<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DİB Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/dib/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/dib/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Oct 2018 18:05:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>VETO HAKKI: MAHVOLUŞUN REÇETESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2018 17:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN HUKUKÇULAR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DİB]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[GÜCÜN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİK KONSEYİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. ÂİŞE VALİDEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[ICC]]></category>
		<category><![CDATA[INTERNATIONAL CRIMINAL COURT]]></category>
		<category><![CDATA[KABA GÜCE İNANMA]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN GÜCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MEŞRUİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=765</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. -I- Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) Amerikan Hukukçular Dergisi için uzun bir makale yazmıştım.[1] Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) <strong>Amerikan Hukukçular Dergisi</strong> için uzun bir makale yazmıştım.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 numaralı koltukta oturan ve kendisini “Allah’ın Biricik Oğlu” zanneden bu ülke için (ne yazmam gerektiğini düşünmüştüm)…</p>
<p>O uzun makalemde, doğup büyüdüğüm köyümde şahit olduğum bir uygulamayı da anlatmıştım. Köy halkı öteden beri âdet olduğu üzere sürüden bir hayvan eksilince hemen muska yazıp üflerlerdi. Bununla kurtların ağızlarını bağlamayı amaçlıyorlardı. Böylece kurtlar sürüden eksilen kayıp hayvanı parçalayıp yiyemeyeceklerdi…</p>
<p>Bu âdeti anlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Bu muskanın kurtların ağzını bağlama hususunda bir etkisi var mıydı onu bilmiyorum… Ama babalarımız açlıktan ölmemeleri için sabahleyin kurtların ağzındaki bağı çözüyorlardı. Ama şahsen, <strong>20. yüzyıl entelektüellerinin</strong> yazdığı muska, kitap ve makalelerle yaydıkları fikirlerin tüm dünyada <strong>insanların ağızlarını sıkıca bağladıklarını</strong> çok iyi biliyorum. Hem de o kadar sıkı bağladılar ki hiç kimse ‘veto hakkı’na(!) köklü bir eleştiri yöneltemedi. Beşeriyetin çok küçük bir azınlığının yararlandığı ayrıcalıklardan hiçbirine itiraz edemediler!</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl toplanır. Yine bu günlerde toplandılar ve bir dizi oturumlar düzenlediler. Bu vesileyle <strong>teşkilatın sorunları</strong> hakkında yüksek sesli konuşmalar yapıldı. Çatışmalarla başa çıkmada ve dünyadaki problemleri çözmede teşkilatın <strong>başarısız</strong> olduğu dile getirildi.</p>
<p>Şahsen ben Birleşmiş Milletler teşkilatının ıslah edilmesi ve (kanunun gücünü değil) <strong>gücün kanununu esas alan</strong> mevcut anlayışın ilga edilmesi için yapılan her türlü çağrıyı takdirle karşılıyorum. Bu meyanda Türkiye Başkanı’nın veto hakkını(!) bütünüyle ilga etme ve sadece beş daimî üyenin çıkarlarını gözeten bir kuruluşa dönüşen teşkilatın yapısını yeniden yapılandırma çağrısını takdir ediyorum.</p>
<p>BM Genel Kurulu’nda Fransa cumhurbaşkanı da uluslararası sistemdeki dengesizliklere değinerek bu dengesizliklerin gerektiği gibi ele alınmadığını ifade etti. Birleşmiş Milletler’in Milletler Cemiyeti’ne dönüştürülebileceğini, zira bozuk yapısıyla acziyetin sembolü haline geldiğini de sözlerine ekledi. Hakikaten <strong>Birleşmiş Milletler’in ve Güvenlik Konseyi’nin</strong> çaresizliğin sembolleri haline geldikleri ve <strong>hiçbir soruna çözüm üretemedikleri</strong>, günümüz dünyasında fiilen gördüğümüz aleni bir durumdur.</p>
