yöneten-yöneten ilişkisi, İslam’ın insanın aklına ve toplumun örfüne bıraktığı manevra alanına ait bir konudur. Kur’an’a ve sünnete baktığımızda yönetim tarzına ilişkin bir model ve öneri göremeyiz.</p>
<p>Demokrasi Batı’da belli gerekçelerle ortaya çıkmış olsa da; eşitlik ve adaleti temin etmesi, kuvvetler ayrılığını getirerek yasama, yürütme ve yargı erklerini ayırmış olması, dördüncü bir erk olarak ortaya çıkardığı medya aracılığıyla bu üç erk arasındaki ilişkileri denetlemesi, böylece zulüm ve yolsuzluğa mahal bırakmaması, erkler arasındaki anlaşmazlıkları  Anayasa mahkemesi marifetiyle çözüme kavuşturması insanlık adına önemli bir gelişmedir.</p>
<p>Batı demokrasisi kilisenin ağır baskısını kırmak maksadıyla ortaya çıktığından dolayı temel olarak laikliğe dayanmaktadır. İki türlü laiklik vardır. Birincisi, hayatın tüm alanını kapsayan, kuşatıcı laikliktir ki, bu küfürdür, çünkü <u>sadece insanı</u> meşruiyet kaynağı olarak alır, din ve inançlara itibar etmez. İkincisi ise, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin, temel erklerin ayırımını ifade eden cüz’i laikliktir. Prof.Dr. Abdulvehhab el-Mesîrî, “Parçacı Laiklik ve Kapsamlı Laiklik” isimli eserinde bu meseleyi gayet açık şekilde anlatmıştır.</p>
<p><u>Kuşatıcı laiklik</u>, alternatif bir din olarak sunulan ve İslam’a bütünüyle aykırı bir sistemdir. Kilise; siyaset, ibadet, kültür gibi hayatın tüm alanlarını tahakkümü altına almıştı. Papazı araya koymadan  tevbe etmek, Allah’tan af dilemek bile kabul edilmez kilise sisteminde. Kiliseye gidip izin ve onay almadan iki insan evlenemez. İslam’da bunlar yoktur. İsteyen dilediği zaman Allah’a dua da eder, tevbe de… Camide tayin edilmiş bir imam da yoktu ilk dönemlerde, o vakit namazına gelen cemaat arasında en layık olan birisi imamlığı deruhte ederdi.</p>
<p>İslam dini ne imamet ne de hilafet sistemini vazetmiştir. İslam, ahlakı, temel ilkeleri vazeder, aklımızı kullanmamızı ister, yönetim tarzını bize bırakır. Allah Rasulü kendisinden sonra uygulanmak üzere bir yönetim modeli önermemiştir. Bölgelerin şartlarına, zamanın şartlarına, toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak yönetim modellerini insanlar kendileri belirleyebilirler. Sivil, medeni bir yönetim tarzının belirlenmesinde, siyaset, kültür, ibadet gibi hayatın çeşitli alanlarında özgür bir muamele sistemi oluşturulmasında cüz’i laiklik kullanılabilecek bir modeldir.</p>
<p>Burada temel görev; Müslümanların birliğini sağlamak, vahdeti tesis etmek, İslam şeriatini uygulayacak İslami yönetimi geri getirmek olmalıdır. Yoksa, maziyi çağa taşıyarak, eskilerin baskıcı modellerini güncelleyerek, Suud ya da Daiş benzeri diktatörlükler oluşturarak İslami bir neticeye ulaşamayız. Yapmamız gereken şûrâya dayalı demokratik bir anayasal sistem kurmaktır.</p>
<p>İstibdadın olduğu yerde adalet, zulmün olduğu yerde vahdet olmaz. Zulmün ve kural tanımazlığın olduğu yerde İslam’dan ve şeriatten söz edilemez!”</p>
<p>Malatya’da gerçekleşen konuşmasına katılan, sorularıyla konuları açan tüm katılımcılara teşekkür eden ve fikirlerin bütün açıklığıyla ortaya konduğu ve özgürce tartışıldığı mevcut demokratik ortamın kadrini bilmenin önemine dikkat çeken muhterem Ahmed el-Kâtib’e, İslam dünyasının temel sorunlarını anlamaya ve kalıcı çözümler önermeye yönelik samimi, uzun soluklu ve cesur çabalarından dolayı ben de kendilerine gönülden şükranlarımı sunuyorum. Rabbim sağlık ve afiyet ihsan eylesin, çabalarını selam yurdunun inşasında amel-i salih olarak kabul buyursun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahmed el-Kâtib’in Türkçeye Çevrilen Eserleri: </strong></p>
<ul>
<li>Çağdaş İslam Siyaset Sisteminde ANAYASAL MEŞRUİYET -Suudi Arabistan Krallığı ve İran İslam Cumhuriyeti Karşılaştırmalı İncelemesi-, Mana Yayınları, İstanbul 2013, 288 s.</li>
