<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Elif Erdem Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/elif-erdem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/elif-erdem/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSRAFA DÜŞÜP ÖLÇÜYÜ VE DENGEYİ KAYBETMEMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET YAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI GİTMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞA HARCAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ KALLEK]]></category>
		<category><![CDATA[CİMRİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GAZZÂLÎ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖSTERİŞ TÜKETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HADDİ AŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HALE ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL CEYLAN KÖKSAL]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ ÜRETİM TARZI]]></category>
		<category><![CDATA[İSRA SÛRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İTİDAL]]></category>
		<category><![CDATA[KARIN TOKLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSRİF]]></category>
		<category><![CDATA[NİSA]]></category>
		<category><![CDATA[PİNTİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SAÇIP SAVURMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SAVURGANLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SINIRIN AŞILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TABERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TEBZÎR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKÂSÜR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİM BEYGİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUMLULUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=690</guid>

					<description><![CDATA[Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık gündemimize taşımamız icap etmektedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“(Helâlinden) yiyiniz ve içiniz ama israf etmeyiniz! Zira Allah müsrifleri sevmez!” (A’râf 7:31).</p>
<p>“Rahman’ın o iyi kulları, harcamalarında ne israfa düşerler ne de cimrilik yaparlar; bu ikisinin arasında dengeli bir tutumu benimserler.” (Furkan 25:67).</p>
<p><strong>Savurganlıkla Pintilik Arasında Dengeli Bir Tutum Benimsemek</strong></p>
<p>Gerçek, meşrû ve mâkul olanın dışına çıkma, itidalden sapma anlamında kullandığımız ‘<strong><em>isrâf</em></strong>’ kavramı Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde şöyle tanımlanır:</p>
<p>“Arap dilinde “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen ‘<strong><em>seref’</em></strong> kökünden türetilmiş olup inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü <strong>ölçülerin dışına çıkmayı</strong>, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. İsrafçı kişiye ‘<strong><em>müsrif’</em></strong> denir. Gazzâlî’nin açıklamalarına göre dinin, âdetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır. Taberî, İsrâ Sûresi’nin 27. âyeti münasebetiyle ‘<em>tebzîr</em>’i “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın niceliği, tebzîri ise niteliğiyle ilgili görür. Buna göre doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak ise ‘<strong><em>tebzîr’</em></strong>dir.</p>