<p>Bu tür eleştiriler duymak insanlık adına umut verici hayırlı bir gelişmedir. Mevcut duruma yönelik <strong>itirazların yükselerek devam etmesi</strong>nin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir avuç azınlığın tepe tepe yararlandığı <strong>haksız ve sahte imtiyazlarla yüzleşmek</strong> için açık ve pratik bir plan yapabilmek maksadıyla itirazların daha da yükselmesi gerekmektedir. Baskı kurmayı alışkanlık haline getirmiş ve dünyayı tahakkümü altına almış olan bu insanlık ayıbından kurtulmak için çalışacak <strong>uluslararası bir koalisyon kurulması</strong> bu aşamaya ulaşmayı hızlandırabilir.</p>
<p>Veto hakkını ilga etmeye yönelik talepler, insanlar arasında <strong>adalet, iyilik ve eşitlik temelinde ilişkiler geliştirme</strong>yi amaçlayan İslamiyet ve Hıristiyanlık değerleriyle de tutarlıdır: Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p>“Şurası kesindir ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve mîzanı indirdik ki <strong>insanlar (adaletli davranarak) her şeyin hakkını versinler</strong>. Pek sağlam olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de Biz indirdik. Bunlar, dinine ve elçilerine kimin içten destek olduğunu Allah’ın bilmesi içindir. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.” (Hadid 57:25).</p>
<p>Bu meyanda İncil’de Hz. İsa’nın şöyle dediği yazılıdır: “Nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Matta 7:2).<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Giriş cümlelerimi uzattım ve yazımın başlığını taşıyan asıl konuya henüz başlayamadım… ‘Veto hakkı’nın milletlerin mahvoluşuyla ve şirkle (Allah’a ortak koşmakla) alakası nedir? Kanaatimce bu ilişki çok da gizli değildir… Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>İlk bölümde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında konuşulanlardan ve bu meyanda teşkilatın sorunlarını yüksek sesle dile getirenlerden bahsettim. Bu tür eleştirileri duyabilmenin insanlık adına hayırlı bir gelişme olduğunu da belirttim. Ancak özellikle peşpeşe gelen siyasi sorunların üstünü kapatıverdiği bu <strong>açıklamalar yeterli değildir</strong>. Bu toplantılardan yaklaşık bir hafta sonra, medyanın bize her gün aktardığı binlerce haber karşısında BM teşkilatına yönelik eleştirileri unuttuğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dünya küçük bir köydür. Ancak bu köy pratikte <strong>orman kanunuyla</strong> yönetilmektedir! Zira bu köyde güçlü olan istediğini yapmakta ve yaptığından hesaba çekilememektedir. Zayıf ise hakkını alamamakta ve hukukun korunmasından da yararlanamamaktadır. Bu gibi pek çok örnek vermek mümkündür…</p>
<p>Bu uluslararası gerçeklik Allah Rasulü’nün şu hadisini hatırlatmaktadır: “Sizden öncekiler şu sebepten dolayı helak olmuşlardır: Aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını uygulamayıp zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygularlardı.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Allah Rasulü bu sözünü kişisel bir görüş olarak ifade etmemiştir. Bilakis <strong>tarihe dayanarak</strong> (bu çıkarımı yapmış ve) ifade etmiştir. Adeta şöyle demiştir: Tarihin bize söylediği şudur ki; bu şekilde (çifte standartla) davranan toplumlar, kendilerinden öncekilerin helak olması gibi helak olup gideceklerdir.</p>
<p>Ne acı bir vakıadır ki Amerika’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC: International Criminal Court) -bazı Amerikalıları muhakeme etme konusundaki ısrarı sebebiyle- yaptırım uygulamakla tehdit ettiğini görüyoruz! Keza mahkemenin hâkimlerini de kovuşturmakla tehdit etmiştir! İşte bu şekilde her ihtiyaç duydukça <strong>uluslararası meşruiyetin dışına</strong> pervasızca çıkabilmektedir. Rusya da ondan farklı değildir, aynı pervasızlık onda da vardır. (Bu iki ülkenin uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamalarına) Vietnam, Afganistan, Irak, Nikaragua ve Sudan’da… şimdilerde ise Suriye ve Filistin’de yaşananları örnek verebiliriz.</p>
