<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih Okumuş Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/fatih-okumus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/fatih-okumus/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ’Yİ ANLAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂFAK VE ENFÜS ÂYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ANTİ-SÖMÜRGECİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[ES-SAHMERANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULVAN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER MİSKÂVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDENDOĞUŞUN ŞARTLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=886</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine vurgu yapan Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı olduğunu belirtir. İslam medeniyetinin yılmaz savunucusu büyük mütefekkir Bin Nebî hakkındaki bu kitap, üstadın fikir dünyasını daha yakından tanımaya ve hazine değerindeki tahlil ve tekliflerinden hakkıyla yararlanmaya hizmet etmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’yi Cevdet Said’den Dinlemek</strong></p>
<p>Yaşayan en kıdemli temsilcisi olan Cevdet Said’i 2017 Ağustos’unda Beykoz’daki fakirhanesinde ziyaret edip Mâlik Bin Nebî (Cezayir, 28 Ocak 1905-31 Ekim 1973) hakkında bir kitap hazırladığımı söyleyerek takdim sadedinde kendisinden bir katkı talep ettiğimde, öncelikle bazı hatıratını anlattı, ardından yazılı bir metin gönderdi. Öncelikle hatıratına ilişkin kısmı özetle aktaralım:</p>
<p>“Mısır’da okurken, henüz fakülteyi bitirip ayrılmadan Lübnanlı bir arkadaşım bana Mâlik Bin Nebî’nin <em>Şurûtu’n-Nahda</em> isimli eserinden bir nüsha getirmişti…</p>
<p>Fransa’dan sıkılıp Hulvan’a yerleşen Mâlik, kitaplarını orada yazmaya devam ediyordu. Bu haberi aldığımda Kahire’den Hulvan’a gidip Mâlik’i ziyaret ettim. Beni onunla Av. Ömer Miskâvi tanıştırmıştı.</p>
<p>Fransızcası iyi mütercimler Mâlik’in kitaplarını Arapçaya çevirmeye başlamışlardı. Biz de Arapçaya çevrilip basılan bu eserleri okumaya başlamıştık. Mesela, kız kardeşimle birlikte <em>Fikratu’l- İfrîkıyyeti’l- Âsyeviyye</em> kitabını satır satır ders işler gibi okumuştuk. Beşeriyetin yeryüzüne dağılışını o kitap sayesinde öğrenmiştim. Kitap insanlık tarihine kuvvetli bir ışık tutuyordu. İnsanların ten rengiyle değil ilim dereceleriyle diğerlerinden üstün olabileceklerini bu okumalardan sonra daha derin öğrendim…</p>
<p>Hacdan dönerken Mâlik, hanımıyla birlikte Şam’a uğramıştı. Evime davet edip kendisine<em> Hattâ Yuğayyirû mâ bi Enfusihim</em> isimli kitabımdan bir bölüm okumuştum. El yazısıyla, ‘Hatt-ı Meğâribe’ tarzında, önce Fransızca bir takdim yazmıştı, bu takdimi yine kendisi Arapçaya çevirip yazmıştı. Her iki yazı suretini de kitabımın giriş kısmına koymuştum…</p>
<p>1973’te vefat ettiğini ben hapisteyken öğrendim. Tedavi için Fransa’ya gitmiş ama deva bulamamış. Daha sonra mezarını ziyaret ettim Cezayir’de…” (s.11-12).</p>
<p>Şimdi, İslam âleminin yaşayan en büyük düşünürlerinden Cevdet Said’in, üstadı Mâlik Bin Nebî için hazırladığımız bu kitaba takdim sadedinde bana gönderdiği yazısından bir bölüm okuyalım:</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’nin Özgün Fikirlerini Kavrayabilmek</strong></p>
<p>“Geçen yüzyılda, ellili yılların ortasında <em>Şurûtu’n-Nahda</em> (Yenidendoğuşun Şartları) isimli eserini okuyarak Mâlik Bin Nebî’nin fikirleriyle tanıştığımda, onun özellikle “sömürüye elverişli olma durumu”nu ifade eden <strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong> (sömürülebilirlik) kavramsallaştırmasıyla karşılaştığımda entelektüel şoka uğramıştım. Bu kavram hakikaten çarpıcıydı, çünkü olayları/ dünyada olup bitenleri anlamak için aykırı bir yorum içermekteydi.</p>
<p>O tarihlerde İslam âlemi olarak <strong>anti-sömürgecilik</strong> ve sömürgecilere karşı nefret duyguları içinde yüzüyorduk. Maruz kaldığımız tüm musibetleri onlara fatura ediyorduk. Bu adam çıktı ve sorunlarımıza yeni bir tasavvurla yaklaştı, bu yeni yaklaşımına da “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em>” adını koydu. Sorunlara yaklaşım tarzı ve üslubu kelimenin tam anlamıyla “yeni” olmakla birlikte, Kur’an ile sıkı irtibatım sebebiyle bu kavramı hiç yadırgamamıştım.</p>
<p>Benim bu karşılaşmadaki durumum aynen Celaleddin Rûmî’nin Şemseddin Tebrîzî ile karşılaşması gibi oldu. Zira o da ilk karşılaşmalarında Rûmî’nin düşüncelerinde derin bir değişime yol açmıştı. Nitekim Rûmî bu durumu şu şekilde ifade etmişti: Bu ateş eski yazılarımızı yakıp kavurdu!</p>
<p>Mâlik Bin Nebî’nin gerçekleştirdiği bu fikir inkılabının tezahürleri kısa zamanda alanda görülmeye başlandı. Zaman geçtikçe kıymeti ve kudreti daha iyi anlaşılan bu yeni fikri eleştirenler olduğu gibi savunan kalemler de oldu. Bin Nebî daha o zaman <strong>soyut fikirler</strong>den ve <strong>kişilere bağlı fikirler</strong>den söz ediyordu. Israrla fikirlerin sahiplerinden soyutlanmasını istiyordu. İnsanın, kendisi buna bizzat boyun eğmedikçe/ benimseyip <strong>içselleştirmedikçe</strong> düşmanın gücüyle asla zelil/hor duruma düşürülemeyeceğini ve <strong>sömürülemeyeceği</strong>ni savunuyordu.” (s.13-14).</p>
<p>… Bütün bu derin düşünceler, insanın gücünün/ otoritesinin, yeryüzüne <strong>halife/yönetici </strong>olarak atandığının ispatıdır. Aynı şekilde, insan onlara teslim olmadığı sürece <strong>şer güçleri</strong>nin insan üzerinde gerçek bir otoritesi olmadığını da göstermektedir. Allah’ın kulları üzerinde güç ve otorite kurabilecek kimse yoktur, bilakis onlar kendilerine <strong>tâbi olanlar</strong>ın üzerinde otorite kurarlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Ben İkbal’in ve Mâlik’in fikirlerinden ziyadesiyle mutlu oluyorum. Ancak, onların fikirlerini beğenenler çok olsa da gerçekten bu fikirleri anlayanlar maalesef azınlıktadır. İkbal’in fikirlerini şatahat olarak görenler olduğu gibi Mâlik’in analizlerini de muğlak bulanlar mevcuttur. Ancak, Mâlik ile İkbal’in fikirleri artık âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünya gerçekleri) tarafından desteklenir olmuştur. Tarih alanında araştırma yapan uzmanların ortaya koyduğu sonuçlar ve yasalar da bu iki düşünürün fikirlerini doğrulamaktadır.</p>
