<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>doğu ve batı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/dogu-ve-bati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/dogu-ve-bati/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:08:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ALİYA’NIN FİKRÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 07:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslami fanatizm]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Hakkı Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kültür A.Ş]]></category>
		<category><![CDATA[orta yol]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=390</guid>

					<description><![CDATA[Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar yüksek bir özgüvene sahip olan Aliya, insanoğlunun kadim varlık meselelerine kafa yorarak evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar <u>yüksek bir özgüvene sahip</u> olan Aliya, insanoğlunun <u>kadim varlık meselelerine kafa yorarak</u> evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir kısmının entelektüel açıdan malul oldukları bir ortamda, maddi şartların tüm olumsuzluklarına rağmen fikrî ve ahlâki açıdan zengin bir bilge liderin tarihi nasıl yeniden kurabileceğine tüm dünya tanıklık etmiştir.</p>
<p>Bir düşünür ve bir özgürlük savaşçısı olarak ortaya koyduğu felsefi metinler, onu evrensel ölçekte fikir geliştirilebilen, insanlığın temel var oluş problemlerine dair düşünce üretebilen bir düşünür konumuna getirmiştir (Korkmaz ve Temel, 2014:367).</p>
<p>“Sadece soran cevap alacaktır” diyen Aliya, ömrü boyunca insanlık ve özgürlük için sorgulamaya devam etmiştir. Hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden Aliya’yı ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark ise aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir. Aliya bu hususu şu şekilde değerlendirmektedir:</p>
<p>“Aşırı okuma bizi daha zeki kılmaz. Bazı insanlar kitapları basitçe yutarlar. Onlar bunu yaparken ‘sindirmek’, okunanı işlemek, hazmetmek gibi ‘anlam’ için gerekli olan zorunlu düşünce fasılalarına riayet etmezler. Bir arının poleni bala dönüştürmesinin dâhili çalışma ve zaman gerektirmesi gibi okuma da şahsi bir katkı gerektirir.” (İzzetbegoviç, 2011:4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Ayrıştıran Değil Birleştiren Orta Yol Olduğunu Dünyaya Anlatabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da.</p></blockquote>
<p>İnsanlığın değişmez değerlerinin adı olan İslam’ın temel ilkelerini derinden kavrayan ve hakkıyla kavradığı bu ilkeleri büyük bir belagatle ifade eden Aliya, Kral Faysal Ödülü’ne layık görülmesi haberi üzerine Riyad Radyo ve Televizyonu (RTV) muhabiri ile telefon aracılığıyla 16 Şubat 1993 tarihinde gerçekleştirilen mülakatında şunları söylemişti:</p>
<p>“Her şeyden önce bana acılar ve kendi halkımla birlikte geçirmekte olduğum imtihan da dâhil tüm bahşettikleri için Allah’a şükrediyorum. Allah’ın tarihi yönlendirdiğine inanıyorum. İlk gençlik yıllarımdan itibaren faaliyetlerimin ilham kaynağının İslam düşüncesi olduğu bir gerçektir. Benim için gelecekte de böyle olacaktır. İslam’da daima onun <u>insanları ayırmak yerine birle</u><u>ş</u><u>tiren</u> ve Yüce Kur’an’ın öğrettiği üzere hepimizin tek bir erkek ve kadından yaratıldığını teyit eden o evrensel değerlerinin peşine düştüm. Dolayısıyla hepimiz aynı soydanız, yine Yüce Kur’an’ın buyurduğu gibi birbirimize kötülük yapmak değil, birbirimizi tanıyabilmek için kabilelere ayrıldık. İslam ve Müslümanlara hizmet ederken aynı zamanda tüm sağduyulu insanların hizmetinde bulunuyorum.” (İzzetgegoviç, 2005:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aliya, ‘üçüncü yol’ dediği ‘orta yol’ konusunda da şunları söylemiştir:</p>