<p>Bu ülkelerin tasarrufları Firavun düzeninin çağdaş bir kopyasını oluşturmaktadır. Nitekim “<strong>firavun</strong>” kelimesi bir şahsın adı değildir, bilakis <strong>tüm tiranların ortak adıdır</strong>. Onun hikâyesi ve sözleri Kur’an’da sıkça tekrarlanmaktadır. Bu durum ise tiranlık probleminin ne kadar önemli bir problem olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“Ama o (Firavun), yalana sarıldı ve karşı geldi. Sırt çevirdi ve işe girişti. Herkesi topladı ve haykırdı: “Sizin en yüce sahibiniz benim!” dedi!” (Nâziât 79:21-24). Keza; “Firavun dedi ki: &#8220;Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum!” (Ğâfir (Mümin) 40:29). Keza dedi ki: “Ey devletliler! Sizin benden başka ilahınız olduğunu bilmiyordum!” (Kasas 28:38). Keza dedi ki: “Hele benden başka birini ilah (tanrı) edin, (o vakit) seni zindanda çürütürüm!” (Şu’arâ 26:29). “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha ağır/ daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz!” (Tâhâ 20:71). Onlara göre firavunların/ <strong>tiranların izni olmadan iman etmek</strong> hiç kimse için caiz değildir!</p>
<p>Gerçek şu ki, tarih bize imtiyaz sahiplerinin kendi ayrıcalıklarını gönüllü olarak terk etmediklerini, dolayısıyla bu <strong>değişim için insan emeğinin gerekli olduğunu</strong> göstermektedir. İşte bundan dolayıdır ki Allah’ın, (nebisi) Musa’ya şöyle emrettiğini görüyoruz: “Firavun’a git! O, haddini aştı. Ona de ki: “Kendini arındırıp geliştirmek hakkındır, değil mi? (Bir Elçi olarak) Sahibine giden yolu sana göstereyim; kendine çeki düzen verirsin.” Arkasından ona en büyük ayeti de gösterdi.” (Nâziât 79:17-20).</p>
<p>İmtiyaz sahipleri problemine ilave olarak <strong>insanların yeni fikirleri kolayca kabul etmemeleri </strong>ya da alaya almaları ve atalarından tevarüs edegeldikleri alışkanlıklardan hoşnut olmaları da problem oluşturmaktadır: “O (nebi), bütün ilahları (reddedip) bir (tek) ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!” (Sâd 28:5). Allah’ın elçilerini alaya almışlardır: “Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeyegörsün, hemen (tahfif edip) alaya alırlar!” (Yâsîn 36:30). Keza kınamışlardır: “Biz, yeni itikatların hiçbirinde böyle (bir iddia) duymadık! Bu, (fani bir insanın) uydurmasından başka bir şey değildir!” (Sâd 28:7).  Ya da enbiyayı cinnet geçirmekle suçlamışlardır: “Hep öyle oldu; daha önce de hangi elçi gelse ya ‘büyücü’ ya da ‘cinlerin etkisine girmiş’ dediler.” (Zâriyât 51:52).</p>
<p>Alışkanlığa dönüşen bazı önermeleri eleştiren insanlar da aynı tepkiyle karşılaşır. Mesela <strong>veto hakkını(!) eleştirenlere</strong> şu minvalde tepkiler verildiğini duymaktayız: “İmkânsız… Bu olgu aslâ değiştirilemez! Alternatifiniz nedir? Bütün ülkelere veto hakkı mı vereceğiz?”</p>
<p>Peki akıllarda kök salmış olan bu imkânsızlık fikrinin sebebi nedir? İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini yüksek sesle dillendiren insanların ve ülkelerin çokluğuna rağmen uluslararası düzendeki (BM teşkilatındaki) <strong>çarpıklığı eleştirenlerin sayısı</strong> neden bu kadar azdır? Veto hakkını reddedenlerin seslerini neden yeterince çok sayıda ve gür şekilde duyamıyoruz?</p>
<p>Bunun cevabını son bölümde vermeye çalışacağım, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-III-</strong></p>
<p>Veto hakkı, <strong>kanunun herkes için geçerli <u>olmaması</u></strong> anlamına gelir. Dünyanın en büyük kanun ve güvenlik kurumundaki (BM) bu çarpıklık demokrasi ve insan hakları söylemine aykırıdır. Bu ırkçı anlayış dünyanın gelişip <strong>büyümesine engel olmakta</strong> ve dünyadaki büyük küçük tüm tiranlara zulümlerini pervasızca uygulamak için haklılık ve <strong>meşruluk</strong> <strong>gerekçesi</strong> sunmaktadır! Böylece birer firavuna dönüşen bu tiranlar -aynen “Ben de yaşatırım, ben de öldürürüm!” (Bakara 2: 258) diyen Nemrut gibi- otoritelerinin sınırsız olduğu zehabına kapılmaktadır!</p>
<p>Önceki iki bölümde bu soruna değinmiş, veto hakkında bazı eleştiriler duymaya başlamış olsak da bunun çok yetersiz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Peki demokrasi ve insan hakları çağrısı yapanların çokluğuna rağmen <strong>veto uygulamasını eleştirenlerin sayısı neden bu kadar az?</strong></p>
<p>İnsanlar yeni fikirleri kolaylıkla kabul etmezler ve herhangi bir değişim projesiyle karşılaştıklarında eleştirmeyi ve reddetmeyi yeğlerler: “Böylesini eski atalarımızdan hiç duymadık!” (Kasas 28:36) derler!</p>
