<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ubeydg, Yazar Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/author/ubeydg/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/author/ubeydg/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Jun 2017 13:51:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:177]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:215]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:220]]></category>
		<category><![CDATA[Beled 90:12-17]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Yaşam Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Duhâ 93:1-11]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:41]]></category>
		<category><![CDATA[Fecr 89:17-21]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Haşr 59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan 76:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:82]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’ı Anlayarak Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Mâ‘ûn 107:1-7]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:127]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:2-10]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yetim kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetimin malı]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (1) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi. Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (<strong>1</strong>) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi.</p>
<p>Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak istedik. Allah Teâlâ, yetim ve öksüzler hakkında yakınları ve yöneticiler başta olmak üzere tüm insanlara çeşitli emir ve tavsiyelerini Kitâb-ı Kerim’inde bildirmiş; psiko-sosyal ve ekonomik desteklerle korunmalarını ve güçlendirilmelerini emrettiği yetimlerin horlanmalarını da yasaklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Buyruklarını Ciddiyetle Yerine Getirmek</strong></p>
<p><em>Bismillâhirrahmânirrahîm</em>: Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla</p>
<p>“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, peygamberlere inanması, <u>malı -ona sevgi duymasına ra</u><u>ğ</u><u>men- yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlü</u><u>ğ</u><u>ü ellerinden alınanlara vermesi</u>, namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.” (Bakara 2:177).</p>
<p>“Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle <u>ebeveyninize, akrabanıza, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yoldakilere</u>dir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara 2:215).</p>
<p>“Bir de sana <strong>yetimler</strong> hakkında soruyorlar. De ki: “Onların lehine olan <strong>her tür iyileştirme</strong> (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. <u>Onlarla (hayatı) paylaşırsanız, unutmayın ki onlar sizin kardeşinizdir</u>. Kaldı ki Allah fesatlık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Ve eğer Allah isteseydi sizi zora koşardı; ne var ki Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.” (Bakara 2:220).</p>
<p>“Ey insanlık!… <strong>O hâlde yetimlere mallarını verin; de</strong><strong>ğ</strong><strong>ersizi de</strong><strong>ğ</strong><strong>erliyle de</strong><strong>ğ</strong><strong>iştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp da bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azınıza geçirmeyin. Çünkü bu büyük bir vebaldir.</strong> Ve eğer yetimlere, âdil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hattâ) ikişer, üçer ve dörder&#8230; Ama onlara âdil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman <u>bir taneyle</u> ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur.</p>