<p>İnsanın yeryüzünde birçok alandaki geleceğine ilişkin projeksiyonlar Allah’ın vaatleriyle örtüşmektedir. Her gün farklı düşünürlerin ortaya koymuş olduğu ve sağlam adımlarla ilerleyen, yüce himmet sahibi, parlak ve gerçek fikirler göstermektedir ki; Allah Teâlâ’nın âdemoğluna üflemiş olduğu ruhi kudret sebebiyle insan zillete asla boyun eğmeyecektir… Allah zelil/ düşkün bir varlığı veli/vekil olarak yeryüzüne atamaz!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Veli olarak atadığı birini de zelil etmez. Ona düşmanlık edeni de aziz (saygın ve güçlü) kılmaz…” (s.14-15).</p>
<p>İnsanın bilme/öğrenme ve yaratılmışlara boyun eğdirme/kendine hizmet ettirme gücünü, kuvvetini ve otoritesini elbette keşfedeceğiz. İşte o zaman bizi hiç kimse zelil duruma düşüremeyecektir! Ne sömürge düzeni ne de yeryüzünün diğer müstekbirleri/ kodamanları… <strong>Tevhidi yeniden keşfedeceğiz</strong>. İşte o zaman tüm evrenlerin Rabbi Allah dışında hiç kimse bize kendisine kulluk etmemizi dayatamayacaktır vesselam…” (s.19).</p>
<p><strong>Müslümanların Dünyadaki Rolünü ve Misyonunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Cezayirli ünlü düşünür Mâlik Bin Nebî, 1972 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da “20. yüzyılın son otuz yılında Müslümanların rolü ve misyonu” başlığı altında bir dizi konferans vermişti. Bu sunumlar aynı başlık altında kitaplaştırıldı. Batı kapitalizmi ve sosyalizmin dışında bir üçüncü yol ideolojisi arayışının temsilcilerinden biri olan Mâlik Bin Nebî’nin bu kitabında önemli bir döneme ışık tutulmaktadır. Düşünür neden yirminci yüzyılın son dönemini ele aldığını şu iki sebebe dayandırmaktadır:</p>
<p>Birincisi; bu yüzyılın insanlığın <strong>radikal değişimler</strong> gösterdiği bir yüzyıl olmasıdır. İkincisi ise; bu yüzyılın bilim, psikoloji, din ve ahlak alanında büyük değişimlerin yaşandığı ve insan hayatının özelliklerinin değiştiği bir yüzyıl olmasıdır. Kitapta üzerinde durulan konulardan bir diğeri de Washington ile Moskova’nın dünya üzerinde karar, güç, medeniyet ve bilim alanlarındaki iki ayrı güç ekseni oluşturmalarıdır (s.21).</p>
<p>Buradan hareketle Batı medeniyeti eleştirisine yönelen Bin Nebî, bu eserinde Batı’nın ruhunu nasıl kaybettiğini anlatmaktadır. Batı medeniyetinin ikliminde yetişen insanların problemleriyle medeniyetleri arasında ilişki kuran mütefekkir, problemlerin çözümü için çarpıcı tahliller ortaya koymaktadır. Batı, eserde ele alınan 20. yüzyılda edebiyat alanında varoluşçu yaklaşımlara, siyaset alanında kendi köklerine dönme girişimlerine, ekonomi alanında yeni sömürü arayışlarına yönelmeye devam etmektedir. Mâlik Bin Nebî tam bu noktada Müslümanların dünyaya nasıl bir mesajı olacağını ve nasıl bir rol üstleneceklerini sorgulamaktadır.</p>
<p>Dini, bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak gören Mâlik Bin Nebî’ye göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem de ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün olmamaktadır. Saf Sûresi’nin; “Elçisini bu Hidayet Rehberiyle, gerçek din ile gönderen Allah’tır. Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (müşrikler) hoşlanmasa da Allah Rehberini; bu dini, bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir.” mealindeki ayeti (61:9) ışığında Müslümanlara yeni bir ideoloji haritası çizmeyi önerir. Bu haritada İslam’ın ve diğer dinlerin nerede ve nasıl duracağı üzerine önemli fikirler öne sürer. Düşünür, temel bir fikir olarak <strong>İslam medeniyetinin Kur’an’dan hareketle yeniden güçlendirilmesi</strong> gerektiğini savunur (s.22).</p>
<p><strong>İslâm Dünyasının Vicdanı Olabilmek</strong></p>
<p>Bu haftaki yazımızı Mâlik Bin Nebî hakkında Türkiye’de ilk biyografi kitabını yazan (1998) İslam Hukuku doktoru Fatih Okumuş’un yeniden basılan eserinden iktibasla noktalayalım:</p>
<p>“Kahire’de kaldığı süre içinde Meadi Caddesi’ndeki evi paylaştıkları Fevzi Hasan ondan şöyle söz eder: “Onunla aynı evde kalırken onu iki halden birinde görürdüm: Ya ibadet halinde ya da düşünme ve yazma halinde. Odasının penceresi açıksa yazıyordur. Pencere kapalıysa Allah’ı anma ve ibadetle meşguldür. Mâlik, eğlence yerlerine gitmez, herhangi bir oyun oynamazdı. Sigarayı içmeyi de kendisine yasaklamıştı.” (es-Sahmeranî, s.20).</p>
<p>Bin Nebî’nin, kitaplarının yayın hakkını kendisine bıraktığı avukat Ömer Miskavi ise onun hakkında şunları söylemektedir: “Bin Nebî’nin görüşleri İslâm toplumunun fıkıh bilgisine yeni bir şey eklemez. Yahut ona, çağdaş medeniyet tecrübesinden süzülmüş bir bilgi sunmaz. Bin Nebî’nin görüşleri mevcut bilgi dağarcığını, insana ileriye yönelik adımlar attıracak eğitsel kavramlar olarak düzenler.” (Nazarât, s.26).</p>
<p>31 Ekim 1973’te Cezayir’deki evinde Rabbine kavuşan Mâlik Bin Nebî’nin mezar taşının dış yüzüne şu ibare yazılmıştır: “Sağlığında İslâm dünyasının vicdanı idi.”</p>
<p>Mâlik Bin Nebî medeniyeti “şeyler”in değil, fikirlerin inşa ettiğini; sömürgeciye küfretmenin değil, bilakis “sömürüye elverişlilik”ten kurtulmanın özgürlüğü mümkün kıldığını gördü ve gösterdi. O, “ölü fikirler”in öldürücü fikirlerden daha tehlikeli olduğu; sömürgecilerin usturuplu yöntemlerle sömürge aydınlarını satın aldığını, manipüle ettiğini veya susturduğunu; İslam dünyasındaki dikta rejimlerinin dinin özünden değil bozuk tarihî mirastan kaynaklandığını cesaretle haykırdı.</p>
<p>Mâlik Bin Nebî tarihi yapan, sadece Cezayir’i değil, İslam dünyasının dört bir yanında gören gözlerin önünü aydınlatan bir kahraman, bir öncü…” (Okumuş, 2018).</p>