<p>Veto hakkı demokrasi ve insan haklarıyla taban tabana zıt olmasına rağmen, hâlâ uzmanların büyük çoğunluğu bu konuda <strong>sessiz kalmaya</strong> devam etmektedir. Dahası bu bozuk düzenin altında <strong>ezilenler de</strong> aynen çoğu düşünür ve filozof gibi duruma sessiz kalarak bu zulmün devam edip gitmesine sebebiyet vermektedir.</p>
<p>İnsanların bu yanlış duruma neden boyun eğdiği, bu zulme niçin sessiz kaldığı ve hangi sebeple bu gidişatı reddetmediği konusunu daha da derinleştirerek ortaya koymaya çalışacağım. Bunun en önemli nedeni akla ve mantığa değil <strong>hâlâ (kaba) güce inanmamızdır</strong>. Apaçık ortada olduğu üzere hâlâ gücün ve güç sahibinin (doğal olarak) hak sahibi olduğuna inanıyoruz! Bu inanç iliklerimize kadar işlemiş olduğundan bunun gayet doğal olduğu fikrini kanıksamış durumdayız!</p>
<p>Veto hakkını <strong>reddeden insanları azlığı</strong>, onu elde etmek isteyenlerin çokluğuna işaret etmektedir. Nitekim mustazaf (ezilen gariban) koltuğundan müstekbir (ezen kodaman) koltuğuna geçmek istiyorlar ve bu iki kesime mensup olmaktan başka bir seçeneğin varlığını hesaba bile katmıyorlar. Dolayısıyla amaçları mustazaf-müstekbir düzenini değiştirmek değil bu düzendeki <strong>konumlarını değiştirmektir</strong>. İşte bu yüzden insanlar uluslararası düzlemde adaletin tesis edilebileceğine inanmıyorlar, dahası bunu zihnimizde tasavvur etmeyi bile imkânsız görüyorlar! Zira insanların aklına <strong>adaleti sağlamanın imkânsız olduğu saplantısını yerleştiren</strong> mebzul miktarda söylenti, atasözü ve hikâye mevcuttur.</p>
<p>Veto hakkının insan hakları devrimi için bir dezavantaj oluşturduğunu ve demokrasiler için bir gerileme sebebi olduğunu düşünüyorum. Eğer dünya veto sistemini sürdürmeye, adaleti ve eşitliği yaygınlaştırmakta yaya kalmaya devam edecek olursa dünyanın düzeni büsbütün bozulacaktır!</p>
<p>“Ey insanlar! Bu azgınlığın zararını asıl siz görürsünüz!” (Yunus 10:23). Yani, insanlara uygulayageldiğiniz zulümler öncelikle kendinize reva gördüğünüz zulümler demektir. Zira bu zulümlerin sonuçları kesinlikle sizin aleyhinize olacaktır, <strong>asla lehinize olmayacaktır</strong>…</p>
<p>Akıllı insan başkalarının derslerinden ibret alandır. Tarih bizi adaletsizlik ve tahakküm tehlikesi konusunda uyaran ibretlerle doludur… Çok açık bir sınavla karşı karşıyayız: <strong>Ya tarihten ders alırız</strong> ya da tarih bizim yok oluşumuzu kaydeder:</p>
<p>“Zulüm (yanlış) yaptıkları için helak ettiğimiz (etkisiz bıraktığımız) o kentler… Onlar için helak ile tehdit edildikleri bir gün belirlemiştik!” (Kehf 18:59).</p>
<p>Hâlâ söylenecek söz var (her şey bitmiş, iş işten geçmiş değildir). Gençler problemleri çözmenin yollarını aramalı ve öğrenmelidir. Tüm insanlığa yardımcı olmak, kendini yeniden üreterek sürüp giden zulüm darboğazından çıkmak ve ezen-ezilen ikileminden kurtulmak için <strong>adaleti savunan bütün insanlar işbirliği yapmalıdır</strong>.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği Low and Religion dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “Low and Religion” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “Din ve Hukuk” adıyla Pınar Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İncil’in Türkçe Yeni Çevirisi’nde yedinci bapta “Başkasını Yargılamayın” başlıklı pasajda Hz. İsa’nın şu mesajı yer almaktadır:</p>
<p>“1 Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.</p>
<p>2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.</p>
<p>3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?</p>
<p>4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?</p>
<p>5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.</p>