<li>Nedenleri Tarihte Kalmış SÜNNİLİK ŞİİLİK -İslam Birliği-, Mana Yayınları, İstanbul 2015, 280 s.</li>
<li>Sünnî Siyasal Düşüncenin Gelişimi DEMOKRATİK HİLAFETE DOĞRU, Mana Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2016, 496 s.</li>
<li>ŞİADA SİYASAL DÜŞÜNCENİN GELİŞİMİ -Şûrâdan Velâyet-i Fakîhe-, Otto Yayınları, Ankara 2016, 584 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ahmed-el-katibin-sesine-kulak-vermek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKİF’İN BİLGELİĞİNDEN  HAKKIYLA İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 10:40:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[asrın idraki]]></category>
		<category><![CDATA[çağının şahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an müfessiri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Önal Mengüşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18). &#160; Samimi Katkıları Değerlendirmek Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Samimi Katkıları Değerlendirmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız.</p></blockquote>
<p>Son altı hafta boyunca Fikriyat sayfası yazılarımı merhum Âkif’in günümüz problemlerine ışık tutan fikirlerine ayırdım. Âkif yazılarını şimdilik, toplumun derdiyle dertlenmiş muhterem okurların pek kıymetli eleştiri ve değerlendirmeleriyle noktalamak istiyorum. Ancak, toplu değerlendirme yazısını tek sayfaya sığdıramadığım için bu hafta yazının ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Nitelikli ve hakkaniyetli değerlendirmelerle Âkif’in daha iyi anlaşılmasına katkı yapan kıymetli hocalarım, dostlarım ve bazılarıyla henüz tanışma fırsatı bulamadığım okurlarım, merhum üstadın İslam âleminin sorunlarına çözüm öneren fikirlerine ilişkin kanaatlerini serdettiler. Zorunlu imla ve ibare tashihleriyle iktifa ederek, Âkif konulu yazılarıma gelen yorumları özetle takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Şiir ve nesri yanında canlı hitabeleriyle bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p></blockquote>
<p>“Ahlâkı, veterinerliği, memurluğu, hafızlığı, edebiyatı, sporla uğraşması gibi çok yönlü vasıflarının tezat içermeyen vahdetini sağlayan üstad Âkif’in, ahiret odaklı yaşayan bir mümin oluşu ve sanatı davası için araç olarak kullanması çok muhterem bir hususiyettir. Zira o, sanatı sanat için değil, bilakis toplum ve inanç için dengede götüren bir şahsiyettir. Metin Önal Mengüşoğlu’nun ‘Müstesnâ Şair Mehmed Âkif’ isimli eserini gençlerimize hararetle tavsiye ediyorum.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i niçin bu kadar sevdiğimizi, merhum Ferid Kam’ın ona yazdığı mektuptaki şu cümlesine bağladım: ‘Sen sanatta gaye aramıyorsun, lâkin gayede sanat arıyorsun.’” (Tûba Erdem).</p>
<p>“Bugün yaşananları bir asır öncesinden çözümleri ile tespit etmiş, bizlere yol göstermiş, asıl hataların nerelerden kaynaklandığını ve çözüm yollarını önümüze koymuş olan Âkif’i ne kadar az tanıdığımızı ve tanıtmak adına ne kadar az gayret gösterdiğimizi düşününce vicdanımız sızlıyor.” (Beyza Erkoç).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i sadece şair olarak anıp hep bu yönüyle ondan bahsetmek çok büyük bir haksızlıktır. Zaten bu yaklaşım üzerinden Âkif’in gerçek değeri saklanmış, üzerine ambargo konulmuştur. Âkif, zamanının en kuvvetli Kur’an müfessiri ve mücahitlerinden birisidir. Âkif’in, tutarlı müslümanlığının ve bilge kişiliğinin kaynağı Kur’an’dır. Başka bir deyişle Mehmet Âkif’in ‘güç kaynağı’ Kur’an-ı Kerim’dir.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Âkif, Kur’an’ın ve Rahman’ın maksadını en iyi anlayanlardan birisi olarak o günün, bugünün, hattâ gelecek tüm insanlığın temel ve kadim hatalarını ve reçetelerini sunmuştur.</p>