<p>Yüksek düzeyde sorumluluk bilincine sahip, çağının tanığı, dava sahibi bir düşünür olarak Mâlik Bin Nebî’nin Müslümanlara rolünü hatırlatma çabasını bir ömür azim ve sebatla sürdürdüğüne biz de şahitlik ediyoruz. Bu iki kitap onun fikir dünyasını daha yakından tanımaya, pek kıymetli tahlil ve tekliflerinden daha iyi istifade etmeye medar olursa kendimizi bahtiyar addederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fethi Güngör;<strong> İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ</strong>, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 112 s. www.babil.com/malik-bin-nebi-kitabi-fethi-gungor, 11.05.2019.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Çağa İz Bırakan Önderler: MÂLİK BİN NEBÎ</strong>. İlke Yay., İstanbul 2008, 128 s. www.ilkeyayincilik.com/yayinlar.aspx?id=168&amp;t=malik-bin-nebi, 12.12.2018.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bu cümle şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “Kullarım üzerinde senin bir üstünlüğün (gücün, yetkin) yoktur. Rabbinin onlara vekil olması yeter.” (İsra 17:65). (FG).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu ibare şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “… Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. O’nun büyüklüğünü iyi kavra. O’nu yücelttikçe yücelt.” (İsra 17:111). (FG).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU”NU  KENDİ SINIRLARI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 10:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=242</guid>

					<description><![CDATA[“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8). Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun<br />
ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!<br />
Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8).</p></blockquote>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-4240-2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. Bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmak ve haksızlıkları önlemeye çalışmak da gerekir.</p></blockquote>
<p>Geçen haftaki yazımda, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyerek Hollanda örneğinde Avrupa’da genelde göçmen ve azınlıklara, özelde Müslümanlara reva görülen hak ihlallerine dikkat çekmiştim. Bu hafta sizlerle Hollanda’da hak ihlallerine ilişkin yazıma gelen tepkileri, yorum, değerlendirme ve önerileri özetle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle Diriliş Postası’nda çıkan yazılarıma yorum yazan, çoğu şahsi e-postama değerlendirmelerini gönderen muhterem okurlara can u gönülden şükranlarımı arz ediyorum. Görüşlerinden memnuniyetle istifade ettiğimi, yazıları şahsi siteme yüklerken gelen tepki ve teklifleri dikkate alarak güncellediğimi, değer verip zaman ayırarak kanaatlerini paylaştıkları için kendilerine minnettar olduğumu bilmelerini isterim.</p>
<p>Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde uzman bir ekip tarafından hazırlanan ve Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koyan Rapor’a göre, Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır. Rapora gelen eleştirileri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rapordan Memnuniyet Duyan ve Destek Veren Değerlendirmeler</strong></p>
<p>“Kendileri dışındaki insanları önce kendilerinin hizmetçisi ve kölesi olarak gören kibirli ve küstah batı aklının yine aynı insan topluluklarına yönelik hazırlattıkları hak ihlalleri raporlarının kendi karanlık dünyalarını örtmeye yönelik bir tutum olduğunu ifade edebilecek içerikte bir çalışma, müstefit oldum. Hollanda ile sınırlı kalmamasını dilerim.”</p>
<p>“Aslında bu tür çalışmalar yürütecek enstitülere fon ayırmak ve hak ihlallerini araştıran araştırmacıları desteklemek gerekir.”</p>
<p>“Güce sahip ülkeler, ne yazık ki geliyorum diyen yeni bir felaketin yolunu hazırlamaktan kendilerini alamıyorlar. Güç sarhoşluğu denen, böyle bir şey demek ki.”</p>
<p>“Devamını dilerim. Bu özgüvenli yaklaşım şart ve maalesef çok geç bile kaldık.”</p>
<p>“Hak kavramı batılı bir zihinde “çıkar” ifadesiyle kendine yer bulduğu surece ihlaller süregelen bir politika olarak devam edecektir. Öznenin nesneye karşı belirleyiciliği ne ise Batı çıkarcılığı İngiliz-Yahudi medeniyeti gölgesinde durumumuz fetret devrimiz son buluncaya kadar devam edecektir. Kurumsallaşmış, hakkı referans alan bir liderliğin dirilişi ve kavramsal bir meydan okuma başlangıcına ihtiyacımız var.”</p>
<p>“Bunlar hayran olduğumuz Avrupa&#8217;nın ikiyüzlülüğünün en bariz tezahürlerinden. Kendileri Müslümanların aleyhine olacak olaylara zemin hazırlayıp, yine kendileri kıyametler koparıyorlar. Bunun tek bir nedeni var; İslam düşmanlığı. İçi kof, ahlaksız, vicdansız nesiller yetiştirmek istiyorlar da onun için en büyük engel olarak dini görüyorlar. Allah kör olmuş vicdanlarını ve gözlerini bir an önce açsın&#8230;”</p>
<p>“Görünen o ki, ötekine saygı ya da hoşgörü, ötekiyle gerçek anlamda yüzleşmeden anlaşılamıyor&#8230; Batılıların kendileri gibi düşünmeyenlere reva gördüklerini anlamak için geçmişten bu güne ortaya koydukları uygulamalara bakmak yeterli olur herhalde&#8230; Hem Batılılar için hem de bütün insanlığın hayrı için bu coğrafyada yaşayan sıradan insanın kendi gerçekliği ile karşılaşmasını sağlayacak çalışmaları çoğaltmak gerekiyor.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çuvaldızı Kendimize Batırmayı Öneren Eleştiriler</strong></p>
<p>“Sürekli olarak Avrupa üniversiteleri, ülkemiz hakkında kasıtlı raporlar yayınlarken, böyle bir girişim yararlı olmuş. Zaten Avrupa ülkeleri insan hakları ve özgürlükleri, kendi yurttaşlarına harfiyen uyguluyor. Bu bağlamda, Türkiye gibi gelişen Müslüman ülkelerinin de kendi iç yönetimlerini sorgulayıp neden kendi yurttaşlarına yüksek standartta bir sistem sunamadıklarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Kendi evini güzel imkânlarıyla refaha erdiremeyenlerin, diğer komşularından yüksek beklentiler içerisinde olması da çok mantıklı değil.”</p>