<p>6 “Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.” (<a href="https://incil.info/kitap/mat/7">https://incil.info/kitap/mat/7</a>, 01.10.2018). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Hz. Âişe validemizden nakledilen hadisin tamamı şöyledir: “(Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fatıma adlı bir kadını affetmesi için aracı olduklarında… Resûlullah (sav) ayağa kalkarak hutbe okudu ve Allah’a gerektiği gibi sena ettikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Sizden önceki insanların helak olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!&#8221; (Müslim 4411, Hudûd 9)”. <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, 3/536-537. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİTNE ATEŞİNİ ELBİRLİĞİYLE SÖNDÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesini-elbirligiyle-sondurebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesini-elbirligiyle-sondurebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2016 09:46:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[21:35]]></category>
		<category><![CDATA[25:20]]></category>
		<category><![CDATA[31:33]]></category>
		<category><![CDATA[35:5]]></category>
		<category><![CDATA[57:14]]></category>
		<category><![CDATA[DİB]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Olçok]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Hökelekli]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç-İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfü Şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Dere]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Mücteba Uğur]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=354</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey insanlar! İyi bilin ki Allah&#8217;ın vaadi gerçekleşecektir! Şu halde dünya hayatı sizi asla ayartmasın! Dahası, aldatıcının hiçbir türü sizi Allah (hakkındaki asılsız düşünceler) ile aldatmasın!” (Fâtır 35:5). “Men ğaşşenâ feleyse minnâ: Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, İman 164; Fiten 16). “İslam toplumunda çeşitli dinî, siyasî ve sosyal sebeplerle ortaya çıkan her türlü sosyal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey insanlar! İyi bilin ki Allah&#8217;ın vaadi gerçekleşecektir! Şu halde dünya hayatı sizi asla ayartmasın! Dahası, <strong>aldatıcının hiçbir türü sizi Allah</strong> (hakkındaki asılsız düşünceler) <strong>ile aldatmasın!</strong>” (Fâtır 35:5).</p>
<p>“<em>Men ğaşşenâ feleyse minnâ</em>: Bizi aldatan bizden değildir.”<br />
(Müslim, İman 164; Fiten 16).</p>
<p>“İslam toplumunda çeşitli dinî, siyasî ve sosyal sebeplerle ortaya çıkan her türlü sosyal kargaşa, anarşi, iç savaş, ölümle sonuçlanan ve ümmet bütünlüğünü bozan her türlü yıkıcı ve bozucu olay” şeklinde tanımlanabilecek (1) “<strong>fitne</strong>” kavramı Türkçede daha çok “kargaşa, fesat, karışıklık” anlamında kullanılmaktadır (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne Tufanında Hakkın Yanında Sabitkadem Olabilmek</strong></p>
<p>Allah insanları, iman ve ahlâktaki samimiyetlerini ispat etmeleri için bir fitne (imtihan) olmak üzere hayırla da şerle de sınamaktadır (Enbiya 21:35). İnkârcıların Müslümanlara karşı olumsuz tavırları Müslümanlar için bir fitnedir; zira böylece mü’minlerin sabır ve sebatları da denenmiş olur (Furkan 25:20). Öte yandan Müslümanların maruz kalacakları herhangi bir sıkıntılı durum da kâfirlerin bundan mü’minler aleyhine ağır sonuçlar çıkarmalarına yol açan bir fitne olabilmektedir (3).</p>
<p>Bir ülke veya toplumda ortaya çıkan fitne, çoğu zaman o ülkenin parçalanmasına ve o toplumun da perişan olmasına sebebiyet vermiştir. Tarih bunun ibret verici örnekleriyle doludur. Küçük bir topluluk ve hatta bir aile içerisinde vukû bulan fitne, genellikle o topluluğun veya ailenin dağılmasına yol açabilmiş, hem dünya hem de âhiret hayatlarını mahvetmiştir. Barışı, adaleti ve huzuru hâkim kılmakla görevli olan Müslüman; ümmetin ve milletin birlik ve beraberliğini, barışını, huzurunu bozacak, ifsat edecek her türlü fitneye ve yıkıcı faaliyetlere engel olmak zorundadır (1).</p>
