<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Araplar Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/araplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/araplar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Jan 2018 15:19:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİNİN BİLGİ ZEMİNİNİ OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:105]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[ASDER]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ASSAM]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Cebel-i Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:63]]></category>
		<category><![CDATA[fasit]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşhaşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Konfederasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Ülkeleri Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul boğazları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul WOW Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Külünk]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MısırTunus]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74:37]]></category>
		<category><![CDATA[Mülk 67:2]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali Karadaği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[vekalet savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=588</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.” (Âl-i İmran 3:105). “Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:105).</p>
<p>“<em>Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû</em>…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız. Eğer kitap ehli de güvenip inansaydı, haklarında hayırlı olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>“(O inanmış kimseler ki) kalplerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın, ama Allah onları bir araya getirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliğini Tesis Edebilmek İçin Nitelikli Çabalar Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Derneği, 2023’e kadar kesintisiz olarak her yıl bir “Uluslararası İslam Birliği Kongresi” düzenleme kararı alarak bunun ilkini de <strong>23 Kasım 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi. İslam ülkeleri başta olmak üzere dünya siyasetinin önemli güncel sorunlarına ilişkin akademik ve siyasal tespitler yapma ve karar vericilere çözüm önerileri sunma amacını güden “Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri”nin ana konuları; “yönetim şekil ve organları, ekonomik işbirliği, savunma sanayi, ortak savunma sistemi, müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi ve ortak güvenlik sistemi” şeklinde tespit edilmiştir.</p>
<p>İslam ülkelerinin bir irade altında toplanması için gereken müesseseler ile tâbi olacakları mevzuatın bir hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmasını hedefleyen İslam Birliği Kongrelerinin birincisi, “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla 23 Kasım 2017 tarihinde İstanbul WOW Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Halkı Müslüman ülkelerin ortak irade altında toplanabilmeleri için geçmişten günümüze yönetim şekillerini inceleyerek İslam Birliği yönetim şeklinin nasıl olabileceğini istişare etmek üzere toplanan “Birinci Uluslararası İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Başkan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, detaylı bir sunu eşliğinde İslam Coğrafyası’nın mevcut durumunu özetleyerek çözüm önerilerini dile getirdi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk Adımda Durumun Net Bir Fotoğrafını Çekebilmek </strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na üye 193 devletin 60’ına (üye sayısının %31’i), 7,145 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarına (dünya nüfusunun %22,5’u), 150 milyon Km<sup>2</sup> olan dünya karalarının 19 milyon Km<sup>2</sup>’sine (dünya karalarının %12,8’i) sahip olan 60 İslâm Ülkesini bünyesinde barındıran İslâm Coğrafyası, kendi aralarındaki sınırlar yok sayıldığında oluşturdukları blok ile;</p>
<ol>
<li>Dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunan;</li>
<li>Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebel-i Tarık, Babu’l-Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalı’nı kontrol eden;</li>
<li>Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyıları olan;</li>
<li>Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Çin gibi süper güç sayılan dünyanın büyük devletlerine kara ve denizden, Amerika Birleşik Devletleri’ne denizden sınır komşusu olan;</li>
