<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>FETHİ GÜNGÖR Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/fethi-gungor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/fethi-gungor/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Dec 2020 22:14:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUR’AN’DA YER ALAN KİTAPLARI TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 20:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[AKIL FİKİR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BAKİRE MERYEM]]></category>
		<category><![CDATA[BOOKS OF THE QURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ENVER İSHAK]]></category>
		<category><![CDATA[ESKİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[HEDY]]></category>
		<category><![CDATA[HİKMET]]></category>
		<category><![CDATA[HÜDÂ]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[HURÛF-I MUKATTA’A]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. MESİH]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİL]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAB]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN KİTAPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I AZÎM]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I MECÎD]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜ’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜN KAYYİME]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED GAZALİ]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[NESİH]]></category>
		<category><![CDATA[SEB’-İ MESÂNİ]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN-I MÜBÎN]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[UNUTTURMA]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[ZEBUR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİKR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİYÂ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=985</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Enver İshak’ın “Kütübü’l-Kur’ân” isimli Arapça eseri, “Kur’an Kitapları” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra[1] Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-987" src="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg" alt="" width="196" height="300" srcset="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg 196w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-768x1173.jpg 768w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-670x1024.jpg 670w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-458x700.jpg 458w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-1320x2017.jpg 1320w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" /></a></strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’</em><em>ân</em>” isimli Arapça eseri, “<strong>Kur’an Kitapları</strong>” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama hususunda kendisine yardımcı olmamı rica etmişti.</p>
<p>Eseri incelediğimde özgünlüğü dikkatimi çekmiş ve çeviri teklifini kabul etmiştim. Bir yıl içinde eserin çevirisini tamamlayarak Türkçe metni sırasıyla üç ayrı yayınevine gönderip basmalarını önerdim. Önerime müspet cevap veren Akıl Fikir Yayınları, eseri inceledikten sonra özgün ve önemli bularak yayınlama kararı aldı. Böylece eser okurlarıyla buluşmuş oldu.</p>
<p>Âyet-i kerime çevirilerinde çoğunlukla Süleymaniye Vakfı internet sitesinde yer alan Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> Kitab-ı Mukaddes’ten yapılan iktibasların çevirisinde ise incil.info internet sitesinde yer alan “Kutsal Kitap (Yeni Çeviri 2009)” nüshası esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Enver İshak, bu uzun soluklu çalışmasında ortaya koymuş olduğu yorum ve görüşlerini Arapça kısa dersler halinde internet üzerinden de paylaşmaktadır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Mushaf-ı Şerif’te yer alan “<em>kütübün qayyime</em>; pek kıymetli kitaplar”ın birbirini tevil, tefsir ve beyan ettiğini, bu kitapların birbirine tanıklık ettiğini ve birbirini tamamladığını açıklayan müellif, “seb’-i mesânî” (yedili ikişerliler), “Zikir”, “Kur’ân”, “Kur’ân-ı Mecîd”, “Kitâb”, “Hikmet”, “Hüküm”, “Hüdâ”, “Ziyâ”, “Sultân-ı Mübîn” gibi birçok Kur’ani kavramın anlam haritasını çıkarmakta, bu kitapların hangi nebilere/elçilere indirildiğini araştırmaktadır. Böylece bu kavramların, kendi tabiriyle ‘sultanların fakihleri’ tarafından değil bizzat Allah tarafından nasıl tanımlandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre Rasulullah (s) bir grubun tartıştıklarını işitmiş ve onlara şöyle demiştir:</p>
<p>“Sizden öncekiler işte böyle helak oldular. Allah’ın Kitabı’nın bir kısmını diğeriyle mukayese ediyor (çelişki arıyor)lardı. Oysa Allah’ın Kitabı, bir kısmı diğerini doğrulamak üzere indi. Kur’an’ın bazı âyetlerini ileri sürerek diğerlerini yalanlamayın. Onun (mahiyetini) bildiğiniz âyetleri üzerinde konuşun; bilmediklerinizi ise onu bilene bırakın.” (İbn Hanbel, II/185).<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p><strong>Çalışmanın Önemi</strong></p>
<p>Müellifin eserini takdiminde belirttiği üzere yarım asra yakın bir zamanda tamamlanan bu araştırma, İslam toplumunun yaşamakta olduğu krizi açıklamakta ve insanların niçin psikolojik ve entelektüel karmaşa içerisinde debelendiğini ortaya koymaktadır:</p>
<p>“Araştırmamıza Allah’a tamamen ihtiyaçlarımıza uygun olarak bolca bahşetmiş olduğu nimetleriyle mütenasip şekilde çokça hamdederek başlıyoruz. Allah’ın salâtı/desteği ve selamı elçi olarak gönderilmiş bütün nebilerin ve kıyamete kadar onlara güzellikle tâbi olanların üzerine olsun. En hayırlı müşfik elbette Allah’tır. Nitekim O, en büyük merhamet sahibidir.</p>
<p>Bu araştırma, daha önce hiçbir Müslüman toplumda denenmemiş, kelimenin tam anlamıyla yeni/özgün bir metoda dayanmaktadır. Düşünce yöntemi açısından ilk bakışta benzer görünen bazı girişimler olmuşsa da bunlar bizim ortaya koyduğumuz yöntemden cevher/öz itibarıyla oldukça uzaktır.</p>
<p>Bu araştırma, dinin hakikati, Kitap ve Nebiler hakkında sapkın ve şaşırtıcı inançların kök salmasıyla oluşan dezenformasyon uzunca bir süre etkili olduktan sonra tüm insanlık için hakkın/gerçeğin apaçık ortaya konulması hususunda bir ilktir. Gelenek mirası, modernizasyon, gerçeklik dilinin ve düşünce özgürlüğünün simülasyonu gibi sloganlarla şer/kötülük hiçbir itirazla karşılaşmadan dilediğini yapmakta, ilmin ve dinin hikmetinin kendinde olduğunu iddia etmektedir! Kapkaççı kurt kuzu postuna bürünmüş ve Allah’ın dinini kapıp kaçmıştır! Bu yüzden ahlak yok olmuş, değerler kaybolmuş, insan ve insanlık bilinci en derin çukura yuvarlanmıştır!</p>
<p>İşte bu gerekçeyledir ki bizim bu sahte dini, bu bâtıl yöntemi ve gerçek hedeflerini -Hz. İsa’nın şu sözleri çerçevesinde- ortaya çıkarmamız mutlak surette gereklidir:</p>
<p><em>“Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmiyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi?” (Matta 22:24).</em></p>
<p><em>“İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:31-32).</em></p>
<p>İnsanoğlunun bu yerkürede güvenli ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için Allah’ın dinini Allah’a arz etmemiz kaçınılmaz bir hâl almıştır.</p>
<p>Mevcut gerçekliğimizde birtakım karmaşık zorluklar söz konusudur. Bu sebepledir ki, bir yönden insanlık olarak bizim, diğer yönden ise Mushaf-ı Şerif’in; derin, uzun ve kapsamlı bir bakış açısı olmadan yaşadığımız mevcut zor durumdan çıkabilmemiz kolay değildir. İşte bu sebeple bu kitabımızda ellerimizde bulunan Mushaf’ı derin bir incelemeye tâbi tutacağız.</p>
<p>Günümüzde Müslümanların karşı karşıya kaldığı bu <strong>kayıp</strong> birçok birikimin sonucudur. <strong>İhtilaf</strong>, Rasulullah Muhammed’in (s) vefatından hemen sonra Sakife’de başladı. Kısa bir süre sonra sûfi, aklî, şiî/tarafgir vb. grupların yorumları ortaya çıkmaya başladı. Böylece çok sayıda grup ortaya çıktı, dallanıp budaklandı, genişleyip yayıldı. Bir de baktık ki kendimizi Aleyhissalâtu Vesselâm’ın şu sözünün önünde buluverdik:</p>
<p>“Sizden önceki ümmetlerin yollarına girecek, karış karış, adım adım onları takip edeceksiniz! O derece ki, bir kertenkele deliğine girseler siz de peşlerinden gireceksiniz!” (Buhari, Enbiya 50). Zira biz Yüce Allah’ın şu sözünü terk ettik:</p>
<p>“Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının. Bunu size Allah öğretiyor. Her şeyi bilen Allah’tır.” (Bakara 2:282).</p>
<p>Bir eseri en iyi müellifi tanır. Dolayısıyla hiç araya girmeden müellifin eserini yazma gerekçeleri hakkındaki açıklamalarını okumaya devam edelim:</p>
<p><strong>“İnsanlar el-Alîm Olan Allah’ın Öğretisini Bırakıp İnsanların Öğretisini Aldılar! </strong></p>
<p>İşte bu şekilde onların peşine takılıp karanlık bir deliğe girmiş olduk ve on dört asırdır bu delikte hapis kalmaya devam ediyoruz! Tâ o zaman başladı; akla karşılık nakil yolunu tutmamız, nassa karşılık yoruma yapışmamız! Böyle böyle ortaya çıktı tüm şüpheler, fırkalar, yorumlar. Bunlar arasındaki sürtüşmeler de günümüze kadar sürüp geldi. Nihayetinde bu tek dinden <strong>birçok din türedi</strong>, bu yüce dinden ve yüksek hedeflerinden olabildiğince uzak çeşitli gruplar ve çok renkli görüntüler ortaya çıktı!</p>
<p>Bu grupların aralarındaki mücadele o denli kızıştı ki iş tefsir, usul, akide ve dini tanımlamada, hattâ Allah anlayışında bile ihtilafa kadar uzandı.</p>
<p>Biz bu kitabımızda Allah’ın Kelâmı’nı sadece Allah’a irca edeceğiz. Bunu da Allah Teâlâ’nın şu sözünü aklımızda tutarak ve Allah’ın Kitapları’na mutabık bir yönteme dayanarak yapacağız:</p>
<p>“Oysa onun tevilini (bağlantılı olduğu âyeti) sadece Allah bilir. Bu ilimde sağlam duruş gösterenler şöyle derler: “Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşâbih ve tevil) Sahibimiz katındandır.” Zikre (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler.” (Âl-i İmran 3:7).</p>
<p>Allah’ın yaptığı tevili tezekkür etme yöntemine dayanacağız ve asla kendi hevamızla tevil yapmayacağız. Tarih boyunca yazılmış tefsirlerden tamamen uzak duracağız…</p>
<p>Biz biliyoruz ki, insanların bilgileri -yanlışa düşmüş seleflerinin anlayışlarına mahkûm olduğu için- uzun süre hakikatten uzak kalagelmiştir. İnsanın bundan kurtulabilmesi için mutlaka -beşerin öğretisine değil Allah’ın öğretisine dayanan- eleştirel yeni bir okuma yapması gerekir. Bu adımı atmak hiç de kolay değildir. İnsanlar da bunu kolaylıkla kabul etmeyecektir. Çünkü insanlar Tih vadisinde yaşıyorlar ama orada yaşadıklarını inkâr ediyorlar!</p>
<p><strong>Dinin en olgun kıvamına ulaşması</strong> iki hususa bağlıdır. Birincisi; âyetlerin ve kitapların hakkıyla idrak edilmesidir. İkincisi ise; hayatımızın temelini oluşturur hâle gelinceye kadar bu âyetlere ve kitaplara sıkı sıkıya bağlanmamız ve sürekli bunlara uygun davranmamızdır. Nitekim bu husus tüm varlıklar için bu şekilde işlemektedir.</p>
<p><strong>Durgun Sulara Taş Atacağız!</strong></p>
<p>Mushaf’taki her bir kelimenin bir medlûlü/delalet ettiği anlamı vardır. Dolayısıyla hiçbir kelime asla bağlamından kopartılamaz. Aksi takdirde Allah’ın kelâmı/sözü, yani o sözün anlamı yok olur.</p>
<p>Günümüzdeki mevcut duruma gelince; bilginin bu denli otorite kabul edilmesine, bunca teknolojik ilerlemeye, bilgi birikimine ve bilgi devrimine rağmen maalesef geçmişten çok da üstün değildir. Zira günümüz düşünürleri de öncekilerin yorumlarını yeni elbiseler içinde sunmaktan öteye gidememiştir. Böylece Mushaf, modernizm fabrikasında yeni bir yöntemle <strong>yeniden tahrif</strong> edilmiş/çarpıtılmış oldu!</p>
<p>Ondört asırdır İslam dünyası ve Müslüman insan kayıptadır! Peki, bunca zaman bu kayıp durumu niçin devam edip gitti? Hakikati niçin öğrenemiyoruz? Hakikat bizi neden özgürleştirmiyor?</p>
<p><strong>Allah’ın Kitaplarını Kim Çaldı?</strong></p>
<p>Özelde İslam dünyasının genelde bütün dünyanın yüzyüze kaldığı bu kaybın sebebi, Hz. İsa’nın dediği gibi Allah’ın kitaplarını bilmememiz ve kul ila Mabud’un irtibatının kopuk olmasıdır. Nitekim hâlâ Allah Teâlâ insan hayatının merkezî düşüncesine oturmuş değildir. Yaratan’ın yerine beşer yapısı yeni tanrılar konulmuştur! İnsan, Allah’ın kendisine ne söylediğini kavramadığının bilincinde bile değildir.</p>
<p>Hz. İsa’nın sözü tam da acı içinde kıvranan insanın gerçekliğini ifade etmektedir. <strong>Günümüz insanı kayıptadır</strong>, kitapların ne olduğunu da bilmemektedir. Peki, kaybolmaktan korunabilmek için bilmemiz icap eden bu kitaplar nelerdir? Nerededir bu kitaplar? Bu sorular çözüme ulaşabilmemiz için işaret fişeği görevi görecektir. Aslında herkes ortada bir sorun olduğu konusunda müttefiktir. Ancak, sorunun tanımlanması ve çözüm yolları konusunda ittifak yoktur…”</p>
<p><strong><em>‘Kütübün Kayyime’</em></strong><strong> ile ‘<em>Sırât-ı Müstak</em></strong><strong><em>î</em></strong><strong><em>m’</em></strong><strong>e Ulaşmak</strong></p>
<p>“Allah, gerekeni yapanı (doğruları tercih edeni) sırât-ı müstakime/ <strong>doğru yol</strong>a yöneltir.” (Bakara 2:213).</p>
<p>“İşte bu Benim <strong>dosdoğru yol</strong>umdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi Benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki O’ndan çekinerek kendinizi korursunuz.” (En’âm 6:153).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Râ</em>. Bu, insanları Rablerinin (Sahiplerinin) izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman için indirilmiş bir kitaptır. Daima üstün olanın ve her şeyi güzel yapanın yoluna.” (İbrahim 14:1).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Mîm!</em> İşte o Kitap budur, içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîler için rehberdir.” (Bakara 2:1).</p>
<p>“Beyyine, tertemiz sayfaları derleyip okuyan Allah’ın elçisidir. O sayfalarda dosdoğru hükümler [<em>kütübün kayyime</em>; dosdoğru/kıymetli kitaplar] bulunur.” (Beyyine 98:2-3).</p>
<p>“… <em>Likülli ecelin kitâb</em>: Senden önce de elçiler gönderdik. Onlara eşler, evlatlar vermiştik. Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmadan bir ayet (belge, mucize) getiremez. <strong>Her çağın (dönemin) bir Kitab’ı vardır</strong>.” (Ra’d 13:38).</p>
<p>Mushaf’ta mevcut tüm kitaplar mesajın ve dinin tek olduğunu göstermektedir. Bu mesaj Mushaf’ın iki kapağı arasında toplanmış ve muhafaza edilmiştir. Nebiler çeşitli dinler getirmiş değildir. Hiçbir nebi de Allah’ın dinini neshedip onun yerine yeni bir din koymuş değildir. Din tektir ve süreklidir. “Her dönemin ayrı bir dini vardır.” diyerek Allah’ın bitiştirilmesini emrettiğini biz kesip koparamayız.</p>
<p>Allah Teâlâ beşeriyet için vazetmiş olduğu yöntemini değiştirmez. Sünnetini/yasasını da zamanın ve mekânın değişmesiyle değiştirmez. Kendi dinini lağvedip yerine yeni bir din koymaz. Bu sebepledir ki Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p>“<em>We men yettebi’ ğayra’l-İslâmi dînen felen yuqbele minhu…</em>: Kim İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette, kaybedenlerden olur.” (Âl-i İmran 3:85).</p>
<p>Suhuf-i mutahharadan/ tertemiz sahifelerden oluşan Mushaf’ta; Allah’ın Nuh aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a kadar gelmiş geçmiş tüm nebi ve rasullerine göndermiş olduğu Kitapları mevcuttur…</p>
<p>Nebi Muhammed (s), Allah’ın kendisiyle bir ve tek olan dinini tamamladığı son nebidir. Bu yüzden “<em>hâtemu’n-nebiyyîn</em>: nebilerin mührü/sonuncusu”dur…”</p>
<p><strong>Temel Kavramları Allah’ın Tanıttığı Şekilde Anlamak</strong></p>
<p>Enver İshak, eserin arka kapak yazısında, yarım asırlık bir çabanın ürünü olan Kur’an Kitapları isimli çalışmasının şu hususları açıklığa kavuşturduğunu belirtmektedir:</p>
<ul>
<li>Surelerin başlarında yer alan hurûf-ı mukatta’ayı,</li>
<li>Seb’-i mesâniyi ve Kur’ân-ı Azîm’i,</li>
<li>Neshi ve ‘unutturma’yı,</li>
<li>Surelerin isimlerini ve ilk kime indirildiklerini,</li>
<li>‘Zikr’in ne olduğunu,</li>
<li>‘Kur’ân’ın ne olduğunu,</li>
<li>Kur’ân-ı Mecîd, Kur’ân-ı Kerîm, Tevrat, Zebur, İncil, Kitab ve Hedy’in her birinin kime indirildiğini ve Mushaf’ta nerede bulunduğunu,</li>
<li>Dinin ne olduğunu ve ne zaman bozulduğunu,</li>
<li>Kadir Gecesi’nin ne olduğunu,</li>
<li>Hikmet’in ne olduğunu ve kime indirildiğini,</li>
<li>Bakire Meryem aleyhesselama ne vahyedildiğini,</li>
<li>Mesih’in “Siz Kutsal Yazılar’ı bilmediğiniz için yanılıyorsunuz” sözünün ne anlama geldiğini…</li>
</ul>
<p>Enver İshak’ın Kur’an Kitapları isimli çalışmasını tanıtan bu makalemizi eserin <strong>sonuç</strong> yazısı ile noktalayalım:</p>
<p>“Bu çalışmanın geniş bir kesime yayılarak faydalı olmasını ve içinde yaşadığımız koyu karanlık geceyi aydınlatmasını umuyoruz. “Allah’ın yeryüzündeki halifeleri” gibi zor bir unvana layık olabilmek için doğruluk ve dürüstlüğü şiar edindik.</p>
<p>Bu kitap, bin dört yüz yıl boyunca cehalet ve körü körüne bağlılık duvarlarının ardında saklı kalan gizli gerçeği göstermek için ortaya konulmuş samimi bir insan çabasıdır.</p>
<p>Bu çalışma, uzun yıllar boyunca süren araştırmanın, uykusuz gecelerin, özeleştiri ve öz değerlendirmenin, nihayet uzun soluklu bir incelemenin ürünüdür.</p>
