<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hristiyanlar Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/hristiyanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/hristiyanlar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 May 2020 08:02:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÇÖZÜM YOLLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[14:12]]></category>
		<category><![CDATA[39:73-74]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l Fadl Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[öldürücü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[va'd]]></category>
		<category><![CDATA[vaîd]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=155</guid>

					<description><![CDATA[“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12). İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12).</p></blockquote>
<p>İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak şartıyla hür irade sahibi insanın kendi tercihine kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim, insanın akıl ve irade sahibi özgür bir varlık olması hasebiyle, kendi eylemlerinden mesul olduğunu, dolayısıyla doğru yolu seçerek yanlış ve günahtan uzak durması gerektiğini, Allah&#8217;ın iyilik yapanları ödüllendireceğini (<em>va&#8217;d</em>), kötülük yapanları ise cezalandıracağını (<em>vaîd</em>) haber vermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölü Fikirleri Ayıklayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır.</p></blockquote>
<p>Allah’ın sınırlarına duyarlı, yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “ölü fikirleri ayıklamak” gibi çetin bir görevi üstlenen bu salih ve muslih iyiler, hurafelere ve şirke bulandırılmış ilahi mesajın dosdoğru şekilde anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi için insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makâsıdı gözeten yeni bir din dili üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ölü fikirleri ayıklama ameliyesi hayati önem arz etmektedir. Çünkü “ölü fikirler”, dışarıdan empoze edilen “öldürücü fikirlerden” çok daha tehlikelidir. Zira “ölü fikirler” bağışıklık sistemini çökerterek doğal savunma sistemini devre dışı bırakmaktadır. Oysa “öldürücü fikirlere” karşı bünyenin doğal bir direnci ve kendisini savunacak donanımları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Birliğini Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışmamız, körü körüne itaat yerine sorgulamamız, taklit yerine tahkiki esas almamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanlar olarak bugünümüzün rehin, geleceğimizin ise kayıp olacağını belirten Mustafa İslâmoğlu, çözüm yolu olarak da Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle <u>kaynak birliğini sağlamamız gerektiği</u>nin altını çizmektedir.</p>
<p>Her cemaatin kendi büyükleri tarafından kaleme alınan muteber saydıkları kitapları olduğunu, bu kitapları hayatın mihverine koyarak ve bunları savaştırarak varacak bir yerimiz olmadığını, bu eserlerin öğrettiği İslam anlayışı ile vahdeti sağlamamızın imkânı bulunmadığını altını kalın çizgilerle çizerek anlatan İslâmoğlu hoca, tek çıkış yolu olarak, içinde hiç bir kuşku barındırmayan yegâne kitap olan <u>Allah’ın Kitabı’na dönme</u>yi, başka yerde çare arayarak zaman kaybetmemeyi, yoksa tefrika illetinin bu ümmeti tüketeceğini ihtar etmektedir.</p>
<blockquote><p>“Barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa edemezsek bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür.”</p></blockquote>
<p>12 Ağustos 2015 tarihinde Erciyes dağındaki bir otelde Akabe Vakfı tarafından gerçekleştirilen ribat eğitim programında verdiği sohbetinde Müslümanların içine düştüğü zilletten kurtularak yeniden hayatın kurucu öznesi olabilmesi için izlenmesi gereken yol haritasını on iki madde halinde anlatan İslâmoğlu hocanın çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle şöylece özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Akıl ile Kur’an, hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.</li>
<li>Hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.</li>
<li>Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.</li>
<li>İlahi olan ile beşerî olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalıdır.</li>
<li>Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.</li>