<p>“Araştırma konusu sadece Hollanda için değil kimisinde daha az kimisinde oldukça ileri düzeyde olmak üzere bir çok Batılı ülke için de geçerlidir. Dileyelim de şimdiki seviyesinden ileriye doğru değil geriye doğru bir seyir izlesin. Konunun kökü tarihin derinliklerindedir ve tek yönlü değil çok yönlüdür. Sömürgeciliğin başladığı günden ele alıp bu güne gelmeyi gerektirir. İslam Konferansı gibi yapılar, fakir İslâm ülkelerini ve insanlarını biraz olsun kalkındırabilmiş olabilseydi, mezhep farkı yüzünden İslam ülkelerinin birbirleriyle savaşıyor olmalarını engelleyebilseydi Batı dünyasındaki İslam karşıtlığı acaba bu günkü seviyeye ulaşabilir miydi? Hiç kuşkusuz ırkçılık çok kötü bir şey, ama mezhepçilik de  İslam coğrafyası için çok önemli bir problem.”</p>
<p>“Batı’daki Müslümanları da biraz eleştirseydik keşke. Onlar da sütten çıkmış ak kaşık değiller.”</p>
<p>“Batı görevini yapıyor. Bizi üzen tarafı bize yaptırılması. Suç; hazırcı, kolaycı, mazeretçi, rivayet kültürüne sıkı sıkıya bağlı cahil kardeşlerimizindir.”</p>
<p>“Avrupa&#8217;da yaşayan İslam dünyası kökenli insanların tümünü müslüman kategorisine sokmak yanlıştır. Ayrıca, Müslümanlardan kaynaklanan korku, neden İslam’a mal ediliyor ki? Batılı insanların Müslümanlardan korkmaları için yeteri kadar sebepleri var. Avrupa&#8217;daki terörün teolojik temelleri ve bu temelleri yaşatan aktörleri var&#8230; Müslümanların yirminci yüzyıldan beri içinde bulundukları kurban psikolojisinden kendilerini kurtarmaları gerekiyor. Batı’da artan ırkçılığı hepimiz görüyor ve şahidi oluyoruz. Fakat Batı’daki müslüman düşmanlığının Müslümanlarla yakından ilişkisi olduğunu da inkâr etmemek gerekir.”</p>
<p>“Adamlar bir sistem kurmuş ve bu sistemin en önemli halkası kendi öz halkı. Sistem bu halkın refahı için işliyor. Sonradan vatandaş olanlar ya da göçmenler zincirin sonraki zayıf halkaları. Ülkenin iki seçeneği var: Birincisi; zayıf halkaların kuvvetlenmesini ve ana merkezle kenetlenmesini sağlamak/beklemek. İkincisi de; zayıf halkalardan kurtulmak. İhlal diye adlandırılan olayların tümü ikinci seçeneğe çıkıyor ve ben ülke politikası olarak birinci seçeneğin denenmeden ikinci seçeneğe geçildiğini düşünmüyorum. Elbette bu, Batı’nın doyumsuz bir canavara dönmüş varlığını görmeme engel değil; fakat sorunları ihlallerin ötesinde aramalıyız. Mesela o ihlale uğrayan kimselerin, özellikle de Müslümanların taa kendilerinde&#8230;</p>
<p>Bu insanların gördüğü zulümlerin tek suçlusunun Batı olduğunu düşünmüyorum. İlk suçlu, son iki yüz yıldır yeryüzü sahnesinde doğru dürüst hiçbir şey üretememiş, ne insanlığa ne kendisine doğru düzgün bir faydası olmayan  Müslümanlar değil midir? Bizim Batı düşmanlığından çok Batı’nın ürettiği sistemi kavrayıp, sıfırdan bir sistem üretmeye gitme mecburiyetimiz var. Biz bunu yapmazsak yüz yıl sonra da Batı hâlâ vahşi diye anılır, ama ölenler sadece gariban Müslümanlar olur. İşin ilginç yanı da şudur ki; ölümden kaçan gariban Müslümanlar, zalim ve vahşi diye nitelendirdiğimiz Batı’ya gitmek için denizlerde ölmekte; sınırlarında hayvan muamelesi görmeye razı gelmektedir!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Raporun Daha Etkin Sonuçlar Doğurabilmesi İçin Önerilen Fikirler</strong></p>
<blockquote><p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın bir yıla mahsus <u>hak ihlallerini</u> konu alan mahdut bir rapor olduğunu unutmamak gerekir.</p></blockquote>
<p>“Raporun devamında çözüm için Batı’nın ve İslami camianın neler yapması gerektiği irdelenmeli. Müslümanların bu sorunun ve çözümün bir parçası olduğunu anlama vakti çoktan geldi. Yabancılarla ilişkimizi fıkhın gayrimüslim algısından çıkarıp, insan eksenli bir ilişki geliştirmenin çözüme çok önemli katkısı olacağını düşünüyorum.”</p>
<p>“Rapor kitabı birkaç gündür elimde&#8230; Hollanda ile ilgili olumlu tarafların da yazılması gerekir. Resmi diller, eyalet sistemi, milli gelir, insan temel hak ve özgürlükleri, eğitim, saydamlık vs. Belki bu rapordan Türkiye&#8217;de barış, güvenlik ve huzur için bazı örnekler de alınabilir.”</p>
<p>“Keşke diğer dillere de çevrilip Batı&#8217;nın idrakine sunulsa, eylemlerine ve kirli fikirlerine ayna olsa bu ve benzeri çalışmalar.”</p>
<p>“Harika bir gelişme. Sayılarının artmasını umuyorum. Umutsuzluk zincirlerinin kırılması ve İslam dünyasının özgürleşmesi için, Batı araştırmaları son derece önemli. Ne yazık ki şiddet ile İslam dünyası özdeşleştirildi. Nesne konumundan çıkabilmemiz için oksidantalizm çalışmaları kaçınılmaz. Ülke yönetiminin yapması gereken; psikologları, sosyologları, ilahiyatçıları Batı&#8217;ya gönderip inceletmesi, sonuçları rapor ettirmesi ve TRT World ve TRT Arapça kanalları aracılığıyla dünyanın gündemine taşımasıdır.” (Amerika ve Fransa&#8217;daki hak ihlallerine ilişkin bir makalesi Haksöz dergisinin Ocak 2016 sayısında yayımlanan Murat Kayacan).</p>
<p>“Yazının sonuna eklediğiniz Hz. Peygamber’in hadisinde belirtildiği gibi <strong>kötülerden hareketle  kötü olmak nasıl ki doğru değilse</strong>, her toplumun kendine göre kültürü, değer yargıları, insanlık ve ahlak anlayışı, sosyal hayatı, dinamikleri ve beklentileri olduğunu da unutmadan önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerektiğini, bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmayı ve önlemeye çalışmayı İslam’ın  <em>emr bilmaruf ve nehy anilmünker</em> farzının gereği olduğunu bilemiz gerekir.” (Prof. Dr. İbrahim Sarmış).</p>
<p>Rapor hakkındaki değerlendirme ve önerilerin rapor sahiplerince dikkate alınacağından kuşkum yok. Nezaketli cevapları ve kıymetli değerlendirmeleri için tüm okurlara yürekten teşekkür ediyorum. Son derece haklı tespitleri var. Değerlendirmelerinin büyük çoğunluğunda hemfikiriz. Şahsımı, sorunu kendimizde arayan, kendimizi değiştirmedikçe durumun değişmeyeceğini savunan ekolün mensubu addediyorum. Çuvaldızı kendimize batıran ve çözüm yollarını arayan yaklaşımıma Diriliş Postası’nda çıkan yazılarımı takip edenler şahittir.</p>
<p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın genel bir Batı ya da Hollanda değerlendirmesi değil, bir yıla mahsus <u>ihlalleri</u> konu alan mahdut bir rapor olduğu unutulmamalıdır. 182 sayfalık “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu iki sayfada özetleyip, iki sayfa da yorum ekleyerek okurun dikkatine sundum. Maksat kamuoyunun dikkatini rapora çekmek idi. Bu maksadın kendi çevremde hasıl olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erdemli ve Sorumlu Davranmada Dayanışma İçinde Olabilmek</strong></p>
