<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fransa Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/fransa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/fransa/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Aug 2018 07:36:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ÇOCUK KARNEMİZİN KIRIK NOTLARINI DÜZELTEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Aug 2018 07:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET EMİN DAĞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ANNE ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL BİLDİRGESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL KALKINMA HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRMİNGHAM]]></category>
		<category><![CDATA[BM İSTİKRAR MİSYONU (MINUSCA)]]></category>
		<category><![CDATA[CALAİS MÜLTECİ KAMPI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ASKERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İŞÇİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İSTİSMARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK MÜLTECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYANIN ÇOCUK KARNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİPLER]]></category>
		<category><![CDATA[KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[MANCHESTER]]></category>
		<category><![CDATA[MİLENYUM HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUTLAK YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[SAHRAALTI AFRİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ÜMMÜHAN ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜLFİYE ZEYNEP BAKIR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan 2018 Dünyanın Çocuk Karnesi raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum. Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek Çağımızda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong> raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek </strong></p>
<p>Çağımızda yaşanan bütün <strong>krizler</strong>, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk, en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir (s.1). Çocuğun fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak korunması için yasal önlemlerin yanı sıra <strong>toplumun bilinçlendirilmesi</strong>, desteklenmesi ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. <strong>Çocuğun korunması</strong>, onun “bir insan” olarak sevgi ve şefkate layık olması yanında, toplumun bir parçası olması ilkesine dayanır. Çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanması, modern toplumların en temel vazifelerinden biridir (2).</p>
<p>BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir (3). Ama buna rağmen çocuklar, sebeplerinden habersiz oldukları savaşlarda yoğun şekilde mağdur edilmektedir. Mesela, 2004-2009 yılları arasında ABD tarafından Pakistan’a yapılan drone saldırılarında 129 çocuk hayatını kaybetmiştir (6).</p>
<p>Bugün korunmaya muhtaç 50 milyondan fazla çocuk yerlerinden edilmiş vaziyettedir. Bu çocukların 28 milyonu savaşlar ve aşırı yoksulluk sebebiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır (8). Suriye’deki savaşla birlikte mülteci krizinin patlak vermesinden bu yana Yunanistan sınırından 480.000 çocuk geçmiştir. Bu çocuklardan 5.174’üne refakat eden hiç kimse bulunmamaktadır (9).</p>
<p>Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır. Savaşların çocuklar açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaş mağduru olarak çocukların yaşadığı yıkım, yetim kalma ve istismara uğrama durumudur. İkincisi ise savaşlarda çocuk asker olarak kullanılmaları dolayısıyla yaşadıkları mağduriyetlerdir (12).</p>
<p><strong>Çocuk asker olgusu</strong>, yıkıcı savaş şartlarının en acı sonuçlarından biridir. Çocukların hedeflerine yöneltemedikleri içsel kızgınlıkları, terörist gruplarca istismar edilmekte ve onların casus, gözcü, cinsel köle, canlı kalkan vb. şekillerde kullanılmalarını kolaylaştırmaktadır. Hâlihazırda en fazla çocuk asker Afrika ve Asya kıtalarında bulunmaktadır. Çocuklar Latin Amerika ve Ortadoğu’da da savaşçı olarak kullanılmaktadır (10).</p>
<p>Dünyamızda 153 milyonu kayıtlı olmak üzere <strong>400 milyon civarında yetim çocuk</strong> bulunmaktadır. 2015 yılında UNICEF’ten edinilen istatistiki verilere göre, %95’i beş yaşından büyük olan yetim çocukların 15,1 milyonu ebeveynlerinden ikisini de kaybetmiştir. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu, kronik yoksulluk, savaş ve işgal gibi sebeplerle milyonlarca çocuğun yetim kaldığı yerlerin başında gelmektedir. Asya’da 61 milyon, Afrika’da 52 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 10 milyon, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 7,3 milyon yetim çocuk bulunmaktadır. (13).</p>
<p><strong>İnsanlığın Geleceği Olan Çocuklarımızı Cinsel ve Ekonomik İstismardan Koruyabilmek</strong></p>
<p>BM’nin 2014’te yayımladığı <strong>çocuklara yönelik istismar</strong> raporunda, her 10 kız çocuğundan birinin cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000’i bulduğu belirtilmektedir (16).</p>
<p>Dünyanın pek çok çatışma bölgesinde sivillerin güvenliğini sağlamakla görevli BM İstikrar Misyonu (MINUSCA) askerleri, 2015-2016 yıllarında 171 cinsel istismar olayına karışmakla suçlanmıştır. Çocuk istismarının Avrupa’daki oranı küresel düzleme nispetle hayli yüksektir. Araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60’ının Avrupa’da bulunduğunu göstermektedir. 2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse <strong>8,2 milyon görüntü ve video</strong>nun web sitelerinde dolaştığı bilinmektedir. (18).</p>
<p>Türkiye’de çocuk istismarının birinci sırada aile içinde gerçekleştiği, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, çocuk bakım evlerinin, tutuklu ve hükümlü çocukların tutuldukları kurumların ve çalıştıkları iş yerlerinin izlediği tespit edilmiştir. Türkiye’de cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 13,7’dir. Kötüye kullanılan çocukların %71,6’sını 14-17 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. (s.21-22).</p>
<p>Doğu’dan Batı’ya dünyadaki bütün ülkeleri alarma geçiren çocuk yoksulluğunun etkileri ne yazık ki kalıcıdır. Dünyadaki <strong>yoksulların yarısını çocuklar</strong> oluşturmaktadır. Bugün dünya üzerinde 569 milyon çocuk günlük 1 avroyla geçinmek zorundadır. Çocuğun gelişimiyle doğrudan ilgili olan iyi beslenme, iyi bir hayata sahip olma, güzel bir dünyada yaşama, iyi giyinme, uygun şartlarda barınma, eğitim gibi haklar, yoksulluk nedeniyle sağlanamamakta, Sahraaltı Afrika’da 247 milyon çocuk aşırı yoksulluk altında hayatını sürdürmektedir. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkelerinde de çocuk yoksulluğu endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Avrupa’da 26 milyon çocuk, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Mesela İngiltere’de çocuk yoksulluğu, en çok Londra, Manchester ve Birmingham’da görülmektedir. 1,7 milyon çocuğun yoksulluk altında yaşadığı İngiltere’de yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, bunların yalnızca 700.000’i ücretsiz yemekhane hizmetinden faydalanabilmektedir.</p>
<p>Çocuk yoksulluğu sorunu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi hayatın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir. (25).</p>
<p>Açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölümler haricinde, yoksulluğun çocuklar üzerindeki örseleyici bir başka boyutu da çocuğun maddi gelir kaynağı olarak görülmesi mevzuudur. Bugün dünya genelinde <strong>200 milyon</strong>dan fazla <strong>çocuk işçi</strong> bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür. (26).</p>
<p><strong>Çocukların Haklarının Çiğnenmesine Mâni Olabilmek </strong></p>
<p>Bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden olan “çocukların durumu” meselesi, dünya genelinde ne yazık ki sıkıntılı bir görünüm arz etmektedir. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve şekillenmesinde mihenk taşı olan çocuk, modern olarak adlandırılan 21. yüzyılda hâlâ şiddet, cinsel istismar, kötü muamele vb. yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları herkesin malumu olan çocuklar, değişen ve dönüşen dünyayla birlikte taktikleri ve usulleri farklılaşan savaş ortamlarına ve fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini zedeleyici sahnelere şahitlik etmektedir. Söz konusu bu mecburi ve utanç verici şahitlik, onların bedenî ve ruhi gelişimlerinde ciddi hasarlara neden olmakta; bu hasar, içerisinde bulundukları toplumun geleceğine ilişkin dinamikleri de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>İnsan, özel anlamda çocuklarla alakalı olarak sebebiyet verdiği bu yıkıma, yine kendi eliyle <strong>çözüm</strong> bulmak zorundadır. Çünkü modern toplum ve modern toplumun düzenleyici erkleri, çocuğun fizikî, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanmasında en temel sorumlularındandır. Söz konusu bu sorumluluğun bilincinde olan kişi ve yapılar, <strong>çocukların ihlal edilen haklarına ilişkin</strong> türlü yollarla çözüm arayışına girmiştir. Bu arayışın bir sonucu da bütün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla BM tarafından yayımlanan, 191 ülkenin taraf olduğu “Binyıl Bildirgesi”dir. “Binyıl Kalkınma Hedefleri” olarak isimlendirilen bu hedefler; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ortak bir değerlendirmenin ve anlayışın gelişmesi için konulan amaçları içermektedir.</p>
<p>Mutlak yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, dünyadaki her bireyin ilkokul eğitimini tamamlaması, toplumsal hayatta cinsiyet eşitliğinin öne çıkarılması, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve gebelik esnasında anne ölüm oranlarının azaltılması ile dünya toplumlarını tehdit eden salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, yardımların artırılarak borç yükünün azaltılması gibi maddelerden oluşan bu <strong>milenyum hedefleri</strong>nin 1990 yılından başlayarak 2015 yılına kadar, 25 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.</p>
<p>İnsanlığın içerisinde bulunduğu türlü yıkımların giderilmesi maksadıyla konulmuş olan milenyum hedeflerine rağmen bugün ne yazık ki <strong>1,2 milyar insan </strong>hâlâ yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan <strong>savaşlar</strong> yüzünden insanlar vatanlarından, evlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Savaş sebebiyle pek çok kadın ve çocuk hayatını kaybetmiş, sağ kurtulmayı başaran kadın ve çocuklar da istismarın her türlüsüne maruz kalmaya devam etmiştir. (30).</p>
<p>Bugün dünyada 153 milyon<strong> yetim</strong> olduğu bilinmektedir. Afganistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki yetim rakamlarının istatistiklere yansımadığı hesaba katıldığında bu rakamın <strong>400 milyon</strong>a yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar, muhtelif tehditlerle karşı karşıya olan bu çocukların eğitim gibi pek çok temel haktan mahrum olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Hazırlanan bu rapor kapsamında bahsedilen tüm sorunlar ile özel anlamda çocuk hak ihlalleri sorununu toplumların iktisadi kalkınmalarını sağlamadan, kişi başına düşen millî geliri arttırmadan, sosyal devlet anlayışını uluslararası arenada hâkim kılmadan; toplumların, özellikle kadınların ve çocukların eğitim seviyelerini yükseltmeden, insanları çocuk istismarı hususunda bilgilendirip bilinçlendirmeden <strong>çözmek</strong> mümkün değildir.</p>
<p>Tabiatı gereği temiz, savunmasız ve aciz olan çocukların maruz kaldıkları söz konusu ihlallerin sadece hukuki önlemler ve polisiye tedbirlerle çözümlenemeyeceği açıktır. Bu minvalde değerlendirildiğinde, toplumsal eğitim, <strong>ahlaki prensiplerin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>aile değerlerinin korunması</strong>ndan savaş, açlık ve yoksulluğun önlenmesine kadar geniş yelpazede önlemler alınması zorunlu görünmektedir.</p>