<li>Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan;</li>
<li>Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan;</li>
<li>Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihî birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek geleceğin süper gücü olmaya namzet potansiyel bir güce sahip bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>Egemen olması gerektiği coğrafyasında İslâm Dünyası, her bir İslam Ülkesinin üniter yapılarının içindeki etnik ve mezhepsel farklılığa sahip unsurlarının birbirleri ile savaştırıldığı, ilan edilmemiş, gizli, sinsi, kirli ve asimetrik Üçüncü Dünya Savaşının alanı haline getirilmiştir.</p>
<p>Sahip olduğu avantajlara rağmen İslam ülkeleri, emperyalist batı devletlerinin müdahaleleri ile büyük bir <strong>kargaşa</strong> içine düşmüştür. Bu kargaşanın sonucu olarak İslam coğrafyasında büyük acılar ve yıkımlar yaşanmaktadır. Milyonlarca Müslüman evlerini, yurtlarını terk etmek veya ölmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadır. Göç yollarında binlerce Müslüman çeşitli şekillerde ölmekte, göç etmeyi başaranlar ise yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2016 verilerine göre sadece <strong>5 milyon</strong> Suriye vatandaşı göç etmiştir. Kayıt altına alınamayan mültecilerle bu rakam daha da yükselmektedir <strong>Suriyeli mülteci</strong>ler, Türkiye (2.749.140), Irak (249.726), Ürdün (629.128), Mısır (132.275), Lübnan (1.172.753) ve Kuzey Afrika’da diğer yerlere göç etmiştir. Bu rakamların dışında yoğun bir şekilde Avrupa’ya göç girişimleri olmakta ve büyük bir kısmı Akdeniz’de yaşamlarını yitirmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen Avrupa’ya yapılan sığınmacı başvuru sayısı 270.000’den fazla olmuştur.</p>
<p>Üçüncü Dünya Savaşı İslam Ülkelerine karşı ilan edilmemiş bir savaş olarak sürdürülmektedir. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yönetimsiz kalan Müslümanlar küçük devletler kurarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmış, ancak birlik ve beraberliğini kaybettiklerinden küresel güçler için kolay lokma haline gelmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu İslam Coğrafyasını ele geçirmek için İslam Ülkelerinde, kontrol ettikleri <strong>terör örgütleri</strong> vasıtasıyla vekalet savaşları (asimetrik savaş) yürüterek otorite tesis etmeyi amaçlamaktadır…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Hastalıklarımızla Yüzleşmek ve Vahdetin Yasasını Keşfetmek</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan; ümmetin en büyük problemi olan <strong>yalan</strong> hastalığından kurtulursak, “ittifak edelim” derken bile ihtilaf etmeye kadar varan parçalanmışlığımıza bir son verebilirsek, martının kuyruğu suya değdi-değmedi mesabesinde kalan anlamsız kavgalarımızı geride bırakabilirsek önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmak için gereken altyapıya sahip olduğumuzun altını çizdi.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi dönemi bakanlarından Dr. Salah Bey; İslami köklerimizi, varlığımızı, beşerî ve tabii zenginliklerimizi hedef alan çok boyutlu saldırılarla karşı karşıya bulunduğumuzu, bazı Arap devletlerinin “<em>vasatiyye ve tecdid</em>: ortayol ve yenilenme” imamı Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi’yi bile teröristler listesine yazabildiğini, ortalığı nifakın kapladığını, mesela Mısır’da halkının aleyhine çalışan bir darbeci hükümetin işbaşında olduğunu anlattıktan sonra vahdetin İslam şeriatinde bir vecibe, tefrikanın da nankörlük ve haram olduğunu hatırlattı. Zatında ve sıfatında Allah’ı bir ve tek kabul etmek anlamında inanmamız elzem olan tevhid gibi ümmetin tevhidine de inanmamız gerektiğinin altını çizen Dr. Salah, esasen bütün ihtilafların bu iki konu etrafında odaklandığını, gözümüzün önündeki başarılı örnekleri inceleyerek bu ihtilafların üstesinden gelebileceğimizi belirtti.</p>
<p>Avrupa’da da aynen bugün bizim aradığımız gibi yıllar önce yaşamış oldukları büyük kavim ve din savaşlardan sonra düşünürlerin çıkış için çare aradığını ve problemin kaynağını siyaset, eğitim, din alanlarında tespit ettiklerini, bizim de çözüm için öncelikli olarak bu üç alanı ıslah etme amacını güden projeler geliştirerek işe başlamamız gerektiğini, gelişme ve ilerlememizin bu sayede mümkün olacağını anlatan Dr. Salah, Japonya’nın 1946’da yeniden sıfırdan başladığını, doğruluk, vefa, çalışkanlık gibi değerleri sayesinde parçalanmışlıktan kurtulup ilerlediklerine vurgu yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Yolun ve Dengenin Temsilcisi Olabilmek  </strong></p>