<p>Fitnenin doğuracağı zararlı sonuçlar belli kişi ya da guruplarla sınırlı kalmayıp, bütün bir toplumu etkisi altına almaktadır. Çünkü fitnenin; insanların huzur ve düzenini sarsan, kişileri birbirine düşürüp onları düşman kamplara bölen <strong>yıkıcı</strong> bir niteliği bulunmaktadır. Bu yüzden, patlak verdiğinde sadece zalimlere musallat olmakla kalmayıp kurunun yanında yaşı da yakan (Enfâl 8:25) fitne ateşini daha fazla tahribata yol açmadan kontrol altına almak gerekmektedir. Kur’an’ın aydınlatıcı kılavuzluğunda ve Allah Rasulü’nün güzel örnekliğinde fitne ve fitnecilerle <strong>doğru yöntemlerle</strong> mücadele ederek fitne ateşini el birliği ile <strong>söndürülebilmek </strong>sınavın bir parçasıdır. Fitnenin ortadan kalkması için ellerinden geleni yapmayanlar, haksızlığa karşı mücadele etmeyenler, kusurlu ve sorumludurlar (4).</p>
<p>İslâm, fitneler karşısında mutlak surette tedbirli olmayı ve fitnelerle elbirliğiyle mücadele etmeyi emretmiştir. Bu nedenle fitnelere meydan vermemek için; en başından itibaren uyanık ve basiretli olmak, muhtemel gelişmelere karşı önceden tedbirler almak, fitne ortaya çıktığında ona karşı koyabilecek çareler üretmek, sosyal hadiselerde kontrolü elde tutabilmek gerekmektedir. Ayrıca fitne ile mücadele ederken hikmet, sükûnet ve itidalle harekete edilmelidir. Aslolan, <strong>fitnenin uyanmaması için</strong> toplumdaki bütün fertlerin sorumluluklarını layıkıyla ve zamanında yerine getirmeleridir. İyiliği yaygınlaştırıp kötülüğü engellemek, dinî ve manevî değerleri güçlendirici tedbirler almak, inanma ve inancına uygun yaşama hürriyetini tam anlamıyla sağlamak, bilgi ve kültür seviyesini yükselterek yanlış inanç ve taassupların kökleşmesinin önüne geçmek, sosyo-ekonomik problemleri vakitlice çözerek insanların fakirliğini istismar etmek isteyenlere fırsat vermemek gibi tedbirlerle fitne ortamının doğması daha en baştan önlenmelidir (5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitneye Nebevî Örneklikle Karşı Koyabilmek</strong></p>
<p>Arap dilinde cevheri cüruftan ayırmak için madeni ateşte eritmek, imtihan, sınama, fesat, kuruntu gibi manaları bulunan “fitne” kelimesi ile türevlerinin anlamlarını ve bu kelimelerin geçtiği âyetlerin büyük kısmının meâlini geçen haftaki yazımızda paylaşmıştık. Bu hafta konunun devamı niteliğinde bir yazıyla nebevî örneklikten istifade edebilmek adına bazı hadis-i şerifleri paylaşmak istiyorum:</p>
<p>“Kur’an’daki anlamları yanında hadislerde “fitne” kavramı; “deccâl fitnesi”, “mesih fitnesi” vb. deyimlerle kıyamet alâmetleri diye bilinen gelişmeler için de kullanılmaktadır. Fitne kavramının çoğulu olan “fiten”, hadis kitaplarında Hz. Peygamber (s) devrinden sonra meydana gelmesi muhtemel olaylara dair hadisleri bir araya getiren ana bölüm başlığının adıdır. Bu rivayetler hadis kaynaklarında sadece “fiten” başlığı altında değil aynı zamanda “melâhim”, “eşrâtü’s-sâat, “kıyâmus-sâat”, “imâre”, “rikâk”,  “megazî”, “menâkıb” ve “mehdi” gibi farklı konuların incelendiği kitap veya bâb başlıkları altında da zikredilmektedir. (6)</p>
<p>Hadislerde fitne kavramı, “dinî ve siyasî sebeplerle ortaya çıkan sosyal kargaşa, anarşi, iç savaş” anlamında da yaygın olarak geçmekte; İslâm’ın ilk asırlarından itibaren vukû bulan dinî ve siyasî çalkantıları, sosyal huzursuzlukları haber veren bir konumda da kullanılmaktadır. Bu hadislerde fitne, genellikle İslâm ümmetinin birlik ve bütünlüğünü tahrip eden bir komployu veya her türlü yıkıcı faaliyeti ifade eder. Bu hadislerden birinde Hz. Peygamberimiz (s) “Birtakım fitnelerin yağmur selleri gibi evlerinizin arasından aktığını görüyorum.” buyurmuştur (Buhârî, Fiten 4). Hadis âlimleri burada özellikle Hz. Osman’ın (r) şehit edilmesiyle başlayıp sonraki dönemlerde devam eden kargaşa ve iç savaşlara işaret edildiğini belirtmiştir (3).</p>
<p>Allah Rasulü’nün (s): “Zaman yaklaşacak, ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler açığa çıkacak ve adam öldürme olayları artacak.” (Buhârî, İlim 24, Fiten 5; İbn Mâce, Fiten 25), “Yakında fitneler meydana gelecektir.” (Buhârî, Fiten 9, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 10, 12-13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/39, 48, 110)  anlamındaki ifadelerle başlayan hadislerinde genellikle ilk iki asırda ortaya çıkan kargaşa ve iç savaşlara işaret edildiği düşünülmüştür.</p>