<p>Mesela yetim çocukları bekleyen <strong>tehditler</strong>; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi yetimler için tehlike arz eden suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir. Bilhassa siyasi krizlerin sebep olduğu yetimlik durumu, devletler başta olmak üzere BM gibi kuruluşlar bu anlamda gerekli adımları atmadıkça son bulmayacaktır. (31).</p>
<p>Yetimlerin topluma kazandırılması hususunda bu çocuklar, akrabaları tarafından desteklenmedikçe, toplumsal hayata adapte olma süreçleri ya gereğinden çok uzayacak ya da asla gerçekleşmeyecektir. Hâlihazırda suç şebekelerinin eline düşen yahut ucuz iş gücü olarak kullanılan çocukların fiziksel ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesine yönelik rehabilitasyon faaliyetleri hız kazanmadan çocukların içinde bulundukları fiziki ve ruhi yıkımın giderilmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Savaşlar nedeniyle vatanlarından olan ve hayatta kalabilmek için kendilerine yeni bir yurt arayan insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden bindikleri botlarda boğularak hayatlarını yitirmelerine kapsamlı bir çözüm bulunmadan Avrupa’daki çocukların istismarına da çözüm bulunamayacaktır. Yahut Fransa’nın mülteciler için kurduğu, ancak insan haysiyetine uymayan fiziksel şartları içerisinde barındıran ve 2016’da boşaltılan Calais Mülteci Kampı’nda cinsel istismara maruz kalan çocukların kurtuluşu sağlanamayacaktır. Diğer yandan, İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria ve Gazze’de, işgalci askerler tarafından istismara ve şiddete maruz kalan Filistinli çocukların sorunu <strong>işgal bitmeden</strong> sona ermeyecektir.</p>
<p>Bu bağlamda “Dünyanın Çocuk Karnesi”nin <strong>kırık notlarla dolu</strong> olduğu görülmektedir. Ayrıca milenyum hedeflerinin de çocuklarla ilgili ilerlemeleri sağladığı kuşkuludur. Söz konusu sorunlara, toplumların yalnızca kendilerini ilgilendiren iç meseleler şeklinde yaklaşılması, problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır; oysa ki çocuğun maruz kaldığı istismara, şiddete ve savaş alanlarında asker olarak kullanılmasına evrensel bir perspektifle yaklaşılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan savaşlar esnasında, abluka altına alınan bölgelere insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen devletlerin uyguladığı ekonomik boyutlu yaptırımlar bir <strong>savaş suçu</strong> olarak kabul edilmeli; yaptırımları uygulayan taraflar uluslararası arenada cezalandırılmalıdır. Savaş mağduru çocukların barındığı mülteci kamplarında, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için tüm önlemler alınmalı, yalnız başına kalan çocuğun herhangi bir istismara maruz kalmaması için <strong>özel dikkat</strong> gösterilmelidir. Savaşlardan etkilenen çocukların psikolojik olarak iyileşebilmeleri için <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmalarına daha çok kaynak ve zaman ayırılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuk işçi</strong> sorununun çözümü ise bu sorunun yaşandığı ülkelerdeki ekonomik refahı sağlamaktan geçtiği için konu, makro ekonomik kalkınma önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Aileleri tarafından ekonomik geçim kaygısıyla çalıştırılan çocukların kullanılmasını ve sömürülmesini önlemek üzere kamunun sosyal yardım politikaları geliştirilerek yoksul hanelere gelir desteği sağlanmalıdır.</p>
<p>Kısacası; <strong>çocuğun</strong> fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak <strong>korunması</strong> için yasal önlemlerin yanı sıra toplumların <strong>bilinçlendirilmesi</strong> ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. (32).</p>
<p><strong>Milenyum Hedeflerinin Çocuklara İlişkin Maddelerini Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>Dünya genelinde insani durumun iyileştirilmesi için 25 yıllık zaman diliminde gerçekleştirilmesi amaçlanan hedefler ve gelinen noktayı çocuklar bağlamında şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ancak 1,2 milyar insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.</li>
<li>2000’li yılların başlarında kayda değer bir ilerleme sağlanmış olsa da okulu bırakan çocuk sayısını azaltma konusundaki ilerlemeler belirgin bir şekilde yavaşladı.</li>
<li>Önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen dünya hâlâ <strong>çocuk ölüm oranının azaltılması</strong> konusunda “Binyıl Kalkınma Hedefinde” geride kaldı.</li>
<li><strong>Anne ölüm oranını azaltmak</strong> için çok daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.</li>
<li>Yoksulluk ve eğitimsizlik ergenlik çağında doğum oranının yüksek olmasına neden oluyor.</li>
<li>Çocuk istismarını önlemek için resmî kalkınma yardımları en yüksek seviyeye ulaştı ve 205-2016 yıllarındaki gerilemeyi tersine çevirdi. (s.30).</li>
</ol>
<p>Kamu ve gönüllü sektör yöneticileriyle aydınlar başta olmak üzere toplumda etkisi olan herkesin İNSAMER’in yayımlamış Dünyanın Çocuk Karnesi raporuna hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı şahsiyetler olarak yetişebilmesi için elbirliğiyle çözüme odaklanabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Zülfiye Zeynep BAKIR; <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong>, Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Ahmet Emin Dağ, Editör: Ümmühan Özkan, İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Yayını, İnsan Hakları Araştırmaları No: 63, Mayıs 2018, 34 s.</p>
<p>https://www.ihh.org.tr/public/publish/0/121/ihh-2018-dunyanin-cocuk-karnesi.pdf, 31.05.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRUPA’DA SURİYELİ ÇOCUKLARIN MARUZ KALDIĞI  İHLALLERE MÂNİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 17:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA’DA IRKÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN TÜRKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[M. HAMZA ALKAN]]></category>
		<category><![CDATA[MERVE İREM AYAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA EDİZ ALTINDİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN GÜVEN]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI HAK İHLALLERİ İZLEME MERKEZİ (UHİM)]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[YUNUS BAĞIRMAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=735</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle son iki yüz yılda irtikâp ettikleri insanlık suçları için açık bir özür dileme erdemini gösteremeyen Avrupa ülkeleri, Suriyeli mültecilere gözlerimizin önünde reva gördükleri insanlık dışı muamelelere rağmen hâlâ kendilerini insan hakları ve demokrasi söyleminin yegâne sahibi olarak görebilmektedir! Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) konuya ilişkin üç ayrı raporu, medeni Avrupa ülkelerinde Suriyeli mültecilere [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle son iki yüz yılda irtikâp ettikleri insanlık suçları için açık bir özür dileme erdemini gösteremeyen Avrupa ülkeleri, Suriyeli mültecilere gözlerimizin önünde reva gördükleri insanlık dışı muamelelere rağmen hâlâ kendilerini insan hakları ve demokrasi söyleminin yegâne sahibi olarak görebilmektedir! Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) konuya ilişkin üç ayrı raporu, medeni Avrupa ülkelerinde Suriyeli mültecilere reva görülen ayrımcı ve aşağılayıcı muameleleri belgeleriyle ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sadece İslam âleminde değil tüm dünyada mazlumların hamisi olarak görülmeye başlayan ülkemizin Dışişleri Bakanlığı bürokratları başta olmak üzere dönem başkanlığını yürüttüğümüz D8 Teşkilatı ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üye ülkelerinin dışişleri yetkilileri bu gibi raporları gündemine alarak çifte standardı içselleştirmiş olan Batı’nın yüzüne ağır hak ihlallerini her platformda çarpabilmelidir.</p>
<p>Farklı ihlallere ilişkin yirmi kadar rapor yanında daha önce Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı (Mayıs 2016) ve Kayıp Nesil Soruşturması: Suriyeli Mülteciler (Ekim 2016) başlıklı iki rapor yayımlayan UHİM’in, Temmuz 2018’de yayımlamış olduğu “AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri” başlıklı yeni raporu özetle paylaşarak konu hakkında farkındalık oluşturmaya katkı yapmayı vecibe addediyorum.</p>
<p><strong>Çocuk Mültecilerin Maruz Kaldığı İhlalleri Rapor Edebilmek</strong></p>
<p>“Dünya genelinde, her yıl yaşanan savaşlar, çatışmalar, doğal afetler ve baskı rejimleri yüzünden milyonlarca insan yaşadıkları yerleri terk ederek, ulaşabildikleri ülkelere sığınmaya çalışmaktadır. 2008’de 42 milyon kişi olan bu sayı, 2018 yılına kadar katlanarak artmış ve 10 yıllık süreçte 70 milyona ulaşmıştır. Günümüzde 70 milyonluk bu nüfusun yalnızca 22,5 milyonluk kısmı mülteci statüsüne sahiptir. Bugün dünya genelinde ortalama <strong>her 113 kişiden birinin zorla yerinden edildiği</strong> görülmektedir! (s.5).</p>
<p>Dünyanın gördüğü en büyük insani krizlerden biri haline gelen mülteci meselesi, Avrupalı ülkelerce uzunca bir dönem görmezden gelinmiştir. Bu bağlamda Avrupa, sınırlarına dayanan yüz binlerce insana yönelik “<strong>geri püskürtme” (pushback) politikası</strong> uygulamış, çok sıkı fiziki ve hukuki önlemler almıştır. Bu önlemler Avrupa Birliği (AB) sınırlarını bir “kaleye” dönüştürürken, vatanlarını çeşitli sebeplerden dolayı terk etmek zorunda kalan binlerce insanı da insan kaçakçılarının avuçlarına terk etmiştir… (s.13).</p>
<p>2015 yılında Avrupa’ya botlarla ulaşmaya çalışan 1 milyonun üzerinde mülteciden <strong>3.771</strong> kişi boğularak can vermiştir. 2016 yılında bu rakam <strong>5.096</strong> olarak kayıtlara geçmiştir. Binlerce mültecinin trajik bir şekilde can verdiği bu tehlikeli yolculuğun sonunda sağ kalarak Avrupa ülkelerinin kapısına varmayı başaran mültecilerin dramı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Önce AB ülkeleriyle onlara komşu Sırbistan ve Makedonya gibi ülkelerin sınır kapılarında bekleyen güvenlik personelinin şiddetine, daha sonra da sınırda bekleyen insan kaçakçıların sömürüsüne maruz kalan mülteciler, bu coğrafyada yükselen “aşırı sağ” ideolojiye mensup gruplar tarafından fiziksel, sözlü ve psikolojik şiddete çok yaygın bir şekilde maruz kalmıştır. (s.14).</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün Avrupa Direktörü John Dalhuisen, AB’nin mültecilere yönelik stratejisinin çarpıklığına şu sözleriyle işaret etmiştir: “Avrupalı bakanlar, insanların hayatını kurtarmak ve onları korumak için hareket edecekleri yerde, utanmadan mültecilerin ve göçmenlerin İtalya’ya varmasını engellemek amacını taşıyan umutsuz bir teklif kapsamında Libya’yla pervasız anlaşmalara öncelik veriyorlar.” Dalhuisen, AB’nin başarısız politikalarının Akdeniz’deki göçmen ölümlerinin artışına neden olduğunu ve bu durumun binlerce insanı boğulma, tecavüz ve işkenceyle karşı karşıya getirdiğini de belirtmiştir.</p>
<p>Portekiz hükümetinin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Bruno Maçaes’e göre; “Avrupa, mülteci krizini ahlaki açıdan ölümcül bir ‘Açlık Oyunları’na dönüştürmüştür.” Avrupa Mülteciler ve Göçmenler Konseyi Genel Sekreteri Catherine Woollard ise AB’nin ‘yalnız çocuklar’a yönelik muamelesinin ‘mülteci krizinin en utanç verici yönlerinden biri’ olduğunu söylemiştir. Son olarak, AB Sayıştay Mahkemesi tarafından hazırlanan raporda ise; “Refakatsiz küçüklerin uzun süre boyunca, sıcak noktalarda, öncelikli olmalarını gerektiren yasaya rağmen, uygunsuz şartlarda tutulduklarını” ortaya koymuştur. (s.15).</p>
<p>UNICEF’in 2016 yılının ortalarında açıkladığı rapora göre dünyadaki <strong>mültecilerin yarısından fazlası çocuklar</strong>dan oluşmaktadır. Mülteci çocukların statüleri üç başlıkta sıralanabilir: Aileleriyle seyahat edenler, refakatçisi olmayanlar, ailelerinden ayrı kalmış olanlar. Yaptıkları tehlikeli yolculuk sonunda aileleriyle ya da yalnız bir şekilde Avrupa’ya ulaşan mülteci çocuklar, yaşadıkları olumsuzlukların geride kaldığını düşünürken terör ve şiddetin farklı varyasyonlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu problemlere cinsel istismar gibi yıkıcı faktörler de eklenmektedir. (s.16).</p>