<p>Bu kitap, ışık penceresini bir miktar aralamayı, insanlığa gönderdiği kitaplarını ve içeriklerini tanımak suretiyle Allah’ı tanıma uğrunda marifet kapılarından küçük bir kapı açmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu kitabın düşünen akıllar ve araştırmacılar nezdinde yankı bulmasını umuyorum. Böylece modern dünyamızda tamamen yeni olan bu yaklaşıma fikrî derinlik kazandırarak çalışmayı tamamlama imkânı hasıl olacaktır. Elbette Allah’tır dosdoğru yolu gösteren ve elbette O’dur başarıya ulaştıran.”</p>
<p>Eseri okuyarak değerlendirme, tenkit ve tekliflerinizi yazarsanız, tercümeye ilişkin olanlarını eserin mütercimi olarak memnuniyetle dikkate alacağımı, içeriğe ilişkin hususları da müellifine ileteceğimi bilmenizi isterim: <a href="mailto:fg@fethigungor.net">fg@fethigungor.net</a></p>
<p>Rabbimiz bizleri önceki vahiylerini de ihtiva eden “Son Vahy”ini en iyi kavrayanlardan ve Nebilerin yolunu sürdüren Son Nebi’nin izinden giden salih ve muhsin kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Enver İSHAK&#8217;ı yakından tanıyalım</strong></p>
<p>1947 yılında Suriye’nin Cûlân (Golan) bölgesinde doğdu. Şam’a yerleşerek orta öğretimini tamamladı. 13 yaşında din ilimleri tahsil etmeye başladı. Farklı hocalardan dersler aldı. Seyyid Kutub, Muhammed Gazali vd. müelliflerin kitaplarını okudu. Din, 15 yaşından beri en çok ihtimam gösterdiği konuların başında geldi. Önce Almanya’ya, ardından Amerika’ya göç etti. New Jersey’de inşaat müteahhidi olarak çalıştı. 38 yaşında inşaat işini bırakıp Kur’an çalışmalarına yoğunlaştı. Bu çalışmaları esnasında tespit ettiği hususları Suriye’de birçok tanınmış hocayla müzakere etti. Kendisi gibi 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nde dedeleri Rusya tarafından Kafkasya’dan sürülerek o vakitler Osmanlı Devleti sınırları dahilinde yer alan Kuneytıra mıntıkasında iskân edilen yakın köylüsü Cevdet Said’in tavsiye ve teşvikiyle Kur’an çalışmalarında ulaştığı neticeleri kitap halinde kaleme alıp neşretmeye başladı. Din, siyaset ve düşünce alanında araştırmalar yapmaya devam etmektedir.</p>
<p>Üç dilde yayımlanan Kur’an Kitapları isimli eserinden önce Arapça ve İngilizce iki kitabı yayımlandı:</p>
<p>&#8211; The Ignorance of Violence: A Search for Truth. (Câhiliyyetu’l-Unf: Şiddet Cahiliyesi: Hakikat Arayışı). Dar Al An Publishers, London, 2002.</p>
<p>&#8211; Tezyîfu’l-İslâm. (Misrepresentation of Islam: İslam’ı Kötü Tanıtma Çabaları). Dâru Farabi, Beyrut 2008.</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>&#8211; Enver İshak. (2020). <strong>Kur’an Kitapları</strong>. Arapçadan çeviren: Fethi Güngör. İstanbul: Akıl Fikir Yayınları, 232 s. ISBN: 9786059499101.<br />
&#8211; Fethi Güngör (2020). “<strong>Kur’an’da Yer Alan Kitapları Tanımak</strong>”. Kur’ani Hayat Dergisi, Mayıs-Haziran 20, Sayı: 71, s.24-27.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’ân</em>” isimli Arapça eseri ile “Books of The Quran” adıyla İngilizce basılan çevirisi için bakınız: <a href="https://quranbooks.net/">https://quranbooks.net</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali, Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır vd., <a href="http://www.suleymaniyevakfimeali.com/">www.suleymaniyevakfimeali.com</a>, 08.08.2018. Önemli not: Heyet halinde yürütülen bu kıymetli meal çalışması sürekli güncellendiği için çeviri esnasında iktibas ettiğimiz meal metinleri sonradan değişmiş olabilir.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitab-ı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. <a href="https://incil.info,/">https://incil.info,</a> 08.08.2018.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Enver İshak’ın kısa dersleri şu linkten izlenebilmektedir: <a href="https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop">https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ahmet bin Hanbel’in Müsnedi’nde yer alan 6741 numaralı bu hadis için bakınız: <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, I/399. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr, 10.06.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İYİLİK HALİNİ YÜKSELTMEK İÇİN SOSYAL DIŞLANMAYI AZALTMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 19:04:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[BEYZA ERKOÇ]]></category>
		<category><![CDATA[DOKTORA PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİK HALİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜREL ENTEGRASYON]]></category>
		<category><![CDATA[MADDİ YOKSUNLUK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL DIŞLANMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HİZMET]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL KATILIMCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=963</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada ve toplumda hissedilir yankıları olmalıdır. Bu bağlamda yeri geldikçe danışmanlığımda tamamlanan bazı tez çalışmalarını özetle sizlere aktarmaya özen göstereceğim.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlık İçin İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma meselesi ‘gelişmiş’ Batı toplumlarına münhasır olmayıp ülkemizde de çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkmakta ve bireyler üzerinde olumsuz biyo-psiko-sosyal etkiler yapmakta, böylece bireylerin toplumla ilişkilerine zarar vermektedir.</p>
<p><strong>Sosyal dışlanma</strong> ve <strong>iyilik hali</strong> kavramları günümüz dünyasında üzerinde sıkça durulan kavramlar arasındadır. Küreselleşme, iş gücü piyasalarında yaşanan sorunlar, adil olmayan gelir dağılımı, yetersiz sosyal güvenlik sistemi, iç ve dış göç olgusu, bireylere ait kişisel özellikler gibi sebeplerden ötürü kişiler hayatlarının bir döneminde sosyal yönden dışlanma yaşar duruma gelmişlerdir. Sosyal yönden yaşanılan bu dışlanma, kişilerin hayat kalitelerini, <strong>sosyal sağlıklarını</strong> bir başka deyişle iyilik hallerini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu tespit etmek amacıyla bir doktora tez çalışması yürüttük. Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda beş yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Ocak 2019’da tamamlanan çalışma <strong>Öğr.Gör.Dr. Beyza ERKOÇ</strong>’a ait. Yalova ilinde yaşayan 18 yaş üzeri toplam 855 katılımcı ile kartopu yöntemi uygulanarak gerçekleştirilen araştırmada “Sosyal Dışlanma Ölçeği” ile “İyilik Hali Ölçeği” kullanılmış olup toplanan veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>“Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği” başlıklı bu doktora tez çalışmasından (<strong>1</strong>) ürettiğimiz; “Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı makaleyi (<strong>2</strong>) -pür akademik kısımları hariç tutarak- şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>Öncelikle Sosyal Dışlanmaya Yol Açan Sebepleri Tespit Etmek </strong></p>
<p><strong>İyilik hali</strong>; günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan, dilimizde çok farklı kavramlarla ifade edilebilen, bireylerin değer ve inanışlarıyla şekillenen, bireylerin kişisel ve toplumsal düzlemde nasıl hissettikleri ve nasıl hayatlarını değerlendirdikleri ile ilgilenen, farklı bileşenlere sahip, dinamik, sürekli, sağlığa, refaha ve mutluluğa vurgu yapan ve öznellik özelliğinden ötürü ölçülmesi zor bir kavramdır. Değişen hayat şartları, bireylerin içerisinde bulunduğu stresör ortamların çokluğu, bireylerin baş etmek zorunda kaldığı farklı bireysel, toplumsal ve global sorunlar iyilik hali kavramına verilen değeri arttırmıştır (s.143).</p>
<p>Çalışmanın literatür incelemesi bölümünde sosyal dışlanma ve iyilik hali hakkında genel bilgiler verilmiştir. Yöntem bölümünde araştırmanın amacı, hipotezleri, veri toplama aracı ve verilerin nasıl analiz edildiğine dair bilgilere yer verilmiştir. Bulgular bölümünde yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular verilmiş olup tartışma ve sonuç bölümünde ise çalışmadan elde edilen bulgular ışığında genel yorumlar yapılmış ve öneriler sunulmuştur.</p>
<p>Alandan derlenen veriler ışığında sosyal dışlanma ve iyilik haline ilişkin tanımlayıcı istatistikler oluşturulduğunda; katılımcıların sosyal dışlanma düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında düşük olduğu belirlenmiştir. Oluşturulan tablolar alt boyutlar bazında incelendiğinde <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutu sosyal dışlanmanın en yüksek olduğu boyuttur. Sosyal haklar boyutu ise Yalova’da sosyal dışlanmanın en düşük olduğu boyuttur. Yalova’nın güvenli, küçük ve komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu bir şehir olmasının bu durumda etkili olduğu düşünülebilir. Nüfusunun az olması, bireylerin ulaşımının kolay olması gibi etkenler de bu boyuta dair yapılabilecek yorumlardandır. Sosyal katılımcılık boyutunda da dışlanma düzeyi düşüktür. İlin civar illere nazaran küçük ve güvenli olması yanında bireyler arası yakın ilişkiler ve sosyal katılım fırsatlarının kolayca sağlanmasının bu sonuçta etkili olduğu söylenebilir. Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutunda elde edilen sonuçlar, Yalova halkının kurallara uyma konusunda hassas olduklarını, kültürel uyum sağlamaya ve toplumsal normlara önem verdiklerini ortaya koymaktadır (s.147).</p>
<p>Yalova’da soru formlarını doldurarak alan araştırmasına katkı sunan katılımcıların <strong>iyilik halinin yüksek olduğu</strong> gözlenmiştir. Çıkan sonuçlar yorumlanacak olursa, Yalova halkının genel itibarıyla mutlu olduğu, hayatlarından memnun oldukları söylenebilir. Başka bir ifade ile iyilik hali yüksek bireyler hayatlarından keyif alan, sosyal ilişkilerinde destekleyici ve ödüllendirici olan, sosyal aktivitelerde faal, kendisi dışında başkalarının mutluluğunu da düşünen, kendisine güvenen, geleceğine dair umutlu olan, mutmain kişilerdir. İl halkı genel anlamda kendisini böyle bir birey olarak görmektedir (s.148).</p>
<p><strong>Sosyal Dışlanmayı Azaltarak İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma ile iyilik hali ilişkisini Yalova ili örneğinde inceleyen bu araştırmanın bulgularına göre sosyal dışlanma düzeyi azaldıkça iyilik halinin arttığı söylenebilir. Yalova iliyle sınırlı bu doktora tez çalışmasında sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacına yönelik olarak şu hipotezler geliştirilmiştir (s.144):</p>
<ol>
<li>H1a: Maddi yoksunluk boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1b: Kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1c: Uygun ev ve güvenli çevre alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1d: Sosyal katılımcılık boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1e: Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
</ol>
<p>Hipotezleri test etmek için yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre H1a, H1b, H1c, H1d hipotezleri kabul edilmiş, H1e hipotezi ise ret edilmiştir. Bu araştırmanın öncü bir araştırma olması, literatürdeki diğer çalışmalar ile kıyaslanmasını zorlaştırmıştır. Ancak konuya yakın kabul edebileceğimiz bazı araştırmaların sonuçlarına göre de <strong>sosyal dışlanma düzeyinin azalması iyilik halini arttırmaktadır</strong>.</p>
<p>Bu çalışma ile aynı zamanda <strong>Yalova’da sosyal dışlanma</strong> düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında <strong>düşük</strong> olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal dışlanma düzeyinin düşük olması istenilen bir durumdur. Yalova’da sosyal dışlanma düzeyinin en yüksek olduğu boyut, <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutudur. En düşük olduğu boyut ise, <strong>sosyal haklar</strong> boyutudur. Alan araştırmasında katılımcıların iyilik halinin <strong>yüksek</strong> olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bireylerin iyilik hallerinin yüksek olması da istenilen sonuçtur. İyilik hali yüksel bireyler hayattan zevk alan ve mutlu olan, esenlik içerisinde yaşayan bireylerdir. Bu sonuç Yalova ili ve toplumu için iyi bir göstergedir (s.149).</p>
<p>Bu araştırmanın Yalova ilinde yapılmış olması bir kısıtlılık durumudur ve bu sebepten elde edilen araştırma bulguları tüm ülkeye genellenemez. Araştırmanın daha fazla katılımcı ile ve ülkenin farklı bölgelerinde yapılarak sonuçların daha genel hale getirilmesi yararlı olacaktır. Bu yararı ya kapsamlı bir proje çalışmasıyla yahut örneklerin değiştiği benzer tez çalışmalarının birleştirilmesiyle elde etmek mümkündür.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlığımızı Korumak ve Geliştirmek İçin Tedbirler Almak</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma konusu özelinde bireylerin <strong>dışlanmışlık düzeylerinin azaltılması</strong> için yasal, toplumsal ve bireysel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda çalışma sonucunda elde edilen veriler ışığında, düşük de olsa Yalova ilinde tespit edilen dışlanmanın boyutlar bazında daha detaylı şekilde araştırılması, çalışmaların farklı demografik özellikler ışığında (örneğin bekâr ve erkekler, işsiz ve erkekler) ayrı ayrı incelenmesi, nitel araştırma yöntem ve teknikleriyle Yalova halkı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek daha objektif sebepler ortaya çıkartılması gerekmektedir.</p>
<p>Yalova halkının yüksek olduğu gözlemlenen iyilik halinin daha da arttırılabilmesi maksadıyla sosyal alanların, kişisel gelişim merkezlerinin, kültürel faaliyetlerin, sosyalleşme ortamlarının, iş imkânlarının ve diğer sosyal alanların nicelik ve nitelik açısından arttırılması gerekmektedir. Bunların sağlanması yani sosyal dışlanmanın önüne geçilmesi ve iyilik halinin arttırılması için kamu, özel ve sivil toplum kurum ve kuruluşlarının, belediyelerin ve il bünyesinde bulunan üniversitenin ortaklaşa hareket etmeleri önem arz etmektedir (s.149).</p>
<p>Üç sektörün temsilcileri tarafından el birliğiyle yürütülecek projelerin gerçekleştirilmesi, daha kapsamlı nicel ve nitel araştırmalar yapılması, iyilik hali ve sosyal dışlanma konularına ilişkin detaylı yeni ölçekler geliştirilmesi, üniversite öğrencilerinin lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında bu konuları inceleyen ve birbirini tamamlar mahiyette yeni akademik çalışmalar yapmaları desteklenmelidir.</p>
<p>Kamu ve yerel yönetimler ile Sivil Toplum Kuruluşları yöneticileri başta olmak üzere tüm ilgililerin alanlarına dair yapılmış doktora tez çalışmalarını inceleyerek sosyal sağlımızı korumak ve geliştirmek maksadıyla somut adımlar atması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ERKOÇ, Beyza. (2019). <strong>Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği</strong>. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi SBE, 31.01.2019, 170 s.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör. (2019). “<strong>Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</strong>”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, E-ISSN: 2147-2610, Cilt: 7, Sayı: 18, Haziran 2019, s.142-150. http://www.avrasyad.com/OncekiSayilarDetay.Aspx?Sayi=18, 01.06.2019.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör, “<strong>Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Dışlanma Sebepleri:</strong> Yalova Üniversitesi Termal Meslek Yüksekokulu Örneği”, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi, ISSN: 2459-1149, Sayı: 32, Ocak 2019, s.34-71. http://www.jshsr.org/DergiTamDetay.aspx?ID=1027, 20.01.2019.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Güngör, F. ve B. Erkoç. (2016). “Bakıma Muhtaç Kişilerin Özellikleri ve İlk Yardım”, Bakım ve Sosyal Hizmet ders kitabı içinde, İstanbul Üniversitesi AUZEF., Sosyal Hizmetler Bölümü, ders kitabı, s.308-334. (İlaveten; 28 s. PP sunumu, 10 soru, 25 dakikalık 1 canlı sunum video kaydı), İstanbul, Ocak 2016, s.308-334.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAKKIN ELİNDEN TUTMAK -İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek-</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 07:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞERÎ BİLİMLER YAYIN NO: 144]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’DE HAK İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERİTME POLİTİKALARI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKANİYET BİLİNCİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKIN ELİNDEN TUTMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHVAN-I MÜSLİMİN SURİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ISBN: 978-605-7846-48-8]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASİ İDAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[ZULME MÂNİ OLMAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=938</guid>

					<description><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Hakkın Elinden Tutmak isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum. Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek İnsan Olabilmek başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek</strong></p>
