-- Diriliş Postası, Sorunlarımızla Yüzleşmek

GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ İÇİN EĞİTİMİ BUGÜNDEN PLANLAMAK

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page

İLKE (İlim Kültür Eğitim Derneği) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiye’si” projesinin ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtıldı. Derneğin Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, her zaman değişime hazırlıksız yakalandığımız için asıl sebepleri düşünmeye vakit bulamadığımıza dikkat çekti. Değişime vakitlice hazırlanmak maksadıyla geliştirilen proje kapsamında eğitim konulu ilk raporun ardından yükseköğretim, iktisat, yönetim, dış politika, kültür, sosyal politikalar ve sivil toplum konulu raporların da yer alacağı sekiz raporu 2020 yılında tamamlamayı hedeflediklerini açıklayan Sunar, geleceğin Türkiye’si projesinde; adalet, kuşatıcılık, tutarlılık, yapıcılık, katılım ve istişare, teorik bütünlük ve uygulanabilirlik ilkelerine riayet eden raporlar hazırlayacaklarını belirtti.

Durum Tespitinde Hamasi Davranmayıp Gerçekçi Olmak

Çok sayıda eğitim bürokratı, öğretmen, öğrenci ve STK temsilcinin katıldığı tanıtım toplantısında söz alan Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran, okulda müfredat ya da mekândan ziyade meselenin öğretmende düğümlendiğine vurgu yaptığı konuşmasında şu itirafları dile getirdi:

“Biz iyi öğretmen yetiştiremedik. MEB bütçesinin %90’ı yola, taşımalı sisteme gidiyor. Eğitim felsefesinde; neyi, nasıl, niçin yetiştireceğimiz konusunda 1939’dan beri bir yenilenme yapmamışız. Anormal bir sınav baskısı var. Bu koşullar içinde bu sınavları kaldırmamız da mümkün görünmüyor. Okullar arasındaki gelişmişlik farkı gelişmiş ülkelerde %12, Türkiye’de ise %70! Üniversitelerimiz de böyle. Okul dışı eğitim okuldan daha fazla oldu artık. En az bilgi veren ve çocuğun yetişmesinde en az katkı yapan okuldur! Okulu daha cazip hale getirmemiz lazım.”

İLKE Yürütme Kurulu Üyesi ve Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Dr. Yusuf ALPAYDIN’ın, toplantıdaki sunumunu esas alarak “Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporunu şu şekilde özetlemek mümkündür:

“AK Parti hükümetleri döneminde onaltı yılda 7 bakan değiştiren, dersanelerin kapatılması, sınav sisteminin bütünüyle değiştirilmesi gibi köklü politikaları hayata geçiren MEB ideolojik sorunlarla da baş etmeye çalışmıştır. Okullaşma oranlarında; derslik başına öğrenci ve öğretmen başına öğrenci sayılarında önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Temel eğitimde kız öğrencilerin okullaşma oranı erkekleri geçmiş, diğer okullarda ise erkek öğrenci oranına yaklaşmıştır (s.12-15).

2003 ila 2012 yıllarındaki PISA sınavlarında, Türkiye’den sınavlara katılan öğrencilerin performansları en alt %15’lik dilimden yukarı doğru hareket ederek %35’lere yükselmiştir. Ancak 2015 yılında bir gerileme yaşanmış ve sınava giren 72 ülke arasında Türkiye 50. (alttan 22. sırada) yer alabilmiştir (s.21)!

Öz Değerlerimize Dayalı ve Birey Odaklı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek

Eğitimi pragmatizm ve kitleselleştirme yaklaşımından daha ileri bir seviyeye taşımalıyız. Kitle eğitiminden ziyade bireyin özelliklerini daha fazla dikkate alan bir eğitim sistemi kurmalıyız. Modern eğitim paradigması Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Türkiye’de Amerikan pedagojisini uygulamak yerine kendi eğitim paradigmamızı ortaya koymalıyız. Müfredatta iç tutarlılık, yerelleşme, pilot uygulamalar, esneklik, çeşitlilik gibi özellikleri önemsemeli, akademik içeriği hafifletmeli ve sadeleştirmeliyiz. Disiplinlerarası bir yaklaşımla gencimize problem çözme odaklı bir müfredat benimsemeliyiz. Tanıma ve yöneltme fonksiyonunu yerine getirmekte yetersiz kalan rehberlik sistemimizi güçlendirmeliyiz (s.65 vd.).