<p>Allah Rasulü (s), fitnelere/kötülüklere karşı mücadele etmemenin toplumu sürükleyeceği felâketi şu örnekle şöyle açıklar:</p>
<p>“Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katta oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler. Şayet üst katta oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alt kattakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30; Tirmizî, Fiten 12).</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Allah ile Aldatanlara Kanmamak İçin Dini Ana Kaynağından Öğrenmek</strong></p>
<p>Darbe görünümlü işgal girişiminin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imam-hatiplere gönderdiği hutbedeki şu vurguları hatırlayalım:</p>
<p>“Başımızdan geçen bu büyük badireden elbette millet olarak çıkaracağımız büyük dersler vardır. Bu aziz millete bu kötülüğü reva görenleri unutmamalıyız. Yüce dinimizi, sahih kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeliyiz. <u>Kalbimizi, gönlümüzü, ruhumuzu, aklımızı, fikrimizi, irademizi başkalarına teslim etmemeliyiz</u>. Bizi Allah’a kulluk yerine <u>kendine kul ve köle olmaya davet edenlere</u> zerre kadar itibar etmemeliyiz. Birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi korumalıyız. Birbirimizin varlığını kendi varlığımız,  hukukunu kendi hukukumuz saymalıyız. Farklılıklarımızı ayrılık gayrılık nedeni değil, zenginlik ve rahmet vesilesi görmeliyiz. Fitne ve fesada, hile ve tuzağa karşı feraset ve basiretle davranmalıyız. Yarınlarımızın, bugünlerimizden çok daha güzel olacağına dair inancımızı sürdürmeliyiz. Unutmayalım ki bizi diri tutan, inancımız ve ümidimizdir.” (7).</p>
<p>Mehmet Görmez Hocamız da, Ankara’da 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde olağanüstü akdedilen Din Şûrâsı’nda irad etmiş olduğu açılış konuşmasında da şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“Bu yumuşak huylu görünen emre amade robotlar şebekesi milletimizi Allah ile Peygamberi ve onun sahabesi ile aldatmıştır. Allah&#8217;ın âyetlerini, Resûl-i Ekrem&#8217;in hadislerini, ulemanın, hikmet ve irfan erlerinin bilgi mirasını kendi gizli emel ve <u>gayeleri için araç olarak kullanmıştır</u>. Gözlerimizin önünde dinî cemaat taklidi yapan bir Truva atı; <u>dini, cemaatleşmeyi, hayır faaliyetlerini istismar ederek</u> sadece kendi menhus akıbetini hazırlamakla kalmamış, milletimizi aldattığı kadar Ümmet-i Muhammed&#8217;in garip coğrafyalarını ve bütün insanlığı da hayra hizmet ve insanlara yardım görüntüsü ile aldatıp <u>şer güçlere hizmet için</u> büyük imkânlar ve servetler yığmıştır. Bu terör örgütü mensupları, 15 Temmuz gecesinde giriştikleri cinnet ve vahşet ile göstermiş oldular ki, <u>akletmeyenlerin, aklını başkasına kiralayanların dindarlığı sadece kendilerini değil koca bir milleti felakete sürükleyebilir</u>…</p>
<p>İslam dini Allah’tan başka rabler edinmeden, dini yalnız Allah’a has kılarak ibadet etmeyi ve onun rızasına uygun olarak insanlığa hizmet etmeyi esas alır. İslâm dini, Hz. Peygamber’den başka <u>masum ve tartışılmaz bir otorite, yapı ve rehber kabul etmez</u>. Hiçbir kimse ve hiçbir yapı kendisini dinin temsilcisi olarak göremez ve insanları <u>kendisine mutlak itaate çağıramaz</u>. Dinî rehberlik, sadece bilgi ve ahlak açısından eğitim sürecinin bir parçasıdır, başkaca herhangi bir imtiyazı içinde barındırmaz. İslam dininde <strong>mutlak bağlılık</strong>, çerçevesi Kur’an ve Sünnet tarafından belirlenen <strong>ilkeleredir</strong>. Herhangi bir kişinin kendisini dinî bir otorite ve rehber olarak kabul etmesinin bir geçerliliği ve bağlayıcılığı yoktur.” (8).</p>
<p>“Ey İnsanlık! Rabbinize karşı sorumluluğunuzu hatırlayın! Dahası ne anne babanın çocuğuna, ne de çocuğun anne babasına hiçbir fayda sağlamayacağı bir günün dehşetinden sakının! Unutmayın ki Allah&#8217;ın vaadi gerçekleşecektir: şu halde bu dünya hayatı sizi asla ayartmasın; dahası, aldatıcının hiçbir türü sizi Allah (hakkındaki asılsız düşünceler) ile aldatmasın.” (Lokman 31:33).</p>