<p><strong>İnsan Olabilmek</strong> başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi tanımaya gayret ediyoruz. İkinci bölümde <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> başlığı altında tasavvuru doğru kurmanın, mevcut nakıs insan hakları söylem ve belgeleriyle yetinmeyip İslam insan hakları beyannamesini yazmak ve İslam’ın insan hakları nazariyesini ortaya koymak için nitelikli bir çaba ortaya koymanın, bunun için de insan haklarını yeniden düşünmenin lüzumunu ve hak ihlallerini belgeleyerek insanlık haysiyetini korumanın ehemmiyetini izah etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>İhlaller Karşısında Adil Şahitler Olabilmek</strong> başlıklı üçüncü bölümde; Mısır’da İhvan-ı Müslimin liderlerine yönelik siyasi idamları ve sistematik hak ihlallerini durdurmak için somut adımlar atmanın, İsrail’deki Filistinli tutsakların, özellikle tutsak çocuk ve kadınların maruz kaldığı ağır hak ihlallerini engellemenin, keza Suriye’de işkence gören tutsak kadın ve çocukların çığlıklarını duymanın, Çin’in Doğu Türkistan’da eritme politikaları kapsamında Uygurlara ve diğer Müslüman topluluklara reva gördüğü ağır hak ihlallerine mâni olmanın, son olarak Bangladeş’te Cemaat-i İslami önderine yönelik siyasi idamları durdurmanın aciliyetine dikkat çekiyoruz.</p>
<p>Eserin dördüncü ve son bölümünde <strong>İhlalleri Durdurup Zulümlere Mâni Olabilmek </strong>başlığı altında Hollanda örneğinde Batı’nın hak ihlallerini ortaya koymaya, Avrupa’da hızla yayılan İslamofobi/İslam düşmanlığı konusunda yayımlanan raporlara dikkat çekmeye, zulme maruz kalmanın zulmetmeye gerekçe teşkil edemeyeceğine ve olağanüstü hâl uygulamalarının uzaması durumunda durumun olağanlaştırılarak hakkaniyet bilincinin ve hukuk sisteminin nasıl sakatlanacağına vurgu yapıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm İnsanlığı Kuşatan Adil Bir Evrensel İnsan Hakları Belgesi Hazırlayabilmek</strong></p>
<p>Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizin önsözünde okuyucuya şu hususları hatırlatıyoruz:</p>
<p>Din ve bilim, dünya ve ahiret, akıl ve inanç, Allah ve insan, insan ve kâinat gibi en temel meselelerde altın dengeyi kurabilmiş olan İslamiyet’i benimseyen bilim insanlarının, Kur’an ve Sünnet başta olmak üzere Müslüman toplumların on dört asır boyunca üretmiş olduğu müktesebat ve uygulamaları inceleyerek insanlığa mükemmel bir <strong>insan hak ve hürriyetleri beyannamesi</strong> takdim etmesi sadece mümkün değil aynı zamanda elzemdir de.</p>
<p>Bu eserde temas edilen bazı temel metinler başta olmak üzere on dört asır boyunca İslam âleminde üretilmiş olan belgeler ile Allah’ın, hukukun ve toplumun hakkını korumak için oluşturulan “Hisbe Teşkilatı” gibi kurumsal tecrübeler incelenerek bütün insanlığı kuşatan, adil bir evrensel insan hakları belgesi hazırlamak, Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır, ancak onları azabıyla yakaladığında artık bu zalimler için asla bir kaçış imkânı yoktur!</p>
<p><strong>Hakkaniyet Bilincini İçselleştirmek ve Zalime Asla Pasif Destek Vermemek</strong></p>
<p>Hakkaniyet bilincini içselleştirmiş ve haysiyet, şeref, namus gibi yüce değerleri benimsemiş insanların zulme sessiz kalarak zalime pasif destek vermeleri kabul edilemez. Beşerin insanlaşma sürecinde hakkaniyet bilincini kazanma düzeyi, hakkın elinden tutma davranışında ulaştığı seviyeyle ölçülür.</p>
<p>Müminlerin annelerinden Ümmü Seleme validemiz (r), Rasulullah’ın (s) hanesinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder: “Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, 5072). Son Nebi’nin izinden giden tüm müminlerin bu duayı hem kalben hem de davranışlarıyla her gün tekrar etmesi <strong>hak temelli medeni bir hayatın yeniden inşasına</strong> zemin hazırlayacaktır.</p>
<p>Elbette Allah Teâlâ’nın; “Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bilecekler!” (Şu’arâ 26:227) vaîdi/tehdidi gerçekleşecektir. Ama insanlık onurumuzu korumak için bize düşen; “Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” (Humeydî, 752) nebevi müjdesine mazhar olmak, bedelini ödemeyi göze alarak hakkın elinden tutmaktır. İnsaniyet ve hakkaniyet timsali Mehmet Âkif, “Âsım” şiirinde ne kadar da veciz ifade etmiş insanlığın hakşinaslık ödevini:</p>
<p>“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı: Hak.<br />
Ne büyük şey kul için <strong>hakkın elinden tutmak</strong>!<br />
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.</p>
<p>Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;<br />
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;<br />
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;<br />
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam!</p>
<p>Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,<br />
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.<br />
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.<br />
Çiğnerim, çiğnenirim, <strong>hakkı tutar kaldırırım</strong>!”</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Hakkın elinden tutup onu ayağa kaldıran insanın -sırtını Hak Teâlâ’ya yasladığından dolayı- şu fani âlemde çekineceği hiç kimse olamayacağını Develili ozan Âşık Seyrani (ö. 1866) şu dizelerle dile getirmiş:</p>
<p>“Seyrani de der ki Hak benim arkam,<br />
Hak benim arkam da ben kimden korkam?<br />
Fazilet ehli ol isteme görkem,<br />
Mevlâ’dan korkmayan kuldan ırak ol!”</p>
<p><strong>Zamanlar ve Coğrafyalar Üstü Hakkaniyet Çağrısına Dikkat Kesilmek </strong></p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte “Son Nebi”nin şu insaniyet ve hakkaniyet çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara <strong>zulmetmemeyi</strong> içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.” (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p>Hakkın elinden tutmak gönüllü bir faaliyet türü değildir. Bilakis insanı akıllı ve tercih sahibi pek değerli bir varlık kılan ve sayısız nimetlerle donatan Yüce Allah’ın kesin bir emridir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! (Gerek dosta gerekse düşmana karşı hep) <strong>âdil olun</strong>. Zira bu, takvaya (Allah’a karşı saygı ve sorumluluk bilincine) en uygun davranıştır. Artık Allah’ın emirlerine kayıtsız kalmaktan sakının! Çünkü Allah yaptıklarınızdan tümüyle haberdardır.” (Mâide 5:8).</p>
<p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah’ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-İmran 3:64).</p>
<p>“Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve <strong>insanlığı adaletle ayakta tutsun</strong> diye mizanı indirdik…” (Hadid 57:25).</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri <strong>ehil olanlara</strong> tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olsanız <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emreder. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>“Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz (O’nun koyduğu ilkelere riayet ederseniz), O da size (hakkı korumada) yardım eder ve adımlarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed 47:7).</p>
<p>Sorumluluk bilincinin zirvelerinde dolaşmış olan merhum Âkif’in bir asır öncesinde gözlemlediği utanç verici tabloda aradan bir asır geçmesine rağmen yeterli bir iyileşme olmamasında bizim payımız ne kadar diye nefis muhasebesi/ öz eleştiri yapmamız gerekmez mi?</p>
<p>Beşerin <strong>hakka refik olmak</strong> için vicdânı,<br />
Beşeriyyetle berâber yürümektir şânı.<br />
Yürümez dersen eğer, rûhu gider İslâm’ın;<br />
O yürür, sen yürümezsen, ne olur encâmın? (…)</p>
<p>Dâhilîdir sadme&#8230; Hâriçten değil&#8230; Aslâ değil!<br />
Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey, böyle bil!<br />
Nâgehânî lâfzının ma’nâsı yoktur, herzedir:<br />
En beyinsizler bu istikbâli zîrâ kestirir. (…)</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak;<br />
</strong><strong>Kendi âsûdeyse, dünyâ yansa, baş kaldırmamak!<br />
</strong>Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehâşî etmemek;<br />
Kuvvetin meddâhı olmak, acizi hiç söyletmemek!</p>
<p>Mübtezel birçok merâsim: İnhinâlar, yatmalar,<br />
Şaklabanlıklar, riyâlar, muttasıl aldatmalar;<br />
Fırka, milliyet, lisan nâmıyla dâim ayrılık;<br />
En samîmî kimseler beyninde en ciddî açık;</p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi&#8230;<br />
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!<br />
Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;<br />
Rûh-i izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:<br />
Bir halâs imkânı var: <strong>ahlâkımız yükselmeli</strong>,<br />
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;<br />
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız!</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913)</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Muhatapları insan haklarını yeniden düşünmeye davet ettiğimiz Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizi tanıtmak için hazırladığımız bu yazımızı kitabın arka kapağına yerleştirdiğimiz şu mesajla bitirelim:</p>
<p>Çıkara odaklanan ‘beşer’in değer yüklü ‘insan’a dönüşme sürecinde kat ettiği mesafe, <strong>hakkaniyet bilinci</strong>nde ve <strong>hakkın elinden tutma davranışı</strong>nda ulaştığı seviyeyle ölçülebilir. Hak sahibi ile hakkı gasp edeni ayırt etmek insanın doğuştan getirdiği yetenekleriyle başarabildiği bir merhaledir. Ancak <strong>insanlık haysiyetini koruyabilmek</strong> için bu kadarı yeterli olmayıp zalimin haksızlığını dile getirme ve mazlumun hakkını savunma erdemini de gösterebilmek gerekmektedir.</p>
<p>Mevcut nakıs insan hakları belgeleriyle yetinmemeye, insan haklarını yeniden düşünmeye, hakkaniyet duygusunu yüceltmeye ve hak ihlallerine el birliğiyle mâni olmaya dikkat çeken bu eser, ihlaller karşısında adil şahitlik yapmak suretiyle zalimin zulmüne ortak olmayı reddetmeye ve en yakınlarımız aleyhine bile olsa adaletten şaşmamaya çağırmaktadır.</p>
<p>İstisnasız bütün insanlığı kuşatan, hakkaniyeti ve adaleti içselleştirmiş yeni bir ‘evrensel insan hakları beyannamesi’ hazırlamak, özellikle Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>İnsanlık hak ve haysiyetini koruyup kollama uğrunda içtenlikle bedel ödeyen büyük insanlara ithaf ettiğim bu eserin, hakikaten çok kısa bir süre için misafir olduğumuz yerkürede hak temelli medeni bir sosyal hayatın inşası uğrunda harcanan çabalara bir nebze olsun katkı yapmasını diliyorum.</p>
<p>Çabalarımızın ve dualarımızın nihai gayesi; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” hem söylem hem de eylem düzleminde bihakkın ikrar edebilmektir.</p>
<p>Hakkın, hakikatin ve hakkaniyetin sorumluluğunu üstlenmenin insan olmanın bizatihi kendisi olduğunun bilincine varan ve her şart ve ortamda hakkı üstün tutan insanların çoğalması ve el birliğiyle yeryüzünün yönetimini üstlenmeleri niyazıyla…<strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Güngör, F. (2019). <strong>Hakkın Elinden Tutmak: İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek</strong>. Nobel Akademik Yayıncılık, 1. Basım: Ankara, Haziran 2019, Beşerî Bilimler Yayın No: 144, ISBN: 978-605-7846-48-8, 382 s. 13,5&#215;21,5 cm.<br />
https://www.nobelyayin.com/detay.asp?u=15455, 01.08.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ’Yİ ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂFAK VE ENFÜS ÂYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ANTİ-SÖMÜRGECİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[ES-SAHMERANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULVAN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER MİSKÂVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDENDOĞUŞUN ŞARTLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=886</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine vurgu yapan Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı olduğunu belirtir. İslam medeniyetinin yılmaz savunucusu büyük mütefekkir Bin Nebî hakkındaki bu kitap, üstadın fikir dünyasını daha yakından tanımaya ve hazine değerindeki tahlil ve tekliflerinden hakkıyla yararlanmaya hizmet etmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’yi Cevdet Said’den Dinlemek</strong></p>
<p>Yaşayan en kıdemli temsilcisi olan Cevdet Said’i 2017 Ağustos’unda Beykoz’daki fakirhanesinde ziyaret edip Mâlik Bin Nebî (Cezayir, 28 Ocak 1905-31 Ekim 1973) hakkında bir kitap hazırladığımı söyleyerek takdim sadedinde kendisinden bir katkı talep ettiğimde, öncelikle bazı hatıratını anlattı, ardından yazılı bir metin gönderdi. Öncelikle hatıratına ilişkin kısmı özetle aktaralım:</p>
<p>“Mısır’da okurken, henüz fakülteyi bitirip ayrılmadan Lübnanlı bir arkadaşım bana Mâlik Bin Nebî’nin <em>Şurûtu’n-Nahda</em> isimli eserinden bir nüsha getirmişti…</p>
<p>Fransa’dan sıkılıp Hulvan’a yerleşen Mâlik, kitaplarını orada yazmaya devam ediyordu. Bu haberi aldığımda Kahire’den Hulvan’a gidip Mâlik’i ziyaret ettim. Beni onunla Av. Ömer Miskâvi tanıştırmıştı.</p>
<p>Fransızcası iyi mütercimler Mâlik’in kitaplarını Arapçaya çevirmeye başlamışlardı. Biz de Arapçaya çevrilip basılan bu eserleri okumaya başlamıştık. Mesela, kız kardeşimle birlikte <em>Fikratu’l- İfrîkıyyeti’l- Âsyeviyye</em> kitabını satır satır ders işler gibi okumuştuk. Beşeriyetin yeryüzüne dağılışını o kitap sayesinde öğrenmiştim. Kitap insanlık tarihine kuvvetli bir ışık tutuyordu. İnsanların ten rengiyle değil ilim dereceleriyle diğerlerinden üstün olabileceklerini bu okumalardan sonra daha derin öğrendim…</p>
<p>Hacdan dönerken Mâlik, hanımıyla birlikte Şam’a uğramıştı. Evime davet edip kendisine<em> Hattâ Yuğayyirû mâ bi Enfusihim</em> isimli kitabımdan bir bölüm okumuştum. El yazısıyla, ‘Hatt-ı Meğâribe’ tarzında, önce Fransızca bir takdim yazmıştı, bu takdimi yine kendisi Arapçaya çevirip yazmıştı. Her iki yazı suretini de kitabımın giriş kısmına koymuştum…</p>
<p>1973’te vefat ettiğini ben hapisteyken öğrendim. Tedavi için Fransa’ya gitmiş ama deva bulamamış. Daha sonra mezarını ziyaret ettim Cezayir’de…” (s.11-12).</p>
<p>Şimdi, İslam âleminin yaşayan en büyük düşünürlerinden Cevdet Said’in, üstadı Mâlik Bin Nebî için hazırladığımız bu kitaba takdim sadedinde bana gönderdiği yazısından bir bölüm okuyalım:</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’nin Özgün Fikirlerini Kavrayabilmek</strong></p>
<p>“Geçen yüzyılda, ellili yılların ortasında <em>Şurûtu’n-Nahda</em> (Yenidendoğuşun Şartları) isimli eserini okuyarak Mâlik Bin Nebî’nin fikirleriyle tanıştığımda, onun özellikle “sömürüye elverişli olma durumu”nu ifade eden <strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong> (sömürülebilirlik) kavramsallaştırmasıyla karşılaştığımda entelektüel şoka uğramıştım. Bu kavram hakikaten çarpıcıydı, çünkü olayları/ dünyada olup bitenleri anlamak için aykırı bir yorum içermekteydi.</p>
<p>O tarihlerde İslam âlemi olarak <strong>anti-sömürgecilik</strong> ve sömürgecilere karşı nefret duyguları içinde yüzüyorduk. Maruz kaldığımız tüm musibetleri onlara fatura ediyorduk. Bu adam çıktı ve sorunlarımıza yeni bir tasavvurla yaklaştı, bu yeni yaklaşımına da “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em>” adını koydu. Sorunlara yaklaşım tarzı ve üslubu kelimenin tam anlamıyla “yeni” olmakla birlikte, Kur’an ile sıkı irtibatım sebebiyle bu kavramı hiç yadırgamamıştım.</p>
<p>Benim bu karşılaşmadaki durumum aynen Celaleddin Rûmî’nin Şemseddin Tebrîzî ile karşılaşması gibi oldu. Zira o da ilk karşılaşmalarında Rûmî’nin düşüncelerinde derin bir değişime yol açmıştı. Nitekim Rûmî bu durumu şu şekilde ifade etmişti: Bu ateş eski yazılarımızı yakıp kavurdu!</p>
<p>Mâlik Bin Nebî’nin gerçekleştirdiği bu fikir inkılabının tezahürleri kısa zamanda alanda görülmeye başlandı. Zaman geçtikçe kıymeti ve kudreti daha iyi anlaşılan bu yeni fikri eleştirenler olduğu gibi savunan kalemler de oldu. Bin Nebî daha o zaman <strong>soyut fikirler</strong>den ve <strong>kişilere bağlı fikirler</strong>den söz ediyordu. Israrla fikirlerin sahiplerinden soyutlanmasını istiyordu. İnsanın, kendisi buna bizzat boyun eğmedikçe/ benimseyip <strong>içselleştirmedikçe</strong> düşmanın gücüyle asla zelil/hor duruma düşürülemeyeceğini ve <strong>sömürülemeyeceği</strong>ni savunuyordu.” (s.13-14).</p>
<p>… Bütün bu derin düşünceler, insanın gücünün/ otoritesinin, yeryüzüne <strong>halife/yönetici </strong>olarak atandığının ispatıdır. Aynı şekilde, insan onlara teslim olmadığı sürece <strong>şer güçleri</strong>nin insan üzerinde gerçek bir otoritesi olmadığını da göstermektedir. Allah’ın kulları üzerinde güç ve otorite kurabilecek kimse yoktur, bilakis onlar kendilerine <strong>tâbi olanlar</strong>ın üzerinde otorite kurarlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Ben İkbal’in ve Mâlik’in fikirlerinden ziyadesiyle mutlu oluyorum. Ancak, onların fikirlerini beğenenler çok olsa da gerçekten bu fikirleri anlayanlar maalesef azınlıktadır. İkbal’in fikirlerini şatahat olarak görenler olduğu gibi Mâlik’in analizlerini de muğlak bulanlar mevcuttur. Ancak, Mâlik ile İkbal’in fikirleri artık âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünya gerçekleri) tarafından desteklenir olmuştur. Tarih alanında araştırma yapan uzmanların ortaya koyduğu sonuçlar ve yasalar da bu iki düşünürün fikirlerini doğrulamaktadır.</p>