Veliler ve öğrenciler ısrarla uzaktaki bir okula gitmeye çalışmaktadır. Çünkü o okulun daha kaliteli olduğuna inanmaktadırlar. Bu külfetli sorunun çözümü okullar arasındaki farkı en aza indirmektir (s.89 vd.).

Okulun hızlı değişime ayak uydurması oldukça zor görünmektedir. Bugün eğitimini verdiğimiz birçok meslek onbeş sene sonra belki de hiç olmayacak. Bu yüzden öğrencilerimizin ortak becerilerini artırmayı hedefleyen bir yaklaşım benimsemeliyiz. Mesleki ve teknik eğitimde asıl sorun, lise ve üniversite mezunları arasındaki gelir farkının büyük oluşudur. Buna yol açan da ülke ekonomisinin yapısıdır. Geliri düşük firmalar düşük ücretle eleman çalıştırmayı yeğlemektedir… (s.96 vd.).

Özel öğretim kurumlarına yönelik teşvik politikaları artırılarak devam ettirilmelidir. Ancak MEB özel okullardaki istihdam şartlarını denetlemeli ve iyileştirilmesine yönelik tedbirler almalıdır (s.104 vd.).

Özel grupların eğitimi en başarısız olduğumuz alandır. Özel eğitim kapsamındaki hem engelli hem de üstün yetenekli öğrencilere yönelik özel okulların sayısı ve kapasitesi artırılmalıdır. Bu öğrencilere verilecek eğitimin mahiyeti konusunda nitelikli bir eğitim yaklaşımı ve kılavuzu oluşturulmalıdır (s.110 vd.).

Toplumda okulların ve öğrencilerin yarısını İmam-Hatip’lerin oluşturduğu yönünde bir algı oluşturulmasına rağmen bunların oranı %13’ü geçmemektedir. Türkiye’de üretilmiş özgün bir model olan İmam-Hatip okulları mesleki lise kategorisinden çıkarılmalı, bu okullarda ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenci sayıları artırılmalıdır. Arap komşularımızla daha etkin ilişkiler geliştirebilmek için bu okullardaki Arapça ve İslami ilimler dersleri nitelik itibarıyla iyileştirilmelidir (s.117 vd.).

Daha Nitelikli Eğitim ve Öğretim İçin Gereken Tedbirleri Alabilmek

Öğretmenlerimizin daha nitelikli yetiştirilebilmesi için daha en başından eğitim fakültelerine öğrenci alırken adaylar daha kapsamlı bir değerlendirmeye tâbi tutulmalı, mesleğe uygunlukları çeşitli psikometrik testlerle ölçülmelidir. Eğitim fakülteleri ile MEB arasındaki fakülte-okul işbirliği süreci geliştirilmeli, böylece akademisyenlerin saha ile bağları güçlendirilmelidir. Eğitim fakültelerinin kapasiteleri MEB’nın öğretmen ihtiyacına göre gözden geçirilmeli, öğretmen arz ve talebine yönelik projeksiyon çalışmaları on yılda bir güncellenmelidir. Ücretli öğretmenlik uygulaması tamamen sonlandırılmalıdır. Öğretmen adaylarının işe alım süreçleri çok boyutlu, adil ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmelidir (s.129 vd.).

Millî Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk “performans yönetimi olmayacak” dedi ama bu zorunlu bir durumdur. Çalışanla çalışmayan mutlaka ayırt edilmelidir. Bugüne kadar işini yapmadığı için hiçbir öğretmenin görevine son verilmedi! Özel okullardaki öğretmenlerimiz kendilerini geliştirmede daha başarılılar. Demek ki kalite sorunumuz değil performans yönetimi sorunumuz var. Kariyer sistemi kurarak bu sorunun üstesinden gelmeliyiz. Hayat, toplum, bilgi, her şey değişiyor ama öğretmen değişmiyor! Yılda üç saatlik bir eğitimle öğretmen kendisini yenileyemez! (s.136 vd.).

MEB 60 bin okulu başarıyla yönetemiyor. O halde yetki devri yapmalıdır. Okul merkezli yerinden yönetim modeline geçilmelidir. Güvenlikçi kaygılarımız nedeniyle gençliğimizi kaybettik! Eski bakanlarımızdan birisi “Maarifin önündeki en büyük engel Maarif Teşkilatı’dır.” demişti. Okullarımızda değişmeyi ve gelişmeyi sağlayacak olan müdürlerdir. Dolayısıyla müdürlerimizin özlük haklarını iyileştirmemiz gerekmektedir (s.143 vd.).