<p>Sadece 2016 yılında <strong>63.000’den fazla çocuk</strong>, yanında herhangi bir yakını olmadan Avrupa’ya ulaşmıştır. Aynı sene içinde AB ülkelerine sığınma talebinde bulunan toplam nüfusun %25’ini de çocuklar oluşturmuştur. Bu çocukların çoğu 14 yaşından küçüktür. Bir diğer araştırma ise, 2016 senesinde Avrupa’ya gelen 100.000’i aşkın mülteci ve göçmen çocuğun yaklaşık 33.800’ünün ailesinden ayrı olduğunu göstermektedir. Bu çocukların büyük bir çoğunluğu Avrupa’ya iki ana geçit üzerinden ulaşmaktadır; İtalya ve Yunanistan.” (s.17).</p>
<p><strong>Mülteci Çocukları Avrupa’nın Nefret ve Şiddetinden Koruyabilmek </strong></p>
<p>“Avrupa’da mültecilere yönelik ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici politikalar ile nefret ve şiddet ortamından en çok etkilenen kesimi çocuklar oluşturmaktadır. Uluslararası hukukta can güvenliklerinden yaşama ve eğitim haklarına kadar pek çok hakları saklı tutulan, AB ülkelerine sığınma başvurusu yaptıktan sonra kayıplara karışan mülteci çocuk sayısı resmî rakamlara göre <strong>96.465</strong>’tir! (s.17).</p>
<p>Çocuk hakları gündemiyle toplanan <strong>10. Avrupa Forumu</strong>’nun açıkladığı verilere göre mülteci çocukların genel itibariyle karşılaştıkları sıkıntılar kısaca şu başlıklar altında özetlenmektedir:</p>
<ol>
<li>Çocuk haklarına riayet edilmemesinden kaynaklanan <strong>aşağılayıcı muamele</strong>.</li>
<li>AB ülkelerine yasadışı yollarla girmek zorunda kalan çocukların yolculuklarını finanse etmek için <strong>cinsel ilişkiye zorlanması</strong>.</li>
<li>Çocukların ebeveynlerinin gözaltına alınması, tutuklanması, sınır kapılarının kapanması ya da insan kaçakçılarının kasti eylemleri sonucu <strong>ailelerinden ayrı kalmaları</strong>.</li>
<li>Kayıt sistemindeki boşluklar ve çocuklara yönelik <strong>koruma tedbirlerindeki eksiklikler</strong>.</li>
<li>Çocukların kalabalık ve yetersiz kamp şartlarında, yaşıtları olmayan <strong>yetişkinlerle kalmaları</strong>.</li>
<li>Çocukların aileleriyle yeniden bir araya gelmesine mâni olan <strong>prosedürler</strong>.</li>
<li>Çocukların eğitim imkânlarından, fiziksel ve ruhsal sağlık hizmetlerinden mahrum kalmaları ve beraberinde hiçbir yakını olmayanların yaşadıkları travmatik sorunlar.</li>
<li>Çocuklar yolculuk esnasında ve ev sahibi ülkelerde tutuldukları merkezlerde cinsel şiddet ve istismar ile beraber insan kaçakçılarının tehdidi altında yaşamaktadır.” (s.18).</li>
</ol>
<p><strong>Mülteci Çocukları Avrupa’daki Çetelerin Materyali Olmaktan Kurtarabilmek</strong></p>
<p>“Mülteci çocukların maruz kaldığı bu problemler içerisinde en çok hasara sebebiyet veren insan kaçakçılığıdır. Zira bu mesele diğer birçok sıkıntıya da sebebiyet vermektedir. <strong>Çocuk mültecilerin kaçırılması</strong>, AB ülkelerinde yaygınlık kazanmış bir suçtur. Söz konusu bu illegal fiil, çocukların fiziksel ve psikolojik olarak istismar edilmelerine yol açmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) ve Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) yaptığı açıklamada, Akdeniz üzerinden AB ülkelerine ulaşmaya çalışan mülteci <strong>çocukların %75’inden fazlasının</strong> fiziksel ve cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmiştir!</p>
<p>Ne yazık ki Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik tehditler bunlarla da sınırlı değildir. Mültecilerin konakladığı kamplardaki güvenlik şartlarının yetersiz oluşu, bahse konu çocukların <strong>suç çetelerinin eline düşme</strong>lerini kolaylaştırmaktadır. Bu çocukların sömürüldüğü, dilendirildiği, uyuşturucu madde satışında kullanıldığı, hırsızlığa teşvik edildiği, çocuk işçi olmaya zorlandığı bilinmektedir. (s.19).</p>
<p>UNICEF’in İtalya temsilcisi olan Paolo Rozera, mülteci çocukların sömürüldüğünü, bunların en yaygın olan biçimini ise cinsel sömürünün oluşturduğunu, Sicilya’nın kırsal alanlarında yer alan tarlalarda mülteci çocukların emek sömürüsüne de uğradığını ifade etmiştir. (s.23).</p>
<p>Avrupa’nın mülteci krizi karşısındaki acizliğinin sembolü haline gelen <strong>Calais kampına</strong> ev sahipliği yapan Fransa’da da durum Avrupa’nın genelinden farklı değildir. Geçtiğimiz yıllarda 100.000 sığınma talebi alan Fransa, tarihinin en sert mülteci politikalarını uygulamaktadır. Araştırmalar, Fransa’da mülteci kamplarında kalan çocukların Fransız polisi ve yardım kuruluşu gönüllüleri tarafından da cinsel istismara uğradığını açıkça göstermektedir! (s.25).</p>
<p>Almanya’daki Suriyeli göçmenlerin yaklaşık %33’ünü çocuklar oluşturmaktadır. UNICEF’in 2017 yılında yayınlandığı bir rapora göre; Almanya’ya sığınma talebinde bulunmuş 350.000’den fazla çocuk güvenli olmayan ve <strong>aşırı kalabalık barınaklarda</strong> aylarca hatta yıllarca bekletilmektedir. Bu çocukların çoğu fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır! (s.26).</p>
<p>Batı’nın Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik takındığı bu tutum, uluslararası hukukun sınırları içinde tanımlanan mülteci hukukuna aykırılık teşkil ettiği gibi, 20 Kasım 1989’da BM Genel Kurulu tarafından oy birliği ile kabul edilen “Çocuk Hakları Sözleşmesi”ni de yok saymaktadır! Çocuklar, mülteci, sığınmacı, göçmen ayrımına gidilmeksizin <strong>yalnızca çocuk oldukları için</strong> korunma, eğitim gibi birçok hakka sahiptir. Bu hakların sınırları, 10 maddeden oluşan ve tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesi olan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çizilmiştir. (s.28).</p>
<p>Ne var ki, Batı’nın mültecilere yönelik İslamofobik, ayrımcı, ötekileştirici ve zenofobik tavrı dün olduğu gibi bugün de milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olmaktadır. Dünyanın barışa en çok ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde Avrupa’nın mültecilere ve bilhassa çocuklara karşı izlediği bu politika mevcut <strong>kaotik durum</strong>un içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesine neden olmaktadır. Kısa vadede çözülecek gibi görünmeyen bu sorundan en çok zararı da ne yazık ki mülteci çocuklar görmektedir.” (s.29).</p>
<p><strong>Çocuk Mültecilerin Kayıp Nesillere Dönüşmesine Mâni Olabilmek</strong></p>
<p>UHİM’in özetlediğimiz “AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri” başlıklı raporu şu önerilerle sonuçlanmaktadır:</p>
<ol>
<li>Ülkelerine yönelik dışarıdan yapılan müdahaleler, yaşanan işgal ve iç savaşlardan kadınlarla beraber en çok etkilenen kesim olan <strong>mülteci çocuklar</strong> bugün dünyanın dört bir yanında hayati sorunlarla karşı karşıyadır.</li>
<li>Mülteci çocuklar daha iyi hayat şartları için geldikleri Avrupa ülkelerinde fuhuş çeteleri, <strong>insan kaçakçıları </strong>ve organ mafyasının açık hedefi haline gelmektedir.</li>
<li>Zorla çalıştırılan, eğitim imkânlarından yoksun bırakılan ve anne-baba sevgisinden mahrum kalan mülteci çocuklar, yaşadıkları sosyo-psikolojik travmalar sebebiyle kendi <strong>öz değerlerini yitirme</strong> tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedirler.</li>
<li>Ülkelerini dayanılmaz şartlar sebebiyle terk eden çocuklar daha iyi bir hayat umuduyla geldikleri Avrupa’da, devletlerin birbirileriyle çekişmelerine ve bürokratik süreçlere <strong>kurban edilmektedir</strong>.</li>
<li>Şiddet, cinsel istismar, kötü muamele ve benzeri sömürü yöntemleriyle karşı karşıya kalan çocukların <strong>ruhsal ve bedensel gelişimlerinde hasarlar</strong> oluşmakta, bu durum “nesil kaybı”na varan sonuçlar doğurmaktadır.</li>
<li>Resmî rakamların gerçeği yansıtmada yetersiz olduğu hesaba katıldığında, Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik <strong>etraflı bir çalışma</strong> yapılması bir zaruret haline gelmiştir.</li>
<li>Günümüzde “aşırı sağ” ideolojinin revaçta olduğu, İslamofobi ve zenofobinin çok yoğun bir biçimde hissedildiği Avrupa’da mülteci çocukların <strong>akıbetleri meçhul</strong>dür.</li>
<li>Mülteci çocuklar meselesinde de, Avrupa’nın hamisi olduğunu iddia ettiği; insan hakları, eşitlik ve demokrasi gibi kavramları kendi menfaati için nasıl <strong>hiçe saydığı</strong> bir kez daha görülmüştür.</li>
<li>Avrupa, mültecilerle bilhassa mülteci çocuklarla alakalı olarak sebep olduğu yıkıma acilen çözüm getirmek durumundadır.</li>
<li>1,6 milyondan fazla mülteci çocuğun yaşadığı Türkiye’de, bu çocukların 1,3 milyonu eğitim imkânına erişmiştir. Türkiye’de eğitim gören çocuk sayısı oranı bile Avrupa ülkelerindeki toplam mülteci sayısının neredeyse iki katına denktir. Bu yönüyle Türkiye mülteci meselesinde Avrupa için <strong>örneklik</strong> teşkil etmelidir.</li>
<li>Mülteci kamplarında hayatlarını idame ettirmeye çalışan çocukların birer sağlıklı birey olarak hayata devam edebilmesi için gerekli bütün önlemler alınmalı, çocukların fiziksel ve cinsel istismara maruz kalmasını önlemek maksadıyla güvenlik tedbirleri sıkılaştırılmalı ve buna yönelik yaptırımlar daha caydırıcı hale getirilmelidir.</li>
<li>Bu bağlamda Avrupalı siyasi mercilerin yok olmaya terk ettikleri bu çocuklara yönelik harekete geçirilmesi için sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, kültür-sanat dünyası ve medyanın bu konuyu gündemlerine almaları gerekmektedir. (s.30-31).</li>
</ol>
<p>Devlet ve STK yöneticileriyle akademisyen ve gazeteciler başta olmak üzere etkili ve yetkili herkesin UHİM ve diğer kuruluşlarının yayımlamış olduğu kıymetli raporlara hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı ortamlarda yetişebilmesi için önşartsız olarak yardımlaşabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>uhim</strong>.org/yayinlarimiz-<strong>raporlar</strong>/, 30.07.2018.</li>
<li>UHİM, <strong>AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri</strong>, Yazar: Yunus Bağırmaz, İstanbul, Temmuz 2018, 36 s.</li>
<li>UHİM, <strong>Kayıp Nesil Soruşturması: Suriyeli Mülteciler</strong>, Editörler: Hüseyin Türkan, Mustafa Ediz Altındiş, İstanbul, Ekim 2016, 76 s.</li>
<li>UHİM, <strong>Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı</strong>, Editörler: Hüseyin Türkan, Merve İrem Ayar, M. Hamza Alkan, Osman Güven, İstanbul, Mayıs 2016, 68 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE OLUP BİTENİ KAVRAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 17:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BENGİSU]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞŞAR ESAD]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[DERA]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HUBZU’L-AHMER]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KUDSU’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMPİRE OF SLAVES]]></category>
		<category><![CDATA[ESET]]></category>
		<category><![CDATA[FÎ ARÎNİ’Ş-ŞEYTÂN]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ LEVHA]]></category>
		<category><![CDATA[İMBARATORİYYETU’L-ABÎD]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[KİMYASAL SİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIL EKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KÖLELER İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUSAY EBU KUVAYDIR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ DİLİ.]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTAN’IN İNİNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[TRUMP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=666</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim. Kusay Ebu Kuvaydır, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır, Suriye’de kıvılcımın ateşlendiği Dera’da devrimin ilk on gününde bizzat tanıklık ettiği olayları oldukça detaylı şekilde hikâye eden “<em>el-Hubzu’l-Ahmer</em>; Kızıl Ekmek” romanın yazarıdır. Ayrıca “<em>İmbaratoriyyetu’l-Abîd</em>; Köleler İmparatorluğu” adıyla İslamofobi çıkmazını anlattığı bir romanı daha basılmıştır. İlk romanın Arapça ve Türkçe, ikincisinin Arapça, Türkçe ve İngilizce baskıları mevcuttur. Arap gazetelerinde onlarca makalesi neşredilen yazar esasen inşaat mühendisi bir iş adamı olup Dubai’de yaşamakta ve gençliğinden beri edebiyatla yakından ilgilenmektedir.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, sizi Suriye’de halk devriminin başlangıcında Dera’da kana bulanan hamur yumağına atfen “Kızıl Ekmek” adını verdiğiniz romanınızı yazmaya iten sebep nedir, sakıncası yoksa bizimle paylaşabilir misiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; İnsanların büyük çoğunluğu Suriye halkının neden silaha sarılmak zorunda kaldığını maalesef bilmiyor. Bu yüzden de onları kınayanlar çıkabiliyor. İşte bu yüzden olayların canlı tanığı olarak işin iç yüzünü roman diliyle anlatma ihtiyacı duydum. İnsanlarımız sekiz ay boyunca sivil direniş gösterdi, cadde ve meydanlarda rejimin askerleri tarafından hunharca öldürüldü, ama uzun süre silaha sarılmadı. Sözüm ona hür dünya bu mezalimi film izler gibi ekranlardan seyretmekle yetindi! Çünkü bütün bir dünya, adına Birleşmiş Milletler denen kocaman bir yalancı kuruluşa mahkûm durumda. Oysa bu yalancı, bozuk ve münafık kuruluş (BM), sadece onu ilk kuran güçlere hizmet etmektedir.</p>