<p><strong>Yetimleri, evlenme ça</strong><strong>ğ</strong><strong>ına gelinceye kadar (mallarına dair) sınayın; ama e</strong><strong>ğ</strong><strong>er aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! Büyüyüverecekler diye mallarını alelacele ve saçıp-savurarak yemeye kalkmayın</strong>: İhtiyacı olmayan kimse tenezzül etmesin, muhtaç olan da münasip bir biçimde yararlansın! Mallarını kendilerine iade ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun! Hesap sorucu olarak Allah yeter…</p>
<p>(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, <strong>yetimler </strong>ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da <u>bir şey verin; ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin</u>! Artık korksun onlar ki; eğer kendileri, arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar bıraksalardı, onlar için endişelenirlerdi. Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşansınlar da dosdoğru konuşsunlar.</p>
<p><strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>rusu, yetimlerin mallarını haksız yere bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azlarına geçirenler, karınlarını yalnızca <u>ateşle doldurmuş</u> olurlar. Zira, gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar!</strong>” (Nisa 4:2-10).</p>
<p>“Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, <strong>yetimlere</strong> ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın! Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez!” (Nisa 4:36).</p>
<p>“… Kaldı ki, yazılı haklarını dahi kendilerine vermeye yanaşmayıp üstelik (bir de) nikâhlamak istediğiniz (velayetiniz altındaki) <strong>yetim kızlar</strong>, kimsesiz çocuklar ve söz konusu yetimleri adâletle koruyup kollama yükümlülüğünüz hakkında Kitap’ta size tebliğ edilen hükümler zaten mevcuttur. Ve her ne iyilik yaparsanız yapın, unutmayın ki Allah onu bilir.” (Nisa 4:127).</p>
<p>“… Rüştüne erinceye kadar, <strong>yetimin malına dokunmayın</strong>; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin! Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.” (En’âm 6:152-153).</p>
<p>“Şunu iyi bilin ki, ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve Elçi’ye; dolayısıyla <u>yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, muhtaçlara ve yolda kalmışlara</u> aittir. Eğer siz, Allah’a ve hakkın bâtıldan ayrıldığı o gün, -yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün- kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız): Zira Allah her şeyi yapmaya kadirdir.” (Enfâl 8:41).</p>
<p>“<strong>Yetimin malına</strong> da -kendisi temyiz çağına erişinceye kadar <u>yapaca</u><u>ğ</u><u>ınız en uygun ve olumlu tasarruflar</u> dışında- yaklaşmayın. Yine, verdiğiniz her (meşru) söze sadık kalın! Şüphesiz verilen her söz, taşınması gereken bir sorumluluktur.” (İsra 17:34).</p>
<p>“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan <strong>iki yetime aitti</strong> ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.” (Kehf 18:82).</p>
<p>“Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasulü’ne verdiği tüm savaş gelirleri, Allah’a, Rasulü’ne, (onun) yakınlarına, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara ve yolculara aittir. Bunu böyle yaptık ki, <u>servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin</u>&#8230;” (Haşr 59:7).</p>
<p>“(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar; ve kendi istek ve arzularına rağmen <strong>muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler</strong>; (kendi kendilerine derler ki): “Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Elbet biz yüzleri astırıp kaşları çattıran bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76:7-10).</p>
<p>“Asla! Bilakis siz <strong>yetime izzet ikram göstermiyorsunuz</strong>, yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, emeksiz kazancı haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz. Yoo, öyle yapmayın!” (Fecr 89:17-21).</p>