<p>Maddî ve manevi <strong>imkânlar</strong>ı Allah’ın insanlara bağışladığı birer <strong>emanet</strong> sayan İslâm dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. İçki, kumar, fuhuş, rüşvet gibi içtimaî ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların açık hükümlerle yasaklanması yanında insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran <strong>gösteriş tüketimi</strong>nin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre <strong>ihtiyaçtan fazla tüketim</strong>i de haram veya mekruh sayılmıştır.</p>
<p>Esasen genel olarak <strong>tutumluluk ve itidal</strong> İslâm’ın ibadetlerde bile öğütlediği temel bir ilkedir. Nitekim sorumluluklarını ihmal edecek derecede ibadete dalmak, camilerin aşırı biçimde süslenmesi, kabirlere lüzumundan fazla harcama yapılması vb. ölçüsüzlükler uygun görülmemiştir.</p>
<p>Günümüzde özellikle beşerî ve maddî kaynak ve imkânların kullanımındaki savurganlığı ifade eden israfın kapsamının belirlenmesinde inanç, örf âdet, tutum, tercih ve alışkanlıkların rolü vardır. İsrafı belirleyen kıstas dinî, millî, içtimaî, ailevî, meslekî temel rollerin hakkıyla ifası için ruhen, aklen ve bedenen ihtiyaç duyulan şeylerin tatminine yönelik kaynak istihdamı ve harcamalarda din, akıl ve örfün belirlediği <strong>sınırın aşılması</strong> olarak düşünülebilir.</p>
<p>İslâmî anlayışa göre beşerî <strong>ihtiyaçlar sınırlı</strong>dır; arzu ve <strong>ihtiraslar ise sınırsız</strong> olup salt nefsanî arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan <strong>İslâmî üretim tarzı</strong> vatandaşların gıda, barınak, giyecek, eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, haberleşme gibi <strong>ihtiyaçlarını karşılama</strong>yı hedefler. Üretimi yönlendiren şey fert ve kamu yararıyla kayıtlı olan tüketimdir. İslâm’da hedef insanın kemâlidir; buna ise tüketmekle değil daha erdemli olmakla ulaşılır; erdemle tasarruf arasında olumlu bir ilişki bulunduğu muhakkaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kur’an’ın ve Nebevi Sünnetin İsraftan Sakındıran Uyarılarına Kulak Asmak </strong></p>
<p>‘<em>S-r-f</em>’ kökünden türemiş kelimeler Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçmekte olup şu üç anlam alanında kullanılmıştır:</p>
<p>“Aşırı gitmek ve haddi aşmak, boşa harcamak ve saçıp savurmak, haram.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Kur’an’da <strong><em>müsrif</em></strong> terimi “kendini heder eden; sadece bedensel dürtülerine bağlı kalıp ahlaki endişe ve yükümlülüklerden uzak kalan ve böylece ruhsal yetilerini boşa harcayan kişi” anlamında kullanılmıştır. Müsriflerle ilgili “Kendi güçlerini boşa harcayanlara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür.” (Yunus 10:12) ayeti, hayat boyunca “kendilerini, kendilerine verilen güç ve yetileri boşa harcayanlar”ın düşüncesiz rahatlıklarını ve budalaca kendilerinden hoşnutluklarını dile getirmektedir.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Hicrî 1439 yılı ramazan ayında ana tema olarak israfı seçen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu vesileyle ikinci baskısını yayımladığı “İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek” (<strong>4</strong>) isimli eserde israf, on dört bölüm yazarı tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmış olup birkaç pasajı iktibas etmeyi lüzumlu buluyorum:</p>
<p>“Bugün hem bireysel hem de küresel boyutta çok temel bir kriz ve ahlak sorunu hâline gelen israf; sadece eşya ile sınırlı olmayıp zaman, ömür ve hülasa bütün nimetler konusunda haddi aşmayı ifade eden bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) konunun uhrevi boyutuna vurgu yapan; “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 1) hadisiyle, insanın yeryüzü serüveninde dikkat etmesi gereken öncelikli değerlere işaret etmektedir.” (Prof.Dr. Ali Erbaş, s.7-10).</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarını İsraf Etme Vebalinden Kaçınmak </strong></p>