<p>“(Münafıklar) seslenecekler: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: ‘Elbette! Ama siz kendi kendinizi fitneye/ tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah’ın emri gelinceye kadar <strong>malum kuruntularla avundunuz</strong>; dahası, o (kafa) sizi <strong>Allah ile aldatarak gurura sürükledi</strong>.’” (Hadîd 57:14).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>15 Temmuz Sınavını Başarıyla Tamamlayabilmek</strong></p>
<p>15 Temmuz fitne gecesinde kadın erkek, yaşlı genç bütün bir millet, iradesini ipotek altına almak isteyenlere karşı efsanevi bir direniş sergileyerek tarihteki şanlı yerini almıştır. Kendisine yönelen teveccühe layık şekilde cesaret ve dirayetle işgal girişimine karşı dimdik duran Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, taşeron darbecilere hiç beklemedikleri bir direniş zemini oluşturan Muhterem Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez, kalkışmacı hain güruhun elebaşısını canını ortaya koyarak bertaraf eden Şehit Ömer Halisdemir, onaltı yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip ile 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şeytanın askerlerine karşı direnirken emanetini teslim eden Şehit Erol Olçok, köprüde direnişçilerin en önünde tek başına gafil askerleri ikna etmeye giderken ağır yaralanan Gazi Halil Aslan, İncirlik üssünde elektriği keserek darbecileri naçar bırakan subay gibi yüzlerce şehit ve binlerce gaziyi bu millete hediye eden direniş, İslam ümmetinin bekasına tarihi bir hizmet sunmuştur. Yaklaşık bir ay boyunca sabahlara kadar meydanları, caddeleri tıka basa dolduran, kışla ve kurum önlerinde uzun soluklu nöbetler tutan Türkiye toplumu hem “millet” olduğunu hem de İslam dünyasına önderlik edebilecek liyakatte olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Son Nebi’nin (aleyhisselam) ‘toplumda fenalık çoğalırsa, o toplumdaki iyilere rağmen helâkin kaçınılmaz olacağı’ (Buhârî, Fiten 4, 28) uyarısını ve sağduyu ile hareket etme (Ebû Davûd, Fiten 3; İbn Mâce, Fiten 3, 10, 12, 24) tavsiyesini kulak ardı ederek; yangından mal kaçırırcasına, fırsatı ganimet bilerek, eski kinlerin hesabını görmeye kalkarak, bu felaketten kendisine ve grubuna istikbal devşirmeye kalkarak… fitne ateşine odun taşımaya devam edersek ateşi söndürmek yerine körüklemiş ve büyütmüş, dolayısıyla şeytani güçlerin stratejik hedeflerine hizmet etmiş, nihayetinde ilk etapta milletçe alnımızın akıyla çıktığımız 15 Temmuz 2016 fitnesini/sınavını ikinci etapta kaybetmiş oluruz. Allah bizleri böylesine kötü bir akıbetten muhafaza buyursun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Hayati Hökelekli, “Fitne” Maddesi, <strong>İslam’da İnanç-İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi</strong>, İFAV Yayınları, İstanbul 1997, II/52-53.</li>
<li>Şükrü Halûk Akalın vd., <strong>Türkçe Sözlük</strong>, TDK Yayınları, baskı, Ankara 2005, s. 881; İlhan Ayverdi-Ahmet Topaloğlu, <strong>Türkçe Sözlük</strong>, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul 2007, s.361.</li>
<li>Komisyon, <strong>Kur’an Yolu Meâl-Tefsir</strong>, 5. baskı, DİB Yayınları, Ankara 2014, I/295-297. Keza bkz. Hasan Keskin, <strong>Kur&#8217;an&#8217;da Fitne Kavramı</strong>, Rağbet Yayınları, İstanbul 2003, s. 36.</li>
<li>Lütfü Şentürk, <strong>Örnek Vaazlar II</strong>, 3. baskı, DİB Yayınları, Ankara 2013, s. 119.</li>
<li>Mehmet Dere, “<strong>Kur’an-ı Kerim’de Fitne Kavramı</strong>”, Diyanet Dergisi, Ağustos 2016, Ankara.</li>
<li>Mücteba Uğur, <strong>Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü</strong>, TDV Yayınları, Ankara 1992, s. 99-100.</li>
<li>http://ankara.<strong>diyanet</strong>.gov.tr/Sayfalar/contentdetail.aspx?ContentId=295&amp;MenuCategory=Kurumsal, 30.07.2016.</li>
<li>http://webdosya.<strong>diyanet</strong>.gov.tr/anasayfa/UserFiles/Document/TextDocs/26310ed8-fba3-4e52-9be6-1a4a270bf66e.pdf, 03.08.2016.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesini-elbirligiyle-sondurebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