<p>“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (<u>yoksulu</u>) doyurmaktır; (mesela) yakını olan <strong>bir yetimi</strong>, ya da <u>evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü</u>… Daha sonra iman edenlerden olmak ve <u>birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmek</u>tir.” (Beled 90:12-17).</p>
<p>“<strong>O seni bir yetim olarak bulup sı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınak olmadı mı?</strong> Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti. Seni birilerine yük olmuş olarak bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı. <strong>Dolayısıyla, asla yetimi ezme!</strong> Hiçbir durumda yardım isteyeni azarlama! Ve hiçbir zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!” (Duhâ 93:1-11).</p>
<p>“Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye! İşte bu tiptir<strong> yetimi itip kakan</strong> ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler. Bunlar öyle kimselerdir ki, (<u>ibadeti) gösteriye dönüştürürler, ama en küçük yardımı bile esirgerler</u>!” (Mâ‘ûn 107:1-7). (<strong>2</strong>).</p>
<p><em>Sadaqallâhu’l-Azîm</em>: Azamet sahibi Allah ne kadar da doğru söyledi!</p>
<p><strong>Yetimin Hâlet-i Rûhiyesini ‘Dürr-i Yetim’ Son Nebi’den Öğrenmek</strong></p>
<p>İslam edebiyatında “<em>dürr-i yetîm</em> (nadide büyük inci)” remziyle anılan, yetimlerin hâmisi, insanlığın büyük incisi Son Nebi’nin yetimler konusunda ne kadar duyarlı davrandığını Sehl b. Sa’d (r) şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Rasulullah (s); ‘Ben ve <strong>yetime kol kanat geren</strong> kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.’ buyurdu ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.” (Buhari, Talâk 25; Hadislerle İslam, 4/287).</p>
<p>Anne karnında yetim kalmış olan Hz. Muhammed aleyhisselam, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur:</p>
<p>“Allah’ım, ben iki zayıfın; <strong>yetim ve kadının hakları</strong> konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mâce, Edeb 6; İbn Hanbel, II/440; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Allah’ın Elçisi (s) şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“<strong>Yetim(ler)in başını okşa</strong>, fakir(ler)i doyur!” (İbn Hanbel, II/387; Hadislerle İslam, 4/293).</p>
<p>Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini müjdeleyen Son Nebi (s), İbn-i Abbas’tan (r) nakledilen bir hadisinde bir yetimin bakımını üstlenen kimseyi de cennetle muştulamıştır:</p>
<p>“Müslümanlar arasında <strong>kim</strong> <strong>bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse</strong>, affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Keza bir başka hadisinde yetime iyi davranılan bir evi en iyi ev olarak tavsif etmiştir:</p>
<p>“Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde <strong>kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu ev</strong>dir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise, içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Yetimlere ait malların ticaret yoluyla nemalandırılmasını tavsiye eden Allah Rasulü (s), <u>yetim malı yeme</u>nin ise insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğunu belirtmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği hususunda uyarmıştır:</p>
<p>“Dikkat edin! Kim malı olan bir <strong>yetimin velisi</strong> olursa, o malı ticarette değerlendirsin ve onu (çoğalmadığı için) zekâtın yiyip tüketmesine terk etmesin.” (Tirmizî, Zekât 15; Hadislerle İslam, 4/296).</p>
<p>Allah Rasulü (s), kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan övgüyle bahsetmiştir:</p>