<p>İnsanın yeryüzünde birçok alandaki geleceğine ilişkin projeksiyonlar Allah’ın vaatleriyle örtüşmektedir. Her gün farklı düşünürlerin ortaya koymuş olduğu ve sağlam adımlarla ilerleyen, yüce himmet sahibi, parlak ve gerçek fikirler göstermektedir ki; Allah Teâlâ’nın âdemoğluna üflemiş olduğu ruhi kudret sebebiyle insan zillete asla boyun eğmeyecektir… Allah zelil/ düşkün bir varlığı veli/vekil olarak yeryüzüne atamaz!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Veli olarak atadığı birini de zelil etmez. Ona düşmanlık edeni de aziz (saygın ve güçlü) kılmaz…” (s.14-15).</p>
<p>İnsanın bilme/öğrenme ve yaratılmışlara boyun eğdirme/kendine hizmet ettirme gücünü, kuvvetini ve otoritesini elbette keşfedeceğiz. İşte o zaman bizi hiç kimse zelil duruma düşüremeyecektir! Ne sömürge düzeni ne de yeryüzünün diğer müstekbirleri/ kodamanları… <strong>Tevhidi yeniden keşfedeceğiz</strong>. İşte o zaman tüm evrenlerin Rabbi Allah dışında hiç kimse bize kendisine kulluk etmemizi dayatamayacaktır vesselam…” (s.19).</p>
<p><strong>Müslümanların Dünyadaki Rolünü ve Misyonunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Cezayirli ünlü düşünür Mâlik Bin Nebî, 1972 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da “20. yüzyılın son otuz yılında Müslümanların rolü ve misyonu” başlığı altında bir dizi konferans vermişti. Bu sunumlar aynı başlık altında kitaplaştırıldı. Batı kapitalizmi ve sosyalizmin dışında bir üçüncü yol ideolojisi arayışının temsilcilerinden biri olan Mâlik Bin Nebî’nin bu kitabında önemli bir döneme ışık tutulmaktadır. Düşünür neden yirminci yüzyılın son dönemini ele aldığını şu iki sebebe dayandırmaktadır:</p>
<p>Birincisi; bu yüzyılın insanlığın <strong>radikal değişimler</strong> gösterdiği bir yüzyıl olmasıdır. İkincisi ise; bu yüzyılın bilim, psikoloji, din ve ahlak alanında büyük değişimlerin yaşandığı ve insan hayatının özelliklerinin değiştiği bir yüzyıl olmasıdır. Kitapta üzerinde durulan konulardan bir diğeri de Washington ile Moskova’nın dünya üzerinde karar, güç, medeniyet ve bilim alanlarındaki iki ayrı güç ekseni oluşturmalarıdır (s.21).</p>
<p>Buradan hareketle Batı medeniyeti eleştirisine yönelen Bin Nebî, bu eserinde Batı’nın ruhunu nasıl kaybettiğini anlatmaktadır. Batı medeniyetinin ikliminde yetişen insanların problemleriyle medeniyetleri arasında ilişki kuran mütefekkir, problemlerin çözümü için çarpıcı tahliller ortaya koymaktadır. Batı, eserde ele alınan 20. yüzyılda edebiyat alanında varoluşçu yaklaşımlara, siyaset alanında kendi köklerine dönme girişimlerine, ekonomi alanında yeni sömürü arayışlarına yönelmeye devam etmektedir. Mâlik Bin Nebî tam bu noktada Müslümanların dünyaya nasıl bir mesajı olacağını ve nasıl bir rol üstleneceklerini sorgulamaktadır.</p>
<p>Dini, bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak gören Mâlik Bin Nebî’ye göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem de ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün olmamaktadır. Saf Sûresi’nin; “Elçisini bu Hidayet Rehberiyle, gerçek din ile gönderen Allah’tır. Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (müşrikler) hoşlanmasa da Allah Rehberini; bu dini, bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir.” mealindeki ayeti (61:9) ışığında Müslümanlara yeni bir ideoloji haritası çizmeyi önerir. Bu haritada İslam’ın ve diğer dinlerin nerede ve nasıl duracağı üzerine önemli fikirler öne sürer. Düşünür, temel bir fikir olarak <strong>İslam medeniyetinin Kur’an’dan hareketle yeniden güçlendirilmesi</strong> gerektiğini savunur (s.22).</p>
<p><strong>İslâm Dünyasının Vicdanı Olabilmek</strong></p>
<p>Bu haftaki yazımızı Mâlik Bin Nebî hakkında Türkiye’de ilk biyografi kitabını yazan (1998) İslam Hukuku doktoru Fatih Okumuş’un yeniden basılan eserinden iktibasla noktalayalım:</p>
<p>“Kahire’de kaldığı süre içinde Meadi Caddesi’ndeki evi paylaştıkları Fevzi Hasan ondan şöyle söz eder: “Onunla aynı evde kalırken onu iki halden birinde görürdüm: Ya ibadet halinde ya da düşünme ve yazma halinde. Odasının penceresi açıksa yazıyordur. Pencere kapalıysa Allah’ı anma ve ibadetle meşguldür. Mâlik, eğlence yerlerine gitmez, herhangi bir oyun oynamazdı. Sigarayı içmeyi de kendisine yasaklamıştı.” (es-Sahmeranî, s.20).</p>
<p>Bin Nebî’nin, kitaplarının yayın hakkını kendisine bıraktığı avukat Ömer Miskavi ise onun hakkında şunları söylemektedir: “Bin Nebî’nin görüşleri İslâm toplumunun fıkıh bilgisine yeni bir şey eklemez. Yahut ona, çağdaş medeniyet tecrübesinden süzülmüş bir bilgi sunmaz. Bin Nebî’nin görüşleri mevcut bilgi dağarcığını, insana ileriye yönelik adımlar attıracak eğitsel kavramlar olarak düzenler.” (Nazarât, s.26).</p>
<p>31 Ekim 1973’te Cezayir’deki evinde Rabbine kavuşan Mâlik Bin Nebî’nin mezar taşının dış yüzüne şu ibare yazılmıştır: “Sağlığında İslâm dünyasının vicdanı idi.”</p>
<p>Mâlik Bin Nebî medeniyeti “şeyler”in değil, fikirlerin inşa ettiğini; sömürgeciye küfretmenin değil, bilakis “sömürüye elverişlilik”ten kurtulmanın özgürlüğü mümkün kıldığını gördü ve gösterdi. O, “ölü fikirler”in öldürücü fikirlerden daha tehlikeli olduğu; sömürgecilerin usturuplu yöntemlerle sömürge aydınlarını satın aldığını, manipüle ettiğini veya susturduğunu; İslam dünyasındaki dikta rejimlerinin dinin özünden değil bozuk tarihî mirastan kaynaklandığını cesaretle haykırdı.</p>
<p>Mâlik Bin Nebî tarihi yapan, sadece Cezayir’i değil, İslam dünyasının dört bir yanında gören gözlerin önünü aydınlatan bir kahraman, bir öncü…” (Okumuş, 2018).</p>
<p>Yüksek düzeyde sorumluluk bilincine sahip, çağının tanığı, dava sahibi bir düşünür olarak Mâlik Bin Nebî’nin Müslümanlara rolünü hatırlatma çabasını bir ömür azim ve sebatla sürdürdüğüne biz de şahitlik ediyoruz. Bu iki kitap onun fikir dünyasını daha yakından tanımaya, pek kıymetli tahlil ve tekliflerinden daha iyi istifade etmeye medar olursa kendimizi bahtiyar addederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fethi Güngör;<strong> İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ</strong>, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 112 s. www.babil.com/malik-bin-nebi-kitabi-fethi-gungor, 11.05.2019.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Çağa İz Bırakan Önderler: MÂLİK BİN NEBÎ</strong>. İlke Yay., İstanbul 2008, 128 s. www.ilkeyayincilik.com/yayinlar.aspx?id=168&amp;t=malik-bin-nebi, 12.12.2018.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bu cümle şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “Kullarım üzerinde senin bir üstünlüğün (gücün, yetkin) yoktur. Rabbinin onlara vekil olması yeter.” (İsra 17:65). (FG).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu ibare şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “… Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. O’nun büyüklüğünü iyi kavra. O’nu yücelttikçe yücelt.” (İsra 17:111). (FG).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBADETLERİN KURAL OLUŞTURMA ROLÜ:  CUMA, HAC VE KUR’AN</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Feb 2019 05:52:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN VAHYİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN ZİKRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[BEYTULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[CAMİYİ KİM ÇALDI]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA GÜNÜ NEREYE GİTTİ]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA NAMAZI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HAC İBADETİ]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ALEYHİSSELAM]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL ALEYHİSSELAM]]></category>
		<category><![CDATA[KÂBE]]></category>
		<category><![CDATA[KAKNÜS YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KAMİL YEŞİL]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN’I MEHCÛR BIRAKMA]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[SADEQ NAİHOUM]]></category>
		<category><![CDATA[SADIK EN-NEYHÛM]]></category>
		<category><![CDATA[THE NEW WORLD OF ISLAM]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[ZİKRULLAH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=831</guid>

					<description><![CDATA[CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 17 Haziran 2018 ve 10 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. I- İbadetlerin Kural Oluşturma Rolü Toplumbilim bilginleri ve araştırmacıları ibadetlerin oynadığı gerçek rolü daha iyi anlayabilirler. Kanaatimce ilim ve rüşdü yitirdikten sonra Müslümanların varlığını muhafaza etmede namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin çok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 17 Haziran 2018 ve 10 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır.</em></p>
<p><strong>I- İbadetlerin Kural Oluşturma Rolü</strong></p>
<p>Toplumbilim bilginleri ve araştırmacıları ibadetlerin oynadığı gerçek rolü daha iyi anlayabilirler. Kanaatimce ilim ve rüşdü yitirdikten sonra Müslümanların varlığını muhafaza etmede namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin çok büyük rolü olmuştur. <strong>İbadetlerin</strong> Müslüman varlığını korumadaki bu işlevi halen de devam etmektedir. Bu ibadetlerin ortaya çıkarmış olduğu sonuçlar yanında bunların <strong>bireyin ve toplumun esenliğini koruma</strong>da büyük bir rol icra eden huşu ve kutsallık boyutuna da bakılması gerekir. Bazıları, dinî ibadetlerin akıl ve bilim alanına ait kurallarla anlaşılmasının mümkün olduğunu düşünmez bile. Çünkü bu ibadetleri mantık dışı hareketler olarak görürler.</p>
<p>Yukarıda sayılan ibadetler Müslümanların varoluş mücadelesinde hayati bir işlev görmüştür. Amerikalı tarihçi Lothrop Stoddard (İslam Âlemi adlı kitabında) yönetim gücünü ve hilafeti yitirdikten sonra Müslümanları muhafaza eden en önemli unsurun Allah’ın Evi olan Harem’i ziyaret maksadıyla <strong>hacca gitmeleri</strong> olduğu tespitini yapar.</p>
<p>Bayram ve cuma namazları ile bunlara ilişkin merasimler başta olmak üzere tüm ibadetlerin ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturmada</strong> büyük etkisi ve önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına bir ritüel’ olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Ancak burada başka bir hususu da göz önünde bulundurmalıyız. Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmada ya da seyahat etmede değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlamdan</strong> kaynaklanmaktadır. Mesela <strong>kıraat ibadeti</strong>: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir.</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<strong><em>Birr</em></strong>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Libyalı merhum mütefekkir Sadık en-Neyhûm (Sadeq Naihoum), “Camiyi Kim Çaldı? Cuma Günü Nereye Gitti?” başlığıyla bir yazı yazmış ve Müslümanların hayatında ibadetlerin oynaması gereken önemli rolün nasıl yakılıp kül edildiğini, caminin ve namazı ikame etmenin oynadığı büyük rolün nasıl yitirildiğini anlatmıştı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Ziyaretime gelenlerle yaptığım görüşmeler esnasında Arap dilini iyi bilmeyen yabancılara ve Türkiyeli kardeşlerime çoğunlukla şunu söylüyorum: Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen (en iyi bildiğiniz dilde) Türk dilinde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu kutlama sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Nice hayır dolu yıllara…</p>
<p><strong>II- Cuma, Hac ve Kur’an</strong></p>
<p>Her cuma günü, doğusundan batısına dünyadaki tüm Müslümanlar için kesintisiz haftalık bir ders mahiyetindedir. Cuma günü haftalık bir bayram günü olup Müslümanlar o gün tertemiz yıkanıp giyinmiş ve güzel kokular sürünmüş halde buluşur, hep birlikte Allah’ı anmak için (camiye) giderler: “Ey inanıp güvenenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında <strong>Allah’ın Zikri’ne</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> <strong>koşun</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.” (Cuma 62:9).</p>
<p><strong>Cuma namazı</strong>, İslam’ın hayatta kalmasının temel dayanaklarından birisidir. Ancak Müslümanlara hitap eden ve onları yönlendiren bizler, hâlâ yeterli bilgiye sahibi olamadık ve bir türlü bu sosyal kurumun seviyesine yükselemedik. Cuma namazı kurumu, uygun şekilde tam istifade edilebildiği takdirde Müslümanların fikrî seviyesini yükseltecek (ve onlara yüksek bir kültür kazandıracak) kudrette bir imkândır.</p>
<p>Zira bu haftalık ders yaz kış demeden, hiç tatil yapmadan sürüp gitmektedir. <strong>Esasen cuma namazı ebediyen devam edecek haftalık bir derstir</strong>. Madem bu kadar çok sayıda Müslüman bu mübarek dinin bu önemli dayanağını ikame etmek için toplanıyor, o halde onlara düşen Allah’ın Zikri’ne kulak vermektir. Nitekim Kur’an, (yukarıdaki talimatına) şu emri de ilave ediyor: “Alışverişi bırakın!” yani ticaret, ziraat vb. meşguliyetlerinizi arkada bırakın (ve Allah’ın mesajına dikkat kesilin).</p>
<p>Önceki bir makalemde <strong>ibadetlerin önemi</strong>ni, toplum yasaları (sünnetullah) ve ilmî bakımdan üstlendikleri rolü, rüşdü (dürüstlüğü, olgunluğu) ve ilmi yitirmelerine rağmen Müslüman varlığının ibadetler sayesinde nasıl muhafaza edildiğini anlatmıştım.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bizlere İbrahim Aleyhisselam’ın kıssasını anlatır. 4 bin yıl önce ot bile bitmeyen bir vadide İsmail ile birlikte Kâbe’yi nasıl inşa ettiklerinden bahseder: “İbrahim, İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle yalvardılar: “Rabbimiz! Kabul buyur bizden! Yalnız Sensin tüm duaları işiten; ve gönüllerdekini bilen de yalnız Sen! “Rabbimiz! Bizi kayıtsız şartsız Sana teslim olan kimselerden eyle! Soyumuzdan da sürekli sana teslim olacak önder topluluklar var et! Bize nasıl ibadet edeceğimizi (kulluk yapacağımızı) göster ve bizi affet! Hiç şüphe yok ki Sen tevbeleri çokça kabul edensin, rahmetle muamele edensin!” (Bakara 2:127-128)…</p>
<p>Keza İbrahim Aleyhisselam Rabbine şöyle yakarmıştı: “Rabbimiz! İşte ben neslimden bir kısmını, ekip-biçmeye elverişsiz bir vadiye, Senin Mukaddes Beyt’inin yanına yerleştirdim. Ey Rabbimiz, (bunu) kulluklarını hakkıyla yerine getirebilsinler diye (yaptım)! Artık insanların gönüllerini onlara meylettir; onları bereketli ürünlerle rızıklandır; umulur ki onlar da (bunun) şükrünü eda ederler!” (İbrahim 37). Buradan, (İbrahim Aleyhisselam’ın) bu mekânın İslam’ın temel dayanaklarından biri haline gelen <strong>hac ibadetinin merkezi</strong> olması için de dua ettiğini anlıyoruz.</p>
<p>Amerikalı tarihçi Lothrop Stoddard, The New World of Islam (Yeni İslam Dünyası) isimli eserinde<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>, Müslümanları (yok olmaktan) muhafaza edenin <strong>Beytullah</strong>’a (Allah’ın Evi’ne) hac ziyareti yapmaları olduğunu söyler. Ancak İbrahim Aleyhisselam, ibadetlerin tek başına yeterli olmadığını çok iyi biliyordu. Bu yüzden duasını şöyle tamamlıyordu:</p>
<p>“Rabbimiz! Onlar arasından kendilerine Senin mesajını okuyacak, ilâhî kelâmı ve hakikate mutabık hüküm vermeyi öğretecek ve onları arındıracak bir <strong>elçi</strong> gönder. Çünkü yalnızca Sensin her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden de Sen.” (Bakara 2:129). Dolayısıyla İbrahim Aleyhisselam, onlara <strong>Kitab’ı öğretecek</strong> ve onları eğitip arındıracak birini yani onlara emaneti yükleyecek ve bu emaneti nasıl taşıyacaklarını öğretecek birini göndermesi için Allah’a dua etmişti.</p>
<p>Bir önceki makalemi, dinimizi hakikati üzere yeniden keşfedip bize öğretecek “<strong>âlimler</strong>” göndermesi için Allah’a dua ederek tamamlamıştım.</p>
<p>Bugünkü makalemi de “<strong>Kur’an</strong>” ile sonuçlandırmak istiyorum. Kur’an gerçekten muazzam bir kitap, muazzam özellikleri sona ermeyecek bir kitap. Her dilde ve her evde, her telefonda ve her bilgisayarda mevcut muazzam bir güç ve bedelsiz bir servet. İhtiyacımız olan tek şey, onu terk etmememiz, onu hayata müdahil kılmamızdır. İçeceklerimizi içine koymamız gereken bir kap gibi. Müslümanlar onun kelimelerini ezberliyorlar. Ancak asıl görev bu kelimeleri yeniden canlandırılmaktır.</p>
<p>Kur’an’ı derinlemesine <strong>tefekkür</strong> etmek, ‘Zikrullah’ın (Allah’ı anmanın, O’nun mesajına kulak vermenin) en iyi yoludur. Ama ne yazık ki biz şimdiye kadar bu kitabın sırrını keşfedemedik! <strong>Kur’an toplumu</strong> henüz ortaya çıkmadı. İşte bu sebeple çoğu zaman şunu söylüyorum: Sanki Kur’an henüz gökten inmemiş gibi! Elbette harfleri inmiştir… Ancak anlamları hâlâ aklımızda yer edinmedi. <strong>Kur’an’ın azametini ve gücünü</strong> hissetmedeki acizliğimiz devam etmekte!</p>
<p>Peki, o vakit ne diyelim? “İşte onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ın Zikri (Kitabı, Vahyi) ile tatmin olan kimselerdir: Bakınız: (akleden) kalpler yalnızca Allah’ın Zikri (Kitabı, Vahyi) ile tatmin olur!” (Ra’d 13:28). Allah’ım! Bizlere (faydalı) ilim, (salih) amel ve mutmain kalpler bahşet.</p>