<p>“Milletler, ferdî israf sebebiyle olmasa bile kamu sektöründeki israf ve kötü yönetim yüzünden yoksullaşabilir. Bundan dolayı devlet gelirleri lüks kamu harcamaları, aşırı kadrolaşma veya karşılıksız yüksek ücretlerle israf edilmemelidir. Tasarruflar, müsriflerin lüks tüketim mallarına duydukları isteğin tatminine harcanır ve sermaye miktarını arttırmak için kullanılmazsa iktisadî gelişmeyi engeller. Çünkü sermaye tasarrufla artar, israf ve kötü kullanımla da azalır. Ülke gelirinin önemli bir kısmı üretken olmayan kesimlere tahsis edilirse gerçek üreticilerin geçimi zorlaşır. İnsan, elindeki her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde kullanmakla sorumludur.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>“İsrafın en az önemsenen fakat yansımaları itibariyle <strong>en zararlı</strong> olanı kamuda yani devlet işlerinde, kaynaklarında ve mallarında yapılanıdır. Bu israf türü bazen Müslümanların yönetim işlerini emanet olarak omuzlarına alan devlet yetkilileri eliyle bazen de yönetilen bireyler eliyle yapılmaktadır.</p>
<p>Öncelikle kamu görevlerine <strong>layık ve ehil olmayanlar</strong>ın getirilmesi bu alandaki israfın ilk adımıdır. “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emrediyor…” (Nisa 4:58) buyruğu ile “İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim 2) ikazı, kamu görevlendirmelerinde ne kadar hassas olunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ehliyet ve liyakate göre değil de bir tür <strong>yakınlık</strong> veya <strong>çıkar ortaklığı</strong>na dayalı görevlendirmeler yapılırsa bunun hem hizmet kalitesinde azalmaya hem kamu kaynaklarının verimsiz harcanmasına hem de gerçek hak sahiplerinin hakkının gasp edilmesine sebep olması gibi istenmeyen sonuçları olacaktır. Bu sonuçların her birinin farklı anlamlarda <strong>israf</strong> olduğu da ortadadır.</p>
<p>Kamu yatırımlarının planlanması ve harcamalarının yapılmasında <strong>gerçek ihtiyaç ölçütü</strong>nün göz ardı edilip kısa vadeli sübjektif çıkarların ya da siyasî hesapların belirleyici olmasının da israf kapsamına gireceği bir gerçektir. Kamu yöneticilerin- den bu yönde haksız taleplerde bulunmak da söz konusu is- raf vebalinin altına girmek olacaktır. “Devletin malı deniz…” anlayışının ne din ne akıl ne de vicdan bakımından bir izahı yapılabilir. Hz. Peygamber’in şu beyanları bu noktada hem yöneticiler hem memurlar hem de yönetilenlerce daima göz önünde bulundurulmalıdır (Prof.Dr. Ahmet Yaman, s.13-26):</p>
<p>“Kamu görevleri birer emanettir. Layık olduğu için onu alan ve gereğini hakkıyla yerine getirenler dışında bu görevler kıyamet gününde rezillik ve pişmanlık doğuracaktır.” (Müslim, İmâre 16).</p>
<p>“Allah Teâlâ bir kimseyi Müslümanların başına idareci yapar da o kişi Müslümanların ihtiyaç, talep ve yoksunluklarıyla ilgilenmezse Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ihtiyaç, talep ve yoksunluğuyla ilgilenmez.” (Ebû Dâvûd, Harâc 12). (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>İnsani Erdemlerden Soyutlanıp Tüketim Beygirine Dönüşmemek</strong></p>