Geleceğe Güvenle Bakabilmek İçin Eğitimde Değişimi Gerçekleştirebilmek

“Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM” başlıklı raporun sonuna eklenen “Türkiye’nin Eğitim Vizyonu” başlıklı yol haritası, siyasetçisinden bürokratına, akademisyeninden gazetecisine, öğretmeninden velisine bütün bir toplum olarak dikkate almamız gereken öneriler sıralamaktadır:

“Geleceğe güvenle bakabilmek için önümüzdeki yıllarda Türk eğitim sistemi şunları tam olarak başarmış olmalıdır:

  1. Eğitim geleneğimizden doğan insani yetkinleşme odaklı bir eğitim anlayışı: Devlet ideolojisi ve ekonomi odaklı bir anlayış yerine insani gelişim odaklı bir eğitim anlayışını benimseyen, bireylerin sahip oldukları kabiliyetleri geliştirmeyi önceleyen bir eğitim anlayışı.
  2. Tarihsel ve düşünsel derinliği olan eğitim programları: Toplumumuzun tarihsel derinliklerinden kaynaklanan ilim ve düşünce birikiminin varlık, insan, bilgi ve kemalat tasavvuru ile şekillenen bir pedagoji, kavram örgüsü ve tasarıma sahip eğitim programları.
  3. Kalite güvencesini sağlayan okullar: Her biri temel kalite standartlarını karşılayan, eşitsizliğin azaldığı, mimarisi ile öğrencinin ve öğretmenin içinde bulunmaktan keyif alacağı, özel grupların ihtiyaçlarına göre farklı şekilde tasarlanmış bir yaşam alanı olan okullar.
  4. Liyakat sahibi okul liderleri: Okul gelişimine odaklanmış, yüksek eğitimli, teknik ve insani yeterlilikler bakımından kendini kanıtlamış, okulun tüm süreçlerine vizyon katabilecek eğitim liderleri.
  5. Sürekli öğrenen ehil bir eğitimci kadrosu: Fikrî ve teknik bakımdan gelişime odaklanmış, lider, rol model, usta, meslek ahlakına ve maneviyata sahip, öğrencinin hayatına dokunan işinin ehli öğretmenler.
  6. Yerinden ve okul merkezli bir yönetim anlayışı: Eğitim paydaşlarının katılımına dayalı, merkezin yükünü azaltmış, yerel eğitim kurullarına ve okullara yetki devrini gerçekleştirmiş, dinamik ve gelişim odaklı bir yönetim anlayışı.
  7. Adil bir performans değerlendirme ve teşvik sistemi: Eğitim çalışanlarının çabalarını görüp takdir edebilen, her birine emeğine uygun kariyer, statü gibi teşvikler sunan objektif bir performans değerlendirme sistemi.
  8. Güçlü kurumsal iletişime sahip eğitim kurumları: Velilere, öğrencilere ve tüm topluma güven veren, güçlü ve açık toplumsal iletişime sahip, kültürü, yönelimleri ve stratejileri bilinen ve kabul gören bir bakanlık teşkilatı ve okullar.” (s.155).

*******

Yalova Üniversitesi’nde Sosyal Hizmet Bölümü’nde ders veren bir öğretim üyesi olarak söz aldığım toplantıda da dile getirdiğim üzere raporun 3. bölümünde rehberlik ve yöneltme hizmetleri anlatılırken sosyal çalışmacılara değinilmemesi bir nakisadır. Zira yüzbinlerce mülteci, engelli, yetim vb. dezavantajlı öğrencimizin eğitim gördüğü okullarımızda; sayıca yeterli düzeyde olmayan PDR (psikolojik danışmanlık ve rehberlik) öğretmeni kadrolarının artırılması yanında sosyal çalışmacılar için de yeni kadrolar ihdas edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bakanlığın iki yıl önce başlattığı ancak menfur 15 Temmuz işgal girişimiyle akim kalan ‘her okula en az bir sosyal çalışmacı atama girişimi’ ivedilikle gündeme alınmalıdır.