<p>“Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işaret parmağı ve orta parmak) gibi yakın olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu halde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar <strong>kendisini yetim çocuklarının bakımına hasreder</strong> (ve evlenmez).” (Ebu Davud, Edeb 120; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Habeş Kralı Necâşi’nin huzuruna kabul ettiği muhacirlere, kendilerini kavimlerinin dinini ter edecek kadar etkileyen yeni dinin ve elçisinin özelliklerini sorduğunda Cafer b. Ebu Tâlib’in verdiği cevabın yetimlere ilişkin önemli bir vurgu da içermesi, İslam’da yetime verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“… O Elçi bize doğru sözlü olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabayla ilişkiyi sürdürmeyi, güzel komşuluk yapmayı, haramlardan ve kan davası gütmekten kaçınmayı emretti. Çirkin işleri, yalan konuşmayı, <strong>yetim malı yemeyi</strong> ve iffetli hanımlara iftira atmayı bize <strong>yasakladı</strong>. Sadece Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı istedi…” (Hadislerle İslam, 1/633).</p>
<p>Mûte savaşında şehid düşen kuzeni Ca’fer’in (r) saçı başı karışmış üç yetimini daha üçüncü günde berber getirtip tıraş ettirerek onlara kol kanat geren Allah Rasulü, çocukların yetimlik hissinden sıyrılmaları için toplumun duyarlı davranmasını ve yetimleri ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeyi teşvik etmiştir:</p>
<p>“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur.” (Ebu Davud, Vesâyâ 9; Hadislerle İslam, 4/296). (<strong>3</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan günlerinde mazlumlara destek çıkması gerekçe gösterilerek -küresel şer düzeninin sıkıştırdığı beş Müslüman Arap kardeş ülke tarafından- dövülmek istenen Katar’ın bir hayır kurumu olan RAF ile İHH’nın Reyhanlı’da ortaklaşa yapmış olduğu 990 yetim kapasiteli “<strong>Çocuk Yaşam Merkezi</strong>”nin (<strong>4</strong>) azami verimlilikle işletilmesi ve binlerce yetim yavrunun orada insanlığa büyük hizmetler sunacak önder şahsiyetler olarak yetiştirilmesi duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimleri Görmek ve Haklarını Gözetmek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/, 10.06.2017.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu; <strong>Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, 2 c., 1359 s.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014.</li>
</ol>
<p>http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017.</p>
<ol start="4">
<li>https://www.ihh.org.tr/raf-ihh-<strong>cocuk-yasam-merkezi</strong>, 18.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ZAAFLARINI DOĞRU TEŞHİS EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 09:17:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Güçlü Bir Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-Hatip Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Talim ve Terbiye Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[ulus devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=470</guid>

					<description><![CDATA[Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci Ethem Paksoy’un “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci <strong>Ethem Paksoy</strong>’un “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar etmiş, eseri tamamlanınca basma sözü de almıştık. Bir yılı aşkın bir süre bu yayınevinde bekledikten sonra nihayet Yeni Türkiye Yayınları (YTY) tarafından Şubat 2017’de İstanbul&#8217;da basılarak okuyucuyla buluştu. Ethem Hocam büyük çoğunluğu 2000 yılından sonra olmak üzere son elli yılda üretilmiş yüz elliyi aşkın bilimsel kaynağa dayanarak hazırladığı eserini, yarım asırlık gözlem ve tespitlerini de katarak yoğun bir mesaiyle milletimizin istifadesine sunmuştur. Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri, eğitim yöneticileri ve eğitimcilerimiz başta olmak üzere eserin ehemmiyetine kamuoyunun dikkatini çekmek maksadıyla kitabın <strong>giriş</strong> kısmını özetle iktibas etmekte yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim Kurumunda Kendi Değerlerimizi Bulabilmek</strong></p>