<p>“Birbirleriyle çatışan ideolojilerin aşırılıklarının insanlığa empoze edilmeyeceğinin ve bir senteze, orta yola doğru gitme mecburiyetinin aşikâr olduğu bu zamanda biz göstermek isteriz ki; İslam, bu tabii fikir seyrine ahenkli bir tarzda bağlanmakta, bu fikirleri kabul ve teşvik etmekte ve peyderpey onların en etkili ifadesi olmaktadır. Doğu ve Batı arasında geçmişte birçok defa köprü görevi vazifesini görmüş olan İslam’ın öz vazifesini idrak etmeliyiz. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu gün bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında parçalanmış dünyada, aracılık rolünü yeniden devralmalıdır. Üçüncü yol olan ‘İslamî yol’un manası işte burada yatmaktadır.” (İzzetbegoviç, 1998:22).</p>
<blockquote><p>Aliya’yı hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark, aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir.</p></blockquote>
<p>Aliya’yı değerli kılan; bireysel ve toplumsal anlamda dert edindiği meselelerde yalnızca ortaya bir düşünce koyması değil, bunu kişisel olarak yaşaması ve toplumsal hayata yönelik örnek yaşantısı ve fikirleriyle bir eylem adamı oluşudur. Onun izlediği yol <strong>orta yol</strong>dur. Aliya, hiçbir zaman şiddeti alternatif olarak görmemiştir. Problemleri her zaman itidalle çözme gayretinde olan Aliya, toplumsal hedeflerine ulaşma çabasında İslami esasları kendisine dayanak noktası olarak kabul etmiştir. İslami düzenin sağlanması için ise kontrolsüz ve <u>a</u><u>ş</u><u>ırı g</u><u>üç</u><u> kullanımıyla </u><u>İslam</u><u>’ı lekelemeye kimsenin hakkının olmadı</u><u>ğ</u><u>ı</u> düşüncesiyle düşmanlarından nefret etmeme, adalet sahibi ve affedici olma yolunu seçmiştir. Bu anlamda Aliya, “Amaca giden her yol mubahtır felsefesi”ni reddetmiştir. Şiddeti reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur (İzzetbegoviç, 2012:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslami Yeniden Doğuşun Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>‘Amaca giden her yol mubahtır’ felsefesini ve şiddeti temelden reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur.</p></blockquote>
<p>En son Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan ve Ümit Aktaş’ın; “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları” başlığıyla birlikte hazırladığı eser Malatya Kültür A.Ş. tarafından basılarak dağıtılmıştır. Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nda bilge önder Aliya İzetbegoviç ana tema olarak benimsemiş, fuar etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve Süleyman Gündüz’ün yönettiği “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelecisi” başlıklı panelde eseri hazırlayan zevat birer tebliğ sunmuştu.</p>
<p>Müslümanların samimiyetle ve fedakârlıkla İslam’a dönmeye ve onu yaşamaya ihtiyaçları olduğunu haykıran, bu uğurda hayatı boyunca kesintisiz bir mücadele veren merhum Aliya’nın düşüncesinin ve hayat tarzının anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlayan bu özgün eseri ve adı geçen panelde sunulan tebliğleri esas alarak, bilge önder Aliya İzetbegoviç’in entelektüel mirasını özetle takdim etmekte, İslam dünyasının sorunlar yumağını çözmeye ışık tutması açısından büyük yarar bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları Doğru Teşhis Edip Sebeplerini Dirayetle Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu günkü parçalanmış dünyada aracılık rolünü yeniden devralmalıdır.