<p>Kongrenin önemli konuşmacılarından Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Karadaği de tebliğinde şu hususları dile getirdi:</p>
<p>“Allah Rasulü toplumu ıslah etmiştir. Kimseyi yerine halef bırakmadığı gibi kimse için vasiyet de bırakmamış, yöneticilerini seçme işini ümmete bırakmıştır. Allah Rasulü raşid bir idare sistemi kurmuştu. Haram uygulamaları kaldırmıştı. Kur’an bize sürekli bir bir şekilde en iyi ve en özgün olanı ortaya koymamızı emretmektedir: “<em>Liyebluwekum eyyukum ahsenu amela</em>: hanginizin daha güzel iş ve eylemler ortaya koyacağını sınamak için…” (Mülk 67:2) ayet-i kerimesi en güzel işi ortaya koymayı hedeflememiz gerektiğini bize öğretmektedir. Hayatı inşa sanatı, savunma sanatı vb. tüm alanlarda en iyi ürün ve modeli ortaya koyan biz olmalıyız. Elbette öncelikle dinimizi en iyi anlayan biz olmalıyız. Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi durumda olmayı hedeflemeliyiz. Durmaksızın ilerlemeliyiz. Zira Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “<em>Limen şâe minkum en yeteqaddeme ew yeteahhar</em>: içinizden öne geçmeyi veya arkada kalmayı dileyen/seçen herkes için…” (Müddessir 74:37).</p>
<p>Akıl ve hikmet yöntemiyle, kitaba ve mizana uygun davranmalıyız. Vahdeti gerçekten istiyorsak <strong>feragat</strong> etmeden olmaz. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethi hususunda çok acele ediyordu… Bu vesileyle bir kavramı da tashih etmek istiyorum. “Salîb; haç/lı savaşları” kavramı yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar din savaşı değildi, kitaplarımızda “Frenc savaşları” tamlaması kullanılmakta olup bu çok daha doğru bir kullanımdır. Salahuddin Zengi’ye şöyle cevap yazıyor: “Frenklerle savaşıp ümmeti kurtarmamız için önce ümmeti birleştirmemiz gerekiyor!”</p>
<p>Kendimizi, fıkıh ve hadis müktesebatımızı, kültür alanımızı, fikriyatımızı ıslah etmeliyiz. Amerikan ilerlemesinden de alabileceğimiz dersler var Türkiye ilerlemesinden de. Türkiye coğrafi açıdan aynı Türkiye, ama son 15 yılda özellikle askeri, toplumsal, ekonomik ve sanayi alanlarında belirgin şekilde ilerlemiştir. 80’li yıllarda Vatan caddesinde bir büro kiralamıştık, sularımız kesikti. Bugün maşaAllah Türkiye hem cemal hem de celal itibarıyla çok ilerlemiş durumda.</p>
<p>Arap baharı sürecinde Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye itidal/denge fikrinde ittifak etmişti, halk barışçıl yöntemle değişimi istemişti. Ancak akbabalar bu fikri ve hareketi maalesef fena halde sömürdüler.</p>
<p>Kitap ile hikmet, kitap ile mizan arasında dengeyi kurabilmeliyiz. İnsan arzı imarla mükelleftir. Çünkü Allah Teâlâ; “<em>Huwe enşeekum mine’l-ardi westa’merakum fîha</em>: Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.” (Hûd 11:61) buyurmuştur. İçtihad kurumunu yeniden işler hâle getirerek sorunlarımızı çözme ve İslam Birliği’ni birlikte tesis etme şerefini paylaşmalıyız…”</p>
<p>İstanbul Milletvekili Metin Külünk de; “Son ikiyüzyılda İslam dünyası hangi bilgiyi üretti? İnsanımız neden Batı’ya hicret ediyor? Yer altı kaynaklarımız nerede? Üç din nerede insanlık ile buluştu?” gibi sorularla başladığı konuşmasında her an yaşamakta olduğumuz fiziki yenilgi yanında asıl yenilgiyi akıl/düşünce alanında yaşadığımızı fark etmemiz gerektiğini anlattı. “Bilginin iktisadi güce, iktisadi gücün siyasi güce, siyasi gücün askerî güce dönüştüğünü neden görmüyoruz?” sorusunu yönelten Külünk, akıl yenilgisini anlayacak hikmeti üretemezsek çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğimizi, dolayısıyla akıl teri döküp akıl galibiyetini elde etmek durumunda olduğumuzu belirtti. Akılda galibiyeti başarmak zorunda olduğumuzu, zira Allah azze ve cellenin bizi düşünmekle sorumlu tuttuğunu, defalarca “akletmez misiniz” buyurduğunu hatırlatan Külünk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yenilgiyi galibiyete dönüştürmek ve insanlık için yeniden sevgi, merhamet ve adalet üretmek için akletmeliyiz. İslam medeniyetinin yeniden inşası sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır. Medeniyetin bin yıl sonra yeniden güncellendiği bir dönemdeyiz. Dün Haşhaşiler vardı, bugün Fetö, Daiş, Bokoharam gibi örgütler üzerinden İslam çökertilmek isteniyor. Akıl ile yeniden tarih yapıp tarih yazmalıyız. Dönem akıl içtihadı, akıl yenilenmesi vaktidir…”</p>