<p>&#8211; Suriye halkının başına gelenler, işte bu küresel fesat düzeni sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ülkenin başına her an gelebilir! Çünkü buna mâni olacak bir mekanizma yok.</p>
<p>&#8211; Suriyeliler olarak bizim siz Türkiye toplumundan ve medeni olduğunu iddia eden yalancı Batı toplumlarından talebimiz şudur: <strong>Bırakın da Eset, insanlarımızı kimyasal silahlarla öldürsün! </strong>Hiç olmazsa yüzbinlerce insanımız sakat kalmaz, büyük acılar içinde kıvranmadan daha kolay ve hızlı şekilde ölür! Hem evlerimiz ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş olur. Böylece yıllar boyunca büyük zahmetlerle inşa ettiğimiz binalarımız ve kentlerimiz yıkılmadan sonraki nesillerimize sapasağlam intikal etmiş olur.</p>
<p><strong><em>&#8211; 14 Nisan günü sabahın erken saatlerinde ABD, İngiltere ve Fransa’nın düzenlediği askerî operasyonda Suriye rejiminin kimyasal silah üretim tesislerinin vurulduğu açıklandı. Bu operasyonu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>&#8211; Bu operasyon yalan ve düzmeceden ibarettir. Zira Trump rejimin ayakta kalmasına itirazları olmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Peki, bu saldırı niye yapıldı o zaman? Çünkü, güya insan haklarının ve demokrasinin temsilcisi olan bu yalancı ülkeler kendi toplumları nezdinde itibar tazeleme ihtiyacı duydular. Zira “Eset kimyasal silah da kullandı, daha ne bekliyorsunuz?” mealindeki itirazları susturmak zorundaydılar. Esasen bu operasyonla ağababaları çok sevdikleri uşakları Eset’in kulağını çekip azarlamış oldular sadece. Ve şu mesajı pekiştirerek yinelemiş oldular: <strong>Kimyasal silah kullanma da dilediğin şekilde ve dilediğin kadar yık, yak ve öldür!</strong> Oysa, bize ölmekten başka seçenek bırakılmayacaksa ben şahsen kimyasal silahla öldürülmemizi tercih ederim. Böylece camilerimiz, çarşılarımız ve diğer tarihi mirasımız yanında binalarımız ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş, insanımız da daha acısız şekilde can vermiş olur!</p>
<p><strong><em>&#8211; Kimyasal silahla öldürülmeyi tercih etmek ne kadar da acı, insanlık adına ne büyük bir utanç kaynağıdır bu!&#8230; Şahsınızda Suriye halkına karşı Müslümanlar başta olmak üzere bütün bir insanlık ailesi olarak mahcubuz. Peki, İslamofobiyi işleyen “Köleler İmparatorluğu” isimli romanınızı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben Batı toplumunu yakından tanıma fırsatı buldum. İngiltere’de ve Amerika’da iş yaptım. Halkın büyük çoğunluğunun İslam’a karşı bir art niyet taşımadığını gördüm. Ancak, dev medya organları başta olmak üzere o kadar büyük ve güçlü bir yalan çarkının içinde yaşıyorlar ki, bundan kurtulup İslam’ı doğal haliyle tanıma imkânları hakikaten kısıtlı. Bu yalan çarkı büyük bir ustalıkla İslam’ı, Müslümanları ve Arap insanını korkunç, ürkütücü ve tiksindirici bir varlık gibi sunmaktadır toplumlarına! İslam karşıtlığını ve İslam korkusunu kahrolası bir maharetle yaymayı başarıyorlar!</p>
<p><strong><em>&#8211; O halde, size göre bu manzara karşısında Müslüman aydınlara düşen vazife nedir?</em></strong></p>
<p>&#8211; Müslüman aydınlar olarak bizler Batı ülkelerinin hükümetlerinden bağımsız olarak doğrudan halkları muhatap alan, Batı insanına doğrudan ulaşabilecek faaliyetler yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslolan hakkı üstün tutmaktır. Batı liderlerinin önünde eğilerek değil, Batı insanına doğrudan hitap ederek ve hakkın hakikatini olabildiğince yalın bir dille onlara anlatarak hakkı üstün tutabiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8211; Müslüman aydınlara biçtiğiniz bu görev kapsamında sizin yeni adımınız ne olacak? Gazete ve dergilerde çıkan yazılarınız dışında yeni roman çalışmalarınız olacak mı? </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. El-Kudsu’l-Arabî’de ve başka yayın organlarında yazmaya devam ediyorum. Ayrıca, yeni bir roman çalışmamı ramazan ayında tamamlayıp yayıncıya teslim edeceğim inşaAllah. “<em>Fî Arîni’ş-Şeytân</em>” (Şeytan’ın İninde) adını verdiğim bu yeni romanımda; karanlık odalarda oturan kodamanların dünyayı nasıl yönettiğini, dünya servetini aralarında paylaşan bu tiranların devlet makamlarını temsil eden ve hükümet koltuklarında oturan politikacıları çıkarları doğrultusunda kullanarak düzenlerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorum.</p>
<p>&#8211; Arap ve Müslüman aydınlar başta olmak üzere tüm dünya aydınlarına hitaben kaleme aldığım bu yeni romanımda halkları aydınlatma ödevinde olanların sevgi dilini kullanmasının önemine de vurgu yapıyorum. İslam’ı tanımayan insanlara karşı nefret değil sevgi dili kullanmalıyız. Zira sevgi nefretten daha güçlü ve daha etkili bir duygudur.</p>
<p><strong><em>&#8211; Bir taraftan sömürgecilerin çalışma tarzını deşifre ederken öbür taraftan geniş halk kitlelerine sevgi odaklı bir hitapla yönelmenin önemine dikkat çekiyorsunuz… </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. Batı merkezli küresel sömürgeci güçlerin ve onların maşası konumundaki Batı devletlerinin kirli politikalarını ancak bu şekilde geçersiz kılabileceğimizi düşünüyorum. Yöneticileri muhatap alan bazı faaliyetler de yürütülebilir elbette. Ama asıl önemli olan doğrudan halka yönelik çalışmalardır. Benim kanaatim bu yöndedir.</p>
<p>&#8211; Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde futbol vb. eğlence organizasyonları için milyarlar harcıyoruz! Bu israfa bir son verip doğrudan Batı insanına ulaşacak, onun yüreğine dokunacak, onu yoğun yalan atmosferinden kurtararak hakikatle yüzleşmesine vesile olabilecek faaliyetleri finanse etmemiz gerekmektedir vesselam.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, kısıtlı zamanınızdan bu söyleşi için vakit ayırarak büyük bir samimiyetle fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Rabbim çabalarınızı bereketlendirsin. </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben teşekkür ederim. Vize süreci çok uzun sürdüğü için CNR Kitap Fuarı’na katılamadım, okuyucularımla buluşup romanlarımı imzalayamadım maalesef. Ama sizin bu söyleşiniz vesilesiyle bu üzüntümü giderme imkânı buldum. Bu yüzden ben de çok teşekkür ediyorum…</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, çevirisini yaptığımız iki romanın takdim kısımlarını iktibas ederek bitirebiliriz:</p>
<p>“<strong>İthaf</strong>: Arap hançerleriyle yaralanarak kan revan olmuş Arap milletine…</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Sözlerin de kaderi var,</p>
<p>Suyla karılan toprak gibi.</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Hicranımız yazılı o Güvenli Levha’da.</p>
<p>Ömrümü tüketen birkaç kelime daha,</p>
<p>Ben henüz cenin iken duyduğum,</p>
<p>Kokulu yasemin altında</p>
<p>Annem mırıldanırken;</p>
<p>‘Bebeğim acep bir gün,</p>
<p>Dalını koparabilecek mi ey yasemin?’</p>
<p>İşte şimdi ben kırk yaşımdayım,</p>
<p>Hâlâ yasemin kokusu nasıldır bilmem!</p>
<p><strong>Teşekkür</strong>: Şu yerküre üzerinde ömrümü uğruna feda edebileceğim tek bir adam var. Bütün yeryüzü adamlarının üzerinde bir adam. Nesillere <strong>nasıl adam olunacağını öğreten</strong> bir adam: Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN.</p>
<p><strong>Takdim</strong>: Arap Baharı devrimleri Arap ülkelerini bir orman yangını gibi çepeçevre sarıvermişti. Bir anda yayılan bu devrimlerin en belirgin vasfı, halkların altında inim inim inledikleri baskıcı rejimlerden kurtularak <strong>özgürlüklerine kavuşma hayali</strong> ve mutlak doğallığa erişme isteği idi. Gel gör ki bu doğallık ve safiyet, güzelliğine ve tatlılığına rağmen hiçbir zaman devrimcilerin yararına sonuç vermedi. Bu insanlar için ne gerçek bir devrim ideolojisi ne de dümeni ele geçirip gemiyi sahil-i selamete çekme hedef ve azmine sahip devrim önderleri vardı. Oysa çekilen acı ve ödenen bedel çok büyüktü ve bu bedel ödeme aşaması bitmiş de değil. İşte hikâyemiz tam burada başlıyor…” (Kızıl Ekmek).</p>
<p>“Magi, New York’un kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir semtte güzel bir evde yaşıyordu. Annesi Elizabeth ve beş yaşındaki oğlu Jack onunla aynı evi paylaşıyorlardı. Magi sıradan bir kadın değildi, çok başarılı ünlü bir kadındı. Onun ajandası hep randevularla doluydu. Sürekli radyo ve televizyon programlarına konuk oluyordu. Üniversitelere konferans vermeye sıkça davet edilirdi. Çünkü o, tanınmış bir siyasi analist ve yazar idi. Özellikle İslamofobiyi savunan Amerika’da bu işi en iyi yapan önemli simalardan biriydi. Medya organlarında Müslümanların iğrenç yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını(!) ve dünyanın onlardan kurtulması gerektiğini söyleyip duruyordu. Magi, Müslümanlara, özellikle de Ortadoğululara beslediği nefreti alenen göstermekten hiçbir zaman sakınmazdı. Yazdığı makalelerde, konuk olduğu televizyon programlarında, verdiği konferanslarda hep İslam’ın aleyhine konuşuyordu. Kalbi Müslümanlara karşı kin ve nefretle doluydu. Kalbinde beslediği bu nefret onun hayatının asıl gayesi hâline gelmişti…” (Köleler İmparatorluğu).</p>
<p>Dera’da duvarlara “Sıra sana geldi ey doktor!” yazan okul çocuklarının tutuklanarak işkence edilmesiyle başlayan olayların nasıl geliştiğini tanığının gözünden okumak için Kızıl Ekmek romanını, Magi’nin akıbetini öğrenmek için de Köleler İmparatorluğu romanını okumanız gerekecek…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Kızıl Ekmek</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 133 s., ISBN: 9786059477710.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Köleler İmparatorluğu</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör ve Ferah Dağıstanlı, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 136 s., ISBN: 9786059744703.</li>
<li>Kossai Abo Kwidir; <strong>Empire of Slaves</strong>, Olympia Publishers, London, June 2017, 139 pp, ISBN: 978-1-84897-929-1.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; “<em>İrâdetu’ş-Şa’bi’s-Sûrî Aqwâ min Tehâlufi Quwâ’ş-Şerr</em>” (<strong>Suriye Halkının İradesi Şer İttifakı Güçlerinden Daha Kuvvetlidir</strong>), al-Quds al-Arabi, http://www.alquds.co.uk/?p=713337, 03.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU”NU  KENDİ SINIRLARI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 10:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=242</guid>

					<description><![CDATA[“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8). Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun<br />
ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!<br />
Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8).</p></blockquote>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-4240-2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. Bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmak ve haksızlıkları önlemeye çalışmak da gerekir.</p></blockquote>
<p>Geçen haftaki yazımda, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyerek Hollanda örneğinde Avrupa’da genelde göçmen ve azınlıklara, özelde Müslümanlara reva görülen hak ihlallerine dikkat çekmiştim. Bu hafta sizlerle Hollanda’da hak ihlallerine ilişkin yazıma gelen tepkileri, yorum, değerlendirme ve önerileri özetle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle Diriliş Postası’nda çıkan yazılarıma yorum yazan, çoğu şahsi e-postama değerlendirmelerini gönderen muhterem okurlara can u gönülden şükranlarımı arz ediyorum. Görüşlerinden memnuniyetle istifade ettiğimi, yazıları şahsi siteme yüklerken gelen tepki ve teklifleri dikkate alarak güncellediğimi, değer verip zaman ayırarak kanaatlerini paylaştıkları için kendilerine minnettar olduğumu bilmelerini isterim.</p>