<li>Mushaf’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.</li>
<li>Onun yerine Kur’an’ı Mushaf’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın, sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.</li>
<li>Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yerini Kur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.</li>
<li>Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.</li>
<li>Kur’an tarafından gayb ve şahadet ayakları üzerine oturtulan İslam bilgi sistemi, zanna dayalı sahte bir ayak eklenerek bozulmamalıdır.</li>
<li>‘İnsan devleti’ni hedefleyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.</li>
<li>Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olup Bitenleri Kaygıyla İzleyip Oturmak Yetmez</strong></p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, Ortadoğu’da sürüp giden çatışmaların İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaşması üzerine 18 Haziran 2014 tarihinde yayımladığı bir beyanname ile sağduyu çağrısı yapmıştır. Müslüman&#8217;ın canını ve kanını Müslüman&#8217;a helal gören bir cihat anlayışını kesin bir dille reddeden ve sekiz dilde dünya kamuoyunun dikkatine sunulan beyannamede vurgulanan hususlar, İslam dünyasının sorunlarına çözüm yolları da sunmaktadır:</p>
<p>“<u>Müslüman kimliği</u>, her türlü mezhebî, meşrebî, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımdan en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkânı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. Bunun aksine olan her tutum ve davranış, selam ve eman yurdu olan bu topraklarda fitne çıkarmak isteyen unsurlar olarak görülmelidir.</p>
<p>Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt olarak görüp bunun üzerinden güç mücadelesine girmek büyük bir fitne olarak görülmelidir. Herhangi bir Müslüman grup, fırka veya cemaatin, kendi dini anlayışını mutlak hakikat kabul ederek diğer anlayışları ötekileştirmesi, tekfir etmesi, tekfir ettiklerini de ölüme mahkûm etmesi asla kabul edilemez. Bu tür anlayışları meşrulaştıracak hiçbir yaklaşım, anlayış ve görüşün, İslam’dan destek bulması mümkün değildir. Hiç kimsenin bir başkasını İslam’dan çıkartma salahiyeti yoktur.</p>
<p>Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü’l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil, bütün İslam ümmetinin ortak, büyük değerleridir.</p>
<p>Bazı çevrelerin diğerlerine karşı cihat ilan etmesi de kabul edilemez. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın Müslümana canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmemiştir. <strong>Bugün Müslümanların topyekûn başvuracağı en büyük cihat, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır.</strong> Hiç kimse, zulme karşı cihat iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez.</p>
<blockquote><p>“Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.”</p></blockquote>
<p>Bugün, âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dinî liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dinî, ahlaki ve vicdani görevidir&#8230;”</p>
<p>Rabbimiz, beyanatının arkasında duran ve olup bitenleri kaygıyla izlemekle yetinmeyerek “Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi”nin kurulmasına önayak olan muhterem başkanın çabalarını bereketlendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Çağrısı</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle kaynak birliğini sağlamamız gerekir.”</p></blockquote>
<p>11 Temmuz 2008 tarihinde Yüce Diriliş Partisi adına Genel Başkan A. Sezai Karakoç tarafından yayınlanan deklarasyonda çözüm yolu için mazi bilincine ve aydın kadro ihtiyacına vurgu yapılmaktadır:</p>
<p>“Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. <u>İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar.</u> Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.</p>
<p>Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve dirilt! İnsanlık seni bekliyor.</p>
<p>Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.</p>
<p>Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.”</p>
<p>Üstadın “Çıkış Yolu” adıyla peşpeşe yayımladığı üç eser, ülkemizin, ümmetin ve insanlığın sorunlarına çözüm yolu arayan esaslı çalışmalardan biridir. Özellikle <u>aydınların aldanmaması</u> gerektiğinin altını çizen üstat, “Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.” demektedir.</p>