<p>Âkif’ten iktibas ettiğiniz “Okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken&#8230;” cümlesini okurken, geçenlerde 1128 akademisyenin terör örgütüne destek veren ihanet belgesine imza atışını hatırladım. Âkif gerçekten hayatı doğru okumuş! Dün de, bugün de, yarın da ‘bilme’ hali kişiye ‘had’leri öğretmiyor, hatırlatmıyor, sınır koymuyorsa kişi hadsizce gizli gündem oluşturabiliyormuş! Ayrıca, Âkif’in şiirleri yanında vaazlarına, makalelerine ve düz yazılarına da yer vermeniz çok yararlı oldu.” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif’in bıraktığı eserler derslerde İngiltere ve ABD’de Shakespeare’in okutulduğu gibi hem dil hem kimlik açısından okutulursa eminim yaşadığımız travmalara iyi gelecektir. Fakat, Âkif’in şiirlerinden ve yazılarından -stratejik/felsefî bütüncül çalışmalar yapmadan- yol haritası çıkarılabileceğini düşünmüyorum. Yani; ilham verebilir, ama sosyolojik açıdan çok çalışma yapılması gerekir&#8230;” (Sezer Pal).</p>
<p>“İlmi, sanatı, ahlâkı ve aksiyonu ile zamanının rol modeli olan Âkif’i makalenizin konusu yapmakla günümüzde ona duyulan minnet borcunu ortaya koymak ve ayrıca hâlâ Müslümanların bu rol modele ihtiyacının olduğunu hatırlatmakla ona büyük bir hatırşinaslık göstermişsiniz. Âkif’i anlayalım ki; ihtiyacımız olan Âkifleri yetiştirebilelim.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif ne kadar işlense, efkâr-ı umûmiyyeye ne kadar arz edilse o kadar iyidir.” (Murat Sülün).</p>
<p>“En küskün döneminde bile umudunu ve coşkusunu kaybetmeden sürekli üreten büyük şair Âkif, iyi ki İslâm âleminin bu günlerini görmedi&#8230; İnsanı insan yapan, toplumu huzurlu ve güvenli kılan güzel hasletlerin yerini para ve hırs almışsa; geleceğin o güzel hedeflerini gerçekleştirecek insanları kim, nasıl ve hangi periyotta yetiştirecek?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>“Merhum Âkif’in dikkatimizi çektiği noktalar hâlâ güncelliğini korumakta. Her kes elindekiyle övünüp insanları ona sarılmaya davet etmeyi bir vazife olarak gördüğü müddetçe bu halimiz devam edecektir. Başkalarını düzeltmeyi bir kenara bırakıp kendimize çekidüzen vermedikçe, birbirimizle uğraşmaktan arta kalan zamanımız olmayacaktır. Dilerim ki, Âkif’i örnek aldıklarını söyleyenler Âkif’i hakkıyla anlar, çarpık yanlarını düzeltir, sözleriyle değil amelleriyle insanlara Âkif’in idealindeki hayatın kodlarını göstermiş olurlar.” (Hasan Polat).</p>
<blockquote><p>Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, bir aksiyon adamı olarak sanatında ve eserlerinde ümmetin dertlerini terennüm etti.</p></blockquote>
<p>“Bu tür ufuk açıcı ve uyandırıcı çalışmaların kapsamlı olarak ve bütün topluma ulaştırılarak sürmesi gerekiyor. Merhum Âkif, Müslümanların Batı karşısında deprem geçiren bir binanın çöküşü gibi çöktüğünü görünce kalbi ve dili ile avazı çıktığı kadar bağırmış, Müslümanları enkazın altından çıkarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Ama binanın çok eskimiş olması ve düşmanın güçlü darbelerine karşı artık dayanamaz duruma düşmesi nedeniyle ne yazık ki bütün feryatlar onu ayağa kaldırmaya yetmemiştir. Çünkü sünnetullahı tersine çevirmek mümkün değildir&#8230;</p>
<p>Merhum Âkif, güçlü bir edebiyatçı olduğu için olağan olayları biraz abartarak yahut olumsuzlukları görmezden gelerek anlatmaya çalışır. Mesela “Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde… Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı… Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” değerlendirmesi gerçekleri tam yansıtmadığı gibi, abartmalarla dolu bir değerlendirmedir. Çünkü Cemel ve Sıffin savaşlarından, Harra’da ve Kerbela’da yaşananlardan başlayarak, Seffah yönetiminde Abbasilerin Emevilere, Timur’un Yıldırım’a ve vatandaşlarına yaptığına, nihayet bugün adı Müslüman toplulukların yine adı Müslüman diğer topluluklara yaptıklarına kadar Müslümanın Müslümana yaptığını belki gâvur bile yapmamıştır…” (İbrahim Sarmış).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Sürekli Bir Islah Çabası İçinde Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in yüz yıl önce gündeme getirdiği ‘sorunlarımız, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar’ gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.</p></blockquote>