<p>“Yurdumuzun en ücra köşelerine kadar uzanan okullarıyla, yüz binlerce öğretmeniyle, milyonlarca öğrencisiyle Türkiye nüfusunun üçte birini teşkil etmekte olan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde üyesi olmayan aile sayısı çok azdır. Bu kurumun faaliyetleri gibi sorunları da toplumun ekseriyetini ilgilendirmektedir. Haklı olarak toplumda bu kurum üzerine konuşulduğu kadar hiçbir kurum hakkında konuşulmamaktadır.</p>
<p>Eğitimin siyasetin, bilimin, sanatın, medyanın, yargının ve bütün bir toplumun gündemini bu kadar meşgul etmesinin sebebi kişilerin, ailelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin Milli Eğitim’in aynasında kendilerini görememeleridir. Eleştirilerin ortak noktası <u>hiç kimsenin din, dil, kültür ve sanat farklılıklarıyla bu kurumda kendini bulamıyor olması</u>dır. Milli Eğitim, toplumu ulus devlet kalıbına dökmek istiyor; toplum ise <u>farklılıklarıyla eğitimde varlığını sürdürmek</u> istiyor. Eğitim demokratik bir yapıya kavuşsa herkesi olduğu gibi kabul eder ve bulunduğu hâl üzerine eğitir. Milletimiz kendini bir aile gibi görür ve tasalarını, sevinçlerini kolayca paylaşır.</p>
<p>Millet olarak sahip olmanın sevincini paylaşacağımız dünya çapında bilim, fikir ve sanat adamımız yok. Bunun sebebini araştırdığımız zaman <u>aslan payının eğitimde olduğu</u>nu görmekteyiz. Bozuk bir fabrika gibi çalışan Türk eğitim sisteminin sorunlarının her biri, emanet ettiğimiz neslin beynini kelepçeleyerek <u>hür düşünmesini</u>; birer pranga gibi elini ayağını bağlayarak onların <u>becerilerini ortaya koymasını engellemiştir</u>.</p>
<p>Beyin göçü ile yurt dışına kaçırılan zeki ve kabiliyetli insanlarımız ABD ve Batı’ya hizmet etmektedirler. Eğitimimizi sorunlardan arındırırsak hem bu milletin bakir beyin gücünü verimli hale getiririz, hem de bu göçü tersine çevirmiş oluruz. Bunun ötesinde yaptığımız masrafları, harcadığımız emekleri boşa gitmekten; milyonlarca gencimizin ömrünü de zayi olmaktan kurtarmış oluruz. O zaman belki güneş doğudan yeniden doğar.</p>
<p>Bu millet en sıkıntılı anlarında bile ahlaki değerleri ile mutlu olmasını bilmiştir. Bu değerler hızla aşınmaya uğradığından ahlaki çöküntüye gidildiğini görüyoruz. Toplumda boşanmalar, suç oranları arttı. İnsanlar arasındaki güven ortadan kalktı. Bu olumsuzluğun en büyük suç ortağı da eğitimdir. <u>Eğitimle dayatılan ulus devlet değerleri toplumumuzu ayakta tutan sosyal değerlerin aşınmasının da sebebidir</u>. Toplumdaki geri kalmışlığın sebebini düşünen her insan, bunun temelinde eğitimin sorunlarını görür. Eğitim sistemimiz bu sorunlardan kurtulmadıkça toplumumuzdaki sıkıntıları ortadan kaldırmamız mümkün değildir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Toplumun En Büyük Kurumuna Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>“Türk eğitim sisteminin sorunlarının bir kısmı, sistem kurulurken dayandığı tartışılması yasak ilkeler ve devrimlerin uzun bir dönemden sonra dogmalaşmasından ve kimsenin onları değiştirmeye cesaret edememiş olmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Günümüz eğitim bilimine ters olduğu halde bu sorunlar varlığını ısrarla korumaktadır. Bir kısım sorunlar da askeri müdahalelerin akabinde eğitimde yapılan değişikliklerden kaynaklanmaktadır. İktidar hırsıyla askeri vesayet altına giren siyasiler bu değişimleri yapmışlar ve suçun ortağı olmuşlardır.</p>
<p>Eğitim sisteminin sorunları onlarca yıldır biliniyor. Ancak sıra çözüme geldiği zaman herkesi memnun edecek demokratik ve bilimsel çözüm üretilmiyor. Ulus devletin bekası için sunulan ideolojik ve taraflı çözümler bir süre sonra yeni bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için eğitimimiz yapboz tahtası haline gelmiştir. Akıl ve bilimin öncülüğünde yapılan değişim, eğitimi bir kademe yükseltir, eskiyen pörsüyen yerleri yeniler. Bizdeki değişimler ise <u>ulus-devlet değerlerinin dışına çıkan toplumu hizaya sokmak için</u> yapılmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kuşatıcı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bu <u>milleti</u> sosyal ve ekonomik bakımından <u>ayağa kaldıracak yegâne kaynak beyin gücüdür</u>. Bir milletin beyin gücünü kullanmasının yolu ise eğitimden geçer. Eğitim sisteminde hiçbir inanç, hiçbir etnik köken, hiçbir kültür dışlanmamalıdır. Bilimle dini çatıştırmayan, tarihi çizgiyi parçalamayan, bu milletin bağrından çıkan bilim adamlarının buluşlarını da kitaplara koyan, dilimizin tarihi çizgisinde gelişmesi için ilkelerini tespit eden, birey, aile, devlet ve millet dörtlüsünün bağlarını dengeli bir şekilde kuran bir eğitim sistemi geliştirilmelidir.</p>