<p>Sorunlarımızı “geçmişi çok iyi bilip geleceğe çok köklü çok boyutlu bir genel idealle, her kişide her aydında bulunan bir idealle yarına adım atmakla” halledebileceğimizi söyleyen üstat, çeşitli problemler yaşayan “halkları kardeş bilip neden bu duruma düşüyorlar diye endişelenmemiz, bunu bir tek silah bile ateşlenmeden nasıl çözeriz diye düşünmemiz” gerektiğini ifade etmektedir. Müslüman halkların yaşadığı problemlerde etken “dış tesiri etkisiz hale getirmeden” sorunları çözemeyeceğimizi belirten üstat, kalıcı çözümün mümkün olduğunu, ancak yabancı projeleri çözüm diye sunarak halkları hayal kırıklığına uğratmamak gerektiği hususunda uyarmaktadır.</p>
<p>Rabbim bizleri çeşitli sebeplerle entelektüel zehirlenmeye maruz kalan, kendisi sapmakla kalmayıp sahte cennet vaatleriyle başkalarını da saptıran, dünyayı kaosa boğan aktif kötülerden olmaktan muhafaza buyursun. Rabbimiz, ülkelerin adaletle yönetildiği, nimetlerin gönül huzuruyla paylaşılarak insanların mutlu yaşadığı, Allah’ın sınırlarının gözetilerek insanların kalıcı barış yurduna titizlikle hazırlandığı vahye mutabık bir hayatın inşasında bizleri hizmetçi olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p>İlk sözümüz gibi son sözümüz de Kur’an olsun:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında, oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..” Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.” (Zümer, 39/73-74).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAYRAMI İNSANLIK AİLEMİZLE İDRAK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2015 19:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[20:59]]></category>
		<category><![CDATA[5:114]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayram namazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezrâm]]></category>
		<category><![CDATA[easter]]></category>
		<category><![CDATA[fısıh]]></category>
		<category><![CDATA[hamursuz]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Paçacı]]></category>
		<category><![CDATA[îd mubarek]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Er]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[passover]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şevval]]></category>
		<category><![CDATA[Şinasi Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[zilhicce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=118</guid>

					<description><![CDATA[Bayrama ilişkin kavramlar Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayrama ilişkin kavramlar</strong></p>
<p>Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret ederek, ibadet ederek, istirahat ederek, eğlenerek, özel merasimler düzenleyerek, birbirlerine çeşitli yollarla tebrik mesajları göndererek kutlarlar.</p>
<p>Müslüman toplumların dillerinde yerleşmiş olan ve Arapça’da ‘tekrar dönen sevinç günü, toplanma günü’ anlamlarına gelen <em>‘îd</em> (ç. <em>a’yâd</em>) kelimesi bayram, bu kökten türetilmiş olan <em>mu’âyede</em> kelimesi bayramlaşma, <em>‘îdiyye</em> kelimesi de bayramlık ve bayram hediyesi anlamında yaygın olarak kullanılmaktadır. Arapça’da ramazan ya da fıtır bayramına <em>‘îdu’l-fıtr</em>, kurban ya da hacılar bayramına <em>‘îdu’l-adhâ </em>denir. Sayıları iki milyara baliğ olan Müslümanların bu ortak dinî bayramlarını Türkiye’de şeker ya da et bayramına indirgeme girişimleri toplumda kabul görmemiştir.</p>
<p><strong>Dinî bayramlar</strong></p>
<blockquote><p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p></blockquote>
<p>Dinî açıdan ayrı bir öneme sahip olan ve bu sebeple o dinin müntesipleri tarafından şerefli ve uğurlu olduğuna inanılarak hususi bir takım ayinlerle kutlanan özel günler bulunmaktadır. Hemen tüm dinî geleneklerde görülen bu bayramlar; ya önemli bir olay ve dönemin anısına ya da ürün, hasat, sağlık gibi çeşitli nimetlere karşı bir şükran ifadesi olarak kutlanmaktadır. Bu bayramların tarihçesini, menşe, zaman ve önemini araştıran ve ‘heartoloji’ diye isimlendirilen bir bilim dalı da mevcuttur (Gündüz, 1998:61).</p>
<p>Yahudiler ‘pesah’ (fısıh, passover; hamursuz) adıyla her yıl nisan ayının 15. gününü, İsrailoğulları’nın Mısır topraklarından çıkışının anısına bir çeşit bahar festivali şeklinde kutlamaktadır. Keza Hıristiyanlar ‘easter’ dedikleri paskalya bayramını, ‘İsa Mesih’in dirilişi anısına her yıl nisan ayında kutlar.</p>