<p>Büyük insanlık âilemiz, Allah Teâlâ’nın kıyamete dek kendilerine hayat kılavuzu olarak gönderdiği Kitab-ı Kerîm’inde apaçık beyan buyurduğu şu evrensel mesajları okur, anlar ve uygularsa dâreyn saadetine nâil olacaktır:</p>
<p>“&#8230; Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın (Zulme uğramayı zulmetme gerekçesi yapmayın!); erdem ve takvada (sorumluluk bilinciyle davranmada) birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2).</p>
<p>“8. SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu Allah’a karşı sorumluluk bilinci olan takvaya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.</p>
<ol start="9">
<li>Allah, inanan ve ıslah edici iyi işler yapanlara günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaad etmiştir.</li>
<li>İnkâra saplanan ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince: kavurucu ateşin ashabı olanlar işte onlardır.</li>
<li>Siz ey iman edenler! Hatırlayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini! Hani size bir toplum el uzatmaya kalkışmıştı da, onların elinden sizi kurtarmıştı? Şu hâlde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Ve mü’minler artık yalnızca Allah’a güvensinler.” (Mâide, 5:8-11).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Asr şahit olsun. Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır; ancak, Allah&#8217;a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.” (Asr Sûresi, 103:1-3).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HOLLANDA ÖRNEĞİNDE  BATI’NIN HAK İHLALLERİNİ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 21:27:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=235</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” (Rum, 30:22). İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” <span style="line-height: 1.5;">(Rum, 30:22).</span></p></blockquote>
<p>İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, Suriye’den Tunus’a bütün bir İslam coğrafyasında ustalıkla tutuşturdukları savaş ateşlerinde milyonlarca insanın en temel hakları insafsızca çiğnenmektedir!</p>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-3886-hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p>
<blockquote><p>Hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p></blockquote>
<p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığı sahil-i selamete ulaştıracak yegâne seçeneğin İslam olduğunu bildiği halde tarihî kibir ve ihtirasları uğruna insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p>
<p>Batılı ülkeler arasında hoşgörü, çokkültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımı gibi hususlarda örnek gösterilen Hollanda’nın bile bir yılın içine binlerce hak ihlalini sığdırabilmesi, Batı’nın medeniyet yolculuğunda gelip dayandığı noktayı göstermesi bakımından manidardır.</p>
<p>Tehlikeli gidişin iyi niyetli bir göstergesi olarak 2012 yılında kurulan “Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü”, her yıl düzenli olarak Hollanda’da insan hakları konusunda yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Enstitü, bugüne dek üç ayrı yıllık rapor yayınlamıştır. İlk raporunda (2012) Enstitü, milliyet temelli ayrımcılık olaylarında artış olduğunu açıklamıştır. İkinci raporunda (2013) emek göçmenleri ve ayrımcılık konusunu öne çıkaran Enstitü, 2015 yılının Nisan ayında yayınladığı 2014 yılı raporunda, yine ayrımcılık konusuna geniş yer vermiş ve geçen yılda önemli tartışmalara konu olan aşırı sağcı lider Wilders’in “daha az Faslı” söylemini “pür ayrımcılık” olarak nitelemiştir.</p>
<blockquote><p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p></blockquote>
<p>Türkiye’de bir üniversitenin Batılı bir devletin hak ihlalleri konusunda bir ilke imza atarak 29 Aralık 2015 tarihinde İstanbul’da açıkladığı “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”, Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koymaktadır. Rapora göre, başta göçmenler ve azınlık grupları olmak üzere bu ülkeyi tanıyan ve gözlemleyen herkesi şaşırtan Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da hoşgörünün yerini yabancı düşmanlığı, sosyal refahın yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p></blockquote>
<p>“İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar” alt başlığıyla İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan rapor, Hollanda genelinde 2014 yılında göçmen ve azınlıklara reva görülen hak ihlallerini ortaya koymaktadır. 11 Eylül sonrasında Müslüman kişi ve kurumlara yönelik saldırıların en fazla olduğu ülkelerin başında Hollanda’nın gelmesi anlamlıdır. Hollanda’da 2000’li yılların başından itibaren aşırı sağın hızla geliştiği bir sürece girildiğine dikkat çeken raporun odak noktasını; özelde Türkiye kökenli azınlıklar, genelde ise Hollanda’da yaşayan tüm göçmen ve azınlıklar oluşturmaktadır.</p>
<p>İZÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde hazırlanan raporun; eğitim, medya, ekonomi, siyaset, dinî hak ve özgürlükler ve örgütlenme özgürlükleriyle ilgili bölümleri, Hollanda’yı yakından tanıyan akademisyen, hukukçu ve gazeteciler tarafından altı aylık bir süreçte yazılmıştır. Çalışma esnasında bir yandan göçmen ve azınlıklarla ilgili Hollandaca ve İngilizce literatür taraması yapılmış, diğer yandan da 2014 yılı boyunca Hollanda’da yaşanan önemli olaylar ve haberler yazılı basın üzerinden taranmıştır. Hollandaca literatür farklı alanların yapısal analizi için kullanılırken, yazılı medya kaynaklarına ise daha çok aktüel analiz yapmak için başvurulmuştur.</p>