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın yegâne alternatif nizamı olan İslam’ın hayat tasavvurunu derinden kavrayan ve bu tasavvuru dirayetle ihya eden Aliya, Müslümanların neden geri kaldığı sorusunu sorarak başladığı “İslami Yeniden Doğuşun Sorunları” isimli cesur eserinde; İslam ve çağdaşlık, Müslüman kadın, eğitim sorunlarımız, İslami yenilenmenin esasları, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği, hicret, İslam’ın şartları ve Müslümanların kurtuluş mücadeleleri gibi mühim konulara temas etmektedir. Aliya, bazı çağdaş mütefekkirler gibi <u>İslam’ı sadece teolojinin konusu olarak algılamanın</u> ve böylelikle onun dış âlemi düzenleyen ve değiştiren tarafının yok sayılmasının <u>İslam toplumunun gücünü ve direncini içeriden zayıflatarak</u> sömürgeci barbarlar için kolay av haline gelmesine sebep olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır (İzzetbegoviç, 2016:12).</p>
<p>Uzun bir tarih diliminde insanlığa takdim ettiği parlak medeniyet unsurları bilindiği halde <u>İslam</u><u>’ı fanatizm, cehalet ve zul</u><u>ü</u><u>m dini olarak tanıtan yalanlar</u>ın nasıl devamlı gündemde tutulabildiğini sorgulayan Aliya bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:</p>
<p>İslam hakkında ortaçağda oluşturulan ve gerçekle alakası olmayan tasavvur, eskiden olduğu gibi bugün de Avrupa’da bulunan çeşitli ideolojik ve siyasi güçlerin <u>menfaatlerinin lehine</u> olan bir durumdur. Bu güçler bütün diğer meselelerde birbiriyle kavgalı oldukları halde, İslam ve <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manlara zarar vermek gerekti</u><u>ğ</u><u>inde her zaman hemfikirdirler</u>. Sözde ‘ilerici unsurlar’ın ayrı, kilisenin ayrı sebepleri vardı ve emperyal devletler doğuya yönelik kendi işgal ve yağma seferlerini, barbarları medenileştirme misyonu olarak gösterebiliyorlardı. Bütün bunlara da yeni neslin <u>tarih bilgisi</u>nin neredeyse sıfır olduğu hakikati yardımcı olmuş ve gerileme dönemindeki Müslüman şehirlerin sefalet görüntüleri gerektiği şekilde bu yalancı tiyatroyu desteklemiştir. Tabii ki, aynı sonucu, denenmiş metot olan yarı gerçekleri kullanarak da elde etmek mümkündü. Bu metodun içeriği; İslam’ın geçmişindeki ve bugünündeki olumsuz hadiseleri her gün, titiz bir şekilde ve devamlı olarak tescil etmek ve ısrarla tekrarlamak, olumlu hadiseleri ise sistematik olarak <u>görmezden gelmek</u>ten ibarettir. İşte bu ‘suskunluk ihaneti’dir… (İzzetbegoviç, 2016:30-31).</p>
<p>Müslüman halkların mevcut geri kalmış ve <u>perişan durumunun sorumlusunun İslam değil Müslümanlar olduğu</u>na dikkat çeken, bu iki hususu maharetle tefrik eden Aliya, sorunun <strong>Müslümanların şahsi ve toplumsal hayatlarından İslam’ı dışlaması</strong> olduğunu tespit etmektedir. Mesela; Şûra Sûresi’nde olduğu Kur’an zulme karşı direnmeyi emrederken Müslümanlar zulme boyun eğmekte, iktidar sahiplerine yağcılık yapmaktadır. Yasak olduğu halde Müslüman ülkelerde hem üretilen hem de tüketilen alkol, binlerce aileyi parçalamaktadır. Kur’an bütün Müslümanların kardeş olduğunu açıkça beyan ettiği ve kardeşlik hukukunu gözetmelerini istediği halde Müslümanlar <u>birlik olamadıkları gibi</u> <u>düşmanlarının hesabına birbirleriyle savaşmaktadırlar</u>! İslam, komşusu açken tok uyuyanı Müslüman kabul etmezken Müslüman toplumlarda insanlar açlıktan ölmeye devam etmekte! (İzzetbegoviç, 2016:33).</p>