<p>“Tüketimin önü alınmaz bir çılgınlığa dönüşmesinin iki önemli göstergesi var. Birincisi, tüketen toplumun hayatındaki <strong>dengesizlik</strong>, ikincisi de üreticilerin <strong>ucuz iş gücü</strong>nü sağlayabilmek için başvurduğu yöntemler. İnsanlar, o kadar çok şey alıyorlar ki bu istifçiliğe dönüşüyor. Bu sefer bu eşyaları sığdıracak yer bulamıyor ve sonunda aldıkları <strong>eşyaların hizmetçisi</strong> durumuna düşüyorlar. Evler daralıyor. Onca eşyanın içinden kullanacakları şeyleri seçmek bile stres sebebi oluyor. Yaşam alanlarını hafifletme ihtiyacı duymaya başlıyorlar. Yeteri kadar aldıklarında arzuların sınırsız, imkânların ve zamanın ise sınırlı olduğunu fark ediyorlar.</p>
<p>Tüketim çılgınlığının ikinci göstergesi daha can sıkıcı: üreticilerin ucuz iş gücü sağlamak için kullandığı yöntemler. Önceden sınırlı sayıda alabildiğimiz ürünlerin şimdi nasıl bu kadar ucuz olduğunu hiç düşündünüz mü? Tekstil sektörünü ele alalım. Her bütçeye uygun sınırsız ürünün var olduğu bu sektör, dünyada en çok paranın döndüğü alan. “Bedava” diye nitelendirdiğimiz ucuzlukta ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu çok ucuz giysilerin bedelini kim ödüyor sizce? Elinize aldığınız bir ürün, Avrupa ya da Amerika’dan ithal edilmiş oluyor; fakat üretim yeri olarak gösterilen yerler üçüncü dünya ülkeleri. Gelişmiş ülkeler, kendi topraklarında tekstil üretimini en az seviyeye indirmiş durumda. Çünkü üretimde kullanılan kimyasallar, işçileri sağlığından ediyor. Üretim esnasında oluşan atıklar, doğaya zarar veriyor. Hindistan, Pakistan vb. üçüncü dünya ülkeleri, <strong>karın tokluğuna çalışan işçiler</strong>le dolu. Ve bu işçilerin çoğu, mesleklerinden dolayı, ölümcül hastalıklara yakalanıyorlar. Bu giysilerin üretimi esnasında doğaya verilen zarar ise cabası.” (Hilal Ceylan Köksal, s.139-147). (<strong>4</strong>).</p>
<p>İsrafa düşüp dengeyi ve ölçüyü kaybetmemek için farkındalık oluşturmak maksadıyla hazırladığımız bu ikinci yazımızı, bize sayısız nimetler bahşeden Allah Teâlâ’nın şu iki ağır ihtarıyla noktalayalım:</p>
<p>“… Sonra o Gün, (dünyadayken) size verilmiş olan her nimetten elbette sorguya çekileceksiniz!” (Tekâsür 102:8).</p>
<p>“Doğrusu, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbine karşı çok büyük nankörlük etmiştir.” (İsra 17:27).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cengiz Kallek; “<strong>İsraf</strong>” Maddesi, TDVİA, Ankara 2001, c.23, s.178-180.</li>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.423-425.</li>
<li>Muhammed Esed; <strong>Kur’an Kavramları</strong>, İşaret Yay., İstanbul 2016, s.158-159.</li>
<li>Elif Erdem ve Hale Şahin (Ed.); <strong>İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2018, Ankara, 174 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL MEDYAYI ÂDÂB VE ERKÂN ÇERÇEVESİNDE KULLANMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 09:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Emre Bilgili]]></category>
		<category><![CDATA[e-mail]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[eposta]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[fasık]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:6]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[İsra 17:36]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[sanal alem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[web 2.0]]></category>
		<category><![CDATA[whatsapp]]></category>