İnsanımızı tedricen kemale ulaştıracak, beklendik iyi ve yetkin davranışları geliştirecek sağlam bir eğitim sistemi oluşturarak ülkemize, bölgemize, ümmete ve tüm insanlığa güzel bir örneklik sunabilme çabalarımızı bereketlendirmesi için Rabbimize yakarıyoruz…

Kaynaklar:

  1. http://ilke.org.tr/geleceginturkiyesi, 01.10.2018.
  2. http://ilke.org.tr/haberler/gelecegin-turkiyesi-projesinin-ilk-raporu-aciklandi, 01.10.2018.
  3. ALPAYDIN, Yusuf. (2018). Geleceğin Türkiyesinde EĞİTİM. Geleceğin Türkiyesi Raporları-1, İstanbul: İlke Yayınları, 172 s. http://ilke.org.tr/yayinlar/gelecegin-turkiyesinde-egitim, 01.10.2018.
  4. ALPAYDIN, Yusuf. (2014). “Türkiye’de Lisansüstü Eğitimdeki Kapasite Genişlemesinin Analizi”. Yeni Türkiye Dergisi Türk Eğitimi Özel Sayısı-1, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, s.745-750.
Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page
TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (IV)
VETO HAKKI: MAHVOLUŞUN REÇETESİ

Yorum yap

Yorum

  1. sözün özü… insan’a yatırım yapılmalı…
    tüm stk,kurum ve kuruluşlar… hem de acilen…

  2. Eğitim camiası, ideolojilerden sıyrılıp, “kendimiz gibi yetiştirme” alışkanlığından kurtularak gelişkin dünya standartları düzeyinde hür kafalar yetiştirmeye odaklanmalı. Akılcılıktan ve bilgiden uzaklaşarak insanlığa hizmet edebilecek fertler çıkaramayız. Bakışımızı milli değil, evrensel eksene oturtmalıyız.

  3. Selamlar. Elinize dilinize sağlık. Bu konuda benim teklifim, Kur’ani Hayat dergisinin Temmuz-Ağustos 2018 sayısında yayınlanan makalemde belirttiğim gibi şöyledir:
    Bize göre yapılacak şey şudur: Hepimizin çocukları olan bütün gençlerin deist veya ateist, laik veya seküler olmasının önüne geçmek için, sigara, alkol, uyuşturucu, çetecilik, bölücülük, şiddet ve cinayet kurbanı olmaması için Orta Öğretimde ikinci dört yılın müfredatını mutlaka İmam Hatip Orta Okulu müfredatına dönüştürmek ve oradaki ortamı burada da sağlamak gerekir.
    Bunun için ders yükünü hafifleterek orta okulda okutulmakta olan kültür derslerinin bazısı lise kısmına aktarılmalı, Kur’an ve Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı ve Ahlakı, İlmihal Bilgisi dersleri yoğunlaştırılmış olarak okutulmalı ve öğrencilerin Kur’an, Allah, Peygamber, insan, iman ve küfür, dünya hayatı, ahiret hayatı, iyilik ve kötülük, hesap ve kitap, mükâfat ve ceza, cennet ve cehennem, edep ve ibadet, gibi her Müslümanın bilmesi ve inanması gereken temel İslami bilgileri ve kulluk görevini öğrenmesinin sağlanması, bunun pratiğinin yapılması gerekir.
    Değilse, mevcut müfredat, program ve anlayışla okul çevrelerinde ve toplumda gördüğümüz uyuşturucu, alkol, sigara, gasp, soygun, çete, şiddet, tecavüz ve terör olaylarının katlanarak çoğalmasının, hatta neredeyse evlenme katsayısı seviyesine gelmiş boşanmaların ve çocuk sefaletlerinin önüne geçmek mümkün değildir! Bu sistem ve müfredatla gençlere İslam’ı öğretmenin ve nihilist, deist, ateist olup cahiliye karanlığına düşmekten korumanın mümkün olmadığı şekil-A’da görülmektedir.
    Bu görev bütün aydınların ve kurumların olduğu gibi, en başta siyasi otoritenindir. Bütün zorluklarına rağmen bugün için yapabilecek imkâna ve güce sahip siyasi otoritenin bunu ihmal etmesi Allaha ve topluma karşısı büyük bir vebal olur.

  4. “EĞİTİM”, soğuk, buyurgan, tehlikeli ve riskli bir kelime… ÖĞRENİP-ÖĞRETİP dümdüz, dosdoğru gitmek varken, eğmenin-bükmenin nereden çıktığına bir bakmak gerek? Bunu da düşünmeliyiz!
    Bereketli olmasını dilediğim çabalarınızda başarılar dilerim.