<p>İlk bölümünde Hollanda devletinin ve toplumunun siyasal ve kültürel arkaplanı sunulan raporun ikinci bölümünde Hollanda’daki göçmen ve azınlıkların farklı alanlardaki hak ve özgürlükleri ele alınmakta, üçüncü bölümde ise Hollanda medyasında azınlıkların nasıl temsil edildiği tasvir edilerek 2014 olayları çerçevesinde Hollanda toplumunun yabancılar karşısındaki tutum ve kanaatleri analiz edilmektedir. Genel bir değerlendirme ve kaynakça ile nihayete eren raporun sonuna, 2014 yılında Hollanda’da meydana gelen önemli gelişmeler ile insan hakları kapsamında gelişen olumlu ve olumsuz olayların kronolojisi de ilave edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hollanda&#8217;nın 2014 Yılı İnsan Hakları Karnesi Zayıf</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da başörtülü ve sakallı Müslümanlar, ‘uyumlu’ olmayacakları gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenmiş, camiler saldırıya uğramış, Türk gençlerinin büyük çoğunluğu IŞİD sempatizanı olarak damgalanmıştır.</p></blockquote>
<p>2014 yılında Hollanda’da ayrımcılıkla ilgili şikâyet başvurularının iki katına çıktığını gösteren raporda, ülke genelinde çok farklı alanlarda ayrımcılık uygulamaları yaşandığı ortaya konmaktadır. Mesela, başörtülü ve sakallı Müslümanların ‘uyumlu olmayacakları’ gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenebilmiştir. Keza, 2000’li yıllardan itibaren devam eden Müslüman şahıs ve kuruluşlara saldırıların devamı niteliğinde, 2014 yılında 5 cami baskını yaşanmıştır. Hollandalı araştırmacı Ineke van der Valk, son 10 yılda Hollanda’da 174 camiye irili ufaklı saldırılar gerçekleştirildiğini tespit etmiştir.</p>
<p>Ayrımcılık şikâyetinin en fazla, yaş ve etnik köken üzerinde yoğunlaştığını gösteren rapora göre iş arayan göçmenlerin yüzde 20 ile 40’ının ayrımcılığa uğradığı belirtilmektedir. Araştırma kapsamındaki her üç Türk öğrenciden birinin, ayrımcılık dolayısıyla staj yeri bulmakta zorlanması ve Hollanda’daki Türk gençlerinin büyük çoğunluğunun IŞİD sempatizanı olarak damgalanması da raporun ortaya koyduğu önemli ayrımcılık örneklerinden biri olarak zikredilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişini Görebilmek</strong></p>
<p>Avrupa’da aşırı sağın yükseliş serüveninde terör olaylarının kasıtlı biçimde İslam ile ilişkilendirilmesinin payına işaret edilen raporda, özellikle 2000’lerin başında Hollanda’da işlenen iki cinayete dikkat çekilmektedir:</p>
<p>2002 yerel seçimlerinde oyların üçte birini toplayarak büyük bir yükseliş gösteren “Leefbaar Nederland” (Yaşanır Hollanda) partisinin lideri Pim Fortuyn 6 Mayıs 2002 tarihinde, Müslümanlarla hiç bir ilgisi olmayan bir hayvan hakları aktivisti tarafından öldürüldü. Bu olaydan iki yıl sonra, Müslümanları rencide eden İslam karşıtı bir filmi Hollanda ulusal televizyonunda yayınlandıktan sonra Theo Van Gogh, 2 Kasım 2004 tarihinde Amsterdam’da Fas kökenli bir Müslüman tarafından öldürüldü. Hollanda, İslam dünyasına mal ettiği bu iki cinayetten “Hollanda’nın 11 Eylül’ü”nü devşirmek istedi. Medya, siyaset ve istihbarat örgütleri el birliğiyle Hollanda kamuoyunda İslam karşıtı bir söylem oluşturmayı başardı. Böylece kendilerince de itiraf edilen insan hakları sorununun toplumsal zemini oluşturulmuş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Direktörlüğünü yaptığı Rapor hakkında medyaya beyanat verdiğinde Batı dünyasının toplumsal, siyasi, psikolojik ve kültürel boyutları olan bir kriz yaşadığına dikkat çeken Kadir Canatan; “Avrupa’nın yaşadığı krize yerleşik partiler cevap veremedikleri için aşırı sağ partiler anti-İslami propaganda yürütüyorlar ve halk da buna inanıyor. Aşırı sağın yükselişiyle beraber toplumda kutuplaşmalar, etnik ve dinî temelde ayrımcılıklar, saldırılar ve terör hareketleri ortaya çıktı. Artık Avrupa ülkeleri kendi iç dünyalarını kontrol edemiyor. Avrupa’da bazı şeyler çığırından çıktı&#8230;” diyerek Batı’da insan haklarının düşüşe geçmesine paralel olarak aşırı sağın yükselişe geçtiğini açıklamıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’da İvme Kazanan İslam Karşıtlığını Görebilmek </strong></p>
<p>“2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu Türkiye ve dünya kamuoyunun dikkatine sunmak üzere 29 Aralık 2015 günü İZÜ Mehmet Akif Fuaye Salonu’nda gerçekleştirilen panelde konuşan Adana Milletvekili Prof.Dr. Talip Küçükcan, son yıllarda Batı dünyasında İslam karşıtlığının ve ırkçılığın ivme kazandığına dikkat çekerek şu açıklamayı yapmıştır:</p>
<p>“Dünyadaki küresel gelişmelerin ve konjonktürel değişimlerin de etkisiyle son yıllarda İslam karşıtlığının arttığını görüyoruz. Özellikle bazı Müslüman görünümlü örgütlerin Avrupa’nın göbeğinde terör olaylarına bulaşması, İslam’ın imajını ciddi şekilde etkiledi. Ama bu durum İslam karşıtlığı için bir gerekçe olamaz. Özellikle Batı’nın ‘refah’ düzeyinden uzaklaşması, işsizliğin artması ve ekonomide bozulmaların başlaması; insanları sorumlu arama çabasına itti. Ve böylelikle Müslümanlar önemli bir hedef haline geldi. Şu anda Fransa, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde aşırı ırkçı ve İslam karşıtı partilerin yükselişte olduğunu görüyoruz. Bu aslında Avrupa medeniyetinin bir krizi demektir. Önümüzdeki yıllarda bu krizin içerisinde ciddi kırılmalar olabilir. Bu durum, uluslararası insan hakları örgütlerinin üzerinde durması gereken bir meseledir.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Panelde 182 sayfalık Raporun özet sunumunu yapan Kadir Canatan; Hollanda’da 2000’li yıllardan itibaren aşırı sağın yükselişe geçtiğine ve özellikle aşırı sağın anti-İslami söylemlerinin sürekli kamuoyunu rahatsız ettiğine, keza İslamofobik gelişmelerin tırmandığına dikkat çekti.</p>
<p>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu’nda emeği geçenleri tebrik ediyor, ‘üçüncü dünya ülkeleri’ne istediklerini yaptırmak için baskı aracı olarak her yıl ülke ülke insan hakları raporları yayınlayan Batılı devletlerin hak ihlallerini ortaya koyacak bu gibi çalışmaların artmasını niyaz ediyorum.</p>