		<category><![CDATA[world wide web]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=441</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Fasığın (sorumsuzun) biri size (önemli) bir haber getirdiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” (Hucurât, 49:6). İkinci nesil internet (Web 2.0) devriminden sonra yaşanan hızlı gelişmeler ve buna uygun olarak üretilen yeni akıllı cihazlar sayesinde insanlar saniyeler içinde yeni sanal gruplar oluşturma imkânına kavuşmuş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Siz ey iman edenler! Fasığın (sorumsuzun) biri size (önemli) bir haber getirdiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, <u>istemeden birilerini rencide eder</u>, ardından da yaptığınızdan <u>pişmanlık duyarsınız</u>.” (Hucurât, 49:6).</p></blockquote>
<p>İkinci nesil internet (Web 2.0) devriminden sonra yaşanan hızlı gelişmeler ve buna uygun olarak üretilen yeni akıllı cihazlar sayesinde insanlar saniyeler içinde yeni sanal gruplar oluşturma imkânına kavuşmuş oldu. Olağanüstü hızda ve kolaylıkta iletişim ve paylaşım kabiliyetine sahip bu mecranın mutabık kalınmış ilkeler ve âdâb çerçevesinden kullanılmaması büyük bir nimetin nikmete dönüşmesine yol açmaktadır. Böylece iyilik, lütuf, ihsan ve saadete vesile olması temennisiyle oluşturulan sosyal medya gruplarındaki ilkesiz paylaşımlar eziyete, hattâ tacize dönüşebilmekte, bu da kırgınlık ve dargınlıklara yol açarak grubun en baştaki amacının tam zıddına bir işlev görmesine ve nihayet dağılmasına yol açabilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Medyada Mahremiyeti ve Değerleri Koruyabilmek</strong></p>
<p>İnsanların anında iletişime geçmesini ve kesintisiz şekilde bağlantılı kalmasını sağlayan sosyal ağlar, olumlu birçok özelliklerinin yanı sıra çeşitli problemleri de beraberinde getirmektedir. Mesela, en yaygın paylaşım ağı olma vasfını uzun bir süre koruyan Facebook’ta insanlar ‘kendini sunma’ yarışına girerek <u>görme</u>, <u>gösterme ve gözetle(n)me</u>ye dayalı yeni bir iletişim tarzı geliştirmiş (İlhan, 2012:107), bu algı değişimi sonucunda bazı ağ kullanıcılarının ‘mahremiyet’ duygusu ve algısı dejenere olmuştur.</p>
<p>Bir toplumda geçerli olan iletişim biçiminin o toplumun kültürünü belirlediğini söyleyen düşünürler, insanlık tarihinin gelişim sürecinde sözden yazıya ve basıma geçişin teknik bir gelişmeden ibaret olmayıp <u>her yeniliğin beraberinde yeni bir hayat tarzı getirdiği</u>ni ve toplumsal ilişkileri değiştirdiğini ifade etmektedir. Mesela, toplumsal ilişkilerin en yoğun şekilde yaşandığı, çok eski dostlukların canlandırıldığı, yeni arkadaşlıkların edinildiği ya da mevcut arkadaşlıkların sürdürüldüğü; haber, bilgi, duygu, kanaat, beceri, beğeni gibi çeşitli paylaşımların gerçekleştiği <u>ortamlar</u> olarak sosyal ağların kullanıcıları kısa bir zaman diliminde milyonlara hattâ milyarlara baliğ olabilmektedir (İlhan, 2012:108).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üye Olunan Sanal Âlem Cemaatlerinde <u>Üye Kalabilmek</u></strong></p>
<p>Üçüncü binyılın başında hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen internet, geçmişte insanlar arasında var olan ancak somut bir şekilde görülemeyen bağlantıları bilgisayarlar ve diğer akıllı cihazlar arasında oluşturulan yeni bir sanal mekânda, yepyeni bir iletişim ağı olan siber düzlemde daha görünür kılmıştır. Seyrek aralıklarla yüz yüze görüşebilen ya da uzun zamandır görüşemeyen eski tanıdıklar yanında yeni arkadaşların da dahil olabildiği sosyal ağlar ve sanal gruplar, kullanıcıya/grup üyesine ‘bir sosyal gruba/cemaate