<p>Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde uzman bir ekip tarafından hazırlanan ve Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koyan Rapor’a göre, Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır. Rapora gelen eleştirileri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rapordan Memnuniyet Duyan ve Destek Veren Değerlendirmeler</strong></p>
<p>“Kendileri dışındaki insanları önce kendilerinin hizmetçisi ve kölesi olarak gören kibirli ve küstah batı aklının yine aynı insan topluluklarına yönelik hazırlattıkları hak ihlalleri raporlarının kendi karanlık dünyalarını örtmeye yönelik bir tutum olduğunu ifade edebilecek içerikte bir çalışma, müstefit oldum. Hollanda ile sınırlı kalmamasını dilerim.”</p>
<p>“Aslında bu tür çalışmalar yürütecek enstitülere fon ayırmak ve hak ihlallerini araştıran araştırmacıları desteklemek gerekir.”</p>
<p>“Güce sahip ülkeler, ne yazık ki geliyorum diyen yeni bir felaketin yolunu hazırlamaktan kendilerini alamıyorlar. Güç sarhoşluğu denen, böyle bir şey demek ki.”</p>
<p>“Devamını dilerim. Bu özgüvenli yaklaşım şart ve maalesef çok geç bile kaldık.”</p>
<p>“Hak kavramı batılı bir zihinde “çıkar” ifadesiyle kendine yer bulduğu surece ihlaller süregelen bir politika olarak devam edecektir. Öznenin nesneye karşı belirleyiciliği ne ise Batı çıkarcılığı İngiliz-Yahudi medeniyeti gölgesinde durumumuz fetret devrimiz son buluncaya kadar devam edecektir. Kurumsallaşmış, hakkı referans alan bir liderliğin dirilişi ve kavramsal bir meydan okuma başlangıcına ihtiyacımız var.”</p>
<p>“Bunlar hayran olduğumuz Avrupa&#8217;nın ikiyüzlülüğünün en bariz tezahürlerinden. Kendileri Müslümanların aleyhine olacak olaylara zemin hazırlayıp, yine kendileri kıyametler koparıyorlar. Bunun tek bir nedeni var; İslam düşmanlığı. İçi kof, ahlaksız, vicdansız nesiller yetiştirmek istiyorlar da onun için en büyük engel olarak dini görüyorlar. Allah kör olmuş vicdanlarını ve gözlerini bir an önce açsın&#8230;”</p>
<p>“Görünen o ki, ötekine saygı ya da hoşgörü, ötekiyle gerçek anlamda yüzleşmeden anlaşılamıyor&#8230; Batılıların kendileri gibi düşünmeyenlere reva gördüklerini anlamak için geçmişten bu güne ortaya koydukları uygulamalara bakmak yeterli olur herhalde&#8230; Hem Batılılar için hem de bütün insanlığın hayrı için bu coğrafyada yaşayan sıradan insanın kendi gerçekliği ile karşılaşmasını sağlayacak çalışmaları çoğaltmak gerekiyor.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çuvaldızı Kendimize Batırmayı Öneren Eleştiriler</strong></p>
<p>“Sürekli olarak Avrupa üniversiteleri, ülkemiz hakkında kasıtlı raporlar yayınlarken, böyle bir girişim yararlı olmuş. Zaten Avrupa ülkeleri insan hakları ve özgürlükleri, kendi yurttaşlarına harfiyen uyguluyor. Bu bağlamda, Türkiye gibi gelişen Müslüman ülkelerinin de kendi iç yönetimlerini sorgulayıp neden kendi yurttaşlarına yüksek standartta bir sistem sunamadıklarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Kendi evini güzel imkânlarıyla refaha erdiremeyenlerin, diğer komşularından yüksek beklentiler içerisinde olması da çok mantıklı değil.”</p>
<p>“Araştırma konusu sadece Hollanda için değil kimisinde daha az kimisinde oldukça ileri düzeyde olmak üzere bir çok Batılı ülke için de geçerlidir. Dileyelim de şimdiki seviyesinden ileriye doğru değil geriye doğru bir seyir izlesin. Konunun kökü tarihin derinliklerindedir ve tek yönlü değil çok yönlüdür. Sömürgeciliğin başladığı günden ele alıp bu güne gelmeyi gerektirir. İslam Konferansı gibi yapılar, fakir İslâm ülkelerini ve insanlarını biraz olsun kalkındırabilmiş olabilseydi, mezhep farkı yüzünden İslam ülkelerinin birbirleriyle savaşıyor olmalarını engelleyebilseydi Batı dünyasındaki İslam karşıtlığı acaba bu günkü seviyeye ulaşabilir miydi? Hiç kuşkusuz ırkçılık çok kötü bir şey, ama mezhepçilik de  İslam coğrafyası için çok önemli bir problem.”</p>
<p>“Batı’daki Müslümanları da biraz eleştirseydik keşke. Onlar da sütten çıkmış ak kaşık değiller.”</p>
<p>“Batı görevini yapıyor. Bizi üzen tarafı bize yaptırılması. Suç; hazırcı, kolaycı, mazeretçi, rivayet kültürüne sıkı sıkıya bağlı cahil kardeşlerimizindir.”</p>
<p>“Avrupa&#8217;da yaşayan İslam dünyası kökenli insanların tümünü müslüman kategorisine sokmak yanlıştır. Ayrıca, Müslümanlardan kaynaklanan korku, neden İslam’a mal ediliyor ki? Batılı insanların Müslümanlardan korkmaları için yeteri kadar sebepleri var. Avrupa&#8217;daki terörün teolojik temelleri ve bu temelleri yaşatan aktörleri var&#8230; Müslümanların yirminci yüzyıldan beri içinde bulundukları kurban psikolojisinden kendilerini kurtarmaları gerekiyor. Batı’da artan ırkçılığı hepimiz görüyor ve şahidi oluyoruz. Fakat Batı’daki müslüman düşmanlığının Müslümanlarla yakından ilişkisi olduğunu da inkâr etmemek gerekir.”</p>
<p>“Adamlar bir sistem kurmuş ve bu sistemin en önemli halkası kendi öz halkı. Sistem bu halkın refahı için işliyor. Sonradan vatandaş olanlar ya da göçmenler zincirin sonraki zayıf halkaları. Ülkenin iki seçeneği var: Birincisi; zayıf halkaların kuvvetlenmesini ve ana merkezle kenetlenmesini sağlamak/beklemek. İkincisi de; zayıf halkalardan kurtulmak. İhlal diye adlandırılan olayların tümü ikinci seçeneğe çıkıyor ve ben ülke politikası olarak birinci seçeneğin denenmeden ikinci seçeneğe geçildiğini düşünmüyorum. Elbette bu, Batı’nın doyumsuz bir canavara dönmüş varlığını görmeme engel değil; fakat sorunları ihlallerin ötesinde aramalıyız. Mesela o ihlale uğrayan kimselerin, özellikle de Müslümanların taa kendilerinde&#8230;</p>
<p>Bu insanların gördüğü zulümlerin tek suçlusunun Batı olduğunu düşünmüyorum. İlk suçlu, son iki yüz yıldır yeryüzü sahnesinde doğru dürüst hiçbir şey üretememiş, ne insanlığa ne kendisine doğru düzgün bir faydası olmayan  Müslümanlar değil midir? Bizim Batı düşmanlığından çok Batı’nın ürettiği sistemi kavrayıp, sıfırdan bir sistem üretmeye gitme mecburiyetimiz var. Biz bunu yapmazsak yüz yıl sonra da Batı hâlâ vahşi diye anılır, ama ölenler sadece gariban Müslümanlar olur. İşin ilginç yanı da şudur ki; ölümden kaçan gariban Müslümanlar, zalim ve vahşi diye nitelendirdiğimiz Batı’ya gitmek için denizlerde ölmekte; sınırlarında hayvan muamelesi görmeye razı gelmektedir!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Raporun Daha Etkin Sonuçlar Doğurabilmesi İçin Önerilen Fikirler</strong></p>
<blockquote><p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın bir yıla mahsus <u>hak ihlallerini</u> konu alan mahdut bir rapor olduğunu unutmamak gerekir.</p></blockquote>
<p>“Raporun devamında çözüm için Batı’nın ve İslami camianın neler yapması gerektiği irdelenmeli. Müslümanların bu sorunun ve çözümün bir parçası olduğunu anlama vakti çoktan geldi. Yabancılarla ilişkimizi fıkhın gayrimüslim algısından çıkarıp, insan eksenli bir ilişki geliştirmenin çözüme çok önemli katkısı olacağını düşünüyorum.”</p>
<p>“Rapor kitabı birkaç gündür elimde&#8230; Hollanda ile ilgili olumlu tarafların da yazılması gerekir. Resmi diller, eyalet sistemi, milli gelir, insan temel hak ve özgürlükleri, eğitim, saydamlık vs. Belki bu rapordan Türkiye&#8217;de barış, güvenlik ve huzur için bazı örnekler de alınabilir.”</p>
<p>“Keşke diğer dillere de çevrilip Batı&#8217;nın idrakine sunulsa, eylemlerine ve kirli fikirlerine ayna olsa bu ve benzeri çalışmalar.”</p>
<p>“Harika bir gelişme. Sayılarının artmasını umuyorum. Umutsuzluk zincirlerinin kırılması ve İslam dünyasının özgürleşmesi için, Batı araştırmaları son derece önemli. Ne yazık ki şiddet ile İslam dünyası özdeşleştirildi. Nesne konumundan çıkabilmemiz için oksidantalizm çalışmaları kaçınılmaz. Ülke yönetiminin yapması gereken; psikologları, sosyologları, ilahiyatçıları Batı&#8217;ya gönderip inceletmesi, sonuçları rapor ettirmesi ve TRT World ve TRT Arapça kanalları aracılığıyla dünyanın gündemine taşımasıdır.” (Amerika ve Fransa&#8217;daki hak ihlallerine ilişkin bir makalesi Haksöz dergisinin Ocak 2016 sayısında yayımlanan Murat Kayacan).</p>
<p>“Yazının sonuna eklediğiniz Hz. Peygamber’in hadisinde belirtildiği gibi <strong>kötülerden hareketle  kötü olmak nasıl ki doğru değilse</strong>, her toplumun kendine göre kültürü, değer yargıları, insanlık ve ahlak anlayışı, sosyal hayatı, dinamikleri ve beklentileri olduğunu da unutmadan önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerektiğini, bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmayı ve önlemeye çalışmayı İslam’ın  <em>emr bilmaruf ve nehy anilmünker</em> farzının gereği olduğunu bilemiz gerekir.” (Prof. Dr. İbrahim Sarmış).</p>
<p>Rapor hakkındaki değerlendirme ve önerilerin rapor sahiplerince dikkate alınacağından kuşkum yok. Nezaketli cevapları ve kıymetli değerlendirmeleri için tüm okurlara yürekten teşekkür ediyorum. Son derece haklı tespitleri var. Değerlendirmelerinin büyük çoğunluğunda hemfikiriz. Şahsımı, sorunu kendimizde arayan, kendimizi değiştirmedikçe durumun değişmeyeceğini savunan ekolün mensubu addediyorum. Çuvaldızı kendimize batıran ve çözüm yollarını arayan yaklaşımıma Diriliş Postası’nda çıkan yazılarımı takip edenler şahittir.</p>
<p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın genel bir Batı ya da Hollanda değerlendirmesi değil, bir yıla mahsus <u>ihlalleri</u> konu alan mahdut bir rapor olduğu unutulmamalıdır. 182 sayfalık “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu iki sayfada özetleyip, iki sayfa da yorum ekleyerek okurun dikkatine sundum. Maksat kamuoyunun dikkatini rapora çekmek idi. Bu maksadın kendi çevremde hasıl olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erdemli ve Sorumlu Davranmada Dayanışma İçinde Olabilmek</strong></p>
<p>Büyük insanlık âilemiz, Allah Teâlâ’nın kıyamete dek kendilerine hayat kılavuzu olarak gönderdiği Kitab-ı Kerîm’inde apaçık beyan buyurduğu şu evrensel mesajları okur, anlar ve uygularsa dâreyn saadetine nâil olacaktır:</p>
<p>“&#8230; Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın (Zulme uğramayı zulmetme gerekçesi yapmayın!); erdem ve takvada (sorumluluk bilinciyle davranmada) birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2).</p>
<p>“8. SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu Allah’a karşı sorumluluk bilinci olan takvaya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.</p>
<ol start="9">
<li>Allah, inanan ve ıslah edici iyi işler yapanlara günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaad etmiştir.</li>
<li>İnkâra saplanan ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince: kavurucu ateşin ashabı olanlar işte onlardır.</li>
<li>Siz ey iman edenler! Hatırlayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini! Hani size bir toplum el uzatmaya kalkışmıştı da, onların elinden sizi kurtarmıştı? Şu hâlde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Ve mü’minler artık yalnızca Allah’a güvensinler.” (Mâide, 5:8-11).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Asr şahit olsun. Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır; ancak, Allah&#8217;a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.” (Asr Sûresi, 103:1-3).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HOLLANDA ÖRNEĞİNDE  BATI’NIN HAK İHLALLERİNİ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 21:27:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=235</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” (Rum, 30:22). İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” <span style="line-height: 1.5;">(Rum, 30:22).</span></p></blockquote>
<p>İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, Suriye’den Tunus’a bütün bir İslam coğrafyasında ustalıkla tutuşturdukları savaş ateşlerinde milyonlarca insanın en temel hakları insafsızca çiğnenmektedir!</p>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-3886-hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p>