<p>Savaşın ve şiddetin sorun çözme yöntemi olmadığını büyük bedeller ödedikten sonra çok iyi kavrayarak Avrupa Birliği’ni kuran Avrupa toplumlarının; Avrupa’nın en üstün değeri olarak gördükleri insan hakları ve demokrasi söylemlerinde kendini inkâr etme çelişkisine düşmemek ve sadece ‘yabancılar’ın değil, dolaylı olarak kendi geleceklerini de büsbütün mahvetmemek için bu rapora kulak kabartmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte Son Elçi’nin şu muhteşem çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“’İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız; zulmederlerse biz de zulmederiz’ diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.&#8221; (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU</strong></p>
<p><strong>İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar</strong></p>
<p>Hazırlayanlar:</p>
<p>Prof.Dr. Kadir CANATAN, Doç.Dr. Ahmet YÜKLEYEN,<br />
Yrd.Doç.Dr. Fatih SERBEST, Dr. Adayı Fatih OKUMUŞ</p>
<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, Aralık 2015, İstanbul, 170+xii s.</p>
<p>(Kitabın basılı ya da pdf nüshası <a href="mailto:bilgi@izu.edu.tr">bilgi@izu.edu.tr</a> adresinden istenebilir).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Örnek bir haber için bakınız: <a href="http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/">http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <a href="http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/">http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>13</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DURUMUMUZU DİRAYETLE TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 05:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[3:105]]></category>
		<category><![CDATA[afâk]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleme]]></category>
		<category><![CDATA[dirayet]]></category>
		<category><![CDATA[enfüs]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[hadisat]]></category>
		<category><![CDATA[hâlık]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilaf]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ittifak]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[mahluk]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tahlil]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=150</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105). Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105).</p></blockquote>
<p>Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, kavrayış ve zekâ’ anlamlarına gelen “dirayet” kelimesi ise, ilim ve düşünce alanında ‘aklı yetkinlikle çalıştırma’ manasında kullanılmaktadır. Arapça kökenli ‘tahlil’ kelimesi için yeni Türkçede ‘çözümleme’ ve Fransızca kökenli ‘analiz’ kelimeleri de kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Konumumuzu tespit edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir.</p></blockquote>
<p>Hiçbir varlığı boş yere ve anlamsız şekilde yaratmayan Allah Teala, yeryüzünü imar etmek ve yönetmek üzere insanı görevlendirmiştir.  Diğer bütün yaratılmışlardan farklı olarak insanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir. Kâinat içerisinde insanlığın, insanlık içerisinde Müslümanların, ümmet içerisinde şahsımızın görev ve sorumlulukları üzerinde düşünmek, görevimizin bilincinde olmak ve rolümüzü iyi oynamakla mükellefiz. Bu mükellefiyeti bihakkın ifa edebilmek için, öncelikle görevimizin ne olduğunu iyi bellememiz gerekir. Bu da, bizi yoktan var eden, varlığından haberdar eden, elçileri aracılığıyla bize mesaj gönderen Rabbimizin sözlerine dikkat kesilmekle mümkündür.</p>
<p>Bizi niçin yarattığını, bize ne gibi görevler verdiğini, bizim için ne gibi sınırlar çizdiğini O’nun son vahyi Kur’an-ı Mübin’den öğrenmemiz icap eder. Zira, bizi yaratan ve bize yaratıkları içinde saygın bir konum bahşeden Rabbimiz, elbette bizi ve kâinattaki konumumuzu en doğru şekilde tanımlayacak olandır. İnsanın görev tanımını yapmaya hakkı ve yetkisi olan tek varlık O’dur.</p>
<p>Allah Teala hiç bir baskı kurmadan, bahşettiği akıl ve irade sayesinde hür tercihler yapmaya yetkili kıldığı insana, tercihlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini ve bunu nasıl gerçekleştirebildiğini de elçileri aracılığıyla bildirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hadisatı doğru okuyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Devasa bir görünüme sahip sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir.</p></blockquote>
<p>İnsanın zaaflarını çok iyi bilen Rabbimiz, onun bu zaafları sebebiyle türlü türlü sorunlar yaşayacağını da bildiği için sorunların nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir. Bir taraftan âfak ayetleri olan varlığı, öbür taraftan enfüs ayetleri olan kendi iç dünyasını sürekli gözlemlemeye ve bunların kanunlarını keşfetmeye davet eden Allah, Kur’an ayetleri yanında hadisatı da okuyup anlamamızı emretmektedir.</p>
<p>Vahyin diriltici kılavuzluğunda aklımızı çalıştırarak hadisatı iyi okumak, tarihte vuku bulan ve günümüzde cereyan eden olay, olgu ve süreçleri görmek ve kavramak, sorunlarımızı çözümleyebilmek ve çözüm önerileri geliştirebilmek için elzemdir.</p>
<p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder. Kur’an’ın hayatı inşa eden kavramlarını gözardı ederek eski inanç sistemlerinin ve farklı kültürlerden neşet etmiş geleneklerin ürettiği kavramlarla tasavvurunu oluşturmuş insanların ne vahyi ne hadisatı ne de insanı doğru okuyabilmesi mümkün değildir. Zira, doğru okuma için önce doğru bir bakış açısı ve selim bir akıl gerekmektedir.</p>
<p>Allah’ı, Rasulullah’ı ve kendimizi en iyi şekilde tanımak için başvurabileceğimiz ilk ve en güvenilir kaynak Kur’an’dır. Hâlık ile mahluk ilişkisinin nasıl kurulduğunu, varlık hiyerarşisindeki konumumuzu, görev ve sorumluluklarımızı, meziyet ve zaaflarımızı nasıl yönetmemiz gerektiğini ve kulluk rolümüzü oynarken karşılaşacağımız sorunlarımızla nasıl baş edeceğimizi öğrenebileceğimiz en sağlam kaynak Kur’an’dır.</p>
<p>Kur’an’ı bize nazil oluyormuş gibi okursak, hitaplarının bir kısmını Yahudilere, bir kısmını Hıristiyanlara, bir kısmını diğer müşrik kesimlere havale etmeden tamamını üzerimize alırsak, aklımızı Kur’an kavramlarının inşa ettiği bir tasavvurla çalıştırırsak, Allah bize olayları ayırt edebilme ve olayların ardını görebilme yeteneği bahşedecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam dünyasının kimlik krizi</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir.</p></blockquote>