aidiyet duygusu’ yaşatan yönüyle adeta postmodern dönemin cemaatlerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Her an her yerde herkesin paylaştığı -sürekli benliklerin reklam edildiği- bir ortamda bireyin <u>çekince</u>lerinden birini bu ortamda artık ‘gözetlenmek’ değil <u>göz önünde bulunmamak</u> oluşturmaktadır. Gözden uzak olmak artık bu ortamlardan uzak olmak anlamına gelmektedir. Temel haberleşmeler, davetler buluşmalar vs. giderek sosyal ağlar üzerinden yürütülmekte ağda olmayan bireyler dışlanmaya başlanmaktadır. Hem var oluş hem de paylaşım açısından dışlanan bireye ağa katılmaktan başka seçenek de bırakılmamaktadır. Sadece arkadaşlarıyla iletişimde kalabilmek ve olup bitenlerden kopmayıp haberdar olmayı sürdürebilmek adına sosyal ağlarda kalmaya kendini <u>mecbur hissedenlerin sayısı</u> hiç de az değildir. İsteyerek ya da istemeyerek de olsa birey, artık kendini bu ortamda var etmek, elinde olanları paylaşmak, ağ üzerinden iletişimini sürdürmek ve sistemin dışında kalmamak üzere şartlanmıştır (Erdem, 2010:61).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Medya İçin Âdâb ve Erkân Belirleyebilmek</strong></p>
<p>Facebook ve LinkedIn gibi sosyal ağlar, YouTube ve Slideshare gibi paylaşım siteleri, Twitter ve Instagram gibi mikro-günlük (microblogs) siteler üzerinden her gün milyonlarca ‘sanal cemaat’ milyarlarla ifade edilen paylaşımlar yapmaktadır. Bu kadar büyük ve yoğun bir sanal dünyada var olmanın ilkeleri, sosyal medyada arz-ı endam etmenin âdâb-ı muaşereti ve genel âdâb ve erkân (yol ve yordam) yanında gruplara özel çerçeve mutabakatları sağlanması, bu devasa iletişimin sağlıklı şekilde yürütülebilmesi ve insanlığın hayrına bir işlev görebilmesi için elzem hale gelmiştir.</p>
<p>Matbaalar şöyle dursun televizyon ve radyo kuruluşlarına bile ihtiyaç duymadan World Wide Web (www: küresel yaygın ağ) üzerinden siber ortamda yayın yapma imkânı sunan Twitter (tweet: minik kuş ciklemesi), Facebook (okul arkadaşları ağı) gibi sosyal medya araçlarından en çok kullandığım WhatsApp (hâl hatır sorma ağı) için <u>çerçeve sözleşme</u> mahiyetinde bir <strong>ilkeler dizgesi</strong> önermekte yarar bulunmaktadır:</p>
<ol>
<li>WhatsApp grubunun dirayetli bir moderatörü/müdürü/sorumlusu olmalı, en baştan grubun amacını ve kurallarını belirlemeli, emrivakiyle değil davet usulüyle gruba üye kaydetmeli, lüzumsuz paylaşım ve tartışmalara mahal vermemek için icabı halinde kuralları hatırlatarak gruba nezaret etmelidir.</li>
<li>Grubun adı/başlığı mahiyetiyle mütenasip şekilde belirlenmeli, abartılı ve uzun isimlerden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Paylaşımda aslolan içeriktir. Dolayısıyla paylaşılan içeriğin özgün, sağlam ve üyeler için önem arzeden özellikte olmasına özen gösterilmelidir.</li>
<li>Grubun günlük, haftalık ve aylık paylaşım sıklığı baştan yaklaşık olarak belirtilmelidir. Mesela, haftalık, aylık ve yıllık faaliyetler ile toplantı bilgilerinin paylaşılması amacıyla kurulan bir dernek grubunda yüzlerce alakasız paylaşımlar yapılması asıl mesajların araya kaynamasına yol açmaktadır.</li>
<li>Lüzumlu ve ilgili olduğuna kanaat getirilen video ve resimler için konuyu ve özneyi belirten kısa izahlar yapılması hem ilgilenmeyenlerin o görselleri açmak için zaman ve internet kotası israfı yapmamasına hem de ihtiyaç duyulması halinde arşivden kolayca bulunabilmesine yarayacaktır.</li>