<p>Halklar layık olduğu tarzda yönetilir. İktidar mahiyeti gereği insanları bozar. Bu bozgunluğun yıkıcı etkisine sadece <u>Allah’a samimiyetle iman eden ve ahlâki değerleri sürekli canlı tutanlar</u> karşı durabilir. İslam batıl inançlara karşı çıkmış ve geniş bir coğrafyada bu batıl inançları temizlemiştir. Keza, din ile batıl inanç arasına kalın bir çizgi çizmiştir. Ne var ki, birçok batıl inanç Müslümanların benliklerinde ve evlerinde rahat bir sığınma bulabilmektedir! Hurafeler din ticaretine dönüşmüş durumdadır! Nitekim, din batıl inancı yok edemezse, batıl inanç dini yok eder. Hz. Muhammed (s) savaş esirlerini Müslümanlara okuma yazmayı öğretme karşılığında serbest bırakırken, günümüzde bir çok Müslüman İslam’a cehalet yoluyla hizmet edebileceğini zannetmekte, İslam ülkeleri eğitime millî gelirden düşük bir pay ayırmaktadır… Ezcümle, <u>Müslüman toplumlarda yaşanan sorunlar <strong>İslam’ın sosyal hayattan dışlanması</strong>ndan kaynaklanmaktadır</u> (İzzetbegoviç, 2016:35).</p>
<p>Sorunlarımızla cesurca yüzleşen Aliya, muazzam bir umutla dolu gönlünde, sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın yegâne alternatifinin İslam olduğunda zerrece tereddüt taşımamaktadır:</p>
<p>İslam dünyasının dört bir yanında yeni bir iradenin ortaya çıktığı görülmektedir. İslam düşüncesinin yol göstericiliğinde ve İslam ülkelerinin olağandışı doğal kaynaklarının maddî dayanağını oluşturacağı bu irade, yaklaşan İslami yeniden doğuş günlerinde dünyayı bir kez daha hayran bırakacaktır. Bu yeniden doğuşa katılmak her Müslümanın görevidir (İzzetbegoviç, 2016:40).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (1998). <strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>. Çev. Salih Şaban. İstanbul: Nehir Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2005). <strong>Konuşmalar</strong>. Çev. Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmetoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar</strong>. Çev. H. T. Başoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2012). <strong>İslam Deklarasyonu</strong>. Çev. Rahman Âdemi. İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>Korkmaz, Ali ve Faruk Temel. (2014). “<strong>Bir Lider ve Eylem Adamı Olarak Aliya İzzetbegoviç</strong>”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB), s.367-378.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş. Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN OLABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2015 10:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hinduizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İslambilim]]></category>
		<category><![CDATA[kabiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Mutezile]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tam insan]]></category>
		<category><![CDATA[tek boyutlu insan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=72</guid>

					<description><![CDATA[Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep muhtaç olmuştur. Zira, görme eyleminin gerçekleşebilmesi için gözün varlığı yetmez, ışığa da ihtiyaç duyulur. Nitekim, son vahiy Kur’an’ın kendisine verdiği güzel isimlerden biri de “nur” olup, bu nur kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.</p>
<blockquote><p>İnsan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın ifa edebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur.</p></blockquote>