<p><em>Arapçadan tercüme eden: Fethi Güngör</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Müellif burada şu ayet-i kerimeye atıf yapmaktadır: “O gün (kıyamette haşir günü) Elçimiz (Muhammed) diyecek ki: “Rabbim, benim <strong>halkım bu Kur’an’ı mehcûr (terk edilmiş) bıraktı</strong> (kendilerinden uzak tuttu, ona köhne kitap muamelesi yaptı)!” (Furkan 25:30).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> 1937’de Libya Bingazi’de doğan ve 1994’te İsviçre Cenevre’de vefat edip yine Bingazi’de defnedilen <strong>Neyhûm</strong>; Mısır, Almanya ve Finlandiya’da da bulundu. 60’lı yıllarda haftalık Hakikat dergisinde yazıları yayımlanan mütefekkirin on kadar kitabı basılmıştır. Atıf yapılan makale, Neyhûm’un “Esaret Altındaki İslam” isimli eserinin alt başlığını da oluşturmaktadır: es-Sâdiq en-Neyhûm, <strong><em>el-İslâm fi’l-Esr: Men Seriqa’l-Câmi’a we eyne Zehebe Yewmu’l-Cumu’a?</em></strong>, 3. Baskı, Şam 1995, 370 s.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> “<strong><em>Zikrullah</em></strong>: Allah’ın Zikri”; Allah’ın Kitabı’dır: “O Zikr’i (Kitab’ı) sana Biz indirdik Biz. Onu koruyacak olan da Biziz.” (Hicr 15:9). Keza, “De ki: “Delilinizi getirin. Benimle birlikte olanların zikri (vahiy, kitabı) budur. Bu, benden öncekilerin de zikridir (vahyidir, kitabıdır).” Onların çoğu, bu gerçeği bilmez de onun için yüz çevirirler.” (Enbiya 21:24). Allah’ın Zikri’ne koşmanın ilk anlamı, cuma hutbesidir. Çünkü hutbe, Allah’ın Kitabı ile ilişki kurarak bir konuyu anlatmak için okunur. Namaz da o Zikr’i öğrenmek için kılındığından Allah’ın Zikri’ne koşmanın ikinci anlamı cuma namazına gitmektir. “Ben, evet Ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Sen, Bana kulluk et ve Benim zikrim (vahyim olan Kur’an’a ve tabiata koyduğum doğru bilgiye ulaşmak) için namaz kıl.” (Taha 20:14).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Bu emir erkeklere mahsus olmayıp kadınlar için de geçerlidir. (Süleymaniye Vakfı Meali).</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Prof.Dr. Lothrop Stoddard’ın bu eseri Türkçeye de tercüme edilmiştir: <strong>İslam Âlemi 1914-1921</strong> &#8211; I. Cihan Harbi Sonrasında Bir Medeniyet Sorgusu ve Arayışı-, Çev.: Kamil Yeşil, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2002, 349 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EMANETİ YÜKLENEN İNSAN</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Feb 2019 09:21:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDEM İLE EŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHLAKİ SORUMLULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÜRÜSTLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[EMANETİ YÜKLENMEK]]></category>
		<category><![CDATA[EMANETİ ZAYİ ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[EMİN OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[FÜCUR]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVEN KAYNAĞI OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENİLİR OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSRANA UĞRAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBLİS]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[KAYBEDENLERDEN OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KİRLENME]]></category>
		<category><![CDATA[KOMŞULUK HUKUKU]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTANA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SİLM]]></category>
		<category><![CDATA[SONSUZLUK AĞACI]]></category>
		<category><![CDATA[SORUMLULUĞU BAŞKASINA ATMAK]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSTÜNLÜK TASLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VESVESE]]></category>
		<category><![CDATA[YANLIŞINI SAVUNMAK]]></category>
		<category><![CDATA[YASAK AĞAÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=824</guid>

					<description><![CDATA[CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 27 Ocak ve 3 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. -I- Bu makalemde sizlere Allah’ın kitabından bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Zira; “Yine de (kulak veren herkese) hatırlatmaya devam et: çünkü bu hatırlatmalar inananlar için yararlı olur.” (Zâriyât 51:55) buyuran bu kitapta bizden önceki nesillerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 27 Ocak ve 3 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır.</em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Bu makalemde sizlere Allah’ın kitabından bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Zira; “Yine de (kulak veren herkese) <strong>hatırlatmaya devam et</strong>: çünkü bu hatırlatmalar inananlar için yararlı olur.” (Zâriyât 51:55) buyuran bu kitapta bizden önceki nesillerin başına gelenler, bizden sonra geleceklerin haberleri ve elan yaşayan insanlar olarak kendi aramızdaki muamelelerin hükümleri yer almaktadır.</p>
<p>“İşin gerçeği Biz emaneti (<strong>irade</strong>yi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar, ondan dolayı tedirgin oldular; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.” (Ahzâb 33:72).</p>
<p>Bu ayette Allah, insan hayatında son derece önemli bir yer tutan bir husustan bahsetmektedir: <strong>Emanet</strong>. Allah Teala bu pek kıymetli ve pahalı metaı göklere, yeryüzüne ve dağlara sundu. Ama onlar, değerinden ve ağırlığından ürkerek, hakkıyla taşıyamamaktan korkarak bu emaneti yüklenmekten kaçındı. Peki kimdir bu emaneti üstlenen? “İnsan”. Müslüman, mü’min, Hıristiyan, Budist… değil. Bilakis hiçbir ayırım ya da vurgu olmaksızın ‘<strong>insan</strong>’.</p>
<p>İşte bu insan… En güzel yaratanın en parlak yaratışının tezahürü olan “farklı yaratık”. Allah’ın ruhundan üflediği varlık. Yeniliklere yatkın, icatlar yapabilen ama çukurların en dibine düşüp hayvanlardan daha düşük bir düzeye inebilen, çok zalim ve çok cahil birine dönüşebilen insan… Beşeriyet tarihi boyunca insanın bu iki yeteneği arasında gidip geldiğini görüyoruz: İnsan <strong>fücur ve takva</strong> arasında, kirlenme ve arınma arasında mütemadiyen gidip gelmektedir. Ya en güzel kıvama ermek ya da sefaletin dibini görmek için çırpınıp durmaktadır.</p>
<p>Evet, insana iki farklı açıdan bakabiliriz: Kendisine bahşedilen kudretlerden geri adım attığında (onları kötüye kullandığında) pek zalim ve pek cahil birine dönüşebildiği gibi meleklerin secdesini hak edecek kadar en güzel kıvama da ulaşabilmektedir. Peki ne vakit zalim ve cahil olur insan? <strong>Emaneti hakkıyla taşımayınca</strong> ya da emaneti kötüye kullanıp onu heba ettiğinde…</p>
<p>İşte bu sebeple Allah Rasulü <em>aleyhissalâtu ve’s-selâm</em> şöyle demiştir: “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin.” Keza o şöyle demiştir: “Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı yoktur.”</p>
<p>Bu son derece pahalı enfes metaı Allah göklere ve dağlara sunmuş ama onlar bunu yüklenmekten kaçınmışlar. Güneş doğma vaktini şaşırıp asla geç kalmaz. Ay, hareket evrelerinde yanılmaz. Gece gündüzü vaktinden evvel kaplayamaz, her biri kendi yörüngesinde yüzüp gitmektedir (Yasin 36:40).</p>
<p>Bir ineği bir bahçeye salıp da ona “ama şu ağaçtan yemeyeceksin” diyemezsiniz! Yiyince de ineğe niye böyle yaptığını soramazsınız. Onu sorguya çekemezsiniz. Aksine biz onu bahçeye salan ya da onu kontrolsüz bırakıp bahçeye dalmasına sebebiyet veren insanı sorguya çekeriz.</p>
<p>İnsanın emrine ve istifadesine sunulan bu varlıkların kendileri için belirlenen programdan bir <strong>milim sapmaları</strong> söz konusu değildir. Görevlerinde bir saniye bile gecikmezler… Oysa “emanet” koruyabileceğiniz ya da yitirebileceğiniz bir şeydir.</p>
<p>Allah Rasulü’nün “Elçi” olmadan önce “emin (güvenilir, dürüst)” biri olduğunu iyi belleyiniz. Bunu Rasulullah’ın (s) siretinden ezberlemediniz mi zaten? Din konusunda Kureyş ile aralarında düşmanlık olmasına rağmen, Kureyşliler Muhammed’e ve arkadaşlarına güveniyorlardı, onlardan bir kötülük ya da ihanet gelmesinden korkmuyorlardı.</p>
<p>Ashabına bir taraftan güvenilir olmayı öbür taraftan emanete hakkıyla sahip çıkmayı şart koşana Allah Rasulü (s) şöyle diyordu:</p>
<p>“Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz…” (Arkadaşları) dediler ki: Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramayı hak eden bu insanlar kimlerdir ey Allah’ın Elçisi?</p>
<p>Cevaben dedi ki: Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimselerdir.”</p>
<p>(Hadiste geçen) “<em>bewâiq</em>” kelimesi; şerler, çirkeflikler, eziyet, kötülük ve <strong>komşuluk</strong> hukukunu yok saymak demektir.</p>
<p>Komşunuz size güvenmiyorsa ve şerrinizden emin değilse, imanınız yok demektir…<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Mümin, güvenilir insandır. Güvenilir olmak onun sıfatıdır. Allah Teâlâ; “Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” buyurarak kurtuluşa erecek müminleri tavsif etmiştir (Müminûn 23:8). Rasulullah’ın (s) makalede atıf yapılan sözünün tam çevirisi ise şöyledir: “Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.” (Nesâî 4998, Îmân 8). Müslüman ve mümin tariflerini emanet (güvenilirlik) sıfatı özelinde yapan Allah Rasûlü, müminlere hangi şartlarda olursa olsun <strong>emin (güvenilir)</strong> olmalarını telkin etmiştir. Hatta komşusuna güven telkin edemeyen kişinin, gerçek mânâda imana ulaşamayacağını ifade etmiştir (Buhârî 6016, Edeb 29). Hadislerle İslam, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara, c.3, s.243. https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=kom%C5%9Fu&amp;i=3.1.243&amp;t=0, 02.02.2019. (Mütercim).</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>Makalenin ilk kısmında “<strong>emaneti</strong> (<strong>irade</strong>yi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) insan yüklendi…” (Ahzâb 33:72) ayet-i kerimesi çerçevesinde bazı görüşlerimi aktarmıştım.</p>
<p>Bu kısımda sizlere, emaneti yüklenenin Allah’a ve ahiret gününe inanmasa bile (yüklendiği bu emanete) <strong>güven</strong> duymasının zaruri olduğundan söz etmek istiyorum.</p>
<p>Eğer bir komşunuz size eziyet etmiyor ve size zarar vermiyorsa, malınızı, namusunuzu ve kanınızı koruyorsa, size rağmen kalbinizde taht kurabilecektir. Şayet sizin inanan, namaz kılıp oruç tutan, hacca da gitmiş bir komşunuz olsa, ama komşuluk hukukunuzu çiğniyorsa ona aslâ güvenemezsiniz.</p>
<p>Nasıl ki zırhları delen silahlar varsa, aynı şekilde “emanet: <strong>güvenilirlik</strong>” de kalpleri ve akılları delip geçen (onları ele geçiren) bir silahtır. Bütün insanlar emanete riayet eden insana mecburen saygı duyar. Dönüp önce kendi kalplerinizi gözden geçirin (sizin de sevmeseniz bile güvenilir insanlara saygı duyduğunuzu göreceksiniz). Dürüst olursan insanlar senin “mümin” olduğunu derinden hisseder. Nitekim “iman” kelimesi “<em>emn</em>: güven” kökünden, “islam” kelimesi ise “<em>silm</em>: barış” kökünden türemiştir. Müslüman, (bir hadiste tanımlandığı üzere) tüm Müslümanların elinden ve dilinden güvende ve selamette olduğu kimsedir… Zira islam ve iman emanete riayet, güven ve selamet demektir.</p>
<p>Sizler Kur’an-ı Kerim’i okuyor ve dolayısıyla İblis’in ‘Âdem’e secde etmesini (saygısını sunmasını) emrettiğinde’ Allah’a nasıl isyan ettiğini biliyorsunuz. Keza Âdem’in de (yasaklanan) ağaçtan yiyerek nasıl isyankâr olduğunu ve emaneti taşımakta nasıl başarısız olduğunu biliyorsunuz. Allah Teâlâ her ikisini de isyanları hususunda sorguya çekmişti. Âdem ile eşinin cevabı şöyle <u>olmamıştı</u>: Ey Rabbimiz… Beni bu (rahmetinden) kovulmuş şeytan aldattı!!</p>
<p>Halbuki Kur’an İblis’in Âdem’e geldiğini ve ona şöyle dediğini aktarır: “… Derken şeytan ona fısıldayarak (vesvese verip vehimlere sürükleyerek) dedi ki: “Ey Âdem! Sana <strong>sonsuzluk</strong> ağacını ve aslâ bozulmaz (sonu gelmez) bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?” (Tâhâ 20:120). Şeytan onu ebedilikle/sonsuzlukla kandırmıştı. Zira <strong>ölüm</strong> insanın en çok korktuğu şeydir.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Âdem ile eşi kınamayı/suçlamayı İblis’e yöneltmemişler, onun olaydaki rolünü hiçbir şekilde söz konusu dahi etmemişlerdi. Bilakis şöyle demişlerdi: “Rabbimiz! Biz <strong>kendi kendimize zulmetmişiz</strong>.” (A’râf 7:23). Yani, biz yanlış yapmışız (kendi kendimize yazık etmişiz).</p>
<p>Oysa Allah İblis’e; “Sana emrettiğim halde neden (Âdem’e) secde etmedin?” diye sorduğunda o şöyle cevap <u>vermemişti</u>: Ben hata etmişim! Aksine <strong>kendisini (yanlışını) savunmaya</strong> devam etmiş ve şöyle demişti: “Ben ondan <strong>üstünüm</strong>!” (A’râf 7:12). Yani bu (Âdem) kendisine secde etmeme layık birisi değildir! (Bu tutumuyla İblis) aslı (kökeni) ve mensubiyetiyle övünmüştü, aynen şimdi bazılarımızın kavmiyle ya da ırkıyla övündüğü gibi! (Gerekçesini de) şu şekilde belirtmişti: “Beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan!” (A’râf 7:12). Yani şöyle diyordu: Aslı (ateşin sönmüş hali yani artığı) toprak olan şu hakir varlığa nasıl secde ederim!</p>
<p>Ne kadar acıdır ki bizler hayatımız boyunca (çoğunlukla) İblis’in mezhebine uyarız ve onun gibi yaşar, onun gibi davranır ve bir yanlış yaptığımızda onun savunma yöntemini benimseriz! Bir hataya düştüğümüzde nefsimizi/kendimizi temize çıkarır, sorumluluğu <strong>başkalarına atar</strong> onları kınarız! Buna Allah da dâhildir! Nitekim şöyle deriz: Allah böyle takdir etmiş!</p>
<p>Âdem ile eşi derhal tevbe ettiler (yanlışlarının farkına varıp özür dilediler), Rableri de onları bağışladı. İnsanın hataya düşmesi ayıp değildir. Ayıp olan hatada ısrar etmesidir (özür dileyip geri adım atmak yerine hatasını savunmasıdır). Bu tavrıyla emaneti taşımada başarısız olmasıdır. Dahası <strong>emaneti zayi etme</strong> tavrını sürdürmesidir. Nihayetinde ise emaneti zayi etmesinin sorumluluğunu başkalarının üzerine atmasıdır ayıp olan.</p>
<p>Bizler emaneti yitirdiğimiz için bugünkü mevcut duruma düştük. İslam âleminin birbirine güveni kalmadı. Aralarından bazıları kuvvet ve kudret kazansa diğer zayıf komşuları onların kendilerine saldıracağından korkar hale geldi! Vaziyet bu olunca da canlarını kurtarmak telaşıyla şeytandan bile yardım dilenmeye hazır hale geldiler! Esasen biz orman kanununa tâbi olarak yaşıyoruz, Rabbulâlemîn’in kanununa değil! Çünkü biz emaneti/güvenilirliğimizi yitirmişiz…</p>
<p>Birbirimize güvenebilmemiz için yapmamız gereken; öncelikle imanımızı tazelememizdir. Keza Muhammed aleyhisselam ile arkadaşlarının, Kureyş için öz oğullarından ve tâbilerinden daha sağlam bir <strong>güven kaynağı</strong> olduklarını hatırlamamızdır. Bugün emaneti ve sıdkı (güvenilirliği ve dürüstlüğü) yeniden yüklenmeliyiz. Yeniden başkaları bize öz kardeşlerinden ve özel korumalarından daha çok <strong>bize güvenir</strong> hale gelmediğimiz sürece (hakkıyla iman eden) müminler olamayacağız!</p>
<p>Allah’ım! Bizleri bütün dünyaya güven verecek güvenilir müminlerden olabilmeyi nasip eyle. Bize, dinimizi (hakikati üzere) yeniden kavramamıza yardım edecek (âlimler) gönder. Allah’ım! Bize en güzel biçimde Sen’in dinine geri dönmeyi nasip eyle. Bizi zulumâttan nura (zalimlik ve karanlıklardan aydınlığa) çıkar. Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle kaybedenlerden (hüsrana uğrayanlardan) oluruz…</p>
<p><em>Arapçadan tercüme eden: Fethi Güngör </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DÖRT RAŞİD HALİFENİN SÖZLERİNE KULAK ASMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jan 2019 09:08:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRT HALİFEDEN İNCİLER]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRT RAŞİD HALİFE]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULEFÂ-İ RÂŞİDÎN HZ.EBUBEKİR]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[İDRİS GÜZELYURT]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[MANASTIRLI RİF’AT BEY]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN KOCA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZLÜ SÖZLER]]></category>
		<category><![CDATA[RİF’AT EL-MANASTIRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[VECİZELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=818</guid>

					<description><![CDATA[İslamiyet’in ilk döneminde, Allah Rasulü’nün (s) ahirete irtihalinin hemen ardından onun siyasi halefleri olarak Ümmet-i Muhammed’in yöneticileri/ emirleri/ imamları olan dört raşid halifenin özlü sözleri Beyan Yayınları tarafından iki ayrı kitap halinde neşredildi. Editörlüğünü deruhte ettiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Arapça-Türkçe ve Osmanlıca-Türkçe nüshaları ayrı ayrı hazırlanan eser Manastırlı Rif’at Bey’e ait. Ülkemizin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamiyet’in ilk döneminde, Allah Rasulü’nün (s) ahirete irtihalinin hemen ardından onun siyasi halefleri olarak Ümmet-i Muhammed’in yöneticileri/ emirleri/ imamları olan dört raşid halifenin özlü sözleri Beyan Yayınları tarafından iki ayrı kitap halinde neşredildi. Editörlüğünü deruhte ettiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Arapça-Türkçe ve Osmanlıca-Türkçe nüshaları ayrı ayrı hazırlanan eser Manastırlı Rif’at Bey’e ait. Ülkemizin yeni bir seçim sath-ı mâiline girdiği bu dönemde mevcut yöneticiler ve yerel yönetim adayları başta olmak üzere yöneten ve yönetilen tüm insanların dikkatini dört raşid halifenin tecrübelerinden damıttığı özlü sözlerine dikkat çekmekte yarar görüyorum. Eserin Arapça nüshasından yapılan Türkçe tercümesinden seçtiğim vecizeleri birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Hazret-i Ebu Bekir’in Uyarılarını Dikkate Almak</strong></p>
<ol>
<li>Cezası en çabuk olan günahlar, azgınlık yapmak ve akrabalık bağını kesmektir.</li>