<p>Öğretilecek bilgi konusunda seçici davranan, beyne empoze edilen ezbere dayalı kuru bilgiden çok araştırma, inceleme ve gözleme dayanan bir öğretim metodu benimseyen, yeni araştırma ve inceleme kurumlarıyla gelişmenin önünü açan, dayatmalardan uzak, ideolojinin hegemonyasından kurtulmuş ve eğitim bilimlerinin yasalarına dayandırılan bir eğitim sistemi kurmak mecburiyetindeyiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim ve Öğretimin Dönüştürücü Gücünü Hakkıyla Kavramak</strong></p>
<p>“Öğrenmek insan için bir amaç değil, eğitime götüren bir araçtır. Bilgi, öğrenildikten sonra, hayata aktarılınca eğitim olur. İnsan, öğrenme hakkı elinden alınırsa şartlanmayla eğitilen hayvanların seviyesine indirgenmiş olur. İnsanlar, hayvanlar gibi şartlanmayla eğitilme içgüdüsüne sahip olmadıkları için seviye daha da aşağıya düşmektedir. Ayrıca İnsanın öğrenme hakkını çeşitli ideolojik kalıplara dökerek kullandırmak da aynı olumsuz sonucun doğmasına yol açar.</p>
<p>Her insanın, eğitimi için bilgi öğrenecek kadar zekâsı ve kabiliyeti vardır. <strong>Eğitim</strong>, insanın öğrendiği bu <u>bilgiyle davranış biçimi geliştirme</u>sinin adıdır. Öğrendiği halde bilgisini davranışlarına yansıtmayan kimse eğitilmemiş olur. Kişisel gelişim bilgiyi hayata aktarmakla tamamlanır.</p>
<p>Öğrenim ve eğitim insanın soyut güçlerini kullanmasını sağlamaktadır. İnsanın en büyük gücü, soyut gücü olan beyin gücü, manevi gücüdür. İnsan beyin gücü sayesinde kendinden daha güçlü canlılara hâkim olmakta, hatta tabiata bile hâkim olabilmek için çabalamaktadır. Bu gücü en iyi kullanmanın yolu eğitimden geçer. İnsan eğitimle duygularını ve melekelerini kullanarak sanatı doğurmaktadır. İnsan, eğitim ve öğretimle bilimde, sanatta, kültürde önceki insanların birikiminden faydalanırken kendi birikimini de sonraki nesillere miras bırakmaktadır. Bu sayede oluşturduğu bilgi hazinesiyle insan dünyayı imar etmektedir. Bu bakımdan bilim, sanat ve kültürün gelişmesi eğitime bağlıdır. Nitekim her yeni buluş da eskilerin yanlışları da yeni nesle eğitimle aktarılmaktadır.</p>
<p>Sosyal bir varlık olan insan, öğretimle sanatta, bilimde ya da mesleğinde kendini ortaya koyar. Eğitilmiş insan farklı algılar, olayları farklı değerlendirir ve hayatının kalitesini artırır. İnsan eğitimle hayatını daha zevkli hale getirecek yeni ilgi alanları ortaya çıkarır. Eğitim insanın ufkunu açar, onu yeni sentez ve yorumlara götürür. Eğitimli insanın hayatı hiçbir zaman durağanlaşmaz, çünkü her zaman gelişim halindedir. Eğitimli insan hayatın inceliklerini görür, sezer, yaşama zevkini tadar ve buna göre sosyal çevrisini oluşturur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Terbiyesiyle Güçlü Bir Toplum İnşa Edebilmek</strong></p>
<p>“Çocuğun ilk eğitimi ailede başlar. Okuldaki eğitim çocuğun ailede gördüğü temel eğitim üzerine bina edilir. Çocuğun aileden aldığı temel eğitim onun hayatından kolay kolay silinmeyen bir karakter eğitimidir. Bu eğitimin kalitesi ise anne babanın eğitimli olmasına bağlıdır. Bu yüzden çocuklar için okul açtığımız gibi günümüz toplumunda büyüklerin tecrübelerinden yararlanma imkânını ortadan kaldıran çekirdek ailelerde yaşayan anne ve babalar için de okullar açmalıyız. Aksi takdirde çocuğun aile eğitimindeki yanlışlar okullarda alacağı eğitimi de olumsuz yönde etkiler. Huzurlu, ekonomik, sağlıklı, medeni bir aile olmanın yolu eğitimden geçtiği gibi sağlıklı bir nesil, medeni bir toplum, güçlü bir devlet olmanın yolu da eğitimli aileden geçer. Dolayısıyla eğitim, aile için en büyük bir güçtür. <u>Anne ve babalar çocuklarına</u> öncelikle büyük servetler bırakmak yerine büyük <u>değerler ve erdemler bırakmış olsalar</u> daha büyük iyilik etmiş olurlar.</p>