<p>Doğuştan getirdiği ve bir ömür bünyesinde barındırdığı olumlu-olumsuz, iyi-kötü hasletleri sebebiyle insan kendine ve Rabbine yabancılaşabildiği gibi “emanet”e sadakat göstererek, ona ihanet etmeyerek potansiyelinin zirvesine çıkabilmekte, olgun, dengeli, tam bir insan olabilmektedir. İnsan, kötü hasletlerini terbiye ederek, iyi hasletlerini geliştirerek; Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olabilen, zeki, akıllı, fedakâr, tahammülkâr, ümitvar, kendini kontrol edebilen, affedebilen, vefalı, mütevazı, sevgi dolu, gerçekçi, hürriyetine düşkün, değerlere/ilkelere göre davranan, aidiyet hisseden, emanete riayet eden, sorumluluk bilincine sahip bir varlık olabilmekte, böylece yeryüzünün yöneticiliğini hak etmektedir.</p>
<blockquote><p>İmtihanın sırrı, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiştir.</p></blockquote>
<p>Öbür taraftan insan, ihtiras, kibir, yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, sabırsızlık, acelecilik, cimrilik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, unutkanlık, korkaklık, kindarlık, hayalcilik, isyankârlık, ihanet/hıyanet, tutkuyla bağlanma, bile bile yanlış yapma gibi derin menfi zaafları sebebiyle, imar etme göreviyle kendisine emanet edilen yeryüzünü ve dünya hayatını büsbütün ifsad edebilen bir varlıktır. İmtihan sırrı tam da bu iki uç arasında bir denge sağlayabilmekte, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiş durumdadır.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu görevini bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu, emanete riayet etme ve yeryüzünü imar etme görevini; kendi nefsini, ailesini, toplumunu tezkiye ederek/arındırarak, bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir. Bu yüksek görevini bihakkın yerine getirebilmesi için kendisine ruh, akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme, zaman bilinci, organizasyon becerisi, sosyalleşme, sosyal kurumlar oluşturabilme, hak ve özgürlük bilinci, hakikat aşkı, gibi yüksek kabiliyetler ihsan edilmiştir. Bu kadar emanetin diğer yaratılmışlara değil de insana  tevdi edilmiş olması; onun ‘yeryüzünün halifesi’ seçilmesi, sınava tabi tutulması, kendisine yöneltilen soruların cevapları mahiyetindeki tercihlerinin karşılığını gerek bu dünyada gerekse ahirette görecek bir varlık olması sebebiyledir.</p>
<blockquote><p>Allah Teala, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini ideal model olarak göstermektedir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsan olabilmek</strong></p>
<p>Haysiyeti ve hürriyeti için, inandığı değerler için canını bile feda edebilecek kadar yüksek bir hakşinaslık duygusu taşıyan insan, baskı ve zorbalıkla değil, güzel muamele ve ikna yoluyla yola gelecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah Teala, emir ve yasaklarını beyan buyururken gerekçelerini de bildirmektedir. Yine, Yüce Yaratan, yüksek bir kopyalama yeteneğiyle yarattığı insanın bu özelliğine uygun olarak, mesajını insanlığa iletmek üzere seçip gönderdiği elçilerini, aynı zamanda insanlık için “en güzel örnek”ler, rol-modeller olarak takdim etmiştir. Allah Teala “<em>yâ eyyühe’n-nas</em>; ey insanlar” hitabıyla kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlığa, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini de ideal, olgun, tam insan olma yolunda ideal model olarak göstermektedir. Nitekim, bir meleğin ya da sadece bir kitabın değil, bir insanın elçi olarak seçilip gönderilmesi; onun taklit edilebilir, izinden gidilebilir olması, insanların ‘kendi içlerinden’, kendi türlerinden biri olması hasebiyledir.</p>
<blockquote><p>İnsan “beşer” olarak doğar, zamanla “insan” olur. İnsanlaşma doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçtir.</p></blockquote>