<li>Mazlumun bedduasından sakınınız.</li>
<li>Dostuna dost ol ve bütün dostlarını hak konusunda eşit tut.</li>
<li>Mal cimride, silah korkakta, düşünce iradesizlerde olursa işler bozulur.</li>
<li>İnsanlara danışırken doğru söyle ki görüş ve kararın doğru olsun.</li>
<li>Düşmanın bir sırrını öğrenirsen ondan yararlanıncaya kadar gizli tut.</li>
<li>Tövbekârın tövbesiyle sevinen, günahkârın bağışlanmasını isteyen, hayırsızı hayra yönelten ve iyilere yardım eden Allah’ın seçilmiş kuludur.</li>
<li>Nefsini düzelt ki halk da seninle barış ve uzlaşı içinde olsun.</li>
<li>Düşmana karşı metanet göster, zira korkaklık edersen yanındakiler de korkak olurlar.</li>
<li>Doğruluk emanettir, yalancılık hıyanettir.</li>
<li>Ne söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün.</li>
<li>Güzel yaparsam yardım edin, hata edersem karşı koyun.</li>
<li>Farz yerine getirilmedikçe nafile kabul olunmaz.</li>
<li>Hakkını verinceye kadar en zayıfınızı güçlülerden ve hakkını alıncaya kadar en güçlünüzü zayıflardan sayarım.</li>
<li>Akıllı ve uyanık olmanın en yücesi haramlardan kaçınmak, acizliğin en aşağısı da büyük günah işlemektir.</li>
<li>Küfrün duvarını kendi taşıyla yık.</li>
<li>Zulüm, sözünden dönme ve hile denilen üç özellik kimde bulunursa zararları yine kendisine dokunur.</li>
<li>Müslüman kardeşine canıyla ve malıyla yardım edip onları dualarına katanlar, Rahman’ın rahmetine mazhar olsunlar.</li>
<li>Hakla doldurulan terazinin ağır basması ve bâtılla dolu terazinin hafif olması haktır.</li>
<li>Halka iyilik etmek âfet ve belalara karşı dokunulmazlık getirir.</li>
<li>Harama düşmek korkusundan yetmiş farklı helali terk ederdik.</li>
<li>Çok söz diğerlerini unutturur. Ne kadar söylersen söyle sözlerin hafızada kalanlardan ibarettir.</li>
<li>Günaha karşılık olarak hak ettiğinden daha fazla cezayı emretmeyin. Çünkü yaparsanız günahkâr, terk ederseniz yalancı olursunuz.</li>
<li>Af ve ceza boş sözlerden arınmış olsun. Çünkü ne yardımından ümitlenen ne de tehdidinden korkan bulunur.</li>
<li>Tehdidini her yerde uluorta savurma.</li>
<li>Danışmanından bir şey saklama. Çünkü belaya uğrarsan kendin etmiş kendin bulmuş olursun.</li>
<li>Sabırda musibet ve sıkıntı, hüzün ve telaşta da menfaat yoktur.</li>
<li>Hiçbir felâket yoktur ki ondan daha şiddetlisi olmasın.</li>
<li>Allah’a ve elçisine itaat eden saadete erişir, isyan eden de sapkınlık çukuruna düşer.</li>
<li>Haksız yere ölmek dünya malının girdabına kapılmaktan iyidir.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Ömer’in Sözlerini İyi Düşünmek </strong></p>
<ol start="31">
<li>Servet gizlenmez, elbette bir taraftan görünür.</li>
<li>Kalben düşmanlık beslediğiniz adamların kötülüğünden korkunuz.</li>
<li>Din kardeşlerinle sohbeti, barış ve huzur üzerine inşa et.</li>
<li>Temeli dine ait meseleleri gizli tutanlar, doğru yoldan sapmanın temelini atmışlardır.</li>
<li>Zenginleri seven zahit dünyayı sevmektedir.</li>
<li>Zaruret olmaksızın devlet hazinesinden geçinen, takva sahibi görünse de gerçek bir zahit değil fâsık bir hırsızdır.</li>
<li>Zehirli böcekler sizi korkutmadan önce siz onları korkutun.</li>
<li>Açgözlülük fakirlik ve yoksunluktur; beklentiyi kesmek de zenginlik ve servettir.</li>
<li>İşini Allah’tan korkanlara danış.</li>
<li>Hak için halka alçakgönüllü davranın Cenab-ı Hak şeref ve şanını yüceltir.</li>
<li>Kibir ve böbürlenerek haddini aşanı Hak Teâlâ yerden yere çarpar.</li>
<li>Yöneticinin en kötüsü halkı kötü edendir.</li>
<li>Söz vermede ve özür dilemede abartı yalansız olamaz.</li>
<li>İnsan yarı tok olmakla helak olmaz.</li>
<li>Gayret edip çaba göstermek sermayenin en hayırlısıdır.</li>
<li>Edep, en hayırlı mirastır.</li>
<li>Çalışmak zahmettir ama boş durmak da fitne ve fesattır.</li>
<li>Borcunu azalt, hür yaşa.</li>
<li>Günahlarını azaltırsan ölümün şiddeti kolay olur.</li>
<li>İnsan için iş çoktur, mühim olan tuttuğu işten yüzünün akıyla çıkmaya çalışmaktır.</li>
<li>Açgözlülükten, öfkeden ve nefsinin arzularından korunan kurtuluşa erer.</li>
<li>İnsanların en akıllısı halkı hoş görendir.</li>
<li>Ahmakla dost olmaktan çekin. Zira iyilik edeyim derken çoğunlukla kötülük eder.</li>
<li>Başkan olmadan evvel hünerli olunuz.</li>
<li>Güzel ahlak en hayırlı dosttur.</li>
<li>Yaptığımız yanlışlıkları ve çirkinlikleri gösterenler Rahman Allah’ın her daim rahmetinde olsunlar.</li>
<li>Ömrünü sadık dostların gölgesinde geçirmeğe çalış ki, onlar rahat zamanlarda süs, zor zamanlarda kuvvet olurlar.</li>
<li>Müslümanın ağzından çıkan bir sözü hayra yormak mümkünken şerre yorma!</li>
<li>Kardeşinde görüp de kınadığın ayıbın sende de olduğunu görmemen en büyük ayıptır.</li>
<li>Her şeyin bir şerefi vardır, iyiliğin şerefi de hızla yapılmasıdır.</li>
<li>Doğru sözün dışındaki hiçbir lafta hayır yoktur.</li>
<li>Allah katında en makbul olanı âdil bir yöneticinin yumuşak mizacı ve şefkati; en çirkin olanı da zalim bir yöneticinin cahilliği ve bozgunculuğudur.</li>
<li>Etkisi olmayan yerde hakkı söylemenin faydası olmaz.</li>
<li>Bir şeyden beklentisini kesen ona karşı tok olur.</li>
<li>Şerri bilmeyen şerre düşer.</li>
<li>Yalan söyleyen fâcir olur, fâcir olan da helak olur.</li>
<li>Allah’tan korkusu az olanın hayası da az olur.</li>
<li>İnsanın nesi çoğalırsa onunla şöhret bulur.</li>
<li>Aklı bozmada şarap bile açgözlülük kadar kuvvetli değildir.</li>
<li>Sırrını saklayan iradesinin yularını elinde tutar.</li>
<li>Emri altındakilere güzel davranan âmirlerinden iyilik görür.</li>
<li>Halkı kendinden üstün tutan kişi işinde başarılı olur.</li>
<li>Zayıf ve kimsesizlerin ihtiyaçlarını devlet yetkililerine bildiren toplumun ileri gelenleri saygıyı hak eder.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Osman’ın Sözlerinden Ders Almak </strong></p>
<ol start="74">
<li>İyilik yaparlarsa destek olun, fenalık yaparlarsa uzak durun.</li>
<li>Fikir alışverişinde bulunanlara gücünüz yettiğince düşüncenizle katkı verin.</li>
<li>Geçmişlerden ibret alın da hayra çalışın.</li>
<li>Birinin görevinden ayrılırken verdiği hediye, görevdeyken verdiği hediye gibidir.</li>
<li>Çok konuşandan ziyade çok iş gören yöneticiye ihtiyaç var.</li>
<li>Cenab-ı Hak halkı hak üzerine yarattı, sen de haktan başka bir şey söyleme.</li>
<li>Ben terazi değilim ki hatasız ve kusursuz olayım.</li>
<li>Ecel erişmeden yapabileceğiniz hayırlı işlerde acele ediniz.</li>
<li>Doğru alın, doğru verin.</li>
<li>İnsanların hayırlısı suçsuz ve günahsız olup Allah’ın kitabına sımsıkı sarılandır.</li>
<li>Yüzüne karşı dostluk sergileyip arkandan düşmanlık edenler çoktur.</li>
<li>Sabredin yoksa pişman olursunuz.</li>
<li>Gafil ve basiretsiz olmayın. Zira onlar size karşı gafil değiller.</li>
<li>Mezardan daha ürkütücü bir manzara görmedim.</li>
<li>Allah’tan başka gerçek bir sığınak yoktur.</li>
<li>Dünyayı terk eden Hakk’ın sevgilisi olur.</li>
<li>Sen mutluyken kıskançların kederlenmesi ne büyük intikamdır.</li>
<li>Dünya için üzülmek kalbin karanlığı, ahiret için üzülmek gönlün aydınlığıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Ali’nin Sözlerini Kulağa Küpe Yapmak  </strong></p>
<ol start="92">
<li>Akıl olgunlaşınca boş sözler uçup gider.</li>
<li>Düşmanına galip gelince şükür nişanesi olarak ona af ile karşılık ver.</li>
<li>Gönlün rahatı beklentiyi kesmektedir.</li>
<li>Servetin en büyüğü akıldır.</li>
<li>Zühdün en üstünü insanlardan saklanandır.</li>
<li>Düşmanların en büyüğü düşmanlığını saklayandır.</li>
<li>Edebin en kıymetlisi güzel ahlaktır.</li>
<li>Nesebin en üstünü güzel edeptir.</li>
<li>İyiliklere erişmek zor, kötülüklere düşmek ise kolaydır.</li>
<li>Edep aklın aynasıdır. İnsanın edebi aklı kadardır. Edepsiz insanın aklı noksandır.</li>
<li>Güler yüz sevgi getirir.</li>
<li>Zulüm, zalimin yok olma gerekçesidir.</li>
<li>Cimri kişi o kadar bahtsızdır ki, dünyada fakirler gibi yaşamasına rağmen ahirette zenginler gibi hesap verir.</li>
<li>Telaşlanıp feryat etmek sabretmekten daha yorucudur.</li>
<li>Hak, keskin bir kılıçtır.</li>
<li>Gıybeti dinleyen, gıybetçilerden biri olur.</li>
<li>Başkasının başına gelenlerden ders alan mesut olur.</li>
<li>Ahmağa verilecek en iyi cevap susmaktır.</li>
<li>Şeref fazilet ve edeple elde edilir, soy sopla değil.</li>
<li>Kişi bilmediğinin düşmanıdır.</li>
<li>İnsanın kaderi dilinin altında saklıdır.</li>
<li>İnsanlar babalarının değil zamanlarının görünümüne bürünürler.</li>
<li>İnsanlar gaflet uykusundadır, öldükleri zaman uyanırlar.</li>
<li>İnsanların önünde nasihat etmek, azarlamak ve kınamak demektir.</li>
<li>Vahşetin en büyüğü hodbinliktir.</li>
<li>Cimrinin malı mülkü ya afetle yok olur ya da mirasçılarına kalır.</li>
<li>İyilikle hürler köle edilir.</li>
<li>Cömertlikle nice ayıp örtülür.</li>
<li>Akıllının serveti ilminde, cahilin zenginliği ise malındadır.</li>
<li>Dindarlık, tevazu ve cömertlik muhabbete vesiledir.</li>
<li>Az ise kanaat et, çok ise cömertlik yap.</li>
<li>İnsanın güzelliği yumuşak mizaçlı olmasındadır.</li>
<li>Nefisle cihat etmek cihatların en faziletlisidir.</li>
<li>Güzel edep kötü soyu örter.</li>
<li>Galibiyetin tadı sabrın acısını yok eder.</li>
<li>Övgünün en değerlisi, olgun ve faziletli kişilerden gelendir.</li>
<li>Nefsin devası hırsın imhasıdır.</li>
<li>Öyle zaman olur ki susmak konuşmaktan daha etkileyicidir.</li>
<li>Zararına çalışanlar çoktur.</li>
<li>Âlimin küçücük günahı geminin yara alması gibidir, hem kendi batar hem de diğerlerini batırır.</li>
<li>Âlimin zühdü hidayet, cahilin zühdü dalalettir.</li>
<li>Dostun ziyareti muhabbeti tazeler.</li>
<li>Makam sarhoşluğu şarap sarhoşluğundan fenadır.</li>
<li>Zayıfların silahı şikâyettir.</li>
<li>Alçakların silahı fena sözleridir.</li>
<li>Kalbi gaflet içinde bulunanın kulağının duyması fayda etmez.</li>
<li>Kötülüğünü herkesin görmesinden çekinmeyen adam insanların en kötüsüdür.</li>
<li>İşlerin en kötüsü adaletten uzak olandır.</li>
<li>İşlerin en kötüsü kötülüğe en yakın olandır.</li>
<li>Huzurlu geçim kanaatle kaynaşmaktadır.</li>
<li>Hür kişilerin gönülleri bolluk, bereket ve nur kaynağıdır.</li>
<li>Nefsine galip gelip de arzularına hâkim olana ne mutlu.</li>
<li>Eğrinin gölgesi de eğri olur.</li>
<li>Âlimin zannı cahilin kesin bilgisinden daha isabetlidir.</li>
<li>Akrabanın düşmanlığı akrebin sokmasından daha çok acı verir.</li>
<li>İnsanın yüceliği kanaatte gizlidir.</li>
<li>İlmin son noktası insanın kendini bilmesidir.</li>
<li>İnsanın zihin açıklığı asaletine delildir.</li>
<li>Görme eksikliği, basiret eksikliğinden iyidir.</li>
<li>İstişare doğru yolun taa kendisidir.</li>
<li>Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir.</li>
<li>Az ateş çok odunu yaktığı gibi az hakikat de çok bâtılı kovar.</li>
<li>İnsanın sözü kalbinin özüdür.</li>
<li>Ölümden daha güzel vâiz olmaz.</li>
<li>İnsanın sözü aklının ölçüsüdür.</li>
<li>Söyleyene değil söylenene bak.</li>
<li>Nefsini bilen rabbini bilir.</li>
<li>Halka değer veren yücelir, küçümseyen hor olur.</li>
<li>Akıllı ile istişare eden kazanır, kendi görüşünde ısrar eden kaybeder.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Dört Raşid Halifeden Özlü Sözler</strong>, Mütercim: İdris Güzelyurt, Editör: Fethi Güngör, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 106 s.</li>
<li>Rif’at el-Manastırî; <strong>el-Kelimâtu’l-Hikemiyye mine’l-Hulefâi’r-Râşidîn</strong>, Matbaatü İhweti “Maruni”, Haleb 1327, 98 s.</li>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Dört Halifeden İnciler</strong>, Hazırlayan: İdris Güzelyurt, Editör: Osman Koca, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 144 s.</li>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Hazîne-i Hikemiyyat: Cevâhir-i Çehar Yâr ve Emsâl-i Kibâr</strong>, Matbaa-i İhwet-i “Maruni”, Haleb 1327, 98 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KENDİNİ BULDUN MU?</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Dec 2018 09:03:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1400 MEKKE-HAREM OLAYLARI]]></category>
		<category><![CDATA[1981 ENVER SEDAT SUİKASTI]]></category>
		<category><![CDATA[1995 İZAK RABİN SUİKASTI]]></category>
		<category><![CDATA[1995 OKLAHOMA]]></category>
		<category><![CDATA[1995 TOKYO METROSU]]></category>
		<category><![CDATA[20 KASIM 1979]]></category>
		<category><![CDATA[2001 11 EYLÜL SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2002 MOSKOVA TİYATRO SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2004 MADRİD SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2005 LONDRA SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2011 OSLO SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2015 PARİS SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN YASALARI]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİSİZCE FETVA VERMEK]]></category>
		<category><![CDATA[CANINI FEDA ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KAİDE]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[İKNA YÖNTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İLİM ELDE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[KÂBE BASKINI]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL FİKRÎ VARLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MESNEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[RÜŞD TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=789</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 25.11.2018 ve 02.12.2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. 1400 Mekke-Harem Olaylarının Yıldönümü Geçen hafta, Mekke’de Mescid-i Haram’ın bir grup genç tarafından işgal edilişinin (39.) yıl dönümüydü. Hicrî 1400 yılında, muharrem ayının ilk günü sabah namazı vaktinde tabutların içinde (Kâbe’ye) silah sokmuşlardı. 20 Kasım 1979’da gerçekleşen bu işgalde gençler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 25.11.2018 ve 02.12.2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. </em></p>
<p><strong>1400 Mekke-Harem Olaylarının Yıldönümü</strong></p>
<p>Geçen hafta, Mekke’de Mescid-i Haram’ın bir grup genç tarafından işgal edilişinin (39.) yıl dönümüydü. Hicrî 1400 yılında, muharrem ayının ilk günü sabah namazı vaktinde tabutların içinde (Kâbe’ye) silah sokmuşlardı. <strong>20 Kasım 1979</strong>’da gerçekleşen bu işgalde gençler Mehdi’nin zuhur ettiğini ilan etmişti… Namaza gelenleri ona itaate zorlamışlar, Mescid-i Haram’ın kapılarını kapatıp kendilerini de sağlama almışlardı.</p>
<p>Tüm bu olaylar el-Kaide’nin ve Daiş’in ortaya çıkmasından, hatta Körfez savaşlarından ve 11 Eylül 2001 saldırılarından önce yaşanmıştı. O zamanlar, Suudi Arabistan’da yönetim sarsılmış, Mescid-i Haram işgali iki hafta kadar sürmüştü. Sonunda rejim yabancı devletlerin de yardımlarıyla Mescid’e baskın yapılarak gençler yakalandı ve daha sonra idam edildiler.</p>
<p>Bu olay yeterince incelenmemiştir. Bu hareket tarzının nasıl ortaya çıktığını hakkıyla anlayabilmiş değiliz. Bu tür olaylar nasıl ve neden tekerrür edebiliyor? Bu girişimler başarılı olsaydı neler olabileceğini de sorgulamıyoruz. Gerçekten bir şeyler <strong>değişir miydi</strong>? Arap ve İslam ülkelerinde bağımsızlıklarını kazandıktan bu yana birbirini izleyen darbelere şahit olmuyor muyuz? Dahası <strong>rüşdü</strong> (dürüstlüğü, olgunluğu) kaybettiğimiz ve bir daha bulamadığımız Muaviye döneminden bu yana (darbelere) şahit olmadık mı?</p>
<p>Bazı insanların gecenin bir yarısında yönetime el koymak için <strong>darbe</strong> yapmasını akıllarımızın nasıl kabullenebildiğini kendi kendime defalarca sorguladım. Başarılı olurlarsa sonsuza dek tapılan (sahte) ilahlara, başarısız olurlarsa idamlık hainlere dönüşüveriyorlar! Biteviye tekrarlanan bu olguyu aydınlar nasıl kabullenebiliyorlar?</p>
<p>Böyle bir olguyu kabullenmem nasıl mümkün olabilir? Bir darbenin gerek Allah katında gerekse toplum nezdinde meşru olabileceği kanaatinde değilim. Aksine -her ne kadar kendileri ‘İslami’ ya da ‘demokratik’ iddialar ortaya koysalar da- darbecilerin de tiranların da <strong>aynı zihniyetin ürünü</strong>, tek bir modelin farklı görüntüleri olduğu kanaatindeyim.</p>
<p>Bu yaklaşımım, tiranların haklı olduğu ya da toplumsal ıslah talebinin yersiz olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu dinin uğruna hayatlarını feda eden gençlerin samimiyetinden de şüphe duymuyorum. Benim söylediğim şudur: <strong>Ey insanlar, bu yol yanlış!</strong> Bunların hepsi aynı mezhepten (zira aynı yöntemi benimsiyorlar). Gelen kişi gidenin bir benzeri. Öldürülen de öldürenin bir benzeri. Her ikisinin de hem düşünce tarzı hem de gelecekleri aynı…</p>
<p>Bu sözlerime katılmayanlar tarih okusunlar ve nebilerin <strong>rüşd </strong>toplumunu <strong>ikna</strong> yöntemiyle nasıl inşa ettiğine baksınlar. Nebi aleyhisselam, şiddete başvurmadan ve tek bir kişiyi öldürmeden iktidara gelmiştir. En üst düzeyde bir meşruiyetle iktidara geldikten sonra, herhangi bir meşru devlette olduğu gibi kanunların uygulanması ve insanlar arasında zulmün ortadan kaldırılması maksadıyla (sınırlı ve ölçülü düzeyde) şiddet kullanımına izin vermiştir.</p>