<p>Malezya’da görev yapan Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah; “Mevcut haliyle İslam ülkelerinin vahdet oluşturma kabiliyeti var mıdır?” sorusuyla başladığı konuşmasında siyaset, ekonomi, eğitim… hemen tüm alanlarda fesat durumu yaşandığını, servetin belli aile ve kişilerde biriktiğini anlatarak bu durum değişmedikçe İslam ülkelerinde birleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Biz Mısır’da okurken, Sudan’da doğal kaynaklar, Libya’da ise para vardı, Mısır’ın da ortada bir ülke olarak bu iki imkânı organize edeceği söyleniyordu, biz yetişkin insanlar olduk ama böyle bir birlik göremedik. Çünkü fesatçılar ıslah için birleşmez, onlar ifsat için birleşir ancak!</p>
<p>İslam ülkelerinin ekonomik bir birlik kurabilmesi için; uygun bir taksimatla iş bölümü yapmaları, birliğin ilke ve çerçevesi ile aşamaları net bir şekilde ortaya koymaları, hükümet dışı ekonomik işbirliği girişimlerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Çünkü Araplar başta olmak üzere İslam ülkeleri yönetimlerinin çoğu fesat/bozulma durumu yaşamaktadır. Adım atmak için sömürgecilerin yakamızı bırakmasını ya da fasit/bozguncu yöneticilerin kendiliğinden çekip gitmesini mi bekleyeceğiz? Karşılıklı ihtiyaç alanlarımıza uygun düşen yatırımlar yapmalıyız. Stratejilerimizi birleştirdikten sonra ekonomik birliği sağlayabiliriz…”</p>
<p>23 Kasım 2017 tarihinde ASSAM, Üsküdar Üniversitesi, ASDER ve İDSB işbirliğiyle İstanbul’da ilki “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla gerçekleştirilen İslam Birliği Kongrelerinin, “İslâm Ülkeleri Parlamentosu”nun teşkili ve her İslam ülkesinde yeni bir &#8220;İslam Birliği Bakanlığı&#8221; ihdas edilmesi yoluyla nihayetinde İslam Ülkeleri Konfederasyonu oluşturulmasına hizmet etmesi niyazıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html">http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html</a>, 23.11.2017.</li>
<li><a href="https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html">https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html</a>, 23.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BERABERLİĞİN KURUCU,  TEFRİKANINSA YIKICI GÜCÜNÜ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 10:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:142]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Araplık]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutlar]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[böl]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[çöküşün kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe umutla bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu Nasrullah Cami]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyyet]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[parçala ve yok et]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=268</guid>

					<description><![CDATA[“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.” (Enfâl, 8/46). &#160; &#160; Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.”</p>
<p>(Enfâl, 8/46).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din Kardeşliğinin Büyük Gücünü Keşfedebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre bir Müslüman dindaşlarının acısına asla bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değildir.</p></blockquote>
<p>“Âyât-ı kerîme var, nâmütenâhî ehâdîs-i şerîfe var ki, efrâd-ı müslimînden biri, diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrûr, musîbetiyle-mâtemiyle mahzûn olmadıkça tam Müslüman olamaz. İmanın kemâli, cemâat-i müslimîne sımsıkı sarılmakla kâimdir. ‘Bütün Müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler. İnsanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kâffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi, bir Müslüman da diğer dindaşlarının acısına, musibetine, mâtemine kâbil değil bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değil.’ ‘Bir müminin diğer mümine karşı vaziyeti, yekpâre bir duvarı vücuda getiren perçinlenmiş kayaların birbirine karşı aldığı vaziyet gibidir. Öyle olacaktır, öyle olmalıdır’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> hadis-i şerifini elbette işitmişsinizdir.” (Abdülkadiroğlu, 1992:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Önemini ve Tefrikanın Zararını İdrak Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre milletler silahla değil, ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine düştüğü zaman yıkılır.</p></blockquote>