<li>Anlamsız tekrarlardan kaçınmak için bir materyali paylaşmadan önce yukarıya doğru mesajlar taranarak bakılmalı, aynı mesaj yoksa yeni paylaşım yapılmalı, üyelere bıkkınlık vermemeye özen gösterilmelidir.</li>
<li>Yazılacak mesajın yekpare olmasına dikkat edilmelidir. Zira bölük pörçük mesajlar her seferinde grup üyesini rahatsız etmekte, araya giren çok farklı mesajlar önceki konunun takibini zorlaştırmaktadır. Konu değişmiş ve araya başka mesajlar girmişse karışıklığa mahal vermemek için “cevapla” butonu kullanarak hangi mesaja cevap verildiği netleştirilmelidir.</li>
<li>Mesajı göndermeden önce mutlaka gözden geçirmeli, grup üyelerine saygının bir nişanesi olarak üslup ve imla hataları giderilmeli, dili yozlaştıran anlamsız kısaltmalardan özellikle uzak durulmalı, emek verilmemiş ham mesaj paylaşılmamalıdır.</li>
<li>Mesajı yazan üye üslubunun bazı üyeleri incitme riskini hesaba katarak yazmalı, ancak üyelerden herhangi birisi de genel ortama hitaben yazılmış bir mesajı üzerine alınarak meseleyi şahsileştirmemeli, buradan bir dargınlık üretmemeli, grup üyeleri birbirlerine güvenmelidir.</li>
<li>Sosyal medyada kini ve nefreti değil, sevgiyi ve saygıyı yayan bir dil kullanılmalıdır.</li>
<li>Sosyal medyanın genellikle “1-9-90 kuralı” ile işlediğinin bilincinde olarak 1 kişinin ürettiği içeriği en az 9 kişinin paylaşacağı ve asgari 90 kişinin bu mesajı okuyacağı baştan hesap edilmeli, mesajın kurgusu ona göre sağlam çatılmalıdır.</li>
<li>Sağlam ve güvenilir bir kaynaktan alınmayan hiçbir haber ve mesaj kesinlikle paylaşılmamalı, paylaşılan bilginin, haberin ve materyalin mutlaka kaynağı/linki de eklenmelidir.</li>
<li>Sosyal medyanın algı operasyonlarında çok elverişli bir araç olarak kullanıldığı hiç unutulmamalı, üyeleri yok yere tedirgin edecek, insanların itibar ve haysiyetlerini zedeleyecek paylaşımlardan mutlak surette kaçınılmalıdır.</li>
<li>Din, dünya ve siyaset görüşleri farklı karma gruplarda polemiğe yol açabilecek paylaşımlardan kaçınılmalı, her ne sebeple olursa olsun argo kelimeler kesinlikle kullanılmamalıdır.</li>
<li>Vakti bol grup üyeleri yoğun bir tempoda çalışan diğer üyelerin hukukunu gözetmeli, olağanüstü bir durum olmadıkça saat 24:00-07:00 arasında paylaşım yapmaktan kaçınmalıdır.</li>
<li>WhatsApp’ı e-mail, facebook, youtube gibi diğer araçların yerine ikame ederek her işimizi bu araç üzerinden yapmaya kalkışmamalı, her paylaşımın altına anlamını çoğu üyenin bilmediği envaı çeşit beğeni işaretleriyle ya da takdir ifadeleriyle mecrayı doldurmamalı, olabildiğince elzem paylaşımları en yalın haliyle yapmaya özen gösterilmeliyiz.</li>
</ol>
<p>WhatsApp gruplarının bir sosyal medya çöplüğüne dönüşmemesi ve üyelerini yorarak gruptan ayrılmaya mecbur etmemesi için yukarıda sıraladığım önerilerime fikir ve gözlemleri doğrultusunda ilave yapmak isteyen muhterem dostlarımdan önerilerini yukarıdaki şahsi e-mail (<em>iyimeyil</em>) adresime yazmalarını istirham ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>WhatsApp Kullanmanın Âdâb-ı Muâşeretinde Mutabık Kalmak</strong></p>