<p>1995’te Oklahoma’da bombalı eylem yapan, aynı yıl Tokyo metrosunu patlatan, 1981’de Enver Sedat’a suikast düzenleyen, 1995’te İzak Rabin’i öldüren, 2001 yılının Eylül ayında Amerika’ya saldıranlar, 2002’de Moskova’da tiyatro saldırısını gerçekleştiren, 2004 yılında Madrid, 2005 yılında Londra bombalamaları, 2011’de Oslo, 2015’te Paris saldırıları ve benzer saldırılar ile geçen yüz yıl boyunca savaş kararları almış olanlar, işte tüm bu insanlar, <strong>tarih bilgisinden yoksun</strong> olduklarını ve dünyada meydana gelen <strong>değişimi(n kanunu) bilmediklerini</strong> haykırmış oldular.</p>
<p>Mikroplar olarak adlandırdığımız mikroorganizmalar dünyasını keşfedene kadar salgın hastalıklar insanları silip süpürmüştür. Bu örneğe benzer şekilde ben de şöyle diyorum: Savaşlar, insanları katliamlar yapmaya iten <strong>kutsal fikrî varlıklar</strong> yüzünden kopar. Bizler (ne yazık ki bünyemizde) düşünce mikroplarını korumaya devam ediyoruz!</p>
<p>Bu fikirleri (yeri geldikçe) <strong>tekrar</strong> ediyorum. Kendimi de bu hususları yeterince açık şekilde ortaya koyamadığım için kınıyorum. Bu konuyu daha iyi <strong>izah</strong> edebilmek için çalışmaya da devam ediyorum.</p>
<p style="text-align: center">*******</p>
<p><strong>Kendini Buldun mu? </strong></p>
<p>Zaman zaman konferans ve sempozyumlara katılma davetleri alıyorum. Bazen bu gibi davetlerin bir kısmının, İslam dünyasının fikir ve akıl bakımından ne kadar boş olduğuna delil teşkil ettiğini düşünürüm… Çünkü ara ara ihtisas alanımıza oldukça uzak konularda konuşmak için davet ediliyoruz. Konuşmalarımı dinleyen, yazdıklarımı okuyan çok sayıda insan var… Ancak ben bir ilim adamı olmaktan çok uzağım. Ben sadece <strong>insanları</strong> <strong>bilgi edinmeye teşvik</strong> ediyorum.</p>
<p>Allah rahmet eylesin, annem ilmi çok severdi. Ezher’de eğitim görmek için (1946’da) Mısır’a gitmemde büyük bir rol oynamıştı. Kur’an’ı okuyordu ama eğitim görmüş biri değildi. Fakat ilme inanırdı. Ben de annem gibi ilme inanırım. Lâkin ben bir âlim değilim.</p>
<p>Her zaman söylediğim gibi İslam dünyası gençliğinden, bu din uğrunda canlarını ve mallarını feda etmeye hazır <strong>çok sayıda</strong> insan var. Ancak ciddi bir eğitim ve uzun soluklu bilimsel araştırma uğruna ömrünün birkaç yılını harcamaya hazır gençlerin sayısı <strong>oldukça azdır</strong>. Derinlikli ilmî çalışmaların değeri Müslümanlar arasında hâlâ şüpheli bir konudur. Özellikle belirtmeliyim ki <strong>canını feda etmek</strong> bir anlık hamasetle mümkün olabilmektedir. Oysa <strong>ilim elde etmek</strong>, bilinç ve bağlılık açısından daimî bir çaba ve kesintisiz bir enerji gerektirir.</p>
<p>İşte bu yüzden bazı konferanslara gidip konuşmacıları dinlediğimde veya tebliğlerini okuduğumda umutsuzluğa kapıldığım olur. Zira <strong>sorunlarımıza yönelik</strong> <strong>çözüm önerileri bulunmadığını</strong> görüyorum! Dahası, uzmanı olmadıkları konularda konuşuyorlar! İnsanlar, bunların en azından bazılarının ne kadar cahil olduğunu yakından görüp dağılıyorlar.</p>
<p>İşte bu sebeple diyorum ki; ey gençler, <strong>ilim elde etmeye odaklanın</strong>! Korkarım size İslam dünyasında henüz gerçek ilim adamlarımız olmadığını söylemek zorundayım. Âlimlerimiz atalarına muhalefet etmekten korkmaktadır. Bu yüzden de Rasulullah’ın (s) bizi dikkatli olmaya çağırdığı bir vaziyete düştük: <strong>İlmi olmadan fetva veren</strong> ve böylece hem kendi sapan hem de başkalarını saptıran cahillere sığınır olduk!<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a></p>
<p>Zaman zaman ziyaretime gelerek bazı gençler bana şu meyanda sorular yöneltiyorlar: “Anlattığınız ve yazdığınız bu <strong>ilginç fikirler</strong> nedir böyle? İslam dünyasında buna benzer fikirleri konuşan ya da yazan senden başka bir kişi daha olduğunu sanmıyoruz!”</p>
<p>Buna benzer tepkiler, ya heyecanlı gençler daha önce tanımadıkları yeni fikirleri öğrendiklerinde ya da bir konuşmacıyı veya hocayı dinledikten sonra ona <strong>bağlanıp peşinden gitme</strong> ihtiyacı duyduklarında ortaya çıkmaktadır. Bu da bize, Şemseddin Tebrizî ile karşılaştığında Celaleddin Rûmî’nin başına gelenleri hatırlatmaktadır:</p>
<p>Celaleddin, daha önce hiç duymadığı bir fikri ondan duyunca şok olmuş ve Tebrizî’nin fikirlerine âdeta tutsak olmuştu. O kadar ki, Rûmî’nin öğrencileri Şems’e çok kızmış ve onu şehirden kovmuştu. Bu olaydan sonra Rûmî’nin tek önemli işi bu olmuş, öğrencilerini terk edip Tebrizî’yi armaya koyulmuştu. Uzun süre onu aramaya devam ettikten sonra fikrî bir aydınlanma yaşayarak uyanmıştı:</p>
<p>Aah! Ben Şems’i kaybetmedim, benim aradığım Şems değil aslında, aksine <strong>ben kendimi arıyormuşum</strong>! İşte o an Şems’i aramayı bırakan Rûmî geri dönüp kitabı “Mesnevî”yi telif etmeye başlamıştı. Son derece özgün ve yüksek düzeyli bu kitap, onun atalarının belirlediği çerçeveden çıkıp kendisini gerçekten bulduğunun ve canlı fikirler üretip gerçek tecrübeler edindiğinin delilidir.</p>
<p>Ben de kendimi buldum. Sen ey sevgili okuyucu kardeşim, olayı kavrayıp ilim ve derin bilgi için nitelikli zaman harcarsan, işte o zaman ne bana ne de başka birine ihtiyacın kalır. O zaman bizzat <strong>yolda</strong> olursun. İşte o zaman “<em>Hayy</em> ve <em>Qayyûm</em>: Diri ve Varlığı Yöneten” Allah ile, O’nun “<em>âfâq</em> ve <em>enfüs</em>: dış ve iç (dünya)” âyetleriyle (göstergeleriyle) beraber olursun.</p>
<p>Bu büyük bir olaydır. İşte bu yüzdendir ki, nasıl özgürleşeceğimizi, Allah’a ve O’nun sünnetlerine (yasalarına) nasıl bağlanacağımızı kendisinden öğrenebileceğimiz, hakikaten anlayan, inanıp güvenen, bize <strong>yolumuzu ve kendimizi nasıl bulabileceğimizi</strong> öğretecek bir insan bulmayı umut ediyoruz. Bizi müritlerinden ya da takipçilerinden biri yapacak birini değil…</p>
<p>Çeviren: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> Cevdet Said bu sözüyle şu rivayete atıf yapmaktadır: “En çok hadis rivayet edenlerden biri olan, Kur’an’ı ve eski kitapları okuyabilen âlim sahâbî Abdullah b. Amr’ın naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz bu duruma şöyle dikkat çeker: “<em>Kuşkusuz Allah, ilmi kullarının arasından çekip almaz, bilakis âlimlerin vefatıyla onu alır ve sonunda hiç âlim bırakmaz. İnsanlar da cahil kimseleri önder edinirler. Bu cahillere birtakım sorular sorulur, onlar da <strong>bilgisizce fetva verirler</strong>. Böylelikle hem kendileri sapar hem de insanları saptırırlar!</em>” (Buhârî, İlim 34). <a href="https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=sapt%C4%B1r%C4%B1r&amp;i=1.1.382&amp;t=0">https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=sapt%C4%B1r%C4%B1r&amp;i=1.1.382&amp;t=0</a>, 01.12.2018. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞ SEBEPLERİNDEN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 05:51:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRDÜNCÜ MURÂD]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FÂTİH SULTÂN MEHEMMED]]></category>
		<category><![CDATA[FERHAD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GENÇ OSMAN (1618-1622)]]></category>
		<category><![CDATA[HAÇOVA MEYDAN MUHÂREBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HALÎL HÂMİD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN KONUK]]></category>
		<category><![CDATA[İNEBAHTI (LEPANTO)]]></category>
		<category><![CDATA[İPŞİRLİ]]></category>
		<category><![CDATA[KANÛNÎ SULTÂN SÜLEYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KARAKAŞ MEHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÂTİB ÇELEBİ (1609-1657)]]></category>
		<category><![CDATA[KOÇİ BEY]]></category>
		<category><![CDATA[LALA MUSTAFA PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MÎMAR KASIM AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HARB]]></category>
		<category><![CDATA[NA‘ÎMÂ 1665-1716)]]></category>
		<category><![CDATA[NEŞRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ (1289-1922)]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[PİYÂLE PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SADRÂZAM HÜSEYİN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SİLAHDÂR]]></category>
		<category><![CDATA[SİNAN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOKULLU MEHMET PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOLAKZÂDE]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN ÜÇÜNCÜ MURÂD (1574-1595)]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİNDE BULUŞANLAR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ MEHMED (1595-1603)]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNÇARŞILI]]></category>
		<category><![CDATA[VEZÎR AHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[ZİGETVAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=783</guid>

					<description><![CDATA[“We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.). Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn</em>;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.).</p>
<p>Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem hocamız Mehmet Maksudoğlu (<strong>1</strong>), Osmanlı’dan günümüze, toplumdaki değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği kitabını yayına hazırlamam için bana gönderdiğinde büyük bir iştiyakla okudum.</p>
<p>Maksudoğlu hocamın imla tercihlerini muhafaza etmeye gayret ederek eseri tashih ve redaksiyona tâbi tutup kendisinin de muvâfakatini aldıktan sonra tasarım ustası bir dostuma ilettim (<strong>2</strong>). Ardından, daha çok okuyucuya daha hızlı ulaşabilmesi için Tarih Bilinci ve Kültür dergisine -internet sitesinden tam metin hâlinde yayımlanması- ricasıyla gönderdim. Derginin sahibi Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Konuk, eseri dergi sitesinden hızlıca yayımlattı (<strong>3</strong>). Tam metin halinde siteden indirip okuyabileceğiniz eserin ilk bölümünü, ehemmiyetine dikkat çekmek maksadıyla özetle aktarıyorum. Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Bozulmanın Nasıl Başladığını Doğru Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Fâtih Sultân Mehemmed çağında; “Zina suçu derhâl ve şiddetle cezâlandırılırdı. Yol kesicilik âlemden silinmişdi. Öyle ki, bir kadın, yanında büyük mikdârda altınla, yalnız başına bir iki günlük yola gitse, hiçbir zarâra uğramadan döneceğinden kimse şüphe etmezdi.” (Neşrî)</p>
<p>Fâtih’in yıktığı Doğu Roma İmparatorluğu’nda, Kostantinopolis’te ise “fuhuş yaygındı, kölelerin durumu fecî idi.” (Jenkins). Osmanlı ordusu şehri kuşattığında halk, Hipodrom (Sultanahmed) meydanına, Mâviler ile Yeşiller arasındaki araba yarışlarını seyretmeğe koşuyordu…</p>
<p>Derken, durum değişti, Avrupa karşısında, yenileşme, değişme ihtiyâcı duyduk. Güçlü olan, gurura kapılıyor (gurur; ‘aldanmak’ demektir). <strong>Kanûnî Sultân Süleyman</strong> pâdişâh olunca, şehzâdeliğinde Enderûn’da (saray mektebinde) tanıdığı, gerçekten çok zeki ve kabiliyetli İbrâhîm’i, <em><u>usule aykırı olarak</u></em> sadrâzam yaptı. Vezîr <strong>Ahmed Paşa </strong>1522’de Mısır’a tâyin edildi. Sadrâzamlık sırası kendinde olduğu hâlde bu işe İbrâhim’in getirilmiş olmasından dolayı kırgındı, Devlet’e baş kaldırdı, Mısır’da kilit noktalara güvendiği Memlûkları getirdi. 1524 yılı ocak ayında <strong>kendi adına sikke kestirdi, hutbe okuttu! Yâni bağımsız oldu! </strong>1525 yılında ortadan kaldırıldı, <em>ama</em> Devlet’e <em>karşı </em><u>bir davranış ortaya çıkmış oldu.</u></p>
<p><strong>Fâtih</strong>, dışarıdan İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girilmesini yasaklamıştı. Kendisi, tebdîl-i kıyâfetle (kılık değiştirmiş olarak) gezerken İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girmek isteyince, kapıdaki görevli, onu içeri almamıştı. Fâtih kendisini tanıtıp içeri girerken de; “Hünkârım, kendi <strong>töre</strong>ni niçin kendin bozarsın?!” hitâbını tevcih etmişti.</p>
<p><strong>Kanûnî Süleyman</strong>, Zigetvar cihâdı sırasında, atının kırılan gümüş gemini onaran yeniçeriyi, “orduya sanatkâr karışmış” diyerek öfkelenip yeniçerilikten çıkartmış, emekliye sevketmişti. <strong><em>Yeniçeri Ağası, bu yüzden büyük tehlike atlatmıştı.</em></strong></p>
<p>Bozulmada ikinci adım:<strong> İnebahtı (Lepanto</strong>) deniz savaşını (<strong>1571</strong>) unutmayalım:</p>
<p>Haçlı Donanmasına karşı gönderilen “Osmanlı Donanmasının başında, ‘Donanma-yı Hümâyûn Serdârı’ sıfatıyla İkinci Vezîr Pertev ve Kapdân-ı Deryâ Müezzin-zâde Ali Paşalar vardır ve bunların her ikisi de kara ordusunda yetişmiş olmak itibariyle denizcilikle hiçbir alâkaları yoktur!… Deniz işlerinden hiçbir şey anlamayan bu kara paşalarını o kadar buhranlı bir devirde Bahriye’nin başına getiren de Vezîr-i A‘zam Sokullu Mehmet Paşa’dır! Bunlardan Kapdân-ı Derya Müezzin-zâde Ali Paşa’nın kapdanlıktan evvelki vazifesi Yeniçeri ağalığıdır ve ondan evvel de hiç deniz işlerinde bulunmamıştır! Eski ve yeni müellifler bunda müttefiktir… Büyük denizci Piyâle Paşa’nın donanma serdarlığından azli, Kıbrıs ganimetlerinde Sokullu’yu memnun edememiş olmasından, Sadâret makamında Sokullu’ya rakip sayılmasından ve Sokullu’nun da, onun yerine gönderdiği ikinci vezir Pertev Paşa’yı muvaffak olamayacağı (başaramayacağı) bir işe sevkederek gözden düşürmek istemesindendi!” (Dânişmend).</p>
<p>Avrupalı’nın, <strong>o zamana dek yenemediği</strong> Osmanlı’ya karşı kazandığı Lepanto deniz zaferi, İtalya’da, 450 yıl sonra, halâ şatafatlı törenlerle anılmaktadır.</p>
<p>Kanûnî’nin torunu <strong>Sultân Üçüncü Murâd</strong> (1574-1595) çağında, Osmanlı Cihân Devleti’nin hudûdu, batıda Litvanya’ya kadar uzanıyordu. Sultân Üçüncü Murâd, oğlu Mehmed’in günlerce süren sünnet düğününde (Solakzâde), şaşılacak hünerler gösteren canbazlara, hokkabazlara, mükâfat olarak ne istediklerini sorunca (1595), <strong>yeniçeri olmak istediklerini </strong>söylediler! Yeniçeri Ağası Ferhad, bu gülünç isteğe uymaktansa ağalığı bırakmayı yeğledi. Yerine geçen makam heveslisi Yûsuf Ağa, bu maskaraca işi irtikâb etti, hokkabazları, canbazları yeniçeriliğe aldı. Böylece, Dünyânın en güçlü ordusunun <em>bozulmasında çok mühim bir adım </em>atılmış oldu! (<strong>1595</strong>).”</p>
<p><strong>Şahsi Menfaat Hırsıyla Devlet ve Toplum Nizamını Tehlikeye Atmamak</strong></p>
<p>“Mîlâdî 16. Yüzyıl sonlarında, <strong>Sinan Paşa</strong>’nın beş defa sadrâzam olması, bu makama gelmek için çoğu defa, etkililere ‘hediye’ nâmı altında çok büyük meblâğlar ödemiş olması, <strong>bozulmanın belirtileri olarak değerlendirilmelidir. </strong></p>
<p><strong>Kişinin, böylesine mühim, âhireti için son derecede tehlikeli olan bir makama gelmek için büyük meblâğları ‘hediye’ olarak etkili ve yetkililere ödemesi, neye alâmettir? </strong></p>
<p>“Sinan Paşa, başta harem ve saray muhiti olmak üzere ulemâ ve asker çevresinden kıymetli hediyelerle veya mevkiler vererek bir taraftar kitlesi oluşturmuş, siyasî gücü bu ekiple birlikte kullanmıştır. Özellikle Lala Mustafa Paşa, Ferhad Paşa gibi amansız rakipleriyle giriştiği siyasî mücadele XVI. Yüzyıl’ın son çeyreğine damgasını vurmuştur.” (İpşirli).</p>
<p>Mîlâdî <strong>1596</strong> yılında yapılan Haçova Meydan Muhârebesi’nde, 100 bin kişilik Osmanlı ordusunun karşısına çıkan 300 bin kişilik Haçlı ordusunda Avusturyalı, Macar, İspanyol, Çek, Polonyalı, Floransalı, Erdelli askerler ve <strong>Papa</strong>’nın askerleri vardı. Savaşın ikinci gününde Avusturyalılar Osmanlı ordusunun merkezine şiddetle saldırıp merkezi dağıttılar. Yeniçeri ve sipâhîlerin birçoğu şehîd oldu. Bozgun başlamıştı…</p>
<p>Avusturya askerleri, Osmanlı karargâhına girmiş, yağmaya koyulmuşlardı. Düşman askerlerinin çadırlar arasında dağılıp yağmaladığını gören seyisler, aşçılar, deveciler, katırcılar; balta, kazma gibi âletlerle saldırıp bir kısmını öldürdüler (Solakzâde), bir yandan da “<strong><em>Kâfir kaçdıı!”</em></strong> diye haykırmağa başladılar. Kaçan Osmanlı askerleri de dönüp düşmana saldırdılar. Avusturyalılar 50 bin asker kaybetti. Osmanlılar 95 Alman topu ele geçirdiler (Uzunçarşılı).</p>
<p><strong>Görüldüğü gibi </strong>bozulma, yukarıda, üsttekilerde başlıyor; henüz bozulmamış olan halk çocukları, hizmetliler, <strong><em>bozgunu zafere çeviriyorlar.</em></strong> İbret alınacak bir durum! Bu savaşta genç pâdişâh <strong>Üçüncü Mehmed </strong>(1595-1603) de vardı ve tutsak düşebilirdi!</p>
<p>Lehistan kazakları, Özi (Dinyeper) nehrinden Karadeniz’e çıkıp İstanbul Boğazı’ndaki Yeniköy’ü yağmalamışlardı. Bu duruma çok kızan <strong>Pâdişâh Genç Osman</strong> (1618-1622) Lehistan’la savaşa karar verdi. Ordu-yu Hümâyûn ile 1621 yılında sefere çıkan pâdişâh, Hotin’e geldi, fakat kaleyi alamadı. Kırımlı 50 bin atlı Lehistan içlerine akınlar yaparak halka korku saldı. 14 Eylûl 1621 günü yapılan dördüncü yürüyüşte, Budin Vâlisi <strong>Karakaş Mehmed Paşa</strong>, Lehlilerin istihkâmlarına girmişti ve Osmanlı bayrağını çekmek üzeriydi ki şehîd düştü (Solakzâde).  Sadrâzam <strong>Hüseyin Paşa</strong>, gerekli yardımcı kuvvetleri, <em>kıskançlığından dolayı </em>göndermemişti. Mehmed Paşa bu işte başarılı olursa, <em>kendisinin yerine sadrâzam olabileceği endişesiyle </em>böyle davranmıştı! Bu fecî hatasından dolayı <strong>azledildi. </strong></p>