<p>Hz. Peygamber’in Müslüman toplumun çeşitli fırkalara bölünmesini yasaklayarak, fertlerin birlik içinde hareket etmesini ve tefrikadan uzak durmasını tavsiye etmesi sebebiyle, Müslüman toplumun geneli ile birlikte hareket etmenin önemini dile getiren ve Allah’ın yardımının cemaatin (birlik içinde olanların) yanında olduğunu ifade eden rivayetlere şiirlerinde, yazılarında ve hitabelerinde yer veren Âkif, Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemini kuvvetli vurgularla dile getirir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün ferdî mesâînin bütün mahsulü? Hep hüsrân;</p>
<p>Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!</p>
<p>Cihan artık değişmiş, infirâdın yoktur imkânı,</p>
<p>Göçüp mâmûrelerden boylasan, hattâ beyâbânı.</p>
<p>Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır: devr-i cem’iyyet.</p>
<p>Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,</p>
<p>“Şu vahdet târumâr olsun” deyip saldırma İslâm’a,</p>
<p>Uzaklaşsan da îmândan, cemâ’atten uzaklaşma.</p>
<p>İşit, bir hükm-i kat’î var ki istînâfa yok meydan:</p>
<p>“Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.”</p>
<p>Nedir îmân kadar yükselterek alçak bir ilhâdı?</p>
<p>Perîşân eylemek zaten perîşân olmuş âhâdı,</p>
<p>Nasıl yekpâre milletler var etrafında bir seyret,</p>
<p>Nasıl tevhîd-i âhenk eyliyorlar, ibret al, ibret!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gebermek istiyorsan başka! Lâkin, korkarım, yandın;</p>
<p>Ya sen mahkûm iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın?</p>
<p>Zimâmın hangi ellerdeyse, artık onlarınsın sen;</p>
<p>Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!</p>
<p>Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, âdettir;</p>
<p>Ölüm dünyada mahkûmîne en son bir saadettir.</p>
<p>Desen bir kere “İnsanım!” Kanan kim? Hem niçin kansın?</p>
<p>Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.</p>
<p>Bu hürriyyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister:</p>
<p>Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.</p>
<p>(İstanbul, 3 Teşrînievvel 1334/ 3 Ekim 1918). (Ersoy, 2013:1208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Devleti dağılmaya başladığında farklı soydan grupların devletten ayrılmalarının zararına defaatle işaret eden Âkif, birlik ve beraberliğin önemini anlatırken şu hadisi çokça kullanır:</p>
<p>“Herhangi bir ırkçılığa çağıran bizden değildir. Bir ırkçılık davası üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık davası üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek Bir İman Kardeşliği Tesis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Müslümanlık ́ta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.”</p></blockquote>
<p>Âkif, iman kardeşliğinin söylemde bırakılmayıp uygulamada da gösterilmesinin zaruretine ilişkin şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“Cenâb-ı Hak sizi sıkı imtihanlara çekmedikçe, siz de sabr u sebat göstermedikçe, cennete gireriz mi zannediyorsunuz?” (bkz. Âl-i İmrân, 3/142). Yanlış. Sonra, Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: ‘İman olmadıkça cennete giremezsiniz&#8230;’ Malûm, fakat alt tarafı var: ‘Birbirinizi sevmedikçe de mümin olmazsınız.’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Lâkin ben bütün Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşlerime karşı hiç buğz, nefret yok&#8230; İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umûr-ı bâtıniyedendir. Vücûduna hükmolunmak için, hariçte âsârı, tecelliyatı görülmek lâzım. Yalnız hissiyât-ı kalbiye kâfî olsaydı, Cenâb-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emretmezdi. Kalben beni tanıyın. Bu kadar kâfî, derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahvâl-i kalbiyemizi, ahvâl-i vicdâniyemizi hâricî eşkâl ile görmek istiyor&#8230;” (Abdülkadiroğlu, 1992:116).</p>
<p>Âkif’e göre Batı’nın “böl, parçala ve yok et” politikaları karşısında devleti kurtaracak olan çare birlik ve beraberliktir. O, Müslümanların vaktiyle birlik ve beraberlik içerisinde oldukları için tarihte büyük devletler kurduğunu, ayrılığa düştükleri vakit ise vatanlarını kaybettiğini anlatır. Mehmet Âkif Ersoy’da birlik ve beraberlik fikri, geniş halk kitlelerini yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Nitekim, Kurtuluş Mücadelesinde maneviyatın maddiyata karşı gâlip gelmesi, milletin zorluklara karşı tek yürek olması ve ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir (Çapan, 2011:99).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çöküşün Kanununu Kavrayıp Ona Göre Tedbir Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“’Medeniyyet!’ size çoktan beridir diş biliyor/ Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor!”</p></blockquote>