<p><strong>Zıt noktalar arasında insanlaşma süreci</strong></p>
<p>İnsan doğasının iyiliği-kötülüğü, doğuştanlığı-sonradanlığı, tikelliği-tümelliği, insanın özgürlük ve kader sorunu, insanın kurtuluşu meselesi gibi kadim büyük problemleri Doğu’nun ve Batı’nın din ve felsefelerine göre detaylıca inceleyen Prof.Dr. Kadir Canatan’ın, 2014 sonunda yayınladığı “İnsan Fenomeni” isimli eserinin sonuç kısmında yer alan şu kıymetli tespitler alana çok önemli katkılar sunmaktadır:</p>
<blockquote><p>“Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal insan ise çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (Ali Şeriati)</p></blockquote>
<p>İslam’a göre insan, potansiyel olarak zıtlıkları içeren, dolayısıyla tek boyuta indirgenmesi mümkün olmayan bir varlıktır. Bu dünyada hem iyi hem de kötü eğilimler sergilemektedir. Tümden iyi ya da tümden kötü insan yoktur. Eğer insan kendinde bulunan iyi özellikleri geliştiriyor ve bu özellikleri koruyacak bir sosyal çevrede yaşıyorsa, o iyi bir insan olur. Tersi durumda ise kötü bir insan olur. Bu, iyi insandan kötü davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmediği gibi kötü insandan da hiçbir zaman iyi davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmez. Kur’an’a göre insan, hiç bir zaman olmuş-bitmiş bir varlık değildir. O, “beşer” olarak doğar, ama zamanla “insan” olur. İnsanlaşma bir süreçtir ve bu süreç, doğumdan ölüme kadar kesintisiz bir şekilde sürer. Beşer, potansiyel insandır. Beşer “doğulur”, insan “olunur”. Kendi iç dünyasında insan, iki uç nokta arasında gidip gelmeye müsaittir (s.352).</p>
<blockquote><p>“’Semanın çocuğu’ iken ‘yeryüzünün kurdu’na dönüşen insan ile hayvan arasında kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!” (Aliya İzzetbegoviç)</p></blockquote>
<p>İslam, insanın dünya hayatının bir sınav alanı olduğunu vurgulayarak, onu ‘sorumlu’ ve ‘bilinçli’ bir birey olarak tanımlamaktadır. İman edip etmemek kişinin bilinçli bir tercihidir. Seçim ve tercihin olduğu yerde, Hristiyanlıkta var olan ‘doğuştanlık’ ve ‘sabit bir doğa’ fikrini kabullenmek mümkün değildir (s.354). Geleneksel düşünce ve dinlerde insanın doğum, yaşam ve ölümünü kuşatan ilahi determinizm fikri oldukça yaygındır. İslam düşüncesine de sirayet etmiş olan bu ‘kadercilik fikri’, insanın irade ve seçimlerini iptal eden ve özgürlüğünü ortadan kaldıran bir yaklaşımdır (s.355). Mutezile dışındaki kelam ekolleri kader konusunu ontolojik (yaratma) düzleminden taşırarak insan fiillerini de kapsayacak şekilde genişletmişler ve insanı eylemlerinin yapıcısı olmaktan çıkarmışlardır. Böylece, varlık âleminde var olan hiyerarşi fikrini yıkarak insan ile diğer canlılar ve cansız nesneler arasındaki temel farkı ortadan kaldırmışlardır (s.357). İnsanın fiillerini Allah’a izafe eden böyle bir kader fikrinde ısrar edenler, dünyanın bir sınav alanı olduğu esasına dayalı sistemi çökertmektedir. Bu durumda ortada ne kendi içinde tutarlı bir dini sistem kalmakta, ne de ‘sorumlu’ ve yargılanma konusu bir insan fikri kalmaktadır! (s.358).</p>
<p>Kur’an’da, Hinduizm’de olduğu gibi bir ‘çevrim’ fikrine ya da Hıristiyanlık’ta olduğu gibi ‘günahkâr’ bir insan doğası fikrine rastlanmaz. Dolayısıyla bu din ve öğretilerin anladığı anlamda bir kurtuluş düşüncesi yoktur. İslam’da kendine özgü bir hidayet felsefesi mevcuttur. İnsan her ne kadar aklıyla ve kendi çabalarıyla eşyanın hakikati konusunda bazı bilgilere ulaşabilirse de hidayet için ilahi rehberliğe muhtaçtır. Nitekim peygamberliğin gerekçesi de budur. İnsan, dünya hayatında bir öndere ihtiyaç duyar. Bu nedenle Allah, tarih boyunca pek çok elçi göndererek insana doğru yolu göstermiştir. Fakat yol gösterme/hidayet, insan için bir seçim meselesidir. Hiç kimse hidayete zorlanamayacağı gibi hiç kimse de çaba sarfetmeksizin kurtuluşa eremez (s.361).</p>