<p>Müslümanlar Kur’an’ın inmeye başladığı ve bu yüzden oruç ibadetiyle ihya ettikleri ramazan ayının bitişini üç günlük fıtır bayramı ile; hac ve kurban ibadetlerini ifa etmenin şükrünü de dört günlük kurban bayramı ile kutlamaktadır. Ramazan bayramı kamerî takvime göre 10. ay olan Şevval’in ilk üç gününde; kurban bayramı ise 12. ay olan Zilhicce’nin on, on bir, on iki ve on üçüncü günlerinde kutlanır.</p>
<p><strong>Millî bayramlar</strong></p>
<p>Hemen tüm ülkelerde her yıl bir veya bir kaç kez kutlanan; daha ziyade devletlerin kuruluş, kurtuluş, bağımsızlık ilanı ve ihtilal günlerini yâd etme gibi gerekçelerle düzenlenen millî bayramlar, resmî sevinç ve eğlence günleri olarak kutlanır. Yüzyıllar boyunca İran’da kutlanan nevruz ve mihrican, komşuları olan bir çok halk tarafından da millî bayram olarak kutlanagelmiştir. Modern dönemde çeşitlenerek yaygınlaşan millî bayramlar halkların yoğun teveccühüne mazhar olamamakta, devlet erkânı ve öğrenci, memur gibi görevlendirilmiş belli kesimler tarafından icra edilen ve resm-i geçitlerin yapıldığı ‘zoraki’ bayramlar görüntüsü vermektedir. Millî bayram günlerinde çoğunlukla toplu dans gösterilerine de rastlanmaktadır.</p>
<p><strong>Bayramlar: sevinç, coşku ve nimetin paylaşıldığı günler</strong></p>
<blockquote><p>Malayca konuşan 300 milyon müslüman “selamat îdu’l-fitri” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn” diyerek karşılık verirler.</p></blockquote>
<p>Toplumun topyekun iştirak ettiği dinî bayram günlerinde önce bayram namazı kılınır, bayram vaaz ve hutbesi dinlenir, tehlil ve tekbirler getirilir, topluca dualar edilir. Ramazan bayramında bir gün öncesinden fıtır sadakası verilir, kurban bayramında bayram namazının ardından kurban kesilerek etinden yakınlara, komşulara ve muhtaçlara da pay dağıtılır.</p>
<p>Bayram günleri boyunca yakın ve uzak akrabalar, komşular, dost ve arkadaşlar birbirini ziyaret eder, muhabbet tazeler, ikramlar sunulur, çocuklara, yetim ve yoksullara hediyeler verilir, vefat etmiş yakınlar hatırlanır, mezarlıklar ziyaret edilir, küsler barıştırılır. Bazı yörelerde uygun alan ve meydanlarda yarışma vb. etkinlikler de düzenlenir. Siyasiler ve kanaat önderleri tebrik mesajları yayınlar, yediden yetmişe tüm insanlar çeşitli iletişim araçları kullanarak ya da yüz yüze karşılıklı iyi dilek mesajlarını sunarlar.</p>
<p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p>
<p><strong>Kur’an’da bayram kelimesi</strong></p>
<blockquote><p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p></blockquote>
<p>Bayram kelimesi Kur’an-ı Kerim’de iki yerde sarahaten, ilkinde <em>‘îd</em>, ikincisinde <em>zîynet</em> kelimeleriyle söz konusu edilmektedir:</p>
<p>“Meryem oğlu İsa şöyle dua etmişti: “Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve Sen’den bir nişane/delil olsun. Bize bu rızkı lûtfet, zira rızık verici sadece Sen’sin.” (Mâide 5/114).</p>
<p>“&#8230; Musa bu durumu, insanlara hakkı ve tevhidi anlatmak için bir fırsat bildi ve Firavun’un meydan okumasına cevaben ‘peki’ dedi. ‘Herkesin toplandığı bayram gününde bu düelloyu yapalım.’ Bunun üzerine Firavun, ülkedeki en mahir sihirbazları toplayıp onlara çeşitli vaatlerde bulundu ve onları bayram gününde halkın huzurunda Musa’nın karşısına çıkardı&#8230;” (Tâhâ 20/59).</p>
<p><strong>Bayram yeri namazgâh</strong></p>
<p>Dinî ve sosyal olmak üzere iki boyutta icra edilen ramazan ve kurban bayramı kutlamaları; Asr-ı Saâdet’te musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda, kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı. Allah Rasulü’nün (s), bayramların kalabalıkla ve büyük bir coşku içinde kutlanmasını arzu ettiği, Mescid-i Nebevî’nin toprak zemininde bir grup Habeş’in mızrak ve kalkan kullanarak sergilediği folklorik gösteriye izin verdiği, gösteriyi Hz. Âişe validemiz ile birlikte seyrettiği, bazı sahabilerin gösteriyi durdurma girişimine de “Her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımız.” diyerek mâni olduğu hadis kitaplarında rivayet edilmektedir.</p>
<p>Rasulullah’ın (s) ramazan bayramlarında musallâya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Bağdat’ta hicri 380 (m.990) yılında yapılan bir bayram kutlamasında uzunluğu yaklaşık 150 metreye varan sofralarda tatlıların sunulduğu rivayet edilmiştir (Bozkurt, 1992:262).</p>