<p>Âdâb ve erkânı baştan belirlenerek üyelere tebliğ edilmediğinden bir çoğumuz için gerçekten yük olmaya başlayan sosyal medya gruplarıyla ilgili bu haftaki yazımızı Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili’nin WhatsApp gruplarının işleyişi üzerine kaleme aldığı yazısından iktibas edeceğimiz bazı tespit ve önerilerle tamamlayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“WhatsApp uygulamasının iş, meslek, arkadaşlık, akrabalık, sosyal ilgi, STK yönetimi ve iletişim gibi bütün alanlarda, doğru kullanıldığı takdirde müthiş kolaylıklar ve avantajlar sağladığı bilinen bir husustur. Ancak her birimiz işimiz, mesleğimiz, sosyal ve ilgi alanlarımıza göre çok farklı WhatsApp gruplarına üye olmak durumundayız. Sözlü iletişimin dışında akıllı telefonlardaki bütün uygulamaları da dikkate aldığımızda korkunç bir yoğunluk ortaya çıkmaktadır. İşte bu yoğunluğun iyi yönetilebilmesi için WhatsApp grupları ile ilgili etik ve dikkat edilmesi gereken kurallar devreye girmektedir. Tabii ki her kural her grupta geçerli olmaz. Fakat kuralsız grup da olmamalıdır. Şimdi bir deneme mahiyetinde ve yaşanmışlıklardan hareketle oluşan şu noktalara dikkat etmekte grup ve kişi yararı olduğuna inanıyoruz. Buna bir anlamda işin âdâb-ı muâşereti de diyebilirsiniz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Her şeyden önce WhatsApp grup yöneticisi, işinin sadece grubu <u>kurmak</u> olmadığını asıl görevin <strong>yönetmek</strong> olduğunu bilmeli ve grubun neden oluşturulduğunu, hedefini ve kurallarını baştan ilan etmelidir.</li>
<li>Sözgelimi grup üyelerinden birinin yakını vefat ettiğinde gruptan biri bunu üyelere duyurur ve defin bilgilerini verir. Fakat bütün üyeler cenaze sahibine taziyelerini buradan ayrı ayrı bildirmemelidir. Yönetici tüm grup adına bir taziye yayınlar ve böylece konu kapanmış olur.</li>
<li>Cuma günleri her üyenin cuma mesajı yayınlaması yerine yöneticinin -gerekli görüyorsa- bir mesaj yayınlaması ile karmaşa giderilmiş olur. Üyeler bu mesaja <u>karşılık vermemelidir</u>.</li>
<li>Paylaşılan bilgilerin sadece grup üyeleri arasında kalmayabileceği bilinmeli ve bu yüzden <u>mahremiyete dikkat etmelidir. </u></li>
<li>İzin alınmadan, <u>davet</u> ve kabul mekanizması olmadan kişilerin kendini grup içinde bulması ve hatır için grupta kalınması kişiyi <u>‘kerhen’ üye</u> konumuna sokar, bu da verimi düşürür.</li>
<li>Çok sayıda kişiye hitap edildiği için, mesajlar giderek özel hale gelmişse işin devamı şahsi hesaplardan sürdürülmelidir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, bu ve benzeri kurallara ne kadar riayet edilirse bu teknolojinin kazanımlarını o kadar sağlıklı yürütürüz. Nihayetinde hepimiz için geçerli olan husus; ‘üslûb-ı beyan, ayniyle insan’dır.” (Bilgili, 2016).</p>
<p>Yazımızın ilk sözü gibi son sözü de bizi yaratan ve bizi bizden iyi tanıyan Rabbimiz’den olsun:</p>
<p>“… <strong>Ve <u>bilmediğin bir şeyin peşinden gitme</u>! Çünkü <u>kulak, göz ve gönül</u>; bütün bunlar (hesap günü) ondan dolayı <u>sorguya çekilecektir</u></strong>.” (İsra, 17:36).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Bilgili, Ahmet Emre. (2016). “<strong>WhatsApp Gruplarının İşleyişi Üzerine</strong>”, http://www.itohaber.com/koseyazisi/202384/whatsapp_gruplarinin_isleyisi_uzerine.html, 29 Şubat 2016.</li>
<li>Erdem, Elif. (2010). <strong>Elektronik Medya ve Yeni Bir Medya Olarak Sosyal Ağlar</strong>, İstanbul Üniversitesi SBE, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.</li>
<li>Korkmaz, İlhan. (2012). “<strong>Facebook ve Mahremiyet: Görmek ve Gözetle(n)mek</strong>”. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 5, Ekim 2012-Mart 2013, s.107-122.</li>
<li>UHİM. (2011). <strong>Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması</strong>, Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, Rapor No: 4, İstanbul.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