<p>“Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, sanatını fildişi kulesinde lirik şiirler yazarak icra etmedi; bir aksiyon adamı olarak İslam’ı ve ümmetin dertlerini terennüm etti. Bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferin destanını ve kurtuluş savaşından sonra İstiklâl’in marşını Âkif yazdı. Esas mesleği veterinerlik olan Âkif, Arapça ve Farsça’yı bilen, İslam’a vakıf bir âlimi idi. O, ilkeli bir Müslümandı. En olumsuz anlarda bile ye’se kapılmadı, hayata ümitle bakarak ümmetin içine düştüğü bunalımlardan kurtuluşu için bilimle çare üretmeye çalıştı.</p>
<p>Âkif’in bir mütefekkir olarak ümmetin birliğini sağlamak maksadıyla yüz yıl önce gündeme getirdiği “İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları” gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şiir ve nesrin yanında bazen bir cami kürsüsünden, bazen bir meydanda halka hitap ederek bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, duygu ve düşüncelerinde kitap ve sünnete dayanırdı. Safahat’a baktığımız zaman şiirlerini bazen bir ayet üzerine, bazen bir hadis üzerine inşa ettiğini görmekteyiz. Milletimizin bu güzel örnekten faydalanmaya ihtiyacı vardır. O, düşüncelerini bir meşrep zemininde değil, ümmet zemininde ortaya koyduğu için kapsam alanı daha geniştir. İşte bu yüzden, Âkif’i yeniden objektiflerimize yaklaştırarak okumaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, bir meşrebin adamı olmayıp, yelpazesini geniş açıp ümmete kol kanat gerince, bir Süleyman Efendi gibi, bir Said Nursi gibi arkasından takipçi bir grubu olmayınca yeteri kadar anlaşılamadı. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki; bu milletin Âkif’i anlamaya çok büyük ihtiyacı vardır.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Rahmetli Âkif çok güzel çözüm reçeteleri sunmuş: Önce azim sonra tevekkül. Hz. Hüseyin biraz sonra şehit edileceğini ve bir çok sahabinin de aynı kaderi paylaşacağını bildiği halde ‘çalı çırpı toplayıp çadırları ateşe verin’ diyordu. Müslümana yakışan tavır budur. Eldeki imkân dahilinde çözüm üretiyordu, ama asla isyan ve tükenmişlik yoktu! Bizler de bu olaylardan hikmet devşirmesini bilmeli, dimdik ve azimle kutlu yolculuğumuza devam etmeliyiz.” (Ayşe Karan).</p>
<p>“Keşke bu yakın geçmişimizin en önemli şairini gençlerimiz, hattâ büyüklerimiz sözlük kullanmak zorunda olmadan anlayabilselerdi.” (Ayla Kerimoğlu).</p>
<p>“Bu yazılar merhum Âkif’in Kur’an’ın mesajlarını ne kadar özümsediğini, onun penceresinden hayata ne kadar isabetli baktığını, vahyin öğretileri ışığında yol alacağı yerde atalar kültürünü yahut sapmaların yolunu izleyerek Batı karşısında perişan duruma düşmüş İslam âleminin hastalıklarını ne kadar isabetli teşhis ettiğini ve tedavi yolunu gösterdiğini güzelce ortaya koymaktadır. Yazılarınız inşallah geniş kitlelere ulaşır ve ümmetin uyanmasına vesile olur. Böylece merhum Âkif’in amacı kısmen de olsa gerçekleşmiş olacağı gibi, bizler/sizler de görevimizi yapmış oluruz. Ümmetin perişanlığını ve vahyin ayaklar altına alınmasını ancak bu şekilde duyurabilir ve ümmetin elinden tutmuş olabiliriz. Bu sorumluluk gerçeği bilen ve gören bütün müminlerin üzerindedir. Görevimizi yaptığımız zaman ancak insanlara karşı ve Allah’a karşı sorumluluktan kurtulabiliriz.” (İbrahim Sarmış).</p>
<p><em> </em>“Yürekten coşup gelen ifadelerle eskimeyen eskimiz Âkif’imizi dimağlarımıza misafir ettiğiniz için zatınıza müteşekkirim. Bu çileli insan, toplumu okumuş ve okutmuştur. Merhum Âkif’in hocalığı sadece devrinin insanlarına yönelik değildi. Onun bugünün ve yarının insanına da rehberlik ettiğini görmekteyiz. O, “Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslam’ı” derken, her bir İslam ferdinin yaşayan bir Kur’an olmasını arzulamaktadır. Bu da ancak İslam’a teslim olmakla mümkün olacaktır, İslam’ı teslim almakla değil! Âkif’in teşhisleri ve tedavi önerileri, bekasına yardımcı olmaya çalıştığı İslam ümmetini kıyamete kadar inşa etmeye devam edecektir. Fî emânillah&#8230;” (Naci Şengün).</p>
<p>Kendi ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkarak, kör taassuptan ve taklitten kurtulmayı, yeniliklere açık olmayı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayı salık veren, ana kaynak olarak tasavvurunun odağına yerleştirdiği Kur’an’ı hayatın içinden yorumlamayı şiar edinen merhum Âkif’e milletçe, ümmetçe medyûn-ı şükranız, rûhu şâd, makâmı cennet olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu</strong>, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi Yayını, 2 c., 1184 s.</li>
<li><strong>Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu</strong>, 12-14 Ekim 2011, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, 597 s.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM YOLLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[14:12]]></category>
		<category><![CDATA[39:73-74]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l Fadl Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[öldürücü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[va'd]]></category>
		<category><![CDATA[vaîd]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=155</guid>

					<description><![CDATA[“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12). İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12).</p></blockquote>
<p>İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak şartıyla hür irade sahibi insanın kendi tercihine kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim, insanın akıl ve irade sahibi özgür bir varlık olması hasebiyle, kendi eylemlerinden mesul olduğunu, dolayısıyla doğru yolu seçerek yanlış ve günahtan uzak durması gerektiğini, Allah&#8217;ın iyilik yapanları ödüllendireceğini (<em>va&#8217;d</em>), kötülük yapanları ise cezalandıracağını (<em>vaîd</em>) haber vermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölü Fikirleri Ayıklayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır.</p></blockquote>
<p>Allah’ın sınırlarına duyarlı, yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “ölü fikirleri ayıklamak” gibi çetin bir görevi üstlenen bu salih ve muslih iyiler, hurafelere ve şirke bulandırılmış ilahi mesajın dosdoğru şekilde anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi için insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makâsıdı gözeten yeni bir din dili üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ölü fikirleri ayıklama ameliyesi hayati önem arz etmektedir. Çünkü “ölü fikirler”, dışarıdan empoze edilen “öldürücü fikirlerden” çok daha tehlikelidir. Zira “ölü fikirler” bağışıklık sistemini çökerterek doğal savunma sistemini devre dışı bırakmaktadır. Oysa “öldürücü fikirlere” karşı bünyenin doğal bir direnci ve kendisini savunacak donanımları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Birliğini Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışmamız, körü körüne itaat yerine sorgulamamız, taklit yerine tahkiki esas almamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanlar olarak bugünümüzün rehin, geleceğimizin ise kayıp olacağını belirten Mustafa İslâmoğlu, çözüm yolu olarak da Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle <u>kaynak birliğini sağlamamız gerektiği</u>nin altını çizmektedir.</p>