<blockquote><p>Hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p></blockquote>
<p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığı sahil-i selamete ulaştıracak yegâne seçeneğin İslam olduğunu bildiği halde tarihî kibir ve ihtirasları uğruna insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p>
<p>Batılı ülkeler arasında hoşgörü, çokkültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımı gibi hususlarda örnek gösterilen Hollanda’nın bile bir yılın içine binlerce hak ihlalini sığdırabilmesi, Batı’nın medeniyet yolculuğunda gelip dayandığı noktayı göstermesi bakımından manidardır.</p>
<p>Tehlikeli gidişin iyi niyetli bir göstergesi olarak 2012 yılında kurulan “Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü”, her yıl düzenli olarak Hollanda’da insan hakları konusunda yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Enstitü, bugüne dek üç ayrı yıllık rapor yayınlamıştır. İlk raporunda (2012) Enstitü, milliyet temelli ayrımcılık olaylarında artış olduğunu açıklamıştır. İkinci raporunda (2013) emek göçmenleri ve ayrımcılık konusunu öne çıkaran Enstitü, 2015 yılının Nisan ayında yayınladığı 2014 yılı raporunda, yine ayrımcılık konusuna geniş yer vermiş ve geçen yılda önemli tartışmalara konu olan aşırı sağcı lider Wilders’in “daha az Faslı” söylemini “pür ayrımcılık” olarak nitelemiştir.</p>
<blockquote><p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p></blockquote>
<p>Türkiye’de bir üniversitenin Batılı bir devletin hak ihlalleri konusunda bir ilke imza atarak 29 Aralık 2015 tarihinde İstanbul’da açıkladığı “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”, Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koymaktadır. Rapora göre, başta göçmenler ve azınlık grupları olmak üzere bu ülkeyi tanıyan ve gözlemleyen herkesi şaşırtan Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da hoşgörünün yerini yabancı düşmanlığı, sosyal refahın yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p></blockquote>
<p>“İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar” alt başlığıyla İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan rapor, Hollanda genelinde 2014 yılında göçmen ve azınlıklara reva görülen hak ihlallerini ortaya koymaktadır. 11 Eylül sonrasında Müslüman kişi ve kurumlara yönelik saldırıların en fazla olduğu ülkelerin başında Hollanda’nın gelmesi anlamlıdır. Hollanda’da 2000’li yılların başından itibaren aşırı sağın hızla geliştiği bir sürece girildiğine dikkat çeken raporun odak noktasını; özelde Türkiye kökenli azınlıklar, genelde ise Hollanda’da yaşayan tüm göçmen ve azınlıklar oluşturmaktadır.</p>
<p>İZÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde hazırlanan raporun; eğitim, medya, ekonomi, siyaset, dinî hak ve özgürlükler ve örgütlenme özgürlükleriyle ilgili bölümleri, Hollanda’yı yakından tanıyan akademisyen, hukukçu ve gazeteciler tarafından altı aylık bir süreçte yazılmıştır. Çalışma esnasında bir yandan göçmen ve azınlıklarla ilgili Hollandaca ve İngilizce literatür taraması yapılmış, diğer yandan da 2014 yılı boyunca Hollanda’da yaşanan önemli olaylar ve haberler yazılı basın üzerinden taranmıştır. Hollandaca literatür farklı alanların yapısal analizi için kullanılırken, yazılı medya kaynaklarına ise daha çok aktüel analiz yapmak için başvurulmuştur.</p>
<p>İlk bölümünde Hollanda devletinin ve toplumunun siyasal ve kültürel arkaplanı sunulan raporun ikinci bölümünde Hollanda’daki göçmen ve azınlıkların farklı alanlardaki hak ve özgürlükleri ele alınmakta, üçüncü bölümde ise Hollanda medyasında azınlıkların nasıl temsil edildiği tasvir edilerek 2014 olayları çerçevesinde Hollanda toplumunun yabancılar karşısındaki tutum ve kanaatleri analiz edilmektedir. Genel bir değerlendirme ve kaynakça ile nihayete eren raporun sonuna, 2014 yılında Hollanda’da meydana gelen önemli gelişmeler ile insan hakları kapsamında gelişen olumlu ve olumsuz olayların kronolojisi de ilave edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hollanda&#8217;nın 2014 Yılı İnsan Hakları Karnesi Zayıf</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da başörtülü ve sakallı Müslümanlar, ‘uyumlu’ olmayacakları gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenmiş, camiler saldırıya uğramış, Türk gençlerinin büyük çoğunluğu IŞİD sempatizanı olarak damgalanmıştır.</p></blockquote>
<p>2014 yılında Hollanda’da ayrımcılıkla ilgili şikâyet başvurularının iki katına çıktığını gösteren raporda, ülke genelinde çok farklı alanlarda ayrımcılık uygulamaları yaşandığı ortaya konmaktadır. Mesela, başörtülü ve sakallı Müslümanların ‘uyumlu olmayacakları’ gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenebilmiştir. Keza, 2000’li yıllardan itibaren devam eden Müslüman şahıs ve kuruluşlara saldırıların devamı niteliğinde, 2014 yılında 5 cami baskını yaşanmıştır. Hollandalı araştırmacı Ineke van der Valk, son 10 yılda Hollanda’da 174 camiye irili ufaklı saldırılar gerçekleştirildiğini tespit etmiştir.</p>
<p>Ayrımcılık şikâyetinin en fazla, yaş ve etnik köken üzerinde yoğunlaştığını gösteren rapora göre iş arayan göçmenlerin yüzde 20 ile 40’ının ayrımcılığa uğradığı belirtilmektedir. Araştırma kapsamındaki her üç Türk öğrenciden birinin, ayrımcılık dolayısıyla staj yeri bulmakta zorlanması ve Hollanda’daki Türk gençlerinin büyük çoğunluğunun IŞİD sempatizanı olarak damgalanması da raporun ortaya koyduğu önemli ayrımcılık örneklerinden biri olarak zikredilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişini Görebilmek</strong></p>
<p>Avrupa’da aşırı sağın yükseliş serüveninde terör olaylarının kasıtlı biçimde İslam ile ilişkilendirilmesinin payına işaret edilen raporda, özellikle 2000’lerin başında Hollanda’da işlenen iki cinayete dikkat çekilmektedir:</p>
<p>2002 yerel seçimlerinde oyların üçte birini toplayarak büyük bir yükseliş gösteren “Leefbaar Nederland” (Yaşanır Hollanda) partisinin lideri Pim Fortuyn 6 Mayıs 2002 tarihinde, Müslümanlarla hiç bir ilgisi olmayan bir hayvan hakları aktivisti tarafından öldürüldü. Bu olaydan iki yıl sonra, Müslümanları rencide eden İslam karşıtı bir filmi Hollanda ulusal televizyonunda yayınlandıktan sonra Theo Van Gogh, 2 Kasım 2004 tarihinde Amsterdam’da Fas kökenli bir Müslüman tarafından öldürüldü. Hollanda, İslam dünyasına mal ettiği bu iki cinayetten “Hollanda’nın 11 Eylül’ü”nü devşirmek istedi. Medya, siyaset ve istihbarat örgütleri el birliğiyle Hollanda kamuoyunda İslam karşıtı bir söylem oluşturmayı başardı. Böylece kendilerince de itiraf edilen insan hakları sorununun toplumsal zemini oluşturulmuş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Direktörlüğünü yaptığı Rapor hakkında medyaya beyanat verdiğinde Batı dünyasının toplumsal, siyasi, psikolojik ve kültürel boyutları olan bir kriz yaşadığına dikkat çeken Kadir Canatan; “Avrupa’nın yaşadığı krize yerleşik partiler cevap veremedikleri için aşırı sağ partiler anti-İslami propaganda yürütüyorlar ve halk da buna inanıyor. Aşırı sağın yükselişiyle beraber toplumda kutuplaşmalar, etnik ve dinî temelde ayrımcılıklar, saldırılar ve terör hareketleri ortaya çıktı. Artık Avrupa ülkeleri kendi iç dünyalarını kontrol edemiyor. Avrupa’da bazı şeyler çığırından çıktı&#8230;” diyerek Batı’da insan haklarının düşüşe geçmesine paralel olarak aşırı sağın yükselişe geçtiğini açıklamıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’da İvme Kazanan İslam Karşıtlığını Görebilmek </strong></p>
<p>“2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu Türkiye ve dünya kamuoyunun dikkatine sunmak üzere 29 Aralık 2015 günü İZÜ Mehmet Akif Fuaye Salonu’nda gerçekleştirilen panelde konuşan Adana Milletvekili Prof.Dr. Talip Küçükcan, son yıllarda Batı dünyasında İslam karşıtlığının ve ırkçılığın ivme kazandığına dikkat çekerek şu açıklamayı yapmıştır:</p>
<p>“Dünyadaki küresel gelişmelerin ve konjonktürel değişimlerin de etkisiyle son yıllarda İslam karşıtlığının arttığını görüyoruz. Özellikle bazı Müslüman görünümlü örgütlerin Avrupa’nın göbeğinde terör olaylarına bulaşması, İslam’ın imajını ciddi şekilde etkiledi. Ama bu durum İslam karşıtlığı için bir gerekçe olamaz. Özellikle Batı’nın ‘refah’ düzeyinden uzaklaşması, işsizliğin artması ve ekonomide bozulmaların başlaması; insanları sorumlu arama çabasına itti. Ve böylelikle Müslümanlar önemli bir hedef haline geldi. Şu anda Fransa, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde aşırı ırkçı ve İslam karşıtı partilerin yükselişte olduğunu görüyoruz. Bu aslında Avrupa medeniyetinin bir krizi demektir. Önümüzdeki yıllarda bu krizin içerisinde ciddi kırılmalar olabilir. Bu durum, uluslararası insan hakları örgütlerinin üzerinde durması gereken bir meseledir.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Panelde 182 sayfalık Raporun özet sunumunu yapan Kadir Canatan; Hollanda’da 2000’li yıllardan itibaren aşırı sağın yükselişe geçtiğine ve özellikle aşırı sağın anti-İslami söylemlerinin sürekli kamuoyunu rahatsız ettiğine, keza İslamofobik gelişmelerin tırmandığına dikkat çekti.</p>
<p>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu’nda emeği geçenleri tebrik ediyor, ‘üçüncü dünya ülkeleri’ne istediklerini yaptırmak için baskı aracı olarak her yıl ülke ülke insan hakları raporları yayınlayan Batılı devletlerin hak ihlallerini ortaya koyacak bu gibi çalışmaların artmasını niyaz ediyorum.</p>
<p>Savaşın ve şiddetin sorun çözme yöntemi olmadığını büyük bedeller ödedikten sonra çok iyi kavrayarak Avrupa Birliği’ni kuran Avrupa toplumlarının; Avrupa’nın en üstün değeri olarak gördükleri insan hakları ve demokrasi söylemlerinde kendini inkâr etme çelişkisine düşmemek ve sadece ‘yabancılar’ın değil, dolaylı olarak kendi geleceklerini de büsbütün mahvetmemek için bu rapora kulak kabartmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte Son Elçi’nin şu muhteşem çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“’İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız; zulmederlerse biz de zulmederiz’ diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.&#8221; (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU</strong></p>
<p><strong>İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar</strong></p>
<p>Hazırlayanlar:</p>
<p>Prof.Dr. Kadir CANATAN, Doç.Dr. Ahmet YÜKLEYEN,<br />
Yrd.Doç.Dr. Fatih SERBEST, Dr. Adayı Fatih OKUMUŞ</p>
<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, Aralık 2015, İstanbul, 170+xii s.</p>
<p>(Kitabın basılı ya da pdf nüshası <a href="mailto:bilgi@izu.edu.tr">bilgi@izu.edu.tr</a> adresinden istenebilir).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Örnek bir haber için bakınız: <a href="http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/">http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <a href="http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/">http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>13</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTEFEKKİR ULEMÂDAN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2015 10:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[68:4]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın takdiri]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[el-Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hanato]]></category>
		<category><![CDATA[hatadan dönmek]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[kadercilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mecusi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[özeleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Senusi]]></category>
		<category><![CDATA[Senusilik]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=206</guid>

					<description><![CDATA[“We inneke le’alâ huluqin ‘azîm; Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).  Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın. Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>We inneke le’alâ huluqin ‘azîm</em>;<br />
Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).</p></blockquote>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna hocanın yetmiş yıllık ilim yolculuğunu özetlemiştik.</p>