<p>Kur’an’a göre insan tabiatı hem iyiye hem de kötüye meyillidir. İnsan, seçim ve tercihleriyle kendi doğasına müdahalede bulunur ve özbilincini kullanarak kendine istikamet belirler. İnsan, dikey olarak salt iyilik üzere olan melek ile salt kötülük üzere olan şeytan arasında gidip gelme, “melekten yüce, şeytandan alçak” olma imkânına sahiptir. Bedensel tabiatı onu aşağıya, ruhsal tabiatı ise onu yukarıya çeker. Kurtuluş için iman, yani Allah’a teslimiyet şarttır, ama bu sadece bir başlangıçtır. İman, amelle ete kemiğe bürünmek zorundadır. İnsanın kurtuluşu, bu anlamda kendi elindedir. İnsan, Allah’ın ve elçilerinin gösterdiği yola katılıp bu yol üzerinde sürekli bir çaba (cihad) içinde olursa, iman aktif hale gelir. Nitekim tüm peygamberler insanlara önder ve rol-model olma işlevlerini tebliğ, hicret ve cihad görevleri yoluyla yerine getirmişlerdir. Hidayetin zıddı olan dalalet, sapma anlamına gelir. İnsan, manevi yolculuğunda kendisini saptıran veya engelleyen manilerle mücadele etmek, yani cihad etmek zorundadır (s.362).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Günümüz insanı ve ideal insan </strong></p>
<p><strong> </strong>Modern hayatta ne yazık ki faziletli insan değil uysal insan, erdemli davranan değil, menfaatine göre yön değiştiren insan modeli yaygınlaşmış durumda. Eğitimiyle, siyasetiyle, ekonomisiyle&#8230; modern sistem insanı olmaya ve olgunlaşmaya değil de imaja ve görünür olmaya yönlendirmektedir. “Doğu ve Batı Arasında İslam” eserinin müellifi bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle kapitalizmden önce ‘semanın çocuğu’ olan insan, ‘yeryüzünün kurdu’ olmuştur artık: Yiyen, içen, uyuyan, soğuktan ve sıcaktan korunan, çiftleşen, cinsel haz duyan, toplum içinde faaliyet gösteren, fakat diğer hayvan türlerinden konuşma yeteneği, dili, düşünme ve el üretimi, estetik eğilimleri ile farklı olan bir ‘hayvan’. İnsan ile hayvan arasında, kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Batı’nın “tek boyutlu insan” tezi karşısında “tam insan” tezini savunan merhum Ali Şeriati günümüz insanı ile ideal insanı şu şekilde mukayese etmektedir:</p>
<p>“Mevcut insan daha çok yarar ve çıkara eğilimli olan insandır. Arzu edilen ve ideal insan ise olması gereken, bütün öğretilerin, bütün sanatların ve bütün dinlerin övdükleri ve en azından yaratma savında oldukları insandır. Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal ve arzulanan insan ise tam tersine, çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (İslambilim I, Fecr, 2011:236).</p>
<p><strong> </strong>Emanete sadakat gösteren, ‘takva elbisesini giyerek’ sorumluluk bilinci kuşanan, insanlara yandaşlık, düşmanlık ya da çıkar odaklı değil, insan olmaları hasebiyle adalet ve ihsan ile muamele eden, geçici dünya menfaatlerine tamah etmeden hakkı üstün tutan, hakkın yanında duran, sorunlarını birbirlerini yok edercesine çatışarak değil, konuşarak, feragatte bulunarak, Allah’ın en ileri model olarak insanlığa gösterdiği “affetme” yöntemini tercih ederek kalıcı çözüme kavuşturabilen, vahye mutabık bir hayatın inşası için bir ömür çaba sarfeden insanlardan olabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