<p>Her cemaatin kendi büyükleri tarafından kaleme alınan muteber saydıkları kitapları olduğunu, bu kitapları hayatın mihverine koyarak ve bunları savaştırarak varacak bir yerimiz olmadığını, bu eserlerin öğrettiği İslam anlayışı ile vahdeti sağlamamızın imkânı bulunmadığını altını kalın çizgilerle çizerek anlatan İslâmoğlu hoca, tek çıkış yolu olarak, içinde hiç bir kuşku barındırmayan yegâne kitap olan <u>Allah’ın Kitabı’na dönme</u>yi, başka yerde çare arayarak zaman kaybetmemeyi, yoksa tefrika illetinin bu ümmeti tüketeceğini ihtar etmektedir.</p>
<blockquote><p>“Barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa edemezsek bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür.”</p></blockquote>
<p>12 Ağustos 2015 tarihinde Erciyes dağındaki bir otelde Akabe Vakfı tarafından gerçekleştirilen ribat eğitim programında verdiği sohbetinde Müslümanların içine düştüğü zilletten kurtularak yeniden hayatın kurucu öznesi olabilmesi için izlenmesi gereken yol haritasını on iki madde halinde anlatan İslâmoğlu hocanın çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle şöylece özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Akıl ile Kur’an, hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.</li>
<li>Hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.</li>
<li>Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.</li>
<li>İlahi olan ile beşerî olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalıdır.</li>
<li>Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.</li>
<li>Mushaf’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.</li>
<li>Onun yerine Kur’an’ı Mushaf’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın, sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.</li>
<li>Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yerini Kur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.</li>
<li>Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.</li>
<li>Kur’an tarafından gayb ve şahadet ayakları üzerine oturtulan İslam bilgi sistemi, zanna dayalı sahte bir ayak eklenerek bozulmamalıdır.</li>
<li>‘İnsan devleti’ni hedefleyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.</li>
<li>Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olup Bitenleri Kaygıyla İzleyip Oturmak Yetmez</strong></p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, Ortadoğu’da sürüp giden çatışmaların İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaşması üzerine 18 Haziran 2014 tarihinde yayımladığı bir beyanname ile sağduyu çağrısı yapmıştır. Müslüman&#8217;ın canını ve kanını Müslüman&#8217;a helal gören bir cihat anlayışını kesin bir dille reddeden ve sekiz dilde dünya kamuoyunun dikkatine sunulan beyannamede vurgulanan hususlar, İslam dünyasının sorunlarına çözüm yolları da sunmaktadır:</p>
<p>“<u>Müslüman kimliği</u>, her türlü mezhebî, meşrebî, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımdan en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkânı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. Bunun aksine olan her tutum ve davranış, selam ve eman yurdu olan bu topraklarda fitne çıkarmak isteyen unsurlar olarak görülmelidir.</p>
<p>Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt olarak görüp bunun üzerinden güç mücadelesine girmek büyük bir fitne olarak görülmelidir. Herhangi bir Müslüman grup, fırka veya cemaatin, kendi dini anlayışını mutlak hakikat kabul ederek diğer anlayışları ötekileştirmesi, tekfir etmesi, tekfir ettiklerini de ölüme mahkûm etmesi asla kabul edilemez. Bu tür anlayışları meşrulaştıracak hiçbir yaklaşım, anlayış ve görüşün, İslam’dan destek bulması mümkün değildir. Hiç kimsenin bir başkasını İslam’dan çıkartma salahiyeti yoktur.</p>