<p>Bu haftaki yazımızda muhterem Fikri Tuna’nın temel problemlerimize ilişkin tespit ve önerilerinden bir kaç örnek sunmak istiyorum. 1 Haziran 2014 tarihinde Erenköy’deki evinde gerçekleştirdiğimiz sohbette tuttuğum notlar çerçevesinde, üstadın İslam dünyasında ahlâk ve özeleştiriye duyulan ihtiyaca ilişkin fikirlerini kendi ifadeleriyle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahlâkı İslam’ın Temeli Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Allah Rasulü daha peygamber olmadan herkes ona itimat eder ve güvenirdi. Herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı.</p></blockquote>
<p>“İslam’da ahlâk meselesi İslami konuların hemen hepsini kapsamaktadır. Çünki, İslami prensiplerin tamamında ahlâki davranış esastır. İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda  ahlâki davranış esastır. Bu zaviyeden bakıldığında, Kur’an’ın mütemadiyen “iman”ın hemen akabinde “amel-i sâlih” mefhumunu getirmesi çok anlamlıdır.</p>
<p>“Amel-i sâlih” genel bir kavram olup güzel iş yapmak anlamına gelir. Ahlâk ise, aynı şekilde güzel iş yapmak demektir. Ahlâki davranmak; doğru olanı yapmak ve eğri olanı terk etmek, fasit ve kötü olanı red etmektir. Onun içindir ki sahabe radıyallahu anhum, ahlâk meselesinde çok hassas davranmışlar, mümkün olduğu kadar, tüm davranışlarında Hz. Peygamber’i ‘üsve’, yani örnek kabul etmişlerdir. Nitekim Kur’an, Peygamber’in eşsiz bir örnek olduğunu sadece müslümanlara değil, bütün insanlığa haykırmıştır.</p>
<p>Sahabiler Hz. Peygamber’in ahlâkını Kur’an olarak görürdü. Zira Hz. Peygamber Kur’an’ı her alanda yaşamış; toplumda, ailede, çocuklarla, yaşlılarla, barışta, düşmanla karşılaştığında&#8230; her zaman Kur’an’ın ışığı ve öğretisiyle hareket etmiştir. Onu izleyen, onu üsve-i hasene kabul eden sahabiler de Kur’an’ı bu şekilde yaşama gayreti içinde olmuşlardır. İşte, İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır. En yüksek makamdaki insan Hz. Peygamber’dir. Allah Teala Peygamberimiz için “Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4) buyurmuştur. Demek ki, her Müslümanın bu noktaya ulaşmak için çalışması gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘el-Emîn’ Olabilmek </strong></p>
<p>Hz. Peygamber, daha nübüvvet müessesesiyle müşerref olmadan, Kureyş halkı arasında “el-emîn; güvenilir insan” olarak tanınmıştır. Herkes ona itimat eder, herkes ona güvenir, herkes onun doğrucu bir insan olduğunu kabullenir, herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı. Allah Rasulü işte böyle bir insandı. Tam manasıyla mükemmel bir modeldi. Onun için sahabilerden bazıları Hz. Âişe validemize Rasulullah’ın ahlâkını sorduklarında, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Rasulullah’ın ahlâkı Kur’an ahlâkıdır.”, yani Kur’an’ın beyan ettiği, güzel yol olarak gösterdiği yoldur onun yolu, diye cevap vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda ahlâki davranış esastır.</p></blockquote>
<p>Dolayısıyla, bir müslüman ne kadar fazla Kur’an’a yaklaşırsa, ne kadar fazla Kur’an’ın muhtevasını anlarsa, ne kadar titizlikle Kur’an’ı yaşarsa ve yaşatırsa, Hz. Peygamber’e mütâbaatta, Allah Teala’nın emirlerini yerine getirmekte ve O’na kullukta ne kadar samimi olduğunu o kadar ispatlamış olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’a Hayatı İnşa Eden Bir Özne Muamelesi Yapabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur.</p></blockquote>
<p>Ancak, maalesef, bugün İslam dünyasında Kur’an ve Kur’an’a yaklaşım meselesi tamamen değişik bir durum arz etmektedir. Fransa’nın Ortadoğu dış politika müsteşarlığı görevinde bulunmuş Hanoto, Libya’da yaşayan Senusi hareketini işaret ederek “Bu hareket kurutulmadığı ve yok edilmediği müddetçe İslam’ın ve Kur’an’ın karşısındaki mağlubiyetimiz devam edecektir.” demişti. Hanoto’nun bilhassa Senusi hareketi üzerinde durmasının sebebi, Senusilerin Kur’an’ı yaşama biçimleridir. Senusiler hiç bir zaman başka tarikatlara benzememiş, onlar gibi tekkeci, tembel, kaderci ve Kur’an’ı sadece yüzünden bilen ve onu ticaret metaı halinde kullanan bir tarikat olmamıştır. Dolayısıyla, gerek Fransızların, gerekse İngilizlerin Senusi hareketine bakışları şu çerçevede şekillenmiştir: ‘Senusi hareketi yaşadıkça Kur’an yaşıyor demektir. Kur’an yaşadıkça Avrupa hedefine ulaşmamış demektir.’</p>
<p>Peki, Hanoto’ya ve müsteşriklere göre Avrupa nasıl bir Kur’an anlayışı istiyordu? Onların istediği, Kur’an’ı sadece ezberleyen, hükümlerinden hiç bir şey anlamayan, onun manasını bilmeyen, ancak cenaze gibi belirli dini toplantılarda, kabirlerde, ev ve camilerde papağan gibi Kur’an okuyanların çoğalması idi. Zira böyle bir Müslümanlık onların sömürü düzenine zarar ve ziyan getirmeyecekti. Bu Müslümanlık anlayışı onların sömürü düzenine dokunmayacak, onların kötü düzenlerini yıkmayacaktı. Onların sömürü düzenini baş tacı yapıp, zaten anlamadıkları Kur’an’ın hükümlerini rahatlıkla çiğneyip, sadece Fransızların verdiği kadarıyla iktifa ederek yaşamaya devam edeceklerdi. Fransızların Cezayir halkından istediği buydu.</p>
<blockquote><p>İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır.</p></blockquote>
<p>Onyedi sene boyunca Cezayir’in çeşitli okullarında ve üniversitelerinde ders verirken, Cezayir’i, Fas’ı ve Tunus’u bütün kültürel müesseseleriyle yakından tanıma fırsatını bulduğum için bu üç ülkede din anlayışının sömürgeyle ne kadar içli dışlı olduğunu çok iyi bilmekteyim. Şunu çekinmeden ve tereddüt etmeden söyleyebilirim ki; Türkiye de dâhil olmak üzere İslam dünyasının bir çok yerinde kurulmuş olan ve sayı bakımından hayli kabarık bir yekun teşkil eden bugünkü Kur’an kurslarının durumu, Fransa’nın, İngiltere’nin ve İtalya’nın sömürdüğü Müslüman devletlerinin dinî anlayış ve tatbikatından çok da farklı değildir. Kur’an kurslarını sadece ezbercilikte bırakan, Kur’an’ın manasının anlaşılmasını ve tefsirinin yapılmasını reddeden, onun hükümlerinin tatbike konmasını önemsemeyen bir anlayış ne İslam anlayışıdır, ne de Kur’an anlayışı. Bu sadece ve sadece Hanoto gibi İslam âlemini Kur’an’dan, onun muhteviyat ve ahkâmından uzaklaştırarak, sadece cenazelerde ezbere okunmasını sağlamak isteyen bir sömürge projesinden başka bir şey değildir. Bu şekilde yetişen gençler Kur’an’ı anlamıyor, onu mal mülk edinmek için kullanıyor. Halk hâfızı âlim zannedip ona soru soruyor, o da utanmadan bilmediği halde cevap veriyor!</p>
<p>Hz. Peygamber, “İlim âlimlerin ölümüyle yok oluyor. İnsanlar cahillere soru sormaya başlıyor, onlar da bilmedikleri halde cevap veriyorlar, hem kendilerini, hem de soranları dalalete sevk ediyor.” buyurmuştur. Başımıza gelen olayın özü budur. Sebebi de, sömürge sisteminin devamında ısrarcı olmamızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tevbe: Özeleştiri Yapmak ve Hatadan Dönmek</strong></p>
<p>Kur’an özeleştiri meselesine çok güzel bir şekilde işaret etmiştir. Tevbe, hatadan dönmek demektir. İnsan esasen hatalı yaratılmamıştır. Bilakis ilahi fıtrat üzerine yaratılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber; “Her çocuk fıtrat üzerine doğar, onu ana-babası Yahudi, Hıristiyan, Mecusi yapar&#8230;” buyurmuştur. Çevre ve okul çocuğa yön vermektedir. İnsan doğuştan suçlu değil, hayırhahtır. İslam, Hıristiyanlık gibi insanı doğuştan suçlu kabul etmez, Âdem’in suçuna çocuklarını ortak etmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam hatayı kabul eder. “Her âdemoğlu hata işler. Ama hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurur Peygamberimiz. Tevbe, doğruya dönüş, ana caddeden ayrılanın tekrar caddeye girmesi demektir. Ana cadde altın silsiledir. O caddeden kopan tehlikeye gidiyor demektir. Böylelerinin ayıkarak tevbe etmesi gerekir. Tevbe eden, ayıkan, hatasından dönen adamdır, Âdem gibi. Çeşitli meziyetleri ve sıfatları yanında insan hata da eder, hiddetlenir, iftira eder, iftiraya uğrar&#8230; Ama, hatasını anlayıp Rabbinin rububiyet ve himayesine dönerse, kendisinin hâlıkı Allah’a dönerse Allah onu affedecek ve doğru yola iletecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âdem hatasını itiraf ederek tövbe etmiş, kâmil insan olduğunu ortaya koymuştur. “Beni ateşten yarattın” diyerek üstünlük taslayan İblis gibi kibirli davranmamıştır. Kaldı ki İblis bu kıyasında da hata etmiştir. Zira toprak ateşten daha bereketlidir. Hatasından dönmediği için Allah onu merhametinden kovmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam’ı Tenkit Edebilmek</strong></p>
<p>Bugün Âlem-i İslam’ın neredeyse tenkit edilmeyecek bir tarafı yoktur. Ebu’l-Hasen en-Nedevi özeleştirinin zaruretine işaret etmişti. Keza, <em>Hizbu’l-İstiklâl</em> reisi ‘Allâl el-Fâsî’, “<em>en-Nakdu’z-Zâtî</em>; Özeleştiri” isimli bir eser yazmıştı. Ancak, genel olarak İslam âleminde eleştiri maalesef az, özeleştiri ise çok daha azdır. İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur. Zira, her şeyi Allah’a yükleyen, sorumluluktan kaçan, insana taş muamelesi yapan bir anlayıştır cebriye. Bugün bilhassa tarikatlar kanalıyla İslam dünyasında hâkim olan görüş cebriye mezhebidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah böyle istedi” deyip çıkıyor işin içinden. Cezayir’de ve Fas’ta insanların sıkça “<em>mektûb</em>” dediklerini duyarsınız. Fransa niye geldi, niye ülkenizde bu kadar kaldı diye sorarsanız alacağınız cevap bellidir: “Mektûb; yazılmış”! Niye Almanya Napolyon’a yenildikten sonra “mektûb” deyip oturmamış? Bilakis, bin altıyüz beyliği birleştirip kuvvetli bir devlet kurarak Fransa’nın önüne geçebilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadercilik niye sadece İslam dünyasında var? “İnsan için yaptığı işten başkası yoktur. İnsan ne yaparsa onu bulur. Kim zerre miskal hayır yaparsa onu, zerre miskal şer yaparsa onu bulur&#8230;” mealinde yüzlerce ayet varken Kadercilik Kur’an’a nasıl uygun düşebilir? Allah şirki, ortaklığı asla kabul etmez. İslamiyet tevhid dinidir. İnsana sorumluluk anlayışını veren de Allah’tır. Sorumlu tutmasa neden peygamber göndersin, niye emir ve nehiyler ortaya koysun? Allah bizim hizmetçimiz midir ki her şeyi Allah’a yüklüyoruz? Niye yenildik, niye şerefimiz ayakaltı oldu? Sebep belli: Kadercilik! Oysa Kur’an, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” diyor. Ebu Ubeyde, ‘kaderden mi kaçıyorsun’ dediğinde Hz. Ömer; “Bunu senden başkası söyleseydi kırbaçlatırdım. Allah’ın bu takdirinden başka bir takdirine gidiyorum.” demişti. Doğru bakış açısı budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neden Peygamber aleyhissalatu vesselam gece gündüz çalıştı, yeri geldi savaşlar yaptı? Özeleştiriden kaçarak ve kaderci anlayışa teslim olarak her şeyde bir yabancı suçlu mu arayacağız? Kendimizi ne zaman hesaba çekeceğiz? Niye hatalarımızı kabul etmiyoruz? Niye buna yanaşmıyoruz? Çünkü işimize gelmiyor. Bundan dolayı kaderciliğe sığınıyoruz ve bu anlayışı kurtuluş kabul ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam’da ahlâk ve özeleştiri meselesini ele alırken biraz sert konuşmuş olabilirim, ama İslam âlemi maalesef benim söylediklerimden daha da kötü durumdadır. Allah bizleri doğruya gitmek isteyen Müslümanlardan eylesin&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAKLI ULEMÂYI KEŞFEDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2015 10:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1864]]></category>
		<category><![CDATA[1934]]></category>
		<category><![CDATA[35:28]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emîrî]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Bahâîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[ed-Dirasâtu’l-Ulyâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Güneydoğu Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ibâdihi'l-ulemâ]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıyânîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş Müftüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Muammer Kazzâfi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-Kafkas savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Tebliğ Cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[Temurağa köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik el-Medeni]]></category>