<p>Birlik ve beraberliğin korunamadığı toplumların bağımsızlıklarını kaybederek başka milletlerin esareti altında girmeye mahkum olduğuna dikkat çeken Âkif; fitne, fesat, nifak ve şikak gibi sosyal hastalıklara karşı toplumu uyarır. Nitekim Kastamonu’da tarihî Nasrullah Cami’nde 19 Kasım 1920 tarihinde verdiği va’zında bu hususun ehemmiyetine vurgu yapmıştır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, uçaklarla, silahlarla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki râbıtalar, bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır&#8230; İslâm tarihini şöyle bir gözden geçirecek olursak, güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda yıkılmış ne kadar Müslüman devletler varsa hepsinin <strong>tefrika yüzünden</strong>, aralarına sokulan fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Ecdadımız bize kanları, canları pahasına emanet ettikleri, yadigâr bıraktıkları o koca iklimleri, o dünyanın en zengin, en verimli topraklarını vere vere bugün avuç içi kadar yere tıkıldık kaldık. Haydi diyelim ki evvelce düşman önünden perişan bir halde kaçarken, arkada sığınabilecek barınabilecek bir ocak yahut bir bucak bulabiliyorduk. Fakat gözünüzü açınız, iyice bilmiş olunuz ki artık dinimizi, imanımızı, ırzımızı, namusumuzu, çoluğumuzu, çocuğumuzu barındırabilmek için arkamızda hiçbir yer kalmamıştır. Şayet düşmanların hilelerine, tezvirlerine, yalanlarına kapılarak birbirimize girmeye, birbirimizin kanını içmeye bir süre daha devam edecek olursak, Allah korusun bu son Müslüman ülke de ayaklar altında çiğnenip gidecektir!”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yılgınlığa Kapılmamak ve Geleceğe Umutla Bakmak</strong></p>
<p>İslâmiyet’i toplumsal birlik ve beraberliğin çimentosu olarak gören Âkif, düşmanca saldırıların bu milleti mazisinden koparamayacağı konusunda emindir ve istikbale umutla bakmaktadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi, Âsım, bana müfrit de, ne istersen de,</p>
<p>Ma’rifetten de cüdâ, Şark, o fazîletten de.</p>
<p>Lâkin ister misin, oğlum, mütesellî olmak:</p>
<p>İctimâî bütün âmillere, kudretlere bak.</p>
<p>Bunların herbirinin kuvveti, mâzîye inen,</p>
<p>Kökü mikdârı olur; çünkü bu âmillerden,</p>
<p>En derin köklüsü, en sağlamı, en hâkimidir.</p>
<p>Şimdi, sen bizdeki kudretleri eşsen bir bir,</p>
<p>Göreceksin ki: bu millette fazîlet en uzun,</p>
<p>En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun,</p>
<p>Bir mübârek suyu var, hiç kurumaz: Dîn-i Mübîn.</p>
<p>Hâdisât etmesin oğlum, seni aslâ bedbîn&#8230;</p>
<p>İki üç balta ayırmaz bizi mâzîmizden.</p>
<p>Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,</p>
<p>Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?</p>
<p>Oo, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,</p>
<p>Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;</p>
<p>Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza.</p>
<p>Vâkıa ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;</p>
<p>Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor.</p>
<p>Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâatte yeri;</p>
<p>Arasan: Hepsi beş on maskara ferdin hüneri!</p>
<p>Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;</p>
<p>Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.</p>
<p>O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;</p>
<p>Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin. (&#8230;)</p>
<p>Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;</p>
<p>Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.</p>
<p>Şark’ın âğûşu açıktır o zaman işte size;</p>
<p>O zaman varmanın imkânı olur gâyenize&#8230; (18 Eylül 1919).</p>
<p>(Ersoy, 2013:1186).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçı Fikirlere Karşı Tavır Alabilmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sırasındaki zorlu yıllarda devlet aleyhindeki ırkçı fikirlerle ve bağımsızlık adına yola çıkan Araplara ve Arnavutlara karşı devletin birlik ve bütünlüğünü savunması, günümüz açısından aynı sıkıntıları çeken bizler için çok önemlidir. Ona göre bütün toplumlar ve ırklar, devletin şemsiyesi altında kardeşçe, aynı dinin mensubu olarak sırt sırta vermeli ve bütünlüğü bozan hareketlerden kaçınmalıdır.</p>
<p>Âkif şiirlerinde devletin birliğine kasteden tüm ırkçı fikirlere karşı tavır almaktadır (Azimli, 2008:502):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siz ey bu yangını ihzâr eden beş altı sefîl,</p>
<p>Ki ettiniz bizi Hırvat’la Sırb’a rezîl!</p>
<p>Neden hükûmete Kur’an’la bağlı Arnavud’u</p>
<p>Ayırdınız da harâb ettiniz bütün yurdu?</p>