<p>Asr-ı Saâdet’ten bu yana bayram namazları bir çok müslüman toplumda geniş alanlarda büyük cemaatler halinde kılınmıştır. Türkiye’de camiler tercih edilmekle birlikte Kafkasya, Rusya ve Balkanlar gibi bir çok bölgede yüzbinlerce insanın büyük meydanlarda, geniş bulvarlarda, stadyumlarda bayram namazlarını olağanüstü bir coşkuyla kıldıklarına şahit olmaktayız.</p>
<p><strong>Bayram tebriği</strong></p>
<p>İlk dönem Müslümanların, “<em>Teqabbelallâhu minnâ we minkum</em>; Allah bizden de sizden de (oruçlarımızı ve diğer ibadetlerimizi) kabul buyursun” gibi dua cümleleriyle tebrikleştikleri aktarılmaktadır. Arap ve Batı ülkeleri başta olmak üzere iki milyara yakın müslüman “îd mubarek” ya da “ramadan mubarek, eid mobarak” diyerek birbirinin bayramını kutlar. Türkçe konuşan 150 milyon müslüman “Ramazan bayramınız mübarek olsun” diyerek tebrikleşir. Uzakdoğu’da Malayca konuşan 300 milyon müslüman “<em>selamat îdu’l-fitri</em>” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “<em>mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn</em>” (tekrarını görenlerden ve başaranlardan/kurtulanlardan olasın) diyerek karşılık verirler. Boşnakça’da “bayram-ı şerif mübarek olsun” tebriği “Allah razi ola” şeklinde karşılık bulur. Ümmet-i Muhammed’in Kürt evlatları “cejna ramazane pîroz u mubarek be”, Çerkes evlatları ise “Tham fi nec-nemazxer qabıl yeş&#8217;” diyerek birbirinin ramazan/fıtır bayramını tebrik eder&#8230;</p>
<p><strong>Bayram namazları</strong></p>
<p>Güneşin doğması ve bir miktar yükselip kerahet vaktinin çıkmasından sonra cemaatle kılınan bayram namazı zeval vaktinin girmesine kadar eda edilebilir. Mazeretleri sebebiyle ilk gün bayram namazını kılamayanlar ramazan bayramında ikinci gün, kurban bayramında ikinci ve üçüncü gün de kılabilirler.</p>
<p>Cuma namazı kılması farz olan kişilerin bayram namazı kılmaları Hanbelîlere göre farz-ı kifâye, Hanefîlere göre vâcip, Mâlikîlere göre de sünnet-i müekkededir. Şâfiîlere göre ise üzerine beş vakit namaz farz olan her kadın ve erkeğin bayram namazı kılması sünnettir. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bayram namazının cemaatle kılınması şart, Şâfiîlere göre ise sünnettir. Bu görüş ayrılığı Kevser Sûresi’nin ikinci âyetinin delâleti ve konuyla ilgili hadislerin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Ezan okunmadan ve kâmet getirilmeden kılınan bayram namazı cuma namazı gibi iki rek‘attır. Fakat diğer namazlardan daha fazla tekbirleri vardır. Bu tekbirlerin yeri ve sayısı mezheplere göre değişmektedir (Bayraktar, 1992:260).</p>
<p>Normal zamanlarda bayram namazları camide veya musallâda cemaat halinde kılınır, tek başına kılınmaz. Camiye ya da musallâya gitmenin mümkün olmadığı olağanüstü zamanlarda, zaruret sebebiyle evde cemaat halinde ya da tek başına kılınabileceğini belirten âlimler olmuştur. Diğer namazlardan farklı olarak, birinci rekâtta ‘sübhâneke’ duasından sonra ve Fâtiha’dan önce üç, keza ikinci rekâtta rükudan önce üç olmak üzere fazladan altı tekbir (zevâid tekbirleri) alınarak kılınır. Namazın ardından hatip bayram hutbesini okur. Dua ve tekbirlerle bayram namazı sona erer.</p>
<p><strong>Bayramı insanlık ailemizle idrak edebilmek</strong></p>
<p>Rabbimiz bizleri, hak yolunda yürüyen, kendisine, ailesine, yakın ve uzak sosyal çevresine karşı sorumluluklarını yerine getiren, Allah’ın arı duru mesajıyla buluşmayı bekleyen kardeşlerine tebliğ ve temsil görevini ifa eden salih ve muhsin kulları arasına girmeye muvaffak eylesin.</p>
<p>Savaşların, işgallerin, sürgün ve ilticaların geride bırakıldığı, kardeşçe, medeni bir sosyal hayatı vahyin yol göstericiliğinde birlikte inşa edeceğimiz, insanlık ailesi olarak gerçek bayram günlerini birlikte idrak edeceğimiz erdemli bir döneme en yakın zamanda erişmek duasıyla, ömrünüzün ramazan, ahiretinizin bayram almasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.</p>
<p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an,<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bayraktar, İbrahim ve Nebi Bozkurt; “Bayram” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1992, 5/259-263.</li>
<li>Er, İzzet; “Bayram” maddesi, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, c.1, s.161-162.</li>
<li>Gündüz, Şinasi; “Bayram” maddesi, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1998, s.61.</li>
<li>Paçacı, İbrahim; “Bayram” maddesi, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, Ankara 2010, s.59.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