		<category><![CDATA[Tûme]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen Eski Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeydiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=200</guid>

					<description><![CDATA[“İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’; Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). &#160; Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’</em>;<br />
Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını)<br />
bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri kadar gelişmemiş olması, kendilerini ve fikirlerini yayacak organizasyonlara sahip olmamaları, medya araçlarına mesafeli durmaları gibi sebeplerden dolayı toplumda yeterince tanınmayan, fikirlerinden haberdar olunmayan, saklı bahçe gibi keşfedilmeyi büyük bir vakarla bekleyen ulemâ ve mütefekkirlerimiz hazine değerindeki müktesebatıyla dâr-ı bekâya intikal etmeden onları keşfetmeli, fikirlerini ve hatıralarını kayıt altına almalıyız.</p>
<blockquote><p>Saklı kalmış âlimlerimizi ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, ihya çabaları açısından son derece önemlidir.</p></blockquote>
<p>Bu meyanda bir farkındalık oluşmasına ve duyarlılık gelişmesine katkı yapmak maksadıyla, saklı bir âlim ve derin bir mütefekkire kendi anlatımları çerçevesinde dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’nın İlim Yolculuğu </strong></p>
<blockquote><p>Fikri Tuna, “Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkmıştı.</p></blockquote>
<p>1864’te Rus-Kafkas savaşının elem verici bir mağlubiyetle neticelenmesi sebebiyle cennet misali güzel yurtlarından sürülerek Osmanlı Devleti’nin çeşitli vilâyetlerinde iskân edilen Çerkeslerden Tûme ailesinin çocuğu olarak 1934 yılında Maraş&#8217;ın Göksün ilçesine bağlı Temurağa köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu tefsir sohbetlerinin yapıldığı, kadın erkek herkesin okuma yazma bildiği kültür düzeyi yüksek bir köyde geçti.</p>
<p>“Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkan üstat Fikri Tuna, ilköğrenimi köyünde, ortaöğrenimi Halep’te tamamladı. 1957 yılında Kahire’ye giderek el-Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. Bu bölümü dört yılda bitirerek Türkiye’ye dönen Fikri hoca, 1962 yılında KahramanMaraş müftüsü olarak tayin edildi. İki yıl boyunca il müftülüğü yanında İmam-Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenliği de yapan Fikri Tuna, İslam’ın içtimai adalete dayanan iktisadi anlayışı üzerinde hassasiyetle durması sebebiyle, asla tasvip etmediği bir partiye mensup olmakla suçlandı. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı merkezine alındı ve bir süre Tetkik Kurulu Başkanı olarak hizmete devam etti. 1965’te Kırşehir Müftülüğüne atandı. Ancak üç yıl sonra istifa ederek Libya’ya gitti ve ihtisas eğitimi için ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın Kelam ve Felsefe Bölümü’ne intisap etti.</p>
<p>Üstadın içtimai ruhu Şam’da uyanmıştı. Mustafa Sıbaî gibi üstatların sohbet ve konferanslarını izleyerek fikrî gelişimini orada başlatmıştı. Hiçbir zaman okuldaki dersleriyle yetinmeyen üstadın ilmî inkişafı daha ziyade binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti. Zira orada kütüphane ve kumdan başka kendisini meşgul edecek hiç bir şey yoktu&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cezayir’de Eğitim ve Araştırma Faaliyetleri</strong></p>
<blockquote><p>Üstadın fikrî inkişafı Şam’da, ilmî inkişafı da binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti.</p></blockquote>
<p>Albay Muammer Kazzâfî darbesini gerçekleştirip ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın doktora kısmını lağv edince, Fikri Tuna doktora çalışmasını Sorbon Üniversitesi’nde tamamlamak niyetiyle Cezayir yoluyla Fransa’ya gitmek üzere yola çıktı. Cezayir onun için kahramanların yaşadığı bir ülkeydi. Ezher’de okurken bir taraftan da Mısır Radyosu’nda Türkçe servisinde spikerlik yaparken Mısır’da kurulan Cezayir Muvakkat Hükümeti’nin saygın üyeleriyle tanışma fırsatı bulmuş olan üstat, Malik b. Nebi, Tevfik el-Medeni, Ferhad Abbas gibi birçok önderle yakından tanışarak Cezayir konusunda geniş malumat sahibi olmuş ve Cezayir’in kahramanca tutumuna ve yiğitçe savaşına hayran kalmıştı. İşte bu yüzden, Fransa’ya giderken yolunu Cezayir’den geçirmeyi tercih etmişti.</p>
<p>Cezayir’e gittiğinde ilk ziyaret ettiği şahsiyet İslam dünyasının meşhur simalarından olan büyük mütefekkir Malik b. Nebi olmuştu. Malik b. Nebi, Fikri Tuna’nın Fransa’ya gitmesini pek uygun bulmamış, Cezayir’in kendisine ihtiyacı olduğunu, icap ederse yarıda kalan doktorasını Cezayir’de tamamlama imkânı bulabileceğini, bu hususta kendisine yardım edeceklerini söyleyerek Cezayir’de kalmasını teşvik etmişti.</p>
<p>Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yüksek Öğretmen Okulu’nda Arapça ve İslam Felsefesi hocası olarak tayin edilen üstat bir taraftan da Cezayir Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Osmanlıca okutmuştur. Aynı zamanda hükümet sözcülüğü ve büyükelçilik gibi önemli görevler ifa etmiş olan Evkaf Bakanı Tevfik el-Medeni ile uzun sürecek bir çalışma içine girmiştir. 1974’te kurulan Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nin başkanlığına getirilen Tevfik bey üstada; “Bu Osmanlıca belgeler bana bakıyor, ben de onlara bakıyorum, ancak, birbirimizi anlamıyoruz. Ben seni gökte ararken yerde buldum. Artık seni bırakmam imkânsızdır, hayatımın sonuna kadar beraber çalışacağız.” diyerek Fikri Tuna’nın Merkez’e araştırmacı olarak atanmasını sağladı. Bir taraftan bu göreve başlayan üstat, öbür taraftan üniversitedeki Osmanlıca derslerini de 17 yıl boyunca sürdürdü.</p>
<p>1987’ye kadar Cezayir’deki hizmetlerini sürdüren Fikri Tuna, Tevfik beyin vefatından sonra Türkiye’ye döndüğünde Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nde Osmanlı dönemi Cezayir tarihiyle ilgili yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapan 40 kadar lisansüstü öğrencisi bırakmıştı. Osmanlıcayı uzman düzeyinde öğrenmeleri için 4 öğrencinin İstanbul’a gönderilmesine vesile olan üstat, Arapça’ya çevirdiği beş bine yakın Osmanlı belgesi aracılığıyla, Cezayir halkının Fransızca belgelere mahkûmiyetini de kırmış oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Yolculuğunda Beşinci Durak: Yemen</strong></p>
<p>Yüksek bir vefa duygusuyla vefatına kadar Tevfik el-Medeni ile birlikte çalışan Fikri Tuna, 1987’de Türkiye’ye döndüğünde Yemen’den ikinci kez aldığı davete icabet etti. Yemen Eski Eserler, Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü ile bir mukavele yaparak 400 senelik Osmanlı-Yemen ilişkilerinin tamamını kapsayan genel bir araştırma başlattı. Yemenli yöneticilerin beklentileri siyasi olmakla beraber, üstat; arşiv belgeleri, kitaplar, haritalar, resimler gibi Yemenle ilgili bütün materyali kapsayan bir çalışma gerçekleştirdi.</p>
<p>Böylece Yemen’de her yönüyle mütekâmil bir Osmanlı Arşivi meydana getiren üstat Fikri Tuna, bu arşiv çalışması sayesinde Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki Asîr ihtilafının çözümüne de büyük katkı yapmıştır. Suudlular son derece mümbit olan Asîr mıntıkasını Yemen’e iade etmeyi reddetmişse de, Yemen’e geniş kapsamlı ve uzun bir süreye yayılmış iktisadi yardımı kabul etmişler ve o şekilde tarafeyn arasında meşhur Asîr ihtilafı çözüme kavuşturulmuştur.  Meselenin uhdesine tevdi edildiği uluslararası arabuluculuk şirketinin genel müdürü Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Eryani’ye “Yemen meselesini Yemenlilerden daha iyi bilen, Arapçayı bu kadar güzel konuşan, belgelere derinlemesine vakıf bu adamı nereden buldunuz?” diye sormaktan kendini alamamıştı&#8230;</p>
<p>Yemen’de iki sene kadar defterdarlık yapmış ve gelirken de Yemen’den hatırı sayılır derecede kitap getirerek İstanbul Fatih’te kurmuş olduğu Ali Emîrî Kütüphanesi diye de anılan Millet Kütüphanesi’ne bırakmış olan Ali Emîrî’nin Yemen Hâtırâtı adlı eserini de Fikri Tuna Osmanlıca’dan Arapçaya <em>Hâtırâtu’l-Yemen</em> adıyla çevirmiştir.</p>
<p>Üstat Fikri Tuna, Ali Emîrî’nin Yemen’deki Osmanlı idaresinin istikrar içinde devam edebilmesi için bir layiha şeklinde Osmanlı Hükümeti’ne sunmuş olduğu bu takririn, sadece kendisinin mollavari taassubane görüşünü yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti tarafından Yemen’e gönderilen bazı valilerin ve teftiş heyetlerinin de dar görüşlülüklerini belirtmesi bakımından çok önemli bir belge olduğu kanaatindedir.</p>
<p>Zeydiye mezhebinin esas itibarıyla ehl-i sünnete ne kadar yakın olduğunun yeterince bilinememesi, son Yemen imamı İmam Yahya’nın müspet tutumunun ve Osmanlı Devleti ve hilafeti hakkındaki görüşünün yeterince anlaşılamaması, Yemen’deki isyan hareketi başladığında meseleyi hal imkânı bulunduğu halde, liyakatsiz, dar görüşlü ve menfaat düşkünü valilerin yanlış tutumları sebebiyle bir çözüm bulunamayışı, Nakîbu’l-Eşraflık uygulamasının yetmiş kadar mehdinin çıkmasına yol açması sebebiyle menfi bir işlev görmesi gibi fikirleriyle üstat Fikri Tuna Yemen meselesinde de son derece özgün yaklaşımlar ortaya koymaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam Seyahatleri</strong></p>
<p>Üstat Fikri Tuna, tıpkı Âkif, İkbal ve Şiblî gibi İslam dünyasını gezip görmek, İslam beldelerini ve topluluklarını yerinde incelemek, çeşitli alanlarda geliştirmiş oldukları uygarlıkları bizzat müşahede etmek için seyahatlere çıkmıştır.</p>
<p>Dünyanın en önemli medeniyetlerinden birine sahne olan Hindistan’ı ziyaret eden üstat, medeniyet tarihinin parlak örneklerini yerinde görmüş, tanınmış Müslüman âlimler ile görüşmüş, Pakistan’ın ayrılması hakkındaki kanaatlerini kendilerinden dinlemiş, Tebliğ Cemaati başta olmak üzere Bahâîlik, Kadıyânîlik gibi hareketleri daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur.</p>
<p>İran seyahati esnasında özellikle Kum şehrinde bir çok âyetullah ile görüşen üstat, İran medeniyeti, İran’ın İslam medeniyetine katkıları ve İslam’ın İran’a kazandırdıkları, Şia mezhebinin teşekkülüyle İslam dünyasında vuku bulan ilk büyük ayrışım, bu ayrışımın taassuba dönüşmesinde Batı’nın harcadığı mesai, Humeyni’nin inkılabı ve görüşleri gibi konularda kanaatlerini pekiştirmiştir.</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Azerbaycan, Gürcistan, Kuzey Kafkasya gibi komşu ve akraba coğrafyalara da seyahatler gerçekleştiren üstat gittiği yerlerde gözlemler yapmış, önde gelen şahsiyetlerle görüşmüş, konferanslar vermiş, radyo ve televizyon konuşmaları yapmıştır.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu bölgesine gerçekleştirdiği seyahati esnasında tanınmış şeyhler ve ağalar ile görüşerek bölgenin sosyal yapısını derinden kavrayan Fikri Tuna’nın yurt içinde ve yurt dışında yetmiş yıldır sürdürdüğü gözlemleri ve analizleri, İslam âleminin hâl-i pürmelâlini kendine dert edinmiş ve bir çıkış yolu arayan şahsiyetlerin ve kurumların istifade etmesi gereken bir saklı âlim ve derin mütefekkir olarak kûşe-i uzletinde vakarla keşfedilmeyi beklemektedir.</p>
<p>Biz kendi çapımızda bu muhteşem birikimi insanımızın istifadesine sunabilmek için bir gayret içindeyiz. 2008 yılı Mart’ından bu yana otuzu aşkın oturumda üstat Fikri Tuna’dan dinlediklerimizi not etmeye çalıştık. Üstadın yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve analizlerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslam, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini bir kitap halinde istifadeye sunmayı da arzu ediyoruz.</p>
<p>Yetmiş yıldır İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarih boyunca ortaya çıkmış ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu ilerlemiş yaşına rağmen sürdürmeye devam eden Fikri Tuna üstadımıza Yüce Allah’tan sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyoruz. İnşaAllah gelecek hafta üstadın ümmetin temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin görüşlerini kısaca paylaşacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