<p>Nasılmış, anlayınız iddiâ-yı kavmiyyet?</p>
<p>Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet!</p>
<p>Siz, ey bu zehri en evvel kusan beyinsizler!</p>
<p>Kaçıp da kurtuluruz sandınız&#8230; Fakat, ne gezer!</p>
<p>Bu gün belânızı bulmuş değilseniz, mutlak,</p>
<p>Yarınki sâikalar beyninizde patlayacak! (Ersoy, 2013:750).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk</p>
<p>Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Üç sefîl ordu çevirsin o metîn ordumuzu,</p>
<p>Bizi koğsun elimizden alarak yurdumuzu…</p>
<p>Kimsesiz âilelerden kimi gitsin bıçağa;</p>
<p>Kimi bin türlü fecâatle çekilsin kucağa&#8230;</p>
<p>Birinin ırzı heder, diğerinin hûnu helâl!&#8230;</p>
<p>İşte, ey unsur-ı isyân, bu elîm izmihlâl,</p>
<p>Seni tahrîk eden üç beş alığın ma’rifeti!</p>
<p>Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?</p>
<p>Hani, milliyyetin İslâm idi&#8230; Kavmiyyet ne?!</p>
<p>Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.</p>
<p>“Arnavutluk” ne demek? Var mı şerîatte yeri?</p>
<p>Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!</p>
<p>Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;</p>
<p>Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!</p>
<p>Müslümanlıkta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.</p>
<p>En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;</p>
<p>Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!</p>
<p>Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,</p>
<p>Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!</p>
<p>Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?</p>
<p>Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!</p>
<p>Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.</p>
<p>Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,</p>
<p>Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.</p>
<p>Veriniz baş başa&#8230; Zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:</p>
<p>Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne dîn!</p>
<p>“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;</p>
<p>Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.</p>
<p>Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,</p>
<p>Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâvâ?</p>
<p>Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz&#8230;</p>
<p>Size rehberlik eden haydûdu artık koğunuz!</p>
<p>Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum&#8230;</p>
<p>Başka bir şey diyemem&#8230; İşte perîşan yurdum!&#8230; (7 Mart 1913). (Ersoy, 2013:522-526).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Bilgisinin Gücüyle Mücadele Etmek</strong></p>
<p>Âkif ömrünün sonuna kadar ayrılıkçı fikirlerle mücadele etti. Onun için vatanın birlik ve bütünlüğü, ümmetin beraber yaşaması hayati öneme sahipti. Bu düşüncelerle Araplara karşı geldi ve onları ikna için Arabistan’a gitti. Aynı yıllarda Turancılığı ön plana alan İttihatçılara karşı çıktı. Kendi milleti olan ayrılıkçı Arnavutçulara karşı en sert söylemlerde bulundu. Âkif’in bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduğu, müttefik Almanya’da bulunan ve İngilizlerden alınan esirlerle görüşmek üzere gittiğinde dönüşte Viyana’da Kudüs’ün İngilizlerce işgal edildiğini duyan Müttefiklerinin sevinç çığlıkları atmaları üzerine daha net anlamıştı. O, çözümü şu şekilde sunmuştu (Azimli, 2008:505):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: bakın nerden eyliyor nebe’ân</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz.</p>
<p>Ne Kürd elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab;</p>
<p>Ne Çerkes’in ne Laz’ın var, bakın elinde kitab!</p>
<p>Hulâsa, milletin efrâdı bilgiden mahrum.</p>
<p>Unutmayın şunu lâkin: “Zamân: zamân-ı ulûm!” (Ersoy, 2013:710).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). M. Akif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>AZİMLİ, Mehmet. (2008). “Arnavut Mehmet Akif ve Devletin Bütünlüğü”. I. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yayını, c.II, s.501-505.</li>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, s.99-110.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). Safahât. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Buhârî, Salât 88, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1. Keza bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 56; Ahmed b. Hanbel, I/165,167.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bu va’zın metni, Sebîlü’r-Reşâd dergisinin 25 Kasım 1920 tarihli 464. sayısında yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