<p>Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü’l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil, bütün İslam ümmetinin ortak, büyük değerleridir.</p>
<p>Bazı çevrelerin diğerlerine karşı cihat ilan etmesi de kabul edilemez. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın Müslümana canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmemiştir. <strong>Bugün Müslümanların topyekûn başvuracağı en büyük cihat, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır.</strong> Hiç kimse, zulme karşı cihat iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez.</p>
<blockquote><p>“Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.”</p></blockquote>
<p>Bugün, âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dinî liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dinî, ahlaki ve vicdani görevidir&#8230;”</p>
<p>Rabbimiz, beyanatının arkasında duran ve olup bitenleri kaygıyla izlemekle yetinmeyerek “Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi”nin kurulmasına önayak olan muhterem başkanın çabalarını bereketlendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Çağrısı</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle kaynak birliğini sağlamamız gerekir.”</p></blockquote>
<p>11 Temmuz 2008 tarihinde Yüce Diriliş Partisi adına Genel Başkan A. Sezai Karakoç tarafından yayınlanan deklarasyonda çözüm yolu için mazi bilincine ve aydın kadro ihtiyacına vurgu yapılmaktadır:</p>
<p>“Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. <u>İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar.</u> Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.</p>
<p>Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve dirilt! İnsanlık seni bekliyor.</p>
<p>Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.</p>
<p>Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.”</p>
<p>Üstadın “Çıkış Yolu” adıyla peşpeşe yayımladığı üç eser, ülkemizin, ümmetin ve insanlığın sorunlarına çözüm yolu arayan esaslı çalışmalardan biridir. Özellikle <u>aydınların aldanmaması</u> gerektiğinin altını çizen üstat, “Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.” demektedir.</p>
<p>Sorunlarımızı “geçmişi çok iyi bilip geleceğe çok köklü çok boyutlu bir genel idealle, her kişide her aydında bulunan bir idealle yarına adım atmakla” halledebileceğimizi söyleyen üstat, çeşitli problemler yaşayan “halkları kardeş bilip neden bu duruma düşüyorlar diye endişelenmemiz, bunu bir tek silah bile ateşlenmeden nasıl çözeriz diye düşünmemiz” gerektiğini ifade etmektedir. Müslüman halkların yaşadığı problemlerde etken “dış tesiri etkisiz hale getirmeden” sorunları çözemeyeceğimizi belirten üstat, kalıcı çözümün mümkün olduğunu, ancak yabancı projeleri çözüm diye sunarak halkları hayal kırıklığına uğratmamak gerektiği hususunda uyarmaktadır.</p>
<p>Rabbim bizleri çeşitli sebeplerle entelektüel zehirlenmeye maruz kalan, kendisi sapmakla kalmayıp sahte cennet vaatleriyle başkalarını da saptıran, dünyayı kaosa boğan aktif kötülerden olmaktan muhafaza buyursun. Rabbimiz, ülkelerin adaletle yönetildiği, nimetlerin gönül huzuruyla paylaşılarak insanların mutlu yaşadığı, Allah’ın sınırlarının gözetilerek insanların kalıcı barış yurduna titizlikle hazırlandığı vahye mutabık bir hayatın inşasında bizleri hizmetçi olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p>İlk sözümüz gibi son sözümüz de Kur’an olsun:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında, oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..” Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.” (Zümer, 39/73-74).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