<p>Yaklaşık bir asırdır siyasi bağımlılık, ekonomik geri kalmışlık, kültürel bunalım, kimlik krizi, baskıcı, zalim ve kukla rejimler, savaş, çatışma ve sürgünler gibi bir çok problemle anılan İslam dünyası, tarihin en zor meydan okumalarından biriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Son yüz yılda yaşadığı travmalar sebebiyle özgüven kaybı yaşayan İslam ülkelerinden bir kısmı komünist blokun, daha büyük bir kısmı da kapitalist blokun uydusu olmuştu. Son çeyrek asırda bütün İslam ülkelerinde yönetim biçimleri halklar tarafından sorgulanmaya, darbeler, totaliter rejimler ve vesayet sistemleriyle mücadelede mesafe kat edilmeye başlandı.</p>
<p>İslam dünyası şeffaflığı ve hesap verebilirliği önemseyen âdil yönetim modelleri geliştirerek insanlık haysiyetini koruyan bir hayat standardı tesis edebilecek imkânlara sahiptir. Bunun için dilimizde kullanılan anlamıyla ‘ihtilaf’ın değil ittifakın rahmet olduğunu kabul etmesi, kardeşlik bilinciyle hareket etmesi, insanların iradesinin idareye yansıması için mevcut yönetim biçimlerini ve vesayet sistemlerini cesaretle sorgulayabilmesi gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘İnsan’ kumaşımız</strong></p>
<blockquote><p>Rabbimiz, zaafları sebebiyle insanoğlunun türlü sorunlar yaşayacağını bildiği için sorunlarını nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir.</p></blockquote>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir. İnsan, sorunların da çözümün de odağında yer almaktadır. Bu yüzden, bir toplumun fertleri kendilerini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmeyeceğini beyan buyurmuştur. Rabbimizin tarihe ve topluma koyduğu bu yasa değişimin hem müspet hem de menfi yönü için geçerlidir. Allah, insanların tercihleri doğrultusunda onlar hakkındaki hükmünü takdir etmektedir. İnsanların niyet ve eylemlerine bağlı olarak haklarında verdiği takdirini icra etmektedir.</p>
<p>Şiddeti bir iletişim ve terbiye yöntemi olarak gören, zararlı maddeleri fütursuzca kullanan, kör taassubun tutsağı olmuş, varlık içinde yokluk çeken, insanlık onurunu ayaklar altında çiğneten&#8230; bir topluluğu Allah niçin muzaffer eylesin? Allah’ın kendisine emanet ettiği sayısız değerlerin yanında iman kardeşliğinin yüksek kıymetini takdir edebildiği, vahyin aydınlatıcı rehberliğinde aklını kullanmaya başladığı zaman Müslümanların durumları da müspet yönde değişmeye başlayacaktır. İçinde bulunduğumuz zavallı durumdan kurtulmak için önce ‘insan’lığımızı yeniden keşfetmemiz, insanlara değil sadece Allah’a kulluk yapmamız, dürüst olmamız, “mü’min”, yani hem güvenen hem de güven veren, güvenilen insan olmamız gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanların temsil yeteneği</strong></p>
<blockquote><p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder.</p></blockquote>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmiş de olsa Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı dünyasıyla ilişkilerimiz</strong></p>
<p>Fatih Okumuş’un “Aynaya Bakma Zamanı!” başlıklı bir tahlil yazısında belirttiği gibi; oryantalizm, kolonyalizm, sömürgecilik ve nihayet İslamofobi Batı-İslam ilişkisindeki travmaların kaynağı. Bu ilişkinin son 400 yılında eşitliğin Müslüman dünya aleyhine bozulduğunu görüyoruz. Açık söylemek gerekirse İslam medeniyeti duraklama dönemine girdi ve sürecin sonunda Batının üstünlüğünü kabul etti.</p>
<p>Üstünlüğü sağlayan Batı, özellikle sömürgecilik döneminde her türlü şiddete başvurdu. Aşağılanan, kaynakları çalınan, yoksullaştırılan Güney’dekiler Kuzey’dekilere karşı önce pasif agresif bir tutum takındı. Sonra mesela Cezayir’de Malik bin Nebi (ö.1973) gibi düşünürler ortaya çıktı. Bin Nebi yazdığı kitaplar, konferansları ve öğrencileri aracılığıyla toplumuna “ev sahibinin hiç mi suçu yok?” mesajı verdi. Düşünür, bir yandan sömürgecinin hilelerini ve taktiklerini ifşa ederken, bir yandan da ‘sömürülmeye elverişli olduğumuz için sömürülüyoruz’ tezini işledi.</p>
<p>Batı-İslam ilişkisinin rayına oturması Kuzey’dekilerin üstünlük, Güney’dekilerin aşağılık kompleksinden kurtulmasına, bunun olması ise zayıf olanın güçlenmesine, cahil olanın öğrenmesine, ezik olanın kendine güven kazanmasına bağlı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözümü istemek</strong></p>
<p>Yapısal sorunlarımız yanında yönetim sorunlarımızı çözebilmemiz, birlikte iş yapabilme kabiliyetimizi geliştirmemiz, insanlık için fikir, bilgi, materyal ve kaliteli hizmet üretebilmemiz; plan ve program dahilinde hareket edebilmemize, bize bahşedilen ama yeterince farkına varamadığımız fiziki ve beşeri kaynaklarımızı aklın ve vahyin birlikte kılavuzluğunda verimli kullanmamıza bağlıdır.</p>
<p>Müslümanların Ümmet-i Muhammed’in ve bütün bir insanlığını sorunlarını önce tasnif edecek, sonra tahlil ve teşhis edecek ve nihayet çözüm önerileri geliştirecek araştırma merkezlerine şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Zira hayati derecede önem arzeden bu derin araştırmaların bir kişi, bir kurum, hatta bir ülke tarafından tek başına çözülmesi mümkün değildir. Ancak, hamiyet sahibi birilerinin ön ayak olmasıyla sivil toplum kuruluşlarına, merkezi ve yerel yönetimlere fikir verebilecek, hükümetlere yol gösterebilecek sorunlarımızı araştırma merkezleri kurmak iyi bir başlangıç noktası olacaktır.</p>
<p>Devasa bir görünüme sahip olsa da, ciddiyetle ele alınıp tasnif edildiğinde, binlerce kalemden oluşan sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir. İnsanlık ailemizin kıyamete kadar tek umudu olan Ümmet-i Muhammed’in bu potansiyeli fazlasıyla mevcuttur. Yeter ki bu potansiyel enerjiyi kinetize etmeye niyet edelim&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.dirilispostasi.com/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