<p>Bir toplum her alanda güçlü olmak istiyorsa bütçesinden en büyük payı ayırarak demokratik ve bilimsel eğitim sistemine yönelmek zorundadır. Bir milletin en büyük gücü beyin gücüdür. Hangi toplum beyin gücünün farkına varıp onu eğitmişse her alanda ilerlemiştir. Bir milletin tarihindeki yükselme devirleri beyin gücünü eğittiği devirlerdir; gerileme devirleri de beyin gücünü âtıl bıraktığı devirlerdir.</p>
<p>Bir toplum bilgi toplumu olmadan ilerleyemez. Bilgi toplumu olmanın yolu ise hayat boyu öğrenmekten geçer. Milletler ilkellikten eğitimle kurtulmuş, yükselmişler veya zamanına göre yükselmişken eğitime önem vermediği için geri kalmış ve çökmüşlerdir. Bir devletin gelişmişliği eğitiminin gelişmişliği ile doğru orantılıdır.</p>
<p>İnsanın eğitimi, kendisi için olduğu kadar, içinde yaşadığı toplum, çevre hatta kullandığı eşya için de önemlidir. Hiçbir canlı insan kadar çevresini ihya ve imhada etkili değildir. Bütün dünya toplumlarında insanın kendisini, toplumunu, çevresini ihya edebilmesi için eğitime ihtiyacı vardır. Aksi takdirde bir gün gezegenimizde hayat son bulabilir.</p>
<p>İyi bir eğitim farklı kültürlere, farklı ilgilere, farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmesini sağlar. Farklılıklar toplumda eğitimle zenginlik halini alır. Eğitimsiz toplumlarda farklılıklar huzursuzluğun, ayrılıkların, anarşi ve terörün sebebi olur. Medeniyet, farklılıkları zenginlik kabul eden toplumlardan çıkar. Bir toplumdaki siyasi istikrar ve sosyal dayanışma eğitimden geçer.</p>
<p>Geri kalmış toplumların kurtuluş yolu eğitime yaptıkları fedakârca harcamalardan geçer. Bu tutum, yaşayan neslin gelecek nesle bir sorumluluğu ve borcudur. Bu gerçeği bilen bir millet kalkınmak için birçok fanteziden vazgeçerek eğitime yatırım yapar. Belki on-on beş yıl sıkıntı çeker ama sonra bu yatırımlarının meyvelerini toplamaya başlar ve dünya toplumları içinde gelişmişlik seviyesini yükseltir.</p>
<p>İnsanın olduğu yerde sorunlar, sorunun olduğu yerde mutsuzluk da var olacaktır. Eğitim bu sorunları asgariye indirir, eğitimsizlik ise kronikleştirir. Günümüz süper güçleri en acımasız silahlar üreterek savaş peşinde koşacaklarına veya güçsüz toplumları silah ticaretiyle sömüreceklerine, kendi halklarını eğiterek israfsız, medeni bir şekilde yaşatsalardı toplumlarını daha mutlu ederlerdi. Savaşların dünyaya ektiği kin tohumları bir gün yeşerdiği zaman, devletler güçlü iken yaptıkları zulmün karşılığını rekabette geri kaldıklarında mutlaka göreceklerdir. Artık savaşla, kaba güçle, sömürüyle medeniyet olmaz. Medeniyetin yolu eğitimden geçer.”</p>
<p>Eğitim ferdin, firmaların ve toplumun geleceğine bir yatırımdır. Toplumun refah seviyesinin ve yaşam kalitesinin yükselmesinde eğitime yatırım etkin bir role sahiptir. Ekonomide büyüme, ulusal rekabet gücü ve verimlilik artışı ancak eğitimle sağlanmaktadır. Sosyal anlamda katılımcılık, adil gelir dağılımı, yoksulluğun giderilmesi, sosyal uyum ve çevrenin korunması gelişmiş eğitimin bir sonucudur.</p>
<p>Eğitimi gerçek mihverine oturtturduğumuz zaman evrende dünya, dünyada da insan güzel olur. İnsan bozulduğu zaman dünya bozulur; dünya bozulduğu zaman da evren bozulur. İnsan gerçek eğitime kavuştuğu zaman dünya için yük olmaktan çıkar, dünyayı güzelleştirir. Gerçek eğitim almış insan dünyanın yaratılışını bozmaz, bilakis ona güzellik katar…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>PAKSOY, Ethem. (2017). <strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>, Yeni Türkiye Yayınları, 488 s.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