<p>Sonunda, Devlet-i ‘Aliyye ile Lehistan arasında, 5 Ekim 1621’de barış andlaşması yapıldı… Osmanlı merkez ordusundaki bozukluk, bu seferde de görülmüştü. Bu orduyla iş görülemeyeceğini iyice anlayan pâdişâh, hacca gidip Anadolu’dan asker toplamak istedi, bu hareketi statükoyu ürküttü ve hayâtına mâl oldu (<strong>1622</strong>).”</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarının İsraf Edilmesine Göz Yummamak</strong></p>
<p>“<strong>Mustafa 1617</strong>’de pâdişâh olunca, culûs bahşişi dağıtılmıştı. Üç ay sonra Genç Osman pâdişâh olunca (1618), yine culûs bahşişi dağıtıldı. Dört yıl sonra (1622) tekrar Mustafa pâdişâh olunca, yine culûs bahşişi dağıtılmıştı. Mustafa’nın annesi, oğlunun durumunu korumak için askerlere büyük meblâğlar ödemişti. Bir müddet sonra <strong>Dördüncü </strong>Murâd’a bey‘at edilince, <em><u>5 yılda 4 defa culûs bahşişi</u></em><u> <em>dağıtılmış oldu</em></u>. Sutân Murâd’ın culûs bahşişini ödemek için saraydaki altın ve gümüş eşyanın eritilmesi gerekti ve bâzı tâcirlere borçlanmak zorunda kalındı!</p>
<p><strong>Koçi Bey</strong>, Sultân Dördüncü Murâd’a sunduğu <strong>risâle</strong>de, 16. Yüzyıl’ın sonlarından başlayarak <em>ülke ve devletin içine düşmüş olduğu durumun umumi manzarasını çizdikten sonra <strong>ülkeyi hükmü altına almış kötülükleri </strong>seyredip de susmasının kendisi için mümkün olamayacağını ifade eder </em>(Akün).</p>
<p>Genç pâdişâhı, bu kötü gidişe dur demeğe, kötülükleri önlemeğe dâvet eden, bunu yapmazsa, Kıyâmet Günü’nde hesap vereceğini hatırlatan Koçi Bey, içten çürüme olgusunu, Osmanlı Devleti’nin devâmı ve geleceği için büyük tehlike olarak görür. Bozuluşun idârî ve ictimâî kuruluşlardaki durumunu ele alır. Bu kuruluşlar önceleri nasıldı, nasıl işliyordu, sonraları nasıl bozuldu, bunları anlatır… Zamanla, ehil olmayanlara verilen, hattâ <u>satılan tımarlar, devletin <em>temellerinin sarsılmasına </em>yol açmıştır</u>.</p>
<p><strong>İlmiye</strong> sınıfındaki bozukluğu, bâzı makamlara gelmek için verilen rüşveti belirtir. Mühim makamlara rüşvet ve kayırma yoluyla ehil olmayanların getirilmesini zikreder. Koçi Bey, çâreyi, <strong>kanun-ı kadîm </strong>dediği, geçmişteki usûl ve nizâmlara dönmekte görür ve tavsiye eder.”</p>
<p><strong>Bozuluşu Durdurup Nizamı Islah İçin İrade Koymak</strong></p>
<p>“Bocalama devrinde, duraklama hâlindeki Osmanlı devletinde nâdiren görülen bir olay gerçekleşti: Kabiliyetli, işin ehli bir şahıs, tepedekilere ulaşabildi: <strong>Mîmar Kasım Ağa</strong>, yetmiş yaşında, hâlâ bir Sancak Beyi olan <strong>Köprülü Mehmed Paşa</strong>’yı sarayla tanıştırdı. Köprülü, iç bünyesinde zayıflık belirtileri görülmeğe başlamış olan Osmanlı Devleti’nin dinamiklerini ve hâlâ sâhip olduğu gücü biliyor, halkı tanıyordu. Balığın baştan kokması gibi, bozukluğun, üst düzeydeki bürokratlarda olduğunun, çevirdikleri fırıldakların farkında idi. Bunun için, görevi kabul etmek için dört şart ortaya koymuş ve bu şartların kabul edilmesi üzerine <strong>1656 </strong>yılında Sadrâzam olmuştu (Uzunçarşılı). Köprülü, bu şartları koymazsa, ileri gelenlerin birtakım oyunlarla iş gördürmeyeceklerini, hattâ kendisini sadrâzamlıktan uzaklaştıracaklarını çok iyi biliyordu. Bürokrasinin genel havası buydu…</p>
<p>Bu sırada Osmanlı münevverleri, bozukluğun ne olduğunu tesbît edip devleti sağlıklı kılacak bir düzeltmenin görevleri olduğunu görmeğe başladılar. Bazı târihçi ve edebiyâtçılar 17. Yüzyıl’dan itibaren devletteki zayıf noktaları ve Osmanlı yönetimindeki kusurların neler olduğunu yazmaya başladılar. Bunlar arasında ansiklopedist <strong>Kâtib Çelebi </strong>(1609-1657) ve müverrih <strong>Na‘îmâ </strong>1665-1716) mühimdir. Gerek karar vericilerin çevresinde bulunan veya idârî mekanizmada görevi olan, gerekse idârî görevi olmayan aydınlar, <strong>Osmanlı Devleti’nin yönetim sistemini bozup değiştirmek değil, o sistemi <u>iyileştirmek</u> arzusunda idiler </strong>(Harb).</p>
<p>Tam olgunluğa erişmiş meyvenin bozulmağa başlaması gibi, Osmanlı toplumunda da 16. Yüzyıl sonunda belirmeğe başlayan alâmetler, 17. Yüzyıl sonlarında tamamen açığa çıkmaktadır. Bunun en bâriz örneği <strong>1683 </strong>yılındaki ikinci Viyana muhasarasıdır. Viyana’yı kuşatan asker içinde, kutlu üç aylarda bile içki içenler, zina ve oğlancılık yapanlar vardı (Silahdâr). Toplumda, genel olarak ahlâkî çöküntü başlamıştı. Kara Mustafa Paşa, surlarda ikişer metre eninde 6 gedik açılmış olduğu hâlde (Öztuna) hucûm emri vermedi, verseydi Viyana alınabilirdi… (Şehir düşerse askerin 3 gün yağma hakkı vardı. Ancak teslim olursa, ganimet, Hazine’ye, yani Mustafa Paşa’nın tasarrufuna kalacak, üst düzey yöneticilere dağıtacağı hediyelerle mevkii sağlamlaşacaktı).</p>
<p>Bozukluk ve çürüme tepede kalmamış, zamanla aşağıya inmeye başlamıştı. Devletin kendini toparlaması için son derecede isâbetli ve değerli olan bu hareketler ve Paşa’nın, tımar düzenini iyileştirme hareketi, çıkarlarına dokunanların tepkisine yol açtı ve Halîl Hâmid Paşa’nın makamını kaybetmesine ve idâm edilmesine yol açtı (Nisan <strong>1785</strong>). Çıkarlarına dokunulan fırsatçı düşüncesizlerin Paşa’dan kurtulmak için uydurdukları ve çeşitli kanallarla yayılan ve iletilen iğrenç yalan ve iftirâ; “yeniçerilerin ulûfelerini kesip ayaklanmalarına zemîn hazırlamak ve pâdişâhı değiştirmek” idi!</p>
<p>Terzi ne kadar usta olursa olsun, yıpranmış kumaş yama tutmuyordu…”</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME VE ZALİME MÂNİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Nov 2018 17:50:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[CEMAL ABDULMUN’İM EL-KÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN AŞUR]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMLAR HAKKINDA 80 HADİS]]></category>
		<category><![CDATA[RUMEYSA GÖKBAYRAK ÖMÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ZALİMLER]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=777</guid>

					<description><![CDATA[Ekim ayının gelmesiyle yayın hayatı da canlandı. Zalimlerin akla ziyan zulümlerini hayasızca işlediği, Cemal Kaşıkçı’yı insanlık adına utanç verici bir vahşetle katlettikleri günlerde “Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis” kitabı raflardaki yerini aldı. Beyan Yayınları’nın “İki Dil Bir Kitap” serisinin 29. kitabı olarak nefis bir cilt ve baskıyla okuyucuya sunulan bu eseri, zulme sessiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayının gelmesiyle yayın hayatı da canlandı. Zalimlerin akla ziyan zulümlerini hayasızca işlediği, Cemal Kaşıkçı’yı insanlık adına utanç verici bir vahşetle katlettikleri günlerde “Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis” kitabı raflardaki yerini aldı. Beyan Yayınları’nın “İki Dil Bir Kitap” serisinin 29. kitabı olarak nefis bir cilt ve baskıyla okuyucuya sunulan bu eseri, zulme sessiz kalarak suça ortak olmamanın, pasif destek vererek zalimlere yardım ve yataklık yapmamanın önemine dikkat çekmek için kısa bir özet sunuyorum. Cemal Abdulmun’im el-Kûmî’nin editörlüğünü yaptığım bu eserinden seçtiğim pasajları birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Zalimlerin Feci Akıbetlerinden İbret Almak</strong></p>
<p>“Tarih gözler önüne sermiştir ki gelmiş geçmiş tüm zalimlerin sonları ders almak isteyen bir kimse için büyük bir ibrettir. Fertler ve toplumlar bazında görülen zulüm vahim sonuçlara yol açtığı gibi sistemler ve liderler düzeyinde de tehlikeli sonuçlar doğurmuştur (s.13).</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah azze ve celle zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır. Onları azabıyla yakaladığında ise artık bu kimseler için asla bir kaçış imkânı yoktur (15).”</p>
<p>“Dilbilimciler, “Zulüm; bir şeyi konulması gereken yerin dışına koymaktır.” demişlerdir (s.27). Zulüm, haksızlık ve haddi aşmaktır (s.29).</p>
<p>Allah Teâlâ’nın zalimlere yönelik tehditlerini can kulağıyla dinleyelim:</p>
<p>“Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>“Zalimlerin, azabı gördükleri zaman; “Geri dönecek bir yol var mı?” dediklerini görürsün!” (Şûra 42:44).</p>
<p>“Vay haline o zulmedenlerin ve yazık o acı Gün’de (başlarına gelecek) azap için!” (Zuhruf 43:65).</p>
<p>“Gerçek şu ki, Biz zulüm edenler için dalga dalga yükselen alev katmanlarıyla onları çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık.” (Kehf 18:29).</p>
<p>“Sonra zulmedenlere; “Tadın bitmeyen azabı!” denecek, “Yapageldiğiniz işlerin karşılığından başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz sanki?” (Yunus 10:52).</p>
<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p><strong>Zulmetmekten ve Zulme Uğramaktan Allah’a Sığınmak</strong></p>
<p>Allah Rasulü’nün zulme, zalimlere ve mazlumlara ilişkin şu sözlerine hep birlikte dikkat kesilelim:</p>
<p>1- Abdullah bin Ömer (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>“Zulümden kaçınınız. Zira zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır</em>.” (Buhari, Mezâlim 3/169).</p>
<p>2- Abdullah bin Ömer (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık yapmaz. Onu (düşmanına) teslim etmez. Kim mümin bir kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet günü onun kusurunu örter.” </em>(Buhari, Mezâlim 3/168).</p>
<p>3- Ebu Musa el-Eş’ari (ra), Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Hiç şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “İşte Rabbin zulmeden kentleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Doğrusu O’nun yakalaması, çok acı ve çok çetindir.” (Hûd 11:102)</em>. (Buhari, Tefsîru Sûreti Hûd: 6/93-94).</p>
<p>4- Ümmü Seleme (ra), Rasulullah (sa)’in evinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder:</p>
<p><em>“Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.”</em> (Ebu Davud, Kitâbu’l-Edeb (5072), 13/437).</p>
<p>5- Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Üzerinde bir din kardeşinin namusuna veya malına tecavüzden doğmuş bir hak bulunan kimse dinar ve dirhem kullanılmayacak olan (kıyamet) gününden önce bugün kardeşinden helallik istesin. Aksi takdirde zalim olanın salih ameli bulunursa zulmü oranında kendisinden alınır (da mazlum olana verilir). Salih ameli yoksa mazlumun günahlarından alınıp zalimin üstüne yüklenir.” </em>(Buhari, Mezâlim 3/170).</p>
<p>6- Enes bin Malik (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Zulüm üç türlüdür: Bir zulüm var ki Allah onu affetmez. Bir zulüm var ki Allah onu affeder. Bir zulüm var ki Allah onun mutlaka hesabını sorar: Allah’ın affetmediği zulüm şirktir. Çünkü O; “Hiç şüphesiz şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman 31:13) buyurmuştur. Allah’ın affedeceği zulüm ise kulların kendi nefislerine zulmüdür. Rableri ile kendileri arasındaki işlerde yaptıkları hatalardır. Allah’ın takipsiz bırakmayıp mutlaka hesap soracağı zulüm de kulların birbirlerine karşı haksızlıklarıdır. Allah bunların hesabını sorar ve yapılan haksızlıkları cezalandırır (mazlum kullarına destek olur ve onların öcünü alır).”</em> (Tayalisi, Müsned (2184), 2/61).</p>
<p>7- İbni Abbas (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir:</p>
<p>“<strong>İmana ermiş olan ve zulüm işleyerek imanlarını karartmayanlar…” </strong><em>(En’âm 6:82) </em>ayeti indirildiğinde bu ayet Rasulullah’ın (sa) ashabına çok ağır geldi ve: “Hangimiz kendi nefsine zulmetmiyor ki? (O halde biz mahvolduk.)” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sa): <strong>“Burada kast edilen kişinin nefsine zulmetmesi değil, şirktir. Lokman’ın oğluna; “Yavrucuğum! Sakın Allah’a şirk koşma! Hiç şüphesiz şirk büyük bir zulümdür.” dediğini işitmediniz mi?” </strong><em>(Lokman 31:13) </em>buyurdu.” (Buhari, Kitâbu’t-Tefsîr, 6/71).</p>
<p>8- Ebu Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa)’in şöyle dediği nakledilir:</p>
<p><em>“Üç kişinin duası geri çevrilmez: Bunlar iftar edeceği vakit oruçlunun, adaletli hükümdarın ve mazlumun dualarıdır. Allah mazlumun duasını bulutların üstüne çıkarır, ona gök kapılarını açar ve: “İzzetim ve celalime and olsun ki hemen olmasa da er geç sana yardım edeceğim.” der.” </em>(Tayalisi, Müsned (1265), 1/255).</p>
<p>9- İbni Abbas (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“İki dua vardır ki bunlarla Allah arasında bir perde bulunmaz: Mazlumun duası ve kişinin yanında bulunmayan kardeşine ettiği dua.”</em> (Taberani, Mu’cemu’l-Kebîr (1132), 11/97-98).</p>
<p>10- Enes (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong><em>“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et!” </em></strong><em>Zalim olduğu halde ona nasıl yardım ederim; denildi. O da (sa): <strong>“Onu zulümden alıkoyarsın… İşte bu ona yardım etmektir.” </strong>buyurdu.”</em> (Buhari, Mezâlim 3/178).</p>
<p>11- Ebu Bekir es-Sıddık, (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu nakleder:</p>
<p><em>“İnsanlar bir zalimi görürler de onu zulmünden el çektirmezlerse Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” </em>(Humeydî, Müsned (3), 1/3-4).</p>
<p>12- Cabir (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Zayıflarının hakkını güçlülerinden almayan bir toplumu Allah nasıl yüceltir?” </em>(İbni Mace, Sünen, Kitâbu’l-Fiten (4010), 2/1329).</p>
<p>13- Abdullah bin Amr (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle demiştir:</p>
<p><em>“Ümmetimin zalime ‘sen zalimsin’ demediğini gördüğün gün onlardan ayrıl.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/163,190).</p>
<p>14- Ebu Said el-Hudri (ra), Nebi (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” </em>(Humeydî, Müsned (752), 2/332-333).</p>
<p>15- İbni Amr (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Bir zulme uğrayıp bu uğurda savaşan ve bu esnada öldürülen her Müslüman şehit olarak öldürülmüştür.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/205).</p>
<p>16- İbni Abbas (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Kim kendi bâtılı ile hakkı geçersiz kılmaya çalışan bir zalime destek olursa Allah ve Rasulü’nün zimmeti o kimseden kalkar.” </em>(Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebîr (11216,11539), 11/94,172).</p>
<p>17- Ebu Said el-Hudri’den (ra) rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurur:</p>
<p><em>“(Benden sonra) başınıza insanlardan bir grubun huzurlarına girip çıktığı bazı idareciler gelecektir. Onların yalanlarını tasdik eden ve haksızlıklarına yardım eden benden değildir, ben de ondan değilim. Kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve haksızlıklarına yardım etmezse ben ondanım, o da bendendir.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3/24).</p>
<p>18- Ümmü Seleme (ra), Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Sadaka vermekle mal azalmaz. Kendisine yapılan bir zulmü affeden adamın ise Allah izzetini arttırır.” </em>(Taberani, el-Mu’cemu’s-Sağîr (142), 1/102).</p>
<p>19- Ebu Hureyre (ra), Rasulullah’ın (sa) şöyle dediğini rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Ey Ebu Bekir! Bunlar haktır. Bunları öğren… Bir kimse zulme uğrar da intikam almaya çalışmadan alttan alırsa Allah onun izzetini arttırır. Bir kimse dostluk kurmak ve akrabalık bağlarını güçlendirmek için bir hediye verirse Allah onun rızkını çoğaltır. Kim de çokluk isteyerek dilencilik ederse onun da rızkını azaltır.” </em>(Beyhaki, Sünen, 10/236).</p>
<p>20- Abdurrahman bin el-Avf’dan (ra) rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Üç şey vardır ki bunlar üzerine nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim: Sadaka verenin malı azalmaz. O halde bolca sadaka verin! Bir kul yalnızca Allah’ın rızasını umarak kendisine yapılan zulmü affederse Allah o kulu kıyamet günü yüceltir. Her kim de dilencilik ederse Allah da onu fakir kılar.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/19).</p>
<p>21- Enes (ra)’dan rivayetle Nebi (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Birbirine söven iki kimsenin söyledikleri sözün günahı, mazlum olan saldırganlık edinceye kadar, söze ilk başlayan üzerinedir.” </em>(Buhari, Edebu’l-Müfred (424), 1/513).</p>
<p>“Biz bu eseri hazırlarken zulmün haram kılınması, dünyada işlenen her türlü zorbalıktan kurtulmaya çalışmanın gerekliliği, mazlumun duası, mazlum kimseye sahip çıkmanın ve zalime engel olmanın zarureti, affetmenin fazileti ve düşmanlık beslemenin yasaklanmış olması konularında gelmiş olan seksen hadisi bir araya getirdik. Zikretmiş olduğumuz tüm hadis-i şerifler ya sahih ya da hasen olup hadis âlimlerince kabul görmüş hadislerdir. Her birini tahric ettik ve hadis ilminin kuralları gereğince derecelerini açıkladık. İhtimaldir ki bu eser mazlumlar için bir teselli olur ve zalimlerin zulmüne karşı bir engel teşkil eder.</p>
<p>Allah’ım doğru yoldan sapmaktan ve insanları saptırmaktan, zillete düşmekten ve insanları zelil etmekten, zulmetmekten ve zulme maruz kalmaktan, cahillik etmekten ve cahil görülmekten sana sığınırız.</p>
<p>Dualarımızın sonu; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” ikrar edebilmektir.” (s.57).</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cemal Abdulmun’im el-Kûmî; <strong>Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis</strong>, Takdim ve Tahkik: Hasan Aşur, Çeviren: Rumeysa Gökbayrak Ömün, Editör: Fethi Güngör, Beyan Yayınları, İstanbul 2018, 190